22 EKİM, PAZARTESİ, 2018

Bir Kedi Yaşam Koçu Olabilir mi?

Kişisel gelişim kitaplarına alternatif, esin kaynağı kediler olan Neil Somerville’in 60 bilgelik dersi içeren Kedi Kafası üzerine bir yazı. 

Bir Kedi Yaşam Koçu Olabilir mi?

İnsan, varlığını sürdürebilmek için çıktığı yolda, bunu “tahrip etmeyle” var eden bir türe dönüştü. Dünya nüfusunun giderek artması, doğal kaynakları hunharca kullanan, barınma meselesini abartıp doğayı yok eden, kendisi dahil tüm türleri yok olma aşamasına götüren bir zarar ziyan ögesine dönüştürdü ait olduğumuz türü. Elbette bunların her birinde birbirimizle karşı karşıya geldiğimiz fikir ayrılıkları var. Fakat çoğunluğumuz "bu sistemin bir parçasıyız" diyerek paçayı kurtardığımızı sanıyoruz ve sistemi kırmayı çalışanların çabalarını beyhude sayıyoruz, saymamalıyız; çünkü klasik olacak ama "dünya bizim evimiz".

Barınma ve beslenme meselesi sadece insanın değil hayvanların da meselesi. Doğal alanlarını yakıp geçtiğimiz domuzları, tilkileri şehirlerde ya da köylerde gördüğümüzde şaşırmamızın aslında hiçbir samimiyeti yok. Çünkü diğer türlerle ortak bir hayat sürerken, egemen ve yayılmacı bir güdüyle zamanla onların yaşam alanlarını daraltıp, evsiz bıraktık. İnsan doğadaki bu hakimiyetini kurmadan önce, varoluşunun ilk günlerinden bu yana, hayvanlarla türlü ilişkiler kurdu. Duvara yaptığı resimlerde, mitolojilerinde bile bir tür ilişkisini yansıttı. John Berger, Hayvanlara Niçin Bakarız? adlı kitabında hayvanlarla insanlar arasındaki ilişkiye dair sağlam bir anlatım sunarken bu ilişki için şunları söyler:

“Hayvanlar, insanlarla olan bu paralel hayatları yüzünden insanlara onların kendilerine sunduklarından farklı bir arkadaşlık olanağı sunarlar. Bu, insan türünün yalnızlığına sunulmuş farklı bir arkadaşlıktır.” 

Bu söz bağlamında insan “evcilleştirilebilen” türleri alıp bağrına bastı ve bu arkadaşlığı biraz yanlış yorumladı. Burada sadece kedi, köpek, kuş, balık değil yiyebileceği türleri de evcil olarak saydı, bunun yanında yabani hayvanları da kapitalist sistemin bir parçası olan hayvanat bahçeleri ve “doğal park”lara hapsetti. Yani bu arkadaşlığı şiddet içeren bir ilişkiye dönüştürdü.

Konuyu bu noktadan sonra bin türlü etik tartışmanın içinde kalan, evde beslediğimiz hayvanlarımıza -çocuklarımıza- getirmek isterim. “Sevgimiz onlar için bir nimet mi, eziyet mi?”, “Koruduğumuzu, ihtiyaçlarını sağladığımızı sandığımız hayvanları birer tutsak hâline mi getiriyoruz?”, “Evinde hayvan beslemeyenler hayvanları sevmiyorlar mı?”, “Sokaktaki tüm hayvanları sahiplendirebilir miyiz?”, “Cins kedi vs. sokak kedisi” vb. Şu an örnek sayısını kısa tuttuğum pek çok soruyu beraberinde getiriyor bu mesele. Ve evet onları eve uyumlu hâle getirecek türlü işlemden geçiriyoruz. Kısırlaştırıp, “sağlıklı” olduğunu düşündüğümüz yapay yiyeceklerle besliyoruz, diğer hayvanlarla temasını kesip, bin türlü aşıya ve tedaviye maruz bırakıyoruz ve hareket alanını kısıtlayıp onları koruduğumuzu sanıyoruz. Elbette tüm bunlar onların iyiliği için ve elbette burada evdeki ve sokaktaki hayvanların durumlarının karşılaştırmasını yapmayacağım. Çünkü bir hayvanla beraber yaşayanlar bu karşılaştırmayı çoktan yapmıştır. Ve bir hayvanla ev arkadaşlığı yapanlar sokaktaki canlara da gereken özeni gösteriyordur, doğrusu böyle olduğuna inanmak isterim. Tüm bunların bilincinde olup, bu tartışmaların içinde yine de dostlarımızı, özenle ailemizin bir parçası hâline getirmeye devam ediyoruz. 

Hayvanların hepsi özel varlıklardır ama içlerinde bir tür var ki benim için hep en özel oldu: Kedi. Bu noktada sosyal medyadaki kedi bağımlılığını ve üzerine yazılmış kitapları göz önünde bulundurursak bu durum bana özel değil diyebiliriz. Son zamanlarda raflarda karşımıza çıkan ve benimle aynı hissi paylaşan bir yazar var: Neil Somerville. Somerville’in kaleme aldığı Kedi Kafası – Kedilerden Öğrenebileceğiniz 60 Bilgelik Dersi adlı kitabı bu özel canlıların davranışlarını insanlar için bir rehber hâline getiriyor. Somerville, şanslı bir çocukluğa sahip olanlardan. Ailesi onun bir kediyle büyümesini sağlamış, o da tüm yaşamı boyunca onları yanından eksik etmemiş, aynı zamanda da onları izleyerek bu kitabı ortaya çıkarmış. 

A woman photographed with her cat at the C. M. Bell Studio in Washington, D.C., sometime between 1894 and 1901

A woman photographed with her cat at the C. M. Bell Studio in Washington, D.C., sometime between 1894 and 1901

Bir kediyle yaşayanların bu kitaptan alacağı zevkin ve farkındalığın başka olacağı kesin. Çünkü kedilerle ev arkadaşlığı yapanlar, tanıdığı kediler olanlar ya da oturduğu yerde bir kediyle ufacık da olsa zaman geçirenler onların sevimli, tatlı tüylü olmalarının yanında zeki canlılar olduklarını da bilirler. Ve evet her ne kadar kendimizi onlardan güçlü ve akıllı olarak görsek de yönetici tarafın onlar olduğunun bilincine er geç varılır. Bir kedi istemediği şeyi asla yapmaz. Sevmediği kişiye yanaşmaz ama ihtiyaçları doğrultusunda bu değişebilir. Sonuçta hayatta kalmak sadece bizim değil onların da birincil gayesi diyebiliriz. Somerville bu işi öylesine büyütmüş ki onları gözlemlemiş ve hareketlerinin neler ifade ettiğini çözümlemiş bunu da bir kitap hâline getirebilecek kadar önemsemiş. Ne demek istediğimi kitabın sayfalarını karıştırırken anlayacaksınız. Kediler bu kitapta adeta bir yaşam koçu. Evet yüzyılın vebası hâline gelen yaşam koçluğu müessesesi en çok kedilere yakışıyor ve oldukça mantıklı öğütleri var insanlar için. Somerville 60 başlıktan oluşan bu derslerde kedilerin rutinlerini insan için de yararlı öneriler hâline getiriyor.

Oturan bir kediye “napıyoçun çen” demek temelinde felsefik bir anlam taşımıyor olabilir. Evet kesinlikle oturuyordur ama belki bu bilgece bir harekettir inkâr edebilir misiniz? Somerville de bunun basit bir eylem olduğunu düşünmüyor ve diyor ki “Asla Bilemezsiniz”:

“Kediler uykulu dahi olsalar her zaman tetiktedirler. Hiçbir şeyi kaçırmak istemezler. Ve eğer bir fırsat doğarsa ya da dış kapı açılırsa hızlıca o miskinlikten sıyrılırlar. Benzer şekilde, onları ilgilendiren veya tehdit eden bir ses işittiklerinde de hemen kulak kabartırlar.

Kedilerin dünyasında gözleri ve kulakları açık tutmak özellikle önemlidir. Biz de kendi hayatlarımızda oluşabilecek fırsatlara karşı uyanık olmalıyız. İlgilendiğimiz ve değerlendirmek istediğimiz bir olasılık için daima hazırda beklemeliyiz…” (s.97)

Kedi zekasının hafife alınmasına karşı çıkan bu kitapta, Somerville bir başka başlık olan “Net Olmak”ta, ne istediğini bilmenin başarılı olmada önemli bir adım olduğunu söylüyor:

“...

Dikkatimizi kendi ihtiyaçlarına çeken kediler gibi, net ve açık olmak bizim de yararımızadır. Bilge bir miyavlama kedisinin de bildiği gibi, bu sayede istediğimizi elde etme şansımız artar.”(s.107)

Peki kedilerin hepsi birbirinin aynısı mıdır? Asla değildir. Bir arkadaşınızın kedisinde hoşunuza giden davranışı, arkadaşlık ettiğiniz bir kediden bekleyemezsiniz. Genellemeler sonucunda ortaya çıkan Kedi Kafası, kedilerin tüm hâl ve hareketlerinden anlamlar çıkarıp bunları insan için birer önlem ve öneri planına dönüştürüyor. Davranışları karşısında; kedilerin içinde uzaylıların saklandığını düşünenlere; içinde Alf gibi -ki amacımız kesinlikle aynı değil- ekmeğin arasına koyup yeme isteği uyananlara; Elmyra gibi davranıp tüm kedileri kucaklayanlara önerilebilecek, bilge kedilerden “hayatta kalma rehberi” niteliğinde bir kitap.

Kullanılan diğer fotoğraflar Terry deRoy Gruber'e aittir.

0
4941
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle