10 NİSAN, CUMA, 2015

Bir Adın Yolculuktu...Bir adın şiir!

Tam 2o yıl! Dile kolay ama şiire kolay değil. Üstelik o şair durmadan sizi çocukluğunuza döndüren ya da çağıran bir şairse. Belki de İkinci Yeni'nin bir türlü 'büyümemiş' şairi olması da bundan. Arkadaşları var ama onlar komşu çocuklar değil, korulardaki sincaplar. İkinci Yeni'nin kavrayıcılığını, kapsayıcılığını ve neredeyse kimseyi dışarıda bırakmayan bir karnaval olduğunu belirtmek için kurdum bu cümleyi.

Bir Adın Yolculuktu...Bir adın şiir!

İkinci Yeni: Bir 'çarpışma alanı'

İkinci Yeni: Hem olanak hem de 'durdurucu/ bağlayıcı/ engelleyici', aslında bunlardan hangisini kullanacağımı bilmiyorum burada, belki de hiçbirini, ama İkinci Yeni'nin 'iktidar'da olduğunu ve bunun neredeyse başka türlü bir şiirin de mümkün olabilirliğini imkansız kıldığını söyleyebilirim. İkinci Yeni meftunu, hayranı, yanlısı bir okur ve şiir yazarı olarak söylüyorum bunu.

İkinci Yeni'nin bir 'olanak' olması, genellikle kendisinden sonra gelen şiirin önünü ve yolunu, hatta kısmetini de diyelim, açtığı anlamına gelir. Bu yaygın ve oturmuş düşünceye ben de katılıyorum. 'Olanak' hususundaki yeni düşüncemse şöyle: İkinci Yeni ona yakından, uzaktan, kıyıdan dahil olan neredeyse tüm şairler için bir 'sınav' olmuştur. Onu çarpışarak kabul etmek. Onunla çarpışarak kendini kabul ettirmek, var olmak. O çarpışmayla ya da çarpışmanın sonucuyla birlikte geri çekilmek, kendine çekilmek, şiirine çekilmek. Ezcümle, İkinci Yeni şiirde bir 'çarpışma alanı' ve 'çarpışma imkanı'dır. 1954-60 yılları arasında, İkinci Yeni'yle çarpışmadan kendine gelen, kendi şiirine gelen şair hemen hemen yok gibidir.

Bir adın İkinci Yeni'ydi...

Sözü Ülkü Tamer'e getireceğim. İkinci Yeni halesini, 'aura'sını yaratan şairler arasında hatırlı bir yeri var. İkinci Yeni'nin izleyenlerinden değil, oluşturucularından, kurucularından bir şair. Ece Ayhan, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Turgut Uyar, İlhan Berk, Özdemir İnce, Hilmi Yavuz, Kemal Özer, Ali Püsküllüoğlu adlarıyla birlikte anılması gereken bir ad. Aralarında hep 'İkinci Yeni yemini'ne bağlı kalan şairler de oldu, böyle bir adlandırmaya, tanımlamaya ta başından karşı çıkanlar da. Çoğunlukla da ilk kitaplarını bir 'çarpışma' olarak öne sürüp, ve bu çarpışmadan 'sağ çıkıp' ikinci kitaplarıyla birlikte kendi şiirlerine gidenler de.

Ülkü Tamer'in 'çarpışma'sı biraz uzun sürmüştür. 1959'da Soğuk Otların Altında başlayan çarpışma, 1966'da İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür kitabını da içine alan ve toplam 5 kitaptan oluşan (diğerleri Gök Onları Yanıltmaz-1960, Ezra ile Gary-1962, Virgülün Başından Geçenler-1965) bir 'İkinci Yeni Şiir Serisi'yle sona ermiştir. Böylece onu 'İkinci Yeni'de uzun kalanlar' ya da Ece Ayhan'ın esprili saptamasıyla 'topu topu 1 hafta'dan fazla kalanlar arasında sayabiliriz. Ece Ayhan, bu sözü Sezai Karakoç için söylemişti.

İkinci Yeni'nin çocuğu: Evde en uzun kalanlardan. 'Çarpışma'yı evin içinde sürdürenlerden. Neredeyse sonuna dek çarpışanlardan da diyebiliriz Ülkü Tamer için. Sonra da kimsenin kalmadığı bir evi usulca terkedenlerden. Bir daha da eve dönemeyenlerden. Bir klişeyi çevirip söylersek, 'az laf, çok şiir' yazdı Tamer. Kitapları azdır ama şiiri çoktur. İkinci Yeni'yle arasında neredeyse 50 yıl var artık, İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür 1966'da yayımlanmıştı. Son şiir kitabı Sıragöller ile de 40 yıl var arada, arasında, aramızda.

Ev ödevinden yol ödevine

Sıragöller(1974) benim önemsediğim ve sevdiğim bir kitap. Kimi şair ve eleştirmenlerin bu kitapla ilgili 'hayal kırıklıkları'nı okumuştum. Biraz “kurtuluş yok tek başına/ya hep beraber ya hep beraber” duygusu ve anlayışı da önemli sevmemde. Turgut Uyar'ın Toplandılar, Edip Cansever'in Sonrası Kalır'ıyla beraber seviyorum bu kitabı. Üçü de 1974 ürünü. Ev ödevi de sayılabilir ama, vicdan ödevi, sol ödevi diye de bakıyorum üçüne de, 'sorumluluk ödülü' üçü arasında paylaştırılabilir. Bu kitapla çıktığı 'yolculuk', 'İthaka neresi' ve 'Antep nire?', hayli uzun sürdü. Arada uzun durdu. İthaka'dan Antep'e geldi.

Yerlilik değil yerellik. Şiirden çok yaşantı kitaplarında, anı kitaplarında 'yerinde' bir seçim olarak duruyor. Bir Adın Yolculuktu(Islık Y., Mart 2014) güzel bir ad ve kitabın çok uzun serüvenini, yolu, durakları, anılanlar ve yazılanlar kadar, dışarda kalanları da içeriyor. Soru olarak da okunuyor ama. Yanıtını hemen belli eden bir soru: Bir Adın Yolculuktu...Diğeri neydi?

Bir adın yolculuktu, bir adın başka”.'Başka' dediği 'sevda', bir dizesinde söylüyor bunu. Her adın yolculuktu diye de okunabilir. Yolculuğun da güzel adları vardır: İthaka, Antep, Nakıp Ali, Neslihan, sevda, Cemal Süreya...”Şu gelen Humanızlıdır/Güvercin değil, evler büyütür içinde” dediği gibi kitabın ilk şiirinde, hem şiirler hem yolculuklar büyütür içinde. Böylece Bir Adın Yolculuktu kitabı, 40 yıl önce yazdığı Sıragöller'e de kolayca ve doğallıkla eklenir.

Ülkü Tamer'in iki şiiri

'Fazla' bir 'yargı' olmasından korkarım, hatta 'yargı' olarak görülmesini de istemem ama, iki şiiri var Ülkü Tamer'in. 1959-1966 arası yayımladığı ilk 5 kitabıyla İkinci Yeni'nin atlılarındandır, hatta öncü   birliğindedir bu şiirin. Memet Fuat'ın yazdığı gibi “İkinci Yeni'nin çağdaş İngiliz şiirini yakından izleyen, çeviriler yapan, Batı etkilerine açık bir şairi”dir bu dönemde. İkinci şiir ise ipuçlarını Sıragöller'de (1974) veren, Yanardağın Üstündeki Kuş'ta(1994) süren ve Bir Adın Yolculuktu'da (2014) nihayete eren, 'toplumsal sorunlara yönelmek'ten çok, folklora, yerele, halkın diline, yani bir anlamda 'mektepten memlekete' dönen bir şiir. Ülkü Tamer şiirinde toplumsallık ya da toplumculuk aramak ve bulmak, yalnızca Sıragöller kitabıyla sınırlı bir çaba olabilir. Dönemin koşullarının, faşizmin dayatmalarının, zorbalıklarının zorunlu kıldığı bir toplumsallıktan öteye de geçmez. Kitabın 1974'de yayımlandığını da dikkate alırsak, yukarda andığım Turgut Uyar ve Edip Cansever kitaplarıyla birlikte sanki bir 'ödev' olarak yazılmış şiirlerdir. Ama güzel, sıkı, sahici ve içtenlikle hazırlanmış ödevler.

Ödev sözcüğü doğallıkla ders kitabını da çağırıyor yanına. Mahmut Temizyürek mi söylemişti, Cemal Süreya'nın, arkadaşlarının da ödevini yapan bir şair olduğunu? Elbette digerkam(özgeci) tutumuna işaret ediyordu. Ülkü Tamer de İkinci Yeni'nin 'büyümemiş', 'büyüyememiş' bir çocuğu olarak, 'zekanın şiiri'ni yazmıştır. Zeka, çocuklar için söylendiğinde, biraz da sokak çocukluğunu, hınzırlığı, yaramazlığı, neş'eyi, doğaya yakınlığı, hayvanlarla hemhal olmayı ima eder. Ülkü Tamer sözkonusu olduğundaysa başka bir şeyi daha: O İkinci Yeni'deyken yazdığı şiirleri, arkadaşlarına, yani şairlere,bir bakıma 'ders kitabı' olarak da yazmıştır. Öğretmenin sınıfa örnek olarak göstereceği şiirlerdir bunlar, 'şiir böyle yazılır'ı örneklemek için.

Öyle bir 'örnek' ki, sözcüklere baktığınızda bir resim görebilirsiniz, içinize baktığınızda bir anı, ve dışarı baktığınızda yazı: “Avlu. İkindinin anayurdu./Önce avluya gelirdi ikindi,/Sonra çatıya çekilirdi/Gölgelerin sessizliğine takılarak./Kumru kuşlarını akşama hazırlardı.”

Sonra da şöyle sorarsınız, 'Benim duyduğumu siz de duyuyor musunuz?' 

0
1448
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle