18 MART, PAZARTESİ, 2013

Cemal Abi’ye Mektup

"Cemal abi, güzel abim, Sen buradayken de, senden, şiirinden konuşulduğunda ‘Cemal abi’ denirdi gıyabında, sen gurbete gittikten sonra da, sanki daha çok aramızdaymışsın gibi daha çok ‘Cemal abi’ oldun seni tanıyana da, tanımayana da. Güzel adamlar gidince onlara yakınlığımız daha da artar ya, hiç tanışmamış da olsak ‘abi’ demek isteriz onlara yakıcı ve önlenemez bir yakınlıkla."

Cemal Abi’ye Mektup

Cemal abi, güzel abim,

Sen buradayken de, senden, şiirinden konuşulduğunda ‘Cemal abi’ denirdi gıyabında, sen gurbete gittikten sonra da, sanki daha çok aramızdaymışsın gibi daha çok ‘Cemal abi’ oldun seni tanıyana da, tanımayana da. Güzel adamlar gidince onlara yakınlığımız daha da artar ya, hiç tanışmamış da olsak ‘abi’ demek isteriz onlara yakıcı ve önlenemez bir yakınlıkla. Ben “Yalnızız Cemal Abi” diye bir şiir bile yazdım sana, baktım senden sonra her şey dibe çöküyor, Kars kısa, rakı da tatsız. Şikayet gibi olmasın da sadece bil diye.

Şimdi sen ‘amma da uyduruyorsun ha, kardeşim, asıl gurbet dünyaymış meğer’ dersin belki, ‘ben dedim’ demezsin de, bilinir “Gurbet yavrum garba düşmektir gurbet” dediğin. “Jandarma daima nesirde kalacaktır” dediğin gibi “Göçebe”de, gurbet de hangi tarafta olursa olsun şiirde sürgit kalmayacak mıdır abi? Hiç kimsenin şiirinde kalmasa bile, senin şiirindeki gurbet yeter hepimize.

Şairsin. Yazarken de şairdin, şimdi yazmıyorken de şairsin. Üstelik bu tarafta okurların da bir arttı ki sorma. ‘Şair olmak’ yalnızca şiirle ilgili bir şey değil. Her şiir yazan da şair olmuyor ayrıca. Kimi olamıyor, kimi olmak istemiyor. Fakat sen hayatla, ahbaplarınla, bürokrasiyle, gençlerle, cumhuriyetle, kadınlarla, siyasetle, edebiyatla ve şiirle, ezcümle ilişkili olduğun her şeyde bir yenilik ve farklılık olarak ‘jest’i de kattın hepsinin yanına, başına, önüne, sonuna.

Darphane müdürü olduğunda devlete, iktidara yaranmadığın gibi işten atıldığında da ‘devletlü’lere paranın kirini, altın tozunun kirini bir güzel hatırlattın, gönlün zaten temizdi ya elini de yıkayıp çıktın. Unutmak olmaz bu jesti.

Turgut Özal’a bir açık mektup yazdın, ‘general’ arkadaşın Muzaffer Buyrukçu’yu da katarak bu ‘jest’e, Kadıköy’den denize atlayarak beraber intihar etmeyi teklif ettin, böylece memleket belalardan kurtulacaktı!

İstanbul gibi her şeyin dükalığına soyunan bir metropole karşı şiirin Ankara’dan geldiğini söyleyerek, yazarak, bozkır cumhuriyeti için en kral jestini yaptın ki, Cemal’deki abi’ye, abi’deki Cemal’e kendimi bu kadar yakın hissetmemin en ‘taşralı’ sebeplerinden biri de budur:

Ankara Ankara/Ey iyi kalpli üvey ana!”

Çıkardığın dergi, onu yayımlama çaban, çıkarma yöntemin de herhalde yalnızca şiirin değil, hevesin jestler tarihine de yazılsa yeridir: 

Adı Papirüs olan bir jest, ki yayımladığın günden bugüne, kitaplığımızda durmadan kımıldıyor, içinden durmadan sesler geliyor. “Kımıltılar Düşesi” mi desem ‘sesler çarşısı’ mı, bilemedim.Fakat, unutulmaz dergiler safındaki yerini çoktan aldı. ‘Rafındaki’ diyemeyişim, bu dergilerin bize olduğu kadar, bizim de bu dergilere rahat vermeyişimizdendir: Yeni Dergi’den Papirüs’e, Yazı’ya, Tan’dan Sombahar’a: “Bir dergi gibidir onun hayatı/ bu yüzden ölmez batar”.

Şairlerle, edebiyatçılarla ‘restleşme’n de olsa bunu hemen ‘jestleşme’ye dönüştürürdün. Hiç restleşmedin elbette, ama kim Turgut Uyar’ı senin kadar güzel övmüştür, bir şairin bir şairi bunca hesapsız övdüğü nerde görülmüştür? “Öldüğü gün/hepimizi işten attılar”.

Yalnızlığa da az bulunur bir ‘jest’ yaptın ve “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem/ yalnızlığın başkenti orası” diyerek bir cumhuriyet de yalnızlığa kurdun: Korkunun krallığına karşı yalnızlığın cumhuriyeti.

Yazdığın dile de yazamadığın diline de birlikte ‘jest’ yaptın: “O yıllarda ülkemizde/ çeşitli hükümlerle/yetmiş iki dilden/ikisi yasaklanmıştı:/.../İkincisi Türkçe.”

Sosyalizme, işçi sınıfına yaptığınsa ‘şanlı bir jest’ti:“Ağzında/filtreli/ şanlı Haziran/.../Doğumun/T.Ö./Yani Tariş’ten Önce”.

Ali’ye, Hasan’a ve Hüseyin’e yaptığın jestlerse ‘anlayana’ kabilinden oldu: “Biz kırıldık daha da kırılırız/Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza” deyince sen, öyle iyi oldu ki, ‘anlamak’ da senden doğru bir jest sayıldı.

Gençlere, genç şairlere yaptığın jesti, her genç ve şairin tek tek anlatmasında yarar var, bence hâlâ ‘genç şairlerin Cemal abisi’sin ve kimse yerini alamaz, tutamaz.

Aşka ve kadınlara yaptığın jestlerse, bir dizeye de, bir şiire de, bir kitaba da sığmaz, sığdırılamaz. Şiirin baştanbaşa aşka ve kadınlara bir jesttir ve “keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizesiyle hepsine gül gönderdin, hâlâ gönderiyorsun.

Elbette en güzel jesti şiire yaptın ve onu düzyazıyla yarıştırmadın: “-Ağır ol Bay Düzyazı/sen ancak uçağa binebilirsin!”

Böylece, şairin ve şiirinin jestleri varsa, hayatının da şiire dahil olacağını hepimize, hayatınla, şairliğinle ve şiirinle göstermiş oldun.

Ey Cemal Süreya boşuna mı Cemal Abi oldun?

0
3078
0
Yazar:
Fotoğraf: Ara Güler
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle