11 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2014

Barthes'ın Haiku'ları -2-

Hakan Cem, Barthes'ın Haiku'larını yazdı...

Hoşa gitmenin apaçıklığı, karanlıkta çakılan kibritler, nedenini söyleyememe, büyülenme, söylenemez olan, hiçbir şey söyleyememedir. İki farklı imge arasında hafifçe dokunuşun erotik ânıdır Haiku. Haiku arzulanır.

Barthes'ın Haiku'ları -2-

Haiku ve Barthes

Hoşa gitmenin apaçıklığı, karanlıkta çakılan kibritler, nedenini söyleyememe, büyülenme, söylenemez olan, hiçbir şey söyleyememedir. İki farklı imge arasında hafifçe dokunuşun erotik ânıdır Haiku. Haiku arzulanır. Özne tarafından yazılmak istenir. Üretim olarak her coğrafyada her ortamda kendine yer bulmuştur, bulacaktır… Şair Şiki, Haiku arzusunu şöyle anlatır: “1891’in sonuna doğru Komagome’de bir ev kiralamıştım, orada yalnız yaşıyordum… Zamanımı ders kitapları yerine Haiku’lar, romanlar okumakla geçiriyordum. Sınavdan iki gün önce çalışma masamı toparladım, Haiku’lar ile romanların yerine ders kitaplarımı koydum. Az önce karmaşık, şimdiyse tertemiz olan bu masadayken öyle şiddetli bir haz duydum ki… İçimde birden Haiku’lar beliriverdi, bilincimin yüzeyinde baloncuklar yapar gibi. Bir kitap açtım, tek satır okumak olanaksızdı: İçimde bir Haiku oluşuvermişti bile. Kendimi yalnızca sınav hazırlığına verebilmek için ortada tek temiz kâğıt bırakmamıştım, bu Haiku’yu da abajura yazdım. Ama ardından bir başkası oluşuveriyordu…Sonra bir başkası daha. Kısa zamanda bütün abajur Haiku’larla doldu!” Haiku sizinle yaşar! Onda günün, ayın ya da yılın, göğün, ışığın, sıcak-soğuk havanın size ait bir ânı vardır. Barthes: “Bu Oikos’tur” der; atmosfer: Yatmış/Bulutların geçişini seyrediyorum/Yaz odası. Oda içinde yakalanmış yaz gününe ait bir an… Sizin ânınız! Öylesine, aylaklık ettiğiniz bir anda olup bitiyor her şey… Haiku kısa olmasına karşın, içsel yolculuğunuzda bir romana dönüşebilecek kadar da bitmeyen, kapalı olmayan bir yapı. Barthes, Proust’un Balbec otelindeki odadan yaz hakkında bir-iki sıkışık sayfada yazdıklarını: Yatmış/Bulutların geçişini seyrediyorum/Yaz odası Haiku şiiriyle eşleştiriyor. Şimdinin not edilmesi eylemiyle parçadan (notlar) bütüne (roman) ulaşmaya çalışıyor. Haiku hissettirir! Karanlıkta çakılan kibritler… Kısa ama çok kısa bir an, bir his ânı: Kış rüzgârı esiyor/Kedilerin gözleri/Kırpışıyor  İşte size bir kış günü, günün bir ânı… Roland Barthes: “Haiku gücünün, etkililiğinin son sınırı dildir; o, dili dengeleyen, ödüllendiren söylemdir.” demektedir. Havanın durumu üzerine konuşmak bir durum belirlemesinden öte bir dil olarak bireyin varoluş çerçevesinde kendini hissetmesi, yaşamın içinde yerini bulması ve  yaratmasıdır. Haiku, açılmamış, gonca halinde duran bir çiçek; suya atılan taş değil de taşın suyla buluştuğu an, o an duyulan ses… (plof) Tam o an, apansız ortaya çıkan ve hissedilen aydınlanma… (Satori) Haiku şiire konu olan “kiraz çiçeği” nin güzelliği değil, onun açar açmaz solacağı andır! Okura, o soluş ânının kırılganlığını hissettirir, yaşatır. O kadar! Geride kalmaktan, kaybolmaktan uzak durur. Taptazecik bir an! Meyveyi ağacından yermiş gibi! Sonraları anılara kalacak olan meyve ve ağaç her anımsandığında o billur an yaşanacaktır yeniden yeniden… “Tanık olma” ruhunu taşıyan Haiku şiiri olumlu bir tavır takınır. Bu tavır onun gerçeklikle ilişkisini de imler. Betimlediği şey her zaman özel’dir. Çocuk/Köpeği gezdiriyor/Yaz mehtabında. Haiku, burada çocuğa tanıklık etmekte onun var oluşunu söylemekte. Haiku göndergelerden çok koşullayanlardan söz eder. Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’ki Paris’inde duyulan satıcıların sesleri Haiku gibi duyulsa da parçadan bütüne anlayışı

içinde kendine yer bulur. Karidese gel karidese/Kedibalığı canlı canlı ya da Göbekli marula bak/satılmaz bu satılmaz/gezdirilir. Proust’un notunda yer alan tüm bu sesler, Paris’in gerçekliğine gönderme yaparken Haiku, ânı not edişiyle öznelleşir: Öğle uykusu uyanış/Geçtiğini duyuyorum/Bileycinin. Bileycinin öznelliğinden hareketle, Paris’in sesleri Haiku’dan romana bir yolculuk hazırlığıdır. Barthes, her Haiku’da “dokunulabilir şey” olduğuna inanır. Beyaz mine çiçekleri/Gece karanlığında da/Samanyolu. Barthes için, dokunulabilir şeyler tazedir, güçlüdür. Şiirdeki “Beyaz mine çiçekleri” gibi. Bir anlamda okuru için göndergedir de! Sözcük, bilincin eşiğinde bir an görünür ve yiter! Bu yitişi, Doğu sanatında önemli yere sahip olduğunu söylediğimiz “Mekân Zaman Aralığı”nın figürleri arasında olan ve Haiku’yu besleyen Yami ve Utsuroi sözcükleri karşılar: Kırpışan, bir yanıp bir sönen, yarı karanlıktan çıkan sonra geri dönen şey, Yami. Bir diğer besleyici figür Utsuroi: Bir şeyin iki halini ayıran ve birleştiren nazik an. (Kiraz çiçeğinin güzelliğinden öte onun açar açmaz solacağı ânın ikilemi!)  Haiku, kadrajlama; denklanşöre basılan an; canlandırma; kısa film sekansları olabilir… Hepsi silinmiş, kesintiye uğratılmış eksiltilmiş seslere dönüşmüş: Güz fundalığındaki yol-/Biri geliyor/Arkamdan. Sessizlik, sesin kesilmesi! Bizi, içimizde bir anlık dokunuşa, satori’ye savurur. Romana buradan, bu sessizlik ânından başlayabiliriz. Barthes: “Haiku, bir ses, bir görme, dokunma duyumuna da neden olabilir.” diyor. Onun bu görüşünü kucaklayan Buson’dan iki Haiku: Bir farenin çıkardığı ses/Tırmalarken bir tabağı/Ne kadar soğuk. Görme edimiyle beraber koku alma da gerçekleşir: Yaz akşamı/Yolların tozu/Kuru otların altın sarısı alevi Fransız şair Paul Valèry’de simgeci kurama uygun bir teknikle yazdığı üçlükte bu sese ulaşıyor: Bir böcek kesin/Kemiriyor/Kuraklığı. Duyusal bedeni topyekûn saran, özneye mutluluk veren Haiku eş zamanlı algıyı da beraberinde taşır. Japonlara özgü heyecan; dilde ve bedende yaşanan coşku; konuşmalardaki aceleci ve çocuksu hal; birbirini karşılıklı dinlemek; yüz çizgilerinde görünmeyen mimik, buna karşın gözlerdeki derin anlamın doldurduğu yüzde belirginleşen kırılgan görünüm. Japonlara has utangaçlık; heyecanın incecik yoğunlaşması. Tüm bunların ışığında Valèry, uzakdoğu şairlerini, coşku hazzını öze indirgeme sanatının ustaları olarak görür. Öznenin, Haiku’nun içine işleyen, ipince bir heyecandır. Haiku yapılanmasında, kırılgan, ince, ipince bir hassasiyet, heyecan, dizelerin yanı sıra: Ya! Oh! Ah! nidaları, hayranlık, kuşku, soru belirtirken söz diziminde ani bir çökmeye de neden olurlar. Barthes’ın bu tespitine Başo’da Haiku’suyla eşlik eder: Eski bir su birikintisi/Bir kurbağa atlıyor içine-/Oh! suyun sesi. Başo’nun dizesindeki Oh! nidası (Kireji) yukarda da sözünü ettiğimiz Zen bahçesi ve ordaki tırmıklanmış, geniş, düz ve sessiz toprağın üzerinde, hemen kenarda duran bir iki kaya parçasına ve belki sadeliği de yansıtan tek bir bitkiye denk düşer.  Satori ânı. Roland Barthes, Japon şairlerin, Haiku tarihinde başlangıçta yer alan 5-7-5 + 7-7 heceleriyle birden fazla şairin yer aldığı Renga şiir zincirinden vazgeçerek 5-7-5 hecelerinden oluşan Haykai-Hokku ya da günümüz adıyla Haiku’ya ulaşmalarını, diyalogtan vazgeçiş olarak tanımlar. Haiku, tekbenci bir not ediş; kendi kendine kısacık konuşmadır artık. Benlikçi (Egotist) bir hareket.

Söz edilen Ben, bir yazı Ben’idir. Ben’i yazıyorum! Ben’in söze girişiyle, Sen işe karışmadan hemen bir düğüm atılır. Özne tek başınadır ve Renga şiirdeki çatışma ortadan kaldırılmış ego yatıştırılmıştır. Özne 5-7-5’de tek yaratıcıdır. Haiku’da yer alan Ben, duyguları güçlendirir. Beden-Ben’de bireyleşme, Ben’in bedenden, ordan duygulanmaya ve âna geçişi gerçekleşir. Başo ve Sonojo’dan: Tatlı serinlik/Yaslıyorum anlımı/Yeşil hasıra (Sonojo) Tatlı serinlik/Duvara yaslı çıplak tabanlarım/Öğle uykusu (Başo). Arzunun varlığı da Haiku’yu ilgilendirir. Bu, nesnenin Ben’le olan ilişkisidir. Bireysel uyum. Haiku, erotik olmayandır ancak, arzunun ortaya çıkışı da hissedilir, Ben’in, o kısacık biçimde, ölçülülüğünde erotizme kısacık dokunuşudur. Genç kızın eşarbı/Ta gözlerinin üstüne kadar inmiş/Çılgınca bir çekicilik. (Buson) Ondaki ölçülülük, aşkı Ben’den alarak, susturarak lirizme dönüştürür. Bu ölçülülük aşka mesafe koyarken uzakta bir tablo gibidir sevgililer. İlkbahar yağmuru-/Çene çalarak gidiyorlar/Hasır palto ve şemsiye (Buson). Barthes:”Haiku, var olan şeyin benimsenmesidir; dolaysız-olan’ın ağırbaşlı dünyasıdır. Söylemin, “gizli” “sis” arasında uç vermesi.  Klişeden, basmakalıp düşünceden uzaklaşır. İlgi alanı, mitsel önemi olanlar, ritsel, hoş karşılananlar, söz gelimi bir Japon için Fuji dağıdır bu! ‘Sis ve yağmur/Fuji gizlenmiş. Ama yine de gidiyorum/Mutlu.’ En güzel Haiku’lar anlama karşı sürdürülen savaşın kokusunu bir iz gibi koruyan Haiku’lardır.” der. Çiçekler dökülmekte/Adam tapınağın ana kapısını kapatıyor/Ve çekip gidiyor. (Başo) Etkinin kıyısında alıkonulmuşluk sarıyor bizi. Haiku’nun “elde tutulamaz” yanı Zen’le ilişkilenir. Önemsiz bir izin karşımıza çıkması… Zen rahibinin, kavrama isteğini düşüncesinden dışlamak için, dokuz yılını bir duvara bakarak geçirmesi eylemine konu olan duvarda Haiku’da hafif bir çiziktir. Bir şey söylemez, kavramaktan uzaklaşırsa da hissettirir, kendi müziğiyle ölçülülüğüyle Haiku şairini hoşgörülü, Budacı kılar. (…) Proust, Sainte-Beuve’e Karşı’da Balzac’ın toplumu resmederken tam bir kopya çıkarmadığından, onun öznel resim etkisinden söz eder. Fotoğrafçılık, Haiku tasarımında etkin bir sanat dalı olarak karşımıza çıkar. Ânın belirlenmesi, şimdi’nin not edilmesi; denklânşöre basılan o kısacık an… Hepsi de Haiku’nun ilgi alanlarıdır. An, şimdi’nin not hâli, kesme ve ölçülülük, ölçülülükteki kadrajlama… Üç yaşlı sandalye/Denize karşı-/Dede, baba, oğul. (Hakan Cem) Biz evrenimizde, bilgi ve toplumsal yaşamın fotoğraflarıyla varız. Haiku, fotoğrafa yaklaşır ve “bu olmuştu!” der. Söylediğinin olduğuna dair izlenim verir, kesinlemez. Fotoğrafın Noemi (Düşünülen şey!) Haiku ânın içinde varlığı ve yok oluşu da ince bir hüzünle duyurur: Kedi yavrusu/Kokluyor/Salyangozu. (Saimaro) Bir anda algılanan sonsuzluk! Virginia Woolf’un deyişiyle: “Gündelik küçük mucizeler!” kesinliğe, doğruluğa, işte bu’ya ulaşan. Bu! Bundan başka bir şey yok! (…) Parçanın not hali, böylesine saklı derinlikleri; buz dağının altında yer alan Haiku’daki “Satori” ânının ruhu, çoğalarak romana evriliyor. 5-7-5 ya da Go Schici Go (…)

Kaynak: Roland Barthes / Romanın Hazırlanışı  / Sel Yayıncılık 2005

Parçadan Bütüne
Roland Barthes Seçkisi

Şafak vakti-
Arpa yaprağının ucunda
İlkbahar kırağısı  (İssa)

Göz kamaştıran mehtap -
Gözü dinlendirmek için
Ara sıra iki üç bulut  (Başo)

Dağ yolundan geliyorum -
Ah! Harika bu!
Bir menekşe! (Başo)

Anımsıyorum
Terk edilmiş yaşlı kadın ağlıyor.
Can yoldaşı da mehtap (Başo)

Münzevi rahibenin evinde
Açıyor ilgisiz kadına karşı ilgisiz -
Beyaz bir açelya. (Başo)

Su küpünde yüzüyor
Bir karınca -
Gölgesiz. (Seişi)

Onu koparmak yazık olur!
Onu bırakmak yazık olur!
Ah, şu menekşe! (Başo)

Hastalık sonrası -
Gözlerim yorgun düştü
Gülleri seyretmekten! (Şiki)

Bir kuş öttü -
Yere düştü
Kırmızı bir üzüm tanesi. (Şiki)

Tencereyi temizlerken
Suda hafif dalgalanmalar –
Yalnız bir martı! (Buson)

Kedi yavrusu
Kokluyor -
Salyangozu!  (Saimaro)

0
1482
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle