23 MAYIS, SALI, 2017

Bu Bir Ankara Hatırasıdır

Funda Şenol Cantek'in Ankara'yı farklı yönleriyle bazen tatlı tatlı, bazen de sert mizacıyla anlattığı, okuyucusunu geçmişten günümüze etraflı bir şehir turuna çıkardığı derlemesi İcad Edilmiş Şehir - Ankara, üzerine bir yazı. 

Bu Bir Ankara Hatırasıdır

Ankara’yı nasıl bilirsiniz ? Aklınıza getirdikleri nelerdir? Başkent, Anıtkabir, ODTÜ, Behzat Ç. , pavyonları ve müziği (!), Kalecik Karası, gayet benimsenen hatta bazılarınca özlenen bir tür kasvet (bizzat Ankaralıların aktardıkları sonucu oluşmuş bir intibadır), düzen, intizam, Gençlerbirliği-Ankaragücü… İcad Edilmiş Şehir - Ankara’yı okuyana kadar, Ankara dendiğinde benim de aklıma gelenler aşağı yukarı bunlardı. Bir de MFÖ’nün  “Kelimeler Kafi” şarkısından bir dize.

Funda Şenol Cantek’in derlediği, İletişim Yayınları’ndan çıkan bu kitap, Ankara’yı ve kültürünü tarihinden mimarisine, şehir hayatından futboluna, sosyal yapısından konu olduğu sanat eserlerine kadar her yönüyle bize anlatıyor. Birçok farklı araştırmacı ve yazarın katkılarıyla oluşturulan kitapta türlerine göre ayrılmış, kimi zaman ise iç içe geçmiş 38 ayrı yazı bulunuyor.

Kitaba başladığımızda, ağırlıklı olarak şehrin tarihini ve başkent olarak ilan edildikten sonra yaşadığı dönüşümünü konu alan yazılarla karşılaşıyoruz. Bunları okurken, kitaba adını veren “İcad Edilmiş Şehir” tabirinin de nerden geldiğini detaylı olarak görmüş oluyoruz. Zira başkent olana kadar çok küçük nüfusuyla bir kasabadan ibaret olan bu yerleşim biriminin nasıl şehre dönüştüğü, ne şartlarda yapılandığı, bir kentin adeta sıfırdan nasıl yaratıldığı detaylarıyla aktarılıyor.  Bu yazılarda dikkat çeken ortak unsurlardan biri de, şehrin planlanışı ve oluşturulan mimarisiyle ilgili benzer eleştirilere sahip oluşu…

Hızla artan nüfusuyla büyüyen Ankara’da, zamanla kendine has bir şehir hayatı da oluşur elbet. Kentin ticaret hayatı, dükkânları, sinemaları, gazeteciliği, radyoculuğu hakkındaki yazılarda bunlar ve yaratılan kültür anlatılmakta. Her okurun kendi ilgi alanına göre kitapta dikkatini çeken ve merakla okuduğu yazılar tabii ki farklı farklı olacaktır. Ben de kendi adıma bu bölümde, başkenti Arjantin bira bardağıyla, espressoyla ve (kaybetmeye başladığımız değerlerden) kaliteli fast food/büfecilik ile tanıştıran “Piknik” adlı mekân hakkındaki yazı ile Ankara sinemaları ve "Mavi" adlı edebiyat dergisinin hikâyesinin anlatıldığı yazılardan çok keyif aldığımı söyleyebilirim.

Edebiyattan, sanattan bahsetmişken, başrolün Ankara olduğu, etkilediği ya da bir şekilde konu olduğu hikâyeler, romanlar, hatıratlar, şarkılar (sırf içinde Ankara geçen şarkılara ayrılmış özel bir çalışma dahil) ve bunlara ilişkin incelemeleri içeren yazılar da mevcut derlemenin içinde. Başkentin edebiyatla olan ilişkisini okurken, şehrin ruhunu, geçmişini biraz daha tanımış oluyoruz aslında. Tüm bu anlatımlarda (ve hatta arkadaş sohbetlerinde) konu çoğu zaman şu kaçınılmaz noktaya geliyor elbet; İstanbul – Ankara karşılaştırması. Bu, bir kıyaslamaya döndüğünde iş içinden çıkılmaz bir noktaya gelir genelde, doğal olarak duygular devreye girer. Lakin yazılarda bir kıyas değil, sadece iki şehrin farklılıklarının anlatıldığını görüyoruz.

Ankara demişken, şehrin son yıllarda çok daha konuşulur ve yazılır hale gelmesini sağlayan en önemli figürlerden biri de unutulmamış tabii: Behzat Ç.. Emrah Serbes’in romanından uyarlanmış olan dizinin bugün bazı internet mecralarında belki biraz fazla romantize edilerek anlatılıyor olması özellikle de izlememiş olanlara antipatik görünebilir, ancak eserin son 10 yılda çekilmiş olan bir-iki iyi ve cesur yerli diziden biri olarak ününü fazlasıyla hak ettiğini söylemek gerek. Kendisinden sonra yapılan filmlerde ve dizilerde başkentin daha çok konu edilir olmasını da sağlayan “Behzat Ç.”nin sevenleri ve Ankaralılar için neler ifade ettiği de ilgili bölümlerde yer alıyor.

Son olarak şunu eklemeliyim ki, ailesi İstanbullu olmayan ama İstanbul’da doğmuş biri olarak hiçbir şehre karşı “memleket” ve aidiyet duygusunu tam olarak hissedemedim, hiç hemşehrim de olmadı, hatta herhangi bir şehir ve daha ziyade o şehrin insanı ile ilgili koşulsuz, aşırı övgülü cümleler duyduğumda da bazen içimde negatif duygular uyanmaya başlar yavaştan. Dolayısıyla, Ankara’ya karşı tamamen objektif duruşumla okuduğum bu kitap için şunu söyleyebilirim; Tanıl Bora, Sevgi Soysal, Levent Cantek, Turan Tayner, Hakan Kaynar,  Suavi Aydın, Meltem Ahıska, Ayşe Kulin gibi isimlerin kaleminden Ankara, gereksiz bir övgü ya da yergi içermeden, iyisiyle kötüsüyle bize sadece şehri olduğu gibi anlatıyor.

0
2555
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle