03 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2024

Hikâyelerle Mahsul Vakaları

İzmir’de yer alan BAYETAV’da ziyaretçiyle buluşan, dünyayla kurulan başka türlü ilişkilerin ve alternatif tarih anlatımının peşine düşen, coğrafyanın kadim üretim yöntemlerini kadim anlatım yöntemleriyle aktaran “Mahsul Vakaları” sergisi üzerine bir inceleme yazısı.

Hikâyelerle Mahsul Vakaları

“Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Üç kardeş varmış. Ormanda gezinirken kaybolmuş ve kendilerini yaşlı bir kadının evinde bulmuşlar. Kadın onları büyük bir misafirperverlikle karşılamış; karınlarını doyurmuş, onlara sıcacık güzel yataklar hazırlamış. “Bir güzel uyuyun, evinize sabah olunca gidersiniz” demiş. Çocuklar hemen yataklara girivermiş. Kötü niyetli kadın sabırsızlıkla çocukların uyumasını bekliyormuş. Bir vakit sonra çocuklara seslenmiş: “Uyudunuz mu?”. Bir ses yanıt vermiş “Hep uyur, Bimbirik uyanık”. “Yavrum neden uyumuyorsun?” “Çok acıktım, bana kırmızı ineğin sütünden sağıp getirir misin, o beni hemen uyutur”. Kadın ineği sağmış, sütü getirmiş; çocuk içmiş. Bir vakit sonra tekrar sormuş kadın: “Uyudunuz mu çocuklar?” Yine aynı ses yanıt vermiş: “Hep uyur, Bimbirik uyanık”. “Yavrum neden uyumuyorsun?” “Canım ceviz çekti, bana tavan arasındaki cevizlerden kırıp getirir misin?” Kadın sabırla çocuğun bu isteğini de yerine getirmiş. Bir vakit sonra yine sormuş ve yine aynı ses, aynı yanıtı vermiş. “Çok susadım bana çeşmeden elekle su getirir misin?” demiş bu kez. Kadın çeşmeye gitmiş. Su elekten akadursun, sabah olmuş. Bimbirik ve kardeşleri kadına fark ettirmeden yola koyulmuş.”

İzmir’de BAYETAV’da yer alan[i] “Mahsul Vakaları” sergisini gezerken ve sonrasında da bir süre aklımda bu masal döndü durdu. Bunun bir nedeni –oldukça kişisel bir çağrışımla- sergi tasarımında kullanılan ve Eminönü’nde bir ustaya yaptırılan eleklerin çocukluğumda annemden sık sık dinlediğim bu masalı hatırlatması oldu. İkinci nedeni ise serginin ele aldığı konunun yanı sıra anlatım ve aktarım yöntemi olarak izlediği yolun etkisiydi: Mahsuller ve hikâyeler.

Araştırma ve programları Dilşad Aladağ tarafından yürütülen; ANATOPIA, Ali Cindoruk, Aslıhan Demirtaş, Aslı Özdoyuran, Dilşad Aladağ, Eylül Şenses, Fatma Belkıs & İz Öztat ve Yasemin Ülgen’in işlerine yer veren “Mahsul Vakaları” dünyayla kurulan “başka türlü” ilişkilerin ve “alternatif tarih anlatımının” peşine düşüyor. Toprağın suyun ve havanın hikâyelerini kolektif, çok sesli, çok katmanlı işler aracılığıyla paylaşan sergi, Dilşad Aladağ’ın bir süredir devam eden ve “Anadolu’nun güney ve batı kıyılarında kırsal modernleşme uygulamaları ve endüstriyel tarım pratiklerinin çevresel, kültürel ve toplumsal mahsullerini” araştıran “Mahsul” projesinin bir parçası olarak kurgulanmış. “Modernleşme” sürecinin vazgeçilmez araçları olan dosyalara, envanter numaralarına, ölçümlere; düzenleme, ıslah, verim gibi kelimelere; doğayı ve doğal üretimi tahakküm altına almaya çalışan sistemlere ve yıllar içindeki etkilerine kurgusal metinler ve öznel anlatılar aracılığıyla bakarak bir anlamda meydan okuyor “Mahsul Vakaları”.

​Kadim üretim yöntemlerini hikâyeler gibi kadim anlatım yöntemleriyle aktarıyor oluşu serginin beni en çok heyecanlandıran yanlarından biri oldu ve izlenimlerimi yazarken, kullanılan en hileli yöntemlerden birine; o işin, eserin, sanatçının gücüne eklemlenmeye başvurdum. Bu nedenle araştırma ve sergiyi çoğaltacak mahsullerden biri olması amacıyla kaleme aldığım bu yazıya bir hikâyeyle başladım. Ve hikâyelerle devam edeceğim.

Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Mahsul Projesinin Hikâyesi

“Mahsul” projesinin hikâyesi, “Mahsul Vakaları” sergisinde de izlenebilecek çok katmanlı düşünce ve çalışma pratiğinin de bir hikâyesi aynı zamanda. Çukurova’da başlayan ve İzmir’de devam eden, sonrasında sergiye dönüşen bu araştırma projesi farklı zamanlarda, çok farklı kaynaklardan besleniyor. Dilşad Aladağ’ın mimarlık eğitimi, Türkiye’deki mimarlık sergilerini araştırdığı yüksek lisans tezi, odağına Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi’ni alan “Unutma Bahçesi” projesi, tarımla uğraşan ailesinin deneyimleri, Almanya’da kent hafızası üzerine yaptığı çalışmalar, bu çalışmalar sırasında denk geldiği ve Berlin-Bağdat arasındaki demiryolunu inceleyen bir kitap. Tüm bunlar projenin ilk girdileri oluyor ve Dilşad Aladağ, CultureCIVIC Yerel Hibeler Programı ile Adana’da Anadolu’nun mahsullerini araştırmaya başlıyor. Romanlar okuyarak, filmler izleyerek, arşivleri tarayarak, coğrafyada gezintiler düzenleyerek, üreticilerle, çiftçilerle konuşarak yapılan araştırma, BAYETAV Bir Arada Yaşarız Destek Programı kapsamında yer alarak İzmir’e uzanıyor.

Kimi tarihçilerin Anadolu’nun çevre tarihinde bir dönüm noktası olarak gördüğü 1858 Arazi Kanunnamesi’ni başlangıç noktası olarak belirliyor ve bu tarihten itibaren Anadolu’nun güney ve batı kıyılarındaki kırsal modernleşme sürecinin mahsullerini araştırıyor. Mahsul deyince akla öncelikli olarak pamuk, zeytin gibi üretimler gelse de Arapça “hasl” fiilinden türeyen ve dünyayla girilen ilişkide hasıl olanı tarifleyen “mahsul”ü çevresel, kültürel ve toplumsal açılardan ele alıyor. Bu anlamda otoyollar da, barajlar da modernleşme sürecinin mahsulleri olarak araştırmaya dahil oluyor.

​“Yalnız hasılata odaklanan insan merkezli bir bakışın, hasılatın yörüngesinde vuku bulanları gözden kaçıracağını” vurgulayan sergi, yalnızca bu araştırmanın çıktıklarına odaklanıp onları aktarmanın ötesine geçerek araştırma sürecinin bulgularını, sorularını, müştereklerini ve hatta ruh hâlini ziyaretçiyi de sürece dahil olmaya davet eden, türetici bir yolla aktarmaya çalışıyor. 

Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Toprağın Suyun Havanın Hikâyeleri

BAYETAV’ın yer aldığı Levanten köşkünün katlarına yayılan; farklı zamanlarda, farklı tekniklerle üretilerek “Mahsul Vakaları”na dahil olan işler serginin tanıtım metninde de ifade edildiği gibi “toprağın, suyun ve havanın” hikâyelerini anlatıyor ve iki noktada ortaklaşıyor[ii]: İlk olarak hepsi dünyayla başka türden bir ilişki kurmanın yollarını arıyor; ikincisi ise hepsi bir şekilde alternatif tarih yazımına odaklanıyor; spekülasyonlar, romanlar, sanatsal anlatılar, kurmacalar… “Mahsul Vakaları”nı hikâyelerle kurdukları ilişkiler üzerinden özetlersek:

Dilşad Aladağ’ın Yerliler ve Yersizler işi toprakla kurulan mülkiyet ilişkisini dolaşık bir hikâye olarak ele alıyor. Bunu yaparken türler arası etkileşimlere, deniz taşımacılığının izlerine bakıyor. İz Öztat ve Fatma Belkıs’ın Suyu Kim Taşır, Özgür Akacak isimli işi Loç Vadisi kadınlarının HES’lerin inşasına karşı verdiği mücadeleyle şekilleniyor. Mitler, halk masalları, sözlü tarihi ileten ağıtlar, akademik kaynak ve hukuki prosedürler ile birlikte sarı yazmalardaki desenlere taşınıyor. Hikâyenin anlatıcısı, karakteri ve hammaddesi ve hiç elektrik gerektirmeyen kurulumuyla hikâyenin araçları üzerine düşündürüyor. Yasemin Ülgen’in Topluluk Mahsulleri işi köşkün mutfağına İzmirli gıda topluluklarının üretimlerini getiriyor. Bir anlamda başka türlü bir üretimin mümkün olduğunu gösteren kolektif bir hikâye sunuyor. Eylül Şenses, Taşlıca’nın Kadim Sesleri’nde görsel ve işitsel bir hikâye aktararak tarımsal peyzaj alanlarını, üretim kültürü ve onunla şekillenen kadim ritüelleri ve sözcük dağarcıklarını seslerle ve çizgilerle belgeliyor. Aslı Özdoyuran’ın Kumkarası, yel takası ise rüzgâr enerji santrallerinin yarattığı etkiyi sergi mekânına taşıyarak mekânı bir hikâye anlatıcısına dönüştürüyor. Ali Cindoruk, yörüklerin sökülür takılır, konargöçer mekân kurma pratiği olan “taklamekân” ile hikâyeyi mekânlaştırıyor. Nesrin Ermiş, bir hikâye mekânı olan parşömeni, Bergama Kâğıdı olarak adlandırılan Charta Pergamena’yı hatırlatıyor.

Anotopia’nın[iii] RENK yerleştirmesi ile Dilşad Aladağ’ın Kumullar Üzerine Kurmaca Bir Diyalog yerleştirmesi ise kurmaca ile daha doğrudan bir ilişki kurarak Anadolu’nun hikâyelerini yeniden kurguluyor. Kurmacanın deneyim üzerinde çalışan hayalgücünden doğduğunu söyleyen, Ursula K. Le Guin’e göre dünyayı bir öyküye dönüştüremeyen insanlar çıldırır. [iv] Bu iki işi, dünyayı ve onunla kurulan farklı ilişkileri kurmaca yoluyla anlamaya dair rehberlikleri; ziyaretçileri ve tüm iştirakçileri hikâyelerle kucaklayan kapsayıcılıkları; ses ve mekânla kurdukları ilişkileri ve kurmaca-kurmaca dışı üzerinden birbirleriyle konuşan yapıları nedeniyle ayrıca ele almak istiyorum.  

Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

RENK’in Hikâyeleri

“Yaşadığımız geniş coğrafyayı bir derin zaman ve geniș zemin olarak kabul ederek, hikâyeyi yeniden umutla kurmak üzere bir araya gelen” ANATOPIA kooperatifinin ilk ortak işi RENK yerleştirmesi. “Yerin hafızasını dinleyen ve dillendiren, iç görüyü ve gelecek tahayyüllerini bir arada üretmek ve seslendirebilmek için ortaya çıkan” RENK projesi mekâna özgü dört adet ses yerleştirmesinden oluşuyor: Göz, Islak, Kütük ve Kuyu. Gürgen elek kasnaklar ve yün keçe ile üretilmiş akustik kabuklardan elde edilen strüktürler ve o strüktürlerden ziyaretçiye ulaşan 14 adet ses kaydı. Farklı kişilerin seslendirdiği bu kayıtlarda Mıgırdiç Margosyan, Yaşar Kemal, Sevgi Soysal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Adalet Ağaoğlu, Hikmet Birand, Refik Halit Karay, Ahmet Büke, Sema Kaygusuz, Necati Cumalı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Leyla Erbil’in kurgu anlatılarından alıntılar yerleştirilmiş.

Ursula K. Le Guin, her türlü kurmaca eserin ileriki kuşaklara kendi zamanına, mekânına, toplumuna dair betimleyici veriler sunduğunu; sıradan insanların hayatlarının keskin bir biçimde gözlemlenmesi ve kayda geçirilmesi konusunda romanla boy ölçüşebilecek çok az etnografik çalışmanın olduğunu söyler.[v] ANATOPIA, roman ve öykülerin bu özelliklerinden yola çıkarak dönemin mahsullerinin peşine düşmekle kalmıyor; işitmenin bütünleştirici, birleştirici, yerel olduğunu söyleyen Ursula K. Le Guin’in bahsettiği türden sözel bir performansa dönüşüyor: “Sözel performans, zamanı ve uzayı kendine has bir biçimde kullanır. Kendine ait, geçici, fiziksel, fiili bir uzay zaman, konuşan bir ses ve dinleyen kulaklar içeren bir alan, birbirine katılan titreşimlerden oluşan bir alan, bir beden ve bir zihin topluluğu yaratır.”[vi] RENK, ziyaretçileri sesleri duymak için daha da yakına davet ederek sergilenen işin bir parçası kılıyor; sözel performansı mekânsal bir tasarımla buluşturarak bir anlamda bedensel ve zihinsel bir topluluk oluşturuyor.

RENK ziyaretçinin iştiraki ile amacına ulaşabiliyor: Ziyaretçi önce uzaktan bir ses duyuyor; kültürün, coğrafyanın, toprağın renklerini, çeşitliliğini anlamak için o sesin kaynağına yaklaşması ve dinlemesi gerekiyor. Bazı kayıp sesleri bulmak, yerine koymak, duyulur kılmak; bazı sesleri dinlemek için ise yer değiştirmek gerekiyor. Bu yer değiştirme fiziksel olarak -eksi konut işlevini artık sürdürmeyen- bir yapının “balkon”, “oda” ve “ıslak hacim”inde hareket etmek olsa da modern iç mekân bölümlendirmelerini yeniden düşündüren etkisiyle yapının tarihinde bir yolculuğa da işaret ediyor. 

1-2. Mahsul Ziyaretleri Mahsul Ziyaretleri BAYETAV Bir Arada Yaşarız Destek Programı desteğiyle İzmir’e uzanan ve İzmir’i besleyen havzalarda gerçekleşti. Her ziyaret ev sahibinin deneyimini ve birikimini paylaştığı bir diyaloğu başlatırken ziyaretler Mahsul Projesi tarafından farklı mecralarda kaydedildi. Fotoğraflar: 1. sıra: Sütçüler Köyü, Kemalpaşa Ziyareti. 2: sıra: Liman Mahallesi, Urla Ziyareti 3.sıra Hatundere Köyü, Menemen Ziyareti
3-4. Kumulun Tesbiti, Kıyının İcadı, Dilşad Aladağ, 2023, Sunum performans ve Yayın (Tek edisyon) 1 - Performans kaydı ekran görüntüsü, Doğa Yirik, AVTO İstanbul, 21.12.2023 * Kumulun Tespiti, Kıyının İcadı araştırması CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği'nin desteğiyle üretilmiştir. Meriç Öner tarafından yürütülen Kıyılar araştırması kapsamında gerçekleşen aynı isimdeki sunum performans, British Council Yaratıcı İş Birlikleri Hibe Programı kapsamında desteklenmektedir. 2 - yayının fotoğrafı, Dilşad Aladağ, 2024
5. Özgür Akacak, İz Öztat & Fatma Belkıs, 2015, Tülbent üzerine baskı Özgür Akacak, Suyu Kim Taşır isimli yerleştirmenin bir parçası olarak 2015’te 14. İstanbul Bienali için üretildi ve 2017'de 13. Sharjah Bienali için tekrar ele alındı.

“Kumullar Üzerine Kurmaca Bir Diyalog”

RENK çalışması yeni soluklar katarak romanlardaki anlatıları sergi mekânına taşırken; kurmaca eserleri Anadolu’nun mahsullerini, toprağını, insanını ve diğer tüm canlılarını anlamak için dinlerken Kumullar Üzerine Kurmaca Bir Diyalog yerleştirmesi modernleşme sürecinin mahsullerinden biri olan teknik bir raporla diyaloga giriyor. Diyaloğun kaydı, araştırma çıktıları ve gözlem araçlarını içeren bir performans BAYETAV’ın bir odasına yayılarak ziyaretçiyi kuşaklar arası bir hikâyeye ve zaman yolculuğuna davet ediyor. 

Prof. Dr. İbrahim Atay’ın 1972 yılında yayımladığı “Kumulların Tesbiti ve Ağaçlandırılması Tekniği” adlı raporu, Dilşad Aladağ’ın 20. yüzyılda Anadolu kırsalındaki modernleşmenin izleri sürdüğü araştırmaları sırasında karşılaştığı kayıtlardan biri. Aladağ, sahillerdeki kumul sahaların ithal tohumlarla ve çeşitli peyzaj müdahaleleriyle ıslah edilmesi, doğanın değişmesi, ortaya tarım arazileri ve tatil köylerinin çıkmaya başlamasına dair rapor ile Kumulun Tespiti Kıyının İcadı adlı performans üzerinden inceliyor ve bu kitaptaki tespitlere, ifadelere, önerilere bugünden bir yanıt veriyor.

“Mahsul Vakaları” sergisi, kolektif üretimlerle coğrafyanın kadim hikâyelerini anlatırken sergi tasarımı; işlerin mekâna yerleşiminden sergileme elemanlarının üretim süreçlerini, strüktür yapısını ve malzemelerini açığa çıkaran şeffaf tasarımına önemli bir üretim katmanı olarak işlere eşlik ediyor. Tasarımda önemli bir rol oynayan ve zanaatın inceliğini gösteren gürgen eleklerin hatırlatmasıyla Bimbirik’in hikâyesine dönecek olursak, kıssadan hisse: Çocukların kötü niyetli kadından kurtuluşu ahırdaki ineğin sütüyle, tavan arasındaki cevizle ve ırmaktaki suyla, yani masalın kahramanı çocuğun üretim yöntemleri ve mahsullere dair bilgisiyle mümkün olmuş.

​Coğrafyanın kadim üretim yöntemlerini kadim anlatım yöntemleriyle aktaran “Mahsul Vakaları” 22 Eylül’e kadar BAYETAV’da ziyaret edilebilir.

[i] Dilşad Aladağ’ın araştırma ve programdan sorumlu olduğu “Mahsul Vakaları” sergisi 22 Eylül’e kadar BAYETAV’da ziyaret edilebilir. Mahsul projesi hakkında detaylı bilgi için bkz. https://mahsul.info/ Sergi hakkında detaylı bilgi için BAYETAV’ın sayfası ziyaret edilebilir: https://www.bayetav.org/tr [Son Erişim: Haziran 2024]
[ii] Dilşad Aladağ, Basın Ön İzleme programı, ses kaydı.
[iii] ANATOPIA, Aslıhan Demirtaş, Dilşad Aladağ, Eylül Şenses, Yasemin Ülgen’den oluşan ve 2023 yılında kurulan bir kooperatiftir
[iv] Ursula K. Le Guin, Zihinde Bir Dalga, sf. 254
[v] Ursula K. Le Guin, Zihinde Bir Dalga, sf. 115.
​[vi] Ursula K. Le Guin, Zihinde Bir Dalga, sf. 182

0
1767
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage