Advertisement
13 HAZİRAN, SALI, 2023

İmgeler Manzarasına Dönüşen “Khora”

Begüm Yamanlar’ın doğanın yaratma, yok etme ve dönüştürme gücünü bir peyzaj ressamı disipliniyle gözlemeye çalıştığı, fotoğrafın sınırlarını tartışmaya açtığı eserlerinden oluşan “Khora” sergisi üzerine bir yazı.

İmgeler Manzarasına Dönüşen “Khora”

İnsan hafızası çok katmanlı, sürekli değişen ve dönüşen bir yapıdadır. Hafızanın yapısını ve işleyişini anlamak, onu oluşturma şekillerimizin biricikliğine ve sakladığımız tüm bilgilerin içeride duygularla kurduğu özgün ve karmaşık ağın varlığını tanımlamakla başlar. Bu bilgiler aslında yaşantılar yığınıdır; aygıtların bellekleri gibi sayısal ortama işlenmiş görüngü ve dokümanlar gibi cansız olmadıkları için insan hafızasını oluşturan bilgiler ve anılar oldukça akışkan ve organik bir yapıdadır. Öte yandan bu sıra dışı yapısıyla insan hafızası güven teşkil etmeyen, mutlak olmayan, bir oraya bir buraya akan kontrolü zor bir maddeye benzer. Üst üste kaydedilebilir, dönüşebilir, parçalarına ayrılabilir, zihnin derinliklerine doğru geri dönüşü olmayan bir yolculuğa da çıkabilir ama asla kaybolmaz.

​Begüm Yamanlar’ın Öktem Aykut Galeri’de 17 Haziran’a kadar ziyarete açık olan son kişisel sergisi "Khora", görsel zenginliğini tam da bu kontrolü imkânsız madde metaforuna oldukça yakın bir felsefi özün etrafında konumlandırıyor. Platon kendi ontolojisinde, asla değişmeyen ve sonsuz olan idealar dünyası ile ideaların aslına uygun bir ikizi niteliğinde olmakla beraber ona zıt bir şekilde her zaman değişen, zaman ve mekâna güçlü bağlar ile bağlanan oluş dünyası olarak iki ayrı dünyayı öne sürer. Kozmolojisinde ise bu iki türe bir üçüncü tür olarak khorayı ekler. “Khora, hem oluşu içinde barındıran ve onu besleyen mekân olarak bir hazne hem de oluşu, varlıktan ayıran bir sınırdır. Her türlü karşıtlığı bir araya getiren fakat aynı zamanda birbirlerine geçip karışmalarını engelleyen bir haddir. Mitostan logosa, düzensizlikten düzene, unutmadan hatırlamaya, statik olandan dinamik olana, kavranabilir olandan duyumsanabilir olana geçiş her zaman khora ile mümkündür. Herhangi bir şeyin var olabilmesi için bir yere ihtiyacı vardır; yani khora, bir şeyin var olabilmesi için zorunlu olandır.” [1]

Begüm Yamanlar, Khora serisinden, 2023, Photo Rag Baryta Arşivlik Pigment Baskı

Serginin basın bülteninde aktarılanlara göre sanatçı doğanın yaratma, yok etme ve dönüştürme gücünü bir peyzaj ressamı disipliniyle izlerken doğanın yüceliğini ve bu yücelik karşısında uyandırdığı heyecan ve dehşet hislerini, suyun ele avuca sığmaz akışkan hareketliliği üzerinden tasvir ediyor. Aslında sanat tarihinde doğa ile insan arasındaki ilişkinin yapıttaki yansıması yüce kavramı ile gerçekleşir. Yüce kavramı genellikle güzel kavramı ile karşılaştırılarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Yaklaşık iki bin yıldır felsefenin konusu olan Yüce kavramı, günümüzde; güzel ile tanımlanması yetersiz olan, kolay ifade edilemeyen, acı, korku ve coşkunluğun bir arada yaşandığı mükemmelliği, ihtişamı hayranlık uyandıran, yüceltilmiş, muhteşem, müthiş, göksel, ilahi, yüksek derecede ahlaki ya da manevi saflığa yükselme anlamına gelmektedir (Yücel, 2019: 109). Yücelik, güzellik kavramına ne kadar yakın olsa da gücünü dehşetinden, bilinmezliğinden, yüksekliğinden ya da derinliğinden, ölçülemez mesafesinden alır.

Begüm Yamanlar, Khora serisinden, 2023, Photo Rag Baryta Arşivlik Pigment Baskı

​Sanatçının odaklandığı sorular son sergisi “Khora”da manzaranın ufuk çizgisini büsbütün kaplamış durumda: “Varlık ve yokluk arasında gidip gelen, her şeyin oluşmasına, hareket etmesine olanak veren, içinde var olan ve dönüşen elementlere alan sağlayan ve onlarla şekillenen bir matris, başlangıç noktası olan khora, yine her şeyin başlangıç noktası olarak görülen, sonsuz bir akış ve hareket halinde olan su ile nasıl benzerlikler gösterir?” ve “Güzel olanla çürümüş olanın, varlıkla yokluğun birbirine karıştığı, organik ve tarihi kalıntıları bir zaman kapsülü misali içinde barındıran sular, kabardığında ve çekildiklerinde bizi nelerle karşılaştırır?”.

​Bu sorulardan yola çıkarak Begüm Yamanlar, yeryüzünden topladığı bakışlarla, kendi zihninde peşine düştüğü imgelerin bir araya gelmesi için bu çok özel kimyayı görünür kılmaya kalkışırken fotoğraf medyumunun sınırlarını biraz daha öteye taşıyor. Yamanlar’ın sıklıkla hesaplaştığı su elementi; sanatçının imgeleme örüntüsünde örtü gibi boşlukları usulca dolduran yumuşaklığı, derinleştikçe gizemini artırması, karanlıklaştıkça hırçınlaşan ve köpürdükçe yıkıcı bir tanrıya dönüşen enerjisiyle “Khora”ya yaklaşan ikilikli bir karakter sergiliyor. Suyun doğurganlığı ve yaşamın özüne sahip oluşu da bu bağlamda “Khora”nın tanımıyla taban tabana otururken; hafızanın da benzer tuhaf kimyası ile esrarengiz buluşmalar gerçekleştiriyor.

​Begüm Yamanlar’ın bir önceki sergisine geri döndüğümüzde, sanatçının bugünü, geçmişteki arayışlarına ortak zemin sağlayan elementleri daha da görünür kılıyor. "Boğazın Suları Çekildiği Zaman" (2021) iki denizi bir araya getirdiği gibi, şehrin iki yakasını birbirinden ayıran, mitolojik efsanelerden ekolojik dönüşümlere, katastrofilere, türlü medeniyetin kuruluş ve yıkılışına, türlü canlının varoluş ve yok oluşuna, türlü hikâyenin yazılış ve unutuluşuna liman olmuş İstanbul Boğazı üzerine bir fotoğraf serisi olarak karşımıza çıkıyor.

Begüm Yamanlar, Boğazın Suları Çekildiği Zaman serisinden, 2021, Photo Rag Baryta Arşivlik Pigment Baskı, 75x110cm

Sanatçının derinliği ölçülemeyen sularla girdiği hesaplaşma, fotografik görüntüler arasından itina ile seçtiği parçaları tek bir kadrajda toplayarak adeta eritmesi, birbirine yedirmesi ve peşinden koştuğu -hatta bilinmeyene bakmanın ve gizli olanın verdiği tedirginlikle- bu yeni (olmayan) manzaraları yaratmasında önemli bir unsura dönüşüyor olmalı. Tüm canlılara var olmanın bahşedildiği bu romantik imge, binlerce yıl önce karaya çıkmış birçok canlı gibi bizim için de artık içinde yaşamamızın mümkün olmadığı bir ortam. Artık çok daha hafif, uçucu ve yoğunluğunu göremediğimiz bir elemente (hava) muhtacız, ışığı olduğu gibi geçirdiği ve yaydığı için de, ışık olduğu sürece bu elementin örttüğü bir gizem ya da tanımlanamayan karanlık bir yücelik olmayacak.

Sanatçının bu tekinsiz manzaralara olan mesafesi kestirilemeyen bu ölçeksiz yaklaşımı “Deniz manzaraları sanat tarihi boyunca doğanın yaratma ve yok etme gücünü, yüceliğini ve bu yücelik karşısında duyulan heyecan ve dehşet hissini, en yoğun şekilde taşıyan türlerden biri olarak kabul edilir. Bu seriye ait deniz manzaraları, bir taraftan doğa karşısında duyulan yücelik hissinin izlerini ararken, bir taraftan da 19.yüzyılda İstanbul’a, gelen gezgin fotoğrafçı ve ressamların tasvir ettiği Boğaz manzaralarını bugünün teknolojisiyle yeniden ele alıyor.” diye açıklanıyor. Sanat tarihinde romantizm akımından etkilenen tüm ressamlar gibi manzaranın duygusunu ile bugünün yöntemlerini kullanarak hesaplaşmak, fotoğraf ve resmin kesin çizilmiş sınırları arasında bir ateşkes duyurarak yeni bir kordon oluşturma çabası izleyenler olarak bizleri bu manzaranın içine dahil ediyor.

"Khora" sergisinden, Öktem Aykut 

Tuhaf olan o ki, hayatımızın tamamıyla kıyasladığımızda çok kısa bir süre için, tam da yaratıldığımız, oluştuğumuz ve nefes alabilecek kadar büyüdüğümüz o ayları yine suyun içine ve karanlıkta geçirmek mecburiyetindeyiz. Yeryüzünde geçirdiğimiz zaman boyunca o karanlığın, güvenin, sarıp sarmalayan suyun, Khora’nın içine geri dönmenin yollarını arar gibiyiz. Bizi korkutan bu bilinmeyen karanlık gizem bir yandan da çok tanıdık. Yaşamla  ölüm, ışıkla karanlık kol kola bir döngüsel diyalektik yaratırken yok olmayan, değişmeyen ama dönüşen tek şey varlığın kendisi. Begüm Yamanlar’ın da yaratımında ulaştığı bir imgeler manzarası olarak “Khora”, tüm uzaklıkları ve mesafeleri adil ve eşit kılıyor.

​Nihayetinde atomlarımıza olan uzaklığımızla yıldızlara olan uzaklığımız aynı değil mi?

J. M. William Turner, Bell Rock Lighthouse, 1819

[1] Kübra Çolak, Platon’da Khora Kavramı ve Mevlevilikte Hora Geçirmek, 2022

0
2852
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Advertisement
Geldanlage