31 MAYIS, SALI, 2016

“Biz Mavi Huyluyuz, Edip Cansever Gibi...”

27 yıllık meslek hayatında doğruları söylemekten çekinmeyen, şimdilerde Fox Tv'nin Çalar Saat haber kuşağını yöneten ve sunan İsmail Küçükkaya ile Türkiye'nin gündemine, yeni kitabı Korkma'ya siyasete, edebiyata ve hayatına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Biz Mavi Huyluyuz, Edip Cansever Gibi...”

Sevgili İsmail Küçükkaya hoşgeldin. Seninle söyleşi yapmak benim için bir mutluluk. Uzun yıllardır televizyonda şiire gösterdiğin yakınlık ve ilgi için de şiir ve şairler adına çok teşekkür ederim.

Farklı bir gazeteci ve televizyoncu görüntüsü veriyorsun. Neredeyse tüm medyanın iktidara yakınlığı ölçüsünde yaşayabildiği bir dönemde bağımsız kalarak medyada barınmak çok önemli olmalı.  Aynı zamanda yalnızca muhalif tarafın değil, iktidara yakın izleyicinin de takip ettiği bir gazeteci olduğunu düşünüyorum. Bunu nasıl başardın ve sürdürüyorsun?

Çok teşekkür ediyorum. Ben de bugün çok mutluyum ve heyecanlıyım. Yaklaşık 27 yıldır gazeteciyim, ama son üç yıldır televizyondayım. Öncelikle ülkem gazeteciler açısından zor bir dönemde. Ülkemin demokratik kazanımları ve yaşantısı açısından da güç bir dönem. Dolayısıyla kişisel sorumluluğumuz yüksek. Her kişisel sorumluluk sahibi de kendisini ifade edecek, o sorumluluğu yerine getirecek mecra bulamayabilir. Bizim şansımız Fox'un yabancı sermayeli bir kanal olması. Bizden tek bir beklentileri var, “uluslararası standartlara uygun bir gazetecilik, ve hukuka uygun bir yayıncılık”. Programlarımız izleniyor ve izlenince de kendi kendini döndüren bir mekanizma oluştu. Bu da büyük şans ve sorumluluk.

Şunu yapmaya çalışıyorum: Sadece muhalefet değil, ülke gazeteciliği. Gazetecilik zaten muhaliftir. Ülkede olup bitenlere dair duygusu, düşüncesi, yanlış gidenlere dair eleştirisi olmalıdır. Kitabımda da önce can dedim; çünkü yeni bir dil bulmamız gerekiyor. Siyasetin kutuplaştırıcı, yorucu dilinden yorulduk. Anneleri de ön plana çıkarma sebebim bu. Anneler birisi öldüğü zaman Sünni mi, Türk mü, Kürt mü, Alevi mi diye bakmıyor. Bizi yönetenlerin yaklaşımını doğru bulmuyorum. Bu sebeple ben de diyorum ki Gezi Parkı’nda ölen çocuklar da bizim çocuklarımız, verdiğimiz şehitler de bizim çocuklarımız. Bu yüzden barışı her iki yaklaşımla sağlamamız gerekiyor. Toplum da bunu istiyor bence.

Bu dili oluşturmak da çok önemli. Pek çok gazeteci var, sevdiğimiz, okuduğumuz, fakat pek fazla yakınlık kuramıyorlar toplumla, sadece okur-yazar ve entelektüel çevreyle sınırlı kalıyorlar. Sen o dili kırdın. Kitapta da bahsettiğin gibi sadece muhalif çevrenin değil, aynı zamanda kendisini iktidarla özdeşleştirmiş ya da başka siyasi anlayışlardaki insanların da ilgiyle izlediği bir programcı oldun...

Hemen araya girmek istiyorum. Mesela bazen mesajlar geliyor, ben diyorum ki burası bütün Türkiye’nin kanalı. Burası diğer kanallar gibi değil, toplumun tamamının kanalı. Şöyle özetleyeyim: Türkiyecilik yapıyorum.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bir pastadan pay almak kolay aslında sen bu pastanın tamamına ulaşmak istiyorsun. Eşit yakınlıktasın.

Şunu söyleyeyim Batılı tavır bize “Önce kendini askıya almalısın ama bunu yaparken karşıdakine ben şuyum diye söyleyeceksin” diyor. Ben partilerin hiçbirisine aidiyet duymuyorum. Liderlerin hiçbirisi için benim değerlerimle tamamen barışık diyemiyorum. Ama beni Atatürkçü olarak tanımlayabilirsiniz. Çünkü o ayrıştırıcı değildir, ben onun temsil ettiği kurucu değerlere bağlıyım.

Kütahya’nın Simav ilçesinde doğdun. Devlet okullarında okudun, İngilizceyi kendi kendine öğrendin. Büyük bir gazetenin yayın yönetmeni oldun. Şimdi  de Fox TV’de Çalar Saat haber programını yapıyor ve sunuyorsun. Bunların hepsini de Cumhuriyete bağlıyorsun. Cumhuriyet bugün bizi yönetenlerin de o mevkilere gelmesini sağlayan  bir rejim.

Ben Kütahya, Simav’da gerçek anlamda yoksul bir ailenin içinden geldim ama hepimiz öyle değil miyiz zaten? Biz bunu Cumhuriyete borçluyuz. Türkiye’nin neresinde doğarsak doğalım Türk, Kürt, Sünni, Alevi demeden her makam bize açıktır. Cumhuriyeti vatandaşların mutlak eşitlik anlayışı olarak görüyorum. Demokrasinin de temelidir.

“Kitaplarım cumhuriyeti savunmak içindir!”

Bunu büyük bir kanalda yapmak riskli bir şey. Seni tekrar kutluyorum.

Yeni kitabımın adı Korkma. Benim iki kitap çalışmam daha var. Biri, Cumhuriyetimizin 100. Yılı, diğeri de Cumhuriyetimize Dair. Bunları televizyonla başlatmadım ama tabii şimdi küresel bir iş yapıyoruz.

Evet, konuşuyoruz, yazıyoruz ama bunun kitleselleşmesi çok önemli, sen bunu yapıyorsun.

Ama bu değerleri savunarak ulaştığımız kitle çok büyük. Ve toplumumuz aslında bunu istiyor diyorum. Sizin bunu nasıl sunduğunuz önemli.

Geçenlerde Meclis Başkanı bir açıklama yaptı: “Laiklik yeni anayasada olmamalı, hatta dini bir anayasa olmalı.” Ben düşündüm o zaman, acaba onlara oy veren kitle ister mi bunu? Belki bir kısmı isteyebilir ama %50’nin tamamı istemez.

Ben bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her ay düzenli anket sunan İbrahim Uslu’ya sordum. Bana şu bilgiyi verdi, “AKP tabanı içindeki kitleye soruyorlar: Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? %16-17’si ilk olarak Atatürkçü olarak tanımlıyor.” Bu çok önemli bir gösterge.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Yetişmenizde Cumhuriyet'in okullarının yanı sıra, farklı görüş ve anlayıştaki şair, yazar, felsefeci, düşünce insanının ve Arjantin felsefe grubunun önemli katkıları olduğunu belirtiyorsunuz. Bu oluşumdan söz eder misiniz?

O oluşum maalesef devam etmiyor. Orası benim ikinci üniversitem oldu. Çok faydalandım. Nihal Kemaloğlu’nun girişimiyle kuruldu burası. Ankara'da Arjantin Caddesi’nde bir ofis tuttuk beraber, haftanın beş günü üçer saatlik seminerler yaptık. Mesela pazartesileri Doğu felsefesi, perşembeleri Batı felsefesi, Ahmet İnam’dan. Hilmi Yavuz’dan şiir dersleri aldık. İlber Ortaylı, Erol Göka’dan  siyaset-psikoloji dersleri aldık. Ahmet Kanneci’den sanat tarihi ve teorileri dersleri aldık. Olağanüstü besleyici bir dönemdi. O dönem Ankara gazetecisiydim, çok beslendim ordan.

Ankara’yla İstanbul arasında böyle farklı bir şey var. Ankara’da entelektüel oluşumlar daha yoğundur. Böyle bir grup ancak Ankara’da çıkabilirdi diye düşünüyorum.

İstanbul’da bana öneriler geldi ama İstanbul’da yaşam ağır, mesafeler uzun. Denemeye bile cesaret edemedim.

“Anne dili ayrıştırıcı değildir!”

Anne ve babanızın kişiliğinizin gelişmesindeki etkilerine değineceğim. Kitapta özellikle annelerden bahsediyorsunuz, babanızın size özgüven kazandırdığını da anlatıyorsunuz. Bizim gibi taşralı çocuklar için ikisi de çok önemlidir. Ben de oto tamircisi bir baba ve altı çocuk doğuran ev kadını bir annenin çocuğuyum. Özellikle taşrada okul kadar annenin, babanın desteği de çok önemlidir.

Ben de babamdan çok sevgi gördüm, her zaman özgüven aşıladı. En iyisini yapabileceğime dair ilk duyguları hep ondan aldım. Anlayışlı, destekleyici bir babaydı. Engin Gençtan’ın bir kitabında anlatır: Amerika’ya gidiyor, başka başka branşlardan eğitim olacak. O tarihlerde psikiyatri dalı da yeni yeni çıkıyor. Ama Engin Gençtan isteklidir. Anne babasına bir şekilde ulaşıyor, onlar “Evladım ne istersen seç, biz senin yanındayız” diyorlar. Teşvik edici bir aile son derece önemli. Anneleri ön plana getirmemin sebebi ise, anneler hayatın bütün yükünü taşıyorlar aslında. Hele yoksul Anadolu kentlerinde özellikle, hatta Tezer Özlü de hep ona dikkat çeker. Anadolu kentlerinin ağır havasını anneler hissederler üzerlerinde.

Anneler o günler, sıkıntıları, geçerken hafifletirler öyle değil mi? Bir köprü gibi.

Aynen öyle. Ve sizi hayata hazırlarlar. Her gün, her gün o sobalı evlerde kalkıp günü hazırlarlar. Sabah nasıl duyarsın “tıpır tıpır” ayak seslerini, o annenizin ayak sesidir. İki amacım var. İlki anneleri hatırlamak, hatırlatmak; ikincisi anadili. Anne dili ayrıştırıcı olmayan bir dil. Anneme de babama da minnettarım.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Annelerden bahsederken diyorsun ki: Lider eşleri bir sosyal sorumluluk projesi dahilinde bir araya gelebilir ve kutuplaşmayı önleyebilirler. Bu erkek egemen toplumda iyimser bir öneri değil mi?

Bu benim çok üzerinde durduğum bir proje. Biz mavi huyluyuz. Neden? Mavi huylular pes etmezler, inatçıdırlar. Ben lider eşlerini birebir tanıyorum. Liderler bir araya gelemiyor, siyaset sert Türkiye’de. Bunu kim kırabilir, lider eşleri. Yapabilirler. Keşke bir araya gelebilseler. Naif de olsa bu benim düşüncem.

“Hakikat avcılığı”

Katılıyorum. Keşke olsa... Öte yandan gazeteciler için “hakikat avcıları” diyorsun ama diğer yandan da hakikatin avları haline geldiler. Ama ‘insan insanın kurdudur’ dedikleri gibi gazeteci gazetecinin avcısı oldu memlette

Öteden beri öyle aslında.

Doğru öteden beri de, sanki son dönemde yoğunlaştı

Eskiden de müthiş kavgalar olurdu gazeteciler, yazarlar arasında. Ama şimdiki kötülük şu, bildiğin tetikçilik yapılıyor artık.

Nazım Hikmet-Peyami Safa kavgası vardır, inanılmazdır. Ama ikisi de önemli edebiyatçılardır. Şimdi o entelektüellik yok.

Son 6-7 yıldır yok edilecek, tasfiye edilecek, tutuklanacak gazeteciler listesi hazırlanıyor. Şimdi iktidarın süresi çok uzadığı için, mekanizma şu, iktidar çok uzadı, çok güçlendi, dağıttığı ekonomik pasta çok büyüdü. Gazeteciler de iktidar peşinde koşuyor bir kısmı da, o pasta için. Ama şimdi o kadar büyüdüler ki, birbirlerine düşmeye başladılar. Muhafazakar camianın gazetecileri iktidar kavgasına girişmeye başladılar. Birbirlerini yok ediyorlar şimdi.

Öte yandan şunu da söylemek isterim, bana gazetecilerden, medya patronlarından talepler geliyor ‘haklarının savunulması’ konusunda. Ben zaten haklarını savunuyorum ama şunu da söylemeden edemiyorum, ilk medya operasyonu Akşam Gazetesi’ne yapıldı. Ben yayın yönetmeniydim, benimle birlikte yazarlar, editörler, yazı işleri müdürleri yani yaklaşık 200 kişi işinden oldu. O tarihte hiç kimse, ne Doğan Grubu, ne Sabah, hiçbir yerde tek bir şey yazılmadı. Bizi seyrettiler.

Biz Kant ahlakına inanıyoruz. Bizim başımıza ne geldi, ne yaptılar diye bakmadan standart, evrensel bir ahlak anlayışımız var bizim. Aynı koşullarda kimin başına ne gelirse, içimizin, vicdanımızın emrettiğini yaparız.

Evet onun beni fark etmemiş olması benim de onu fark etmeyeceğim anlamına gelmez. Korkma kitabına dönersek, “korksan da korkma” diyorsun...

Öyle diyorum; çünkü gerçek şu, toplum korkuyor. Annem korkuyor mesela. İlk kitabımı yazıdığımda annem bana ilk sitemini etti. “Oğlum niye, başına bir şey gelecek” dedi. "Noldu anne?", dedim. Yeni kitabım çıkmış, Cumhuriyetimize Dair. "Cumhuriyetimiz diyorsun ya", dedi. İşte o zaman anladım toplumumuzun içindeki korkuyu. Ama annem niye söyledi, sokakta ona hep söylüyorlar “İsmail’in başına bir şey gelmesin” falan gibi. Ve neden ‘kork ama korkma’, çünkü Murathan Mungan'ın  kitabında vardı. “Gerçek cesaret kendi korkularından ürettiğin cesarettir.” Bu deli cesareti değil, akıllı cesaret lazım. Korkacaksın, insansın. Bu ülkede düşünen insan neden korkar? Öldürülmekten korkarsın, çok örneği var. Hapse düşersin, işsiz kalırsın. Hepsi başına gelmedi mi insanların? Kork ama korkma. Korkuyorum diye yapmak istediğimi, yüreğimin ve vicdanımın emrettiğini yapmaz hale gelirsem sorun var.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Mesela sen televizyondasın ve insanlar senin için şöyle düşünebilir: Adam korkuyor ama yapmaya devam ediyor. Bu daha insani bir şey değil mi? O da korkuyor ama yapıyor.

Ama ben korkuyorum diye yapmazsam ahlaksız olurum. Doğru bildiğimi söylemezsem ahlaksız olurum.

Doğru bildiğini söylemezsen o zaman entelektüel olmak, gazeteci olmak, doktor olmak, şair olmak, yazar olmak niye olsun ki, bütün bunları yapmıyorsan. Katılıyorum sana.

“Yurtta barış, dünyada barış”

Türkiye’yi kurtaracak hamle olarak gördüğün, kurucu değerler nelerdir? Ve bunlara yeniden dönmemiz olası mıdır? 

Bana mesela sihirli bir değnek verseler ve Türkiye’ye ne yaparsın deseler... İlk olarak kurucu değerlerimize dönerim. Öncelikle laiklik, ama eski jakoben tavrıyla değil. Gerçek laiklik. Laikliğin tanımı tektir. Devletin bütün inanç gruplarına mutlak yansızlığıdır. İkinci olarak “yurtta barış, dünyada barış”. Şu anda başımıza gelenlerin tamamında, özellikle Suriye bağlamında dönmemiz gereken kurucu değerler, cumhuriyetin “yurtta barış, dünyada barış” şiarı. Bundan sonra da cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün  hedefi olan muasır medeniyet seviyesi. Onun için herkes çalışacak. Ben eski Yunan felsefesine inanıyorum orada, herkes kendi işini en iyi yapacak. Ben gazeteciyim, işimi en iyi şekliyle yapacağım. Çöpçü onu, çaycı onu yapacak. Sanatçı onu yapacak. İdeal topluma ulaşmak için herkes işini en iyi şekilde yapacak.

Toplum olmayı başaramamak. Bu çok ciddi ve vahim bir şey. Murat Kemaloğlu’nun deyimiyle ‘sen topluma psikoterapi’ uyguluyorsun. Ece Ayhan’ı çok severim, şiirleri kadar, yazılarını da çok önemserim. “Bu toplum bir insan toplumu değil, topluluk” derdi. 'Toplum olamamış', derdi.

En çok üzüldüğüm, korktuğum şeydir toplum olamamak. Televizyonda her gün sosyal medya etkileşimi yapınca, günde 10.000 mesaj geliyor. Toplumun nabzını iyi yakaladığımı düşünüyorum. Şunu görüyorum, toplum karşı kesimlere karşı acımasız. Gerçekten toplumun bir kesimi şehitlerin acısını yüreğinde hissetmiyor. Ankara’da barış mitinginde yaşanan terör olayını anmak isterken stadyumda ıslık çalındı. Büyük bir kutuplaşma yaşıyoruz. Bu da bizim toplum olamadığımızı gösteriyor.

Toplum olabilmek için ortak duygularınız olacak, ortak hayalleriniz olacak. Televizyonda hep soruyorum, bizim toplumumuzun ortak hayalini bana söyleyin. Mesela ben Avrupa Birliği değerlerine inanıyorum. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü… Ortak hayalimiz yok, ortak yasımız yok. Toplumun yarısı savaş istiyor, çünkü topluma onu empoze ediyorlar. Ya ortak yas tutarsınız ya da ortak zaferiniz olur.

Yas tutabilmek daha önemli. Bizim genlerimize daha yakın bir şey. Onun bile parçalanmış olması korkunç!

Halil Cibran ne diyor, “ Senin yüreğinde o yas dönemlerinde acı, hüzün ne kadar derin bir oyuk açtıysa, günü geldiğinde huzur, sevinç, mutluluk yaşadığın zaman da o kadar derinde olacak o.” yani aynı çukurun içini doldurmuş olacaksın. Ortak yasını tutmazsan ortak sevincini de yaşamamış oluyorsun. 

Kendine bir umut felsefesi inşaa ettiğini söylüyorsun, televizyon aracılığıyla bunu toplum için de yapıyorsun. Varoluşçu ve iyimserlik aşılamaya çalışıyorsun. Bu herhalde hem okumalarından hem de Arjantin Grubundan.

İşte Murat Kemaloğlu’nun söylediği buydu. Hayat devam ediyor diyorum. Ben umutsuzluğu kabullenmem. Biz mavi huyluyuz. Haydar Ergülen, Edip Cansever gibi. Ama benim umut felsefemde umutları görmezden gelmek yok. Tam tersine, sorunları göre göre, üzerine basa basa, gözünün içine baka baka çözüm üretmek. Bu da yaşıyorum daha, bitmedi daha, değil daha demektir. Nietzsche, “öldürmeyen bela oldurur” der. Bir şey tecrübe ediyor toplum şimdi.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Türkçe, müzik, kitaplar, sanat, edebiyat, şiiri yüceltiyorsun. Sabahları sunduğun Çalar Saat programında insanlara bir başka yaklaşıyorsun,  ‘korkuya karşı gülümsemek’ senin yaptığınız. Umut felsefesi aşılıyorsun...

Hepimizin uzman olduğu ve dünya kadar bilmediğinin olduğu başka bir alan var. Dünyanın acemileriyiz aslında. Ben gazeteciyim ve çok iyi bir gazeteci olduğuma inanırım öteden beri. Ama televizyonda yeniydim. Ben de dedim ki, burada farklı nasıl bir şey yapabilirim? Gazeteciliğim tamam. Ama başkaları neyi yapmıyor? Bir ruh katayım dedim. Dilimi güzelleştirmek için şiiri seviyorum. Şiir yazmam ben ama şiir okurum. Şiir hayatımı kurtarıyor. Benim televizyonculuğumun ilk günüydü, dediler ki “hükümetle cemaat kavgası”. Ben bunu birçok türde anlatabilirim aslında ama Birhan Keskin’in bir dizesi aklıma geldi “yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni”. Bunu televizyonda bir söyledim, mesaj yağdı. Birhan Keskin’in muhteşem dizesi. Şiir olağanüstü bir sihirdir. Bana 'kitap okursan reytingin düşer' dediler. Ben orada kitap okuyacağım dedim ve okuyorum. Müzik koyuyorum, Alevi deyişleri, Kürt ağıtları, Rumeli türküleri, Ege Zeybeği, Karadeniz havası... Türkiye’nin zenginliğini yansıtmaya çalışıyorum oraya.

Şairler genelde  sonradan keşfedilir. Can kelimesinin bir başka dilde karşılığı yok, çok güzel, bunu litapta söylüyorsunuz ve gönül kelimesinin de bir başka dilde karşılığı yoktur. İşte bizi biz yapan değerlerden bazıları...

Can, gönül ne güzel kelimelerdir. Neşet Ertaş'ın “Gönül Dağı”nı çaldım geçenlerde.  

Günün mavisi nedir diye sorayım...

Günün mavisi şu; birgün bir meslek büyüğüm Gürkay Kıpçak, hep mavi giymeye çalışıyorsun, mavi huyluyum diyorsun, hem haberleri sunuyorsun hem de iyiyi arıyorsun. Günün mavisini seçelim her gün dedi. Benim için günün mavisi günün en iyi olayıdır. Hiç unutmayacağım, günlüğüme de yazacağım, 11 Mayıs 2016 günün mavisi, benim Haydar Ergülen’le tanışmam ve buluşmamdır.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Çok teşekkür ederim. Benim için de mavi bir gün. 

Teşvik edici olmak istiyorum. Bana mazeret üretmeyin, toplum faydasına bir şey yapıyorsanız bana ulaşın ben burada yayınlayacağım diyorum. Mesela bir belediye engellilerle, yaşlılarla ilgili bir şey yapıyor; ya da öğrencilerin okutulması gibi. Bir öğretmen çocuklarına kitap istiyor, kampanya düzenliyorum. Eskişehir Tepebaşı Belediyesi'nin gerçekleştirdiği, Down sendromlu çocukların çalıştığı Gökkuşağı Kafe'nin haberini yaptım örneğin.

Gülten Akın, Murathan Mungan, Birhan Keskin gibi şairlere programda sürekli yer veriyorsun.

Evet, Haydar Ergülen de var, ben onlara Çalar Saat şairleri diyorum; çünkü şiirde belli bir çıtayı tutturmaya çalışıyorum. 

Yeni şairleri nasıl keşfediyorsun?

Ben kitap eklerini, edebiyat dergilerini çok okumaya çalışıyorum. Arjantin Grubu'ndan Ahmet İnam bize ilk şunu öğretti, “zaman kısıtlı, her şeyi okuyamazsınız.” Kitapların çoğu maalesef çöp, o yüzden iyi seçeceksiniz. Bir insanın okuması gereken kitap sayısı 2000 falan. Onun etrafında dolanın. Ben Haydar Ergülen’in, Gülten Akın’ın bütün şiirlerini okuyorum. Onun yanında o ekolü temsil ettiğini düşündüğüm yeni şairleri keşfediyorum. Ahmet Erhan, Oya Uysal gibi…

Nasıl keşfediyorum, söyleyeyim. Hilmi Yavuz’un elinden tuttuğu, ödül verilen şairleri yakalıyorum. Haydar Ergülen genç bir şairin kitabını bana veriyorsa, Hilmi Yavuz elinden tutuyorsa o şair benim için tamam. Onu okuyacaksın demektir.

Çok teşekkür ederim, kitaplarının ve programının devamını dilerim. İki şair öneriyorum sana öyleyse, biri Seyyidhan Kömürcü, kitapları yeniden basılıyor, diğeri sana şimdi Issız ve Harap, bugün çıktı, adlı iki kitabını verdiğim Cenk Gündoğdu.

0
8294
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle