29 KASIM, CUMA, 2019

Sonsuz Bir Yeniden Üretim

Semih Zeki’nin, Bozlu Art Project’teki “Autopoiesis” isimli yeni sergisi yıkımlar, yığınlar, yeniden inşa olanlar arasındaki kendini yenileyen döngüye odaklanıyor. 14 Aralık tarihine dek ziyaret edilebilecek olan sergi, yeniden üretme kavramı etrafında şekilleniyor.

Sonsuz Bir Yeniden Üretim

Son sergisi kapsamında Semih Zeki ile üretim pratiği, ilham noktaları, kullandığı formlar ve gelecek projeleri üzerine sohbet ettik.

Yeni serginizde yıkım, yığın ve yeniden inşa konularına odaklanıyorsunuz. Bu olgular arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz ve bu üretiminize nasıl yansıyor? 

Aslında bu sergide yıkım, yığın ve yeniden inşa sergi metnini yazan Gökçe Çataloluk’un sergide yer alan ve üretilmiş resimlerin süreci hakkındaki okuması üzerinden bir detay. Gökçe’nin söylemek istediği daha çok resimlerin evrilme anındaki gözlemleridir. Bir önceki sergimin ismi “Yıkım”dı ve sadece salt doğanın yıkımı ve tahribatı değil kendi resmimim de bir dönüm noktasını göstermekte idi. Dolayısıyla bu sergide biz bir yapım aşaması ya da inşa üzerine odaklı olmamalıyız. Burada resmin öz süreci ve değişimine tanıklık ediyor, oluşturulan mimari detayların çoğunlukta olduğu sistemi irdeliyoruz. 

Dönüşüm, evrilme, yeniden üretim ve başkalaşma ise diğer ilham noktalarınızdan. Seriye adını veren “Autopoiesis” kavramı da buna işaret ediyor. Bu başlığı eserlerinizle nasıl ilişkilendirdiniz? 

“Autopoiesis” kavram olarak kendini üretme, kendi kendini yenileme mekanizmalarının hem canlılığın çeşitliliğini hem de benzersizliğini gösterir. Canlı sistemleri, malzeme girişine ve çıkışına rağmen, kendi kendini düzenleme ve kendi kendine referans yoluyla kendi özel formlarını koruyan “kendi kendini üreten” mekanizmalardır. Aslında bir anlamda yaşamın kendi kendini üretmesidir. Bu açıklamadan baktığımız zaman benim yapmış olduğum özellikle kâğıt işler serisinde, mimari verilerden yola çıkarak oluşturulan sistemin sürekli kendini değiştirmesine, her farklı çalışmada dönüşümüne, evrilmesine ve kendini sürekli yenileyerek sistemsel bir dinamiğe gittiğine şahit olduğumuzu görüyoruz. 

Geometrik detaylar çalışmalarınızda sıklıkla kullandığınız formlardan. Bir diğer dikkat çeken nokta ise sıklıkla kullandığınız koyu renkler. Siz kendi üretim pratiğinizi nasıl tanımlarsınız? 

Söylemiş olduğunuz gibi ben uzun zamandır özellikle mimari detayların ve konstrüksiyon ağırlıklı verilerin çoğunlukta olduğu çalışmalar yapmaktayım. Bu süreç yaklaşık on yıldır devam ediyor. Aslında bu süreçte benzer verileri kullanmama rağmen her seferinde değişen, başlangıçtan bugüne çok farklılaşan bir durum gözlemliyoruz. Hem renk seçimi hem de kullandığım tonlar açısından bakarsak, gösterişten uzak, kendini gösterme ve sevdirme çabasında olmayan sadece yapmış olduğum resmin kendi doğrularını önemsediğim, resmin salt yapısını ve dinamiğini görmek istiyorum. Dolayısıyla aşırı renk ve gösterişten uzak durmaya çalışıyorum. 

Mimari motifler üretiminizde sıklıkla karşımıza çıkıyor, merak ediyorum nelerden ilham alıyorsunuz? 

Mimari benim çocukluğumdan beri her zaman ilgimi çeken bir durum. Resim okumak isteğimin yanında aynı zamanda mimar olmak da istemiştim. Bu durum sizin çocukluğunuza da yansıyor. Algıda seçicilik yaratarak imaj olarak hafızanıza sürekli kayıt ediliyor, her kadraja ya da açıya bu gözle bakmaya başlıyorsunuz. Çocukken kartondan evler ve stadyumlar yapar ayrıca bunların farklı farklı çizimlerini oluştururdum. Bu yaşanmışlık daha sonra resim yapmaya devam edip kendini bulma sürecinde birçok aksın yani yaşam dinamiğinin kesişmesi sonucu karşınıza çıkabiliyor. Çevremde gözlemlediğim, seyahat ettiğim neresi olursa olsun belgelediğim her mimari veri benim için bir resim malzemesidir. Bu veriler tarihi yapılar da olabilir modern yapılar da. Aynı zamanda sürekli takip ettiğim mimari yayınlar kitaplar ve beğendiğim mimarlar da çalışmalarım için bana ilham veriyor. 

Bu sergide yapının statikliğinden sistemin dinamikliğine doğru bir geçiş durumu söz konusu. Bu geçişin arka planında neler var? 

Çalışmalarda oluşturulmuş genellikle kapalı mimari ve yapısal sistemler mevcuttur. Bu sistemdeki yapının anlamı o yapının kendisi değil o yapının, sistemin bütünlüğü ve içeresindeki anlamıdır. Sistem tek başına bir şey ifade etmek ile beraber, bir başlangıç ve özü temsil eder fakat üremesi yenilenmesi ve evrilmesi için parçalara ihtiyacı vardır. Oluşturulan yapı kendine yetmesine rağmen çoğalması ve değişmesi için dinamiklerine ihtiyacı vardır. 

Sergi metninde “resmin resme yolculuğu” diye bir tanımınız var. Bu tanımı biraz açar mısınız? 

Bu tanım geçtiğimiz şubat ayı içerisinde gerçekleştirdiğim Tokyo seyahatinde deneyimlediğim ahşap panel, Japon kâğıdı ve Japon mürekkebi ile üretmiş olduğum bir dizi çalışma esnasında oluştu. Yaklaşık elli, altmış parçalık bu çalışmayı daha sonra bir bütün kompozisyon şeklinde sergiledim. Bu üretim sürecinde her bir çalışma bana bir sonraki çalışma için referans veriyor ve üretilen işler kendi aralarında bir diyalog oluşturuyor. Dolayısıyla bir resim diğer resme gitme esnasında bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk aslında bizim bütün üretim sürecimizde bulunan bir durum her yaptığınız üretim, sizi bir sonrakine çıkaran basamak gibidir. Bu nedenle “resmin resme yolculuğu” tanımını kullandım. 

Gelecek projeleriniz arasında neler yer alıyor? 

Aslında birkaç proje düşünüyorum. Bunlardan biri “Autopoiesis” sergisindeki çalışmaları daha minimal ve daha yalınlaşarak, sadeleşen bir üretim. Ayrıca en son seyahatimde almış olduğum eski bir kitap var, bu kitapta Fransa’nın gotik mimari üslubuyla yapılmış katedrallerinin fotoğrafları bulunuyor bu görseller ile ilgili bir proje planlıyorum.

0
954
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle