03 TEMMUZ, PAZARTESİ, 2017

“Sevmek İçin Sevmekle İlgili Derdin Olmalı”

Geçtiğimiz sezon tiyatroseverlere kapılarını açan ve tiyatro, oyunculuk, yazarlık disiplinlerini birleştiren TOY İstanbul’un atölyelerini ve yeni oyunu Kaplan Sarılması’nı oyunun yazarı Kemal Hamamcıoğlu ve oyunun yönetmeni Bahar Kerimoğlu ile konuştuk.

“Sevmek İçin Sevmekle İlgili Derdin Olmalı”

Kaleme aldığı KabinGaraj ve ardından bu sezon izleyiciyle buluşturduğu Kaplan Sarılması ile tiyatroda farklı bir yere sahip olan Kemal Hamamcıoğlu ile yazarlık dünyasını, Kaplan Sarılması’nı ve yeni çıkacak kitabını konuştuk. 

Cümlelerinizin sade ama bir o kadar da parıldayan bir gücü var. Bir metni yaratırken, bu dengeyi sağlamanızdaki etmenler neler? Yazmanın sizdeki anlamı nedir?

Hayatta en ayık olduğum zamanları yazarken yaşadım. Uyanmak için yazıyorum. Kelimelerle savaşıp, kelimelerle uzlaşacak gücüm var sadece. Kaypak insanlara tahammülüm hiç kalmadı. Yüzlerinin ortasına vurmamak için evden az çıkıyorum.

İlk metniniz Kabin’den önce yazıyor muydunuz? İlk cümlelerinizi yazmaya iten şey neydi? 

İlkokulda düzensiz günlüklerim vardı. Babama mektuplar yazardım. İlk cümlemi yalnızlıktan yazmışımdır kesin. Yer bulamamaktan.

Yolunuza Craft ile başladınız ama bu sezon sizi yepyeni bir oluşum olan TOY içerisinde görüyoruz. TOY İstanbul ile yollarınız nasıl kesişti? 

Kaplan Sarılması'nın yönetmeni Bahar Kerimoğlu TOY'da oyunculuk dersi veriyordu, onun vasıtasıyla TOY'la yolumuz kesişti.

©Nazlı Erdemirel

Oyunlarınızda ve son dönemlerde bir diğerini dört gözle beklediğimiz şiirlerinizin seslendirildiği videolarınızda temalar; sevginin ve aşkın tüm bileşenleri yani birliktelik, özlem, mutluluk, acı çekmek, anılar vs. Hayatın hengamesinde onu başka kılan şey sevmek mi? Günümüz yaşamında bunu gözlemleyebiliyor musunuz?

Önceden derinlerde arıyordum sevgiyi, orada sevgi olmadığını gördüm. Oralar kimliksiz. Yüzeye baktığımdaysa sevgi yok yüzlerde. Zayıf ruhlar ellerinde ne varsa teşhir ediyor. Kibirli ve aç olan kendini kahraman sanıyor. Neyse ki güzellik dedikleri çok çabuk eskiyor. Ellerindeki, ellerine ertesi gün yetmiyor. Artık buna da takılmıyorum. Herkes bildiğini okusun.

İzledikten sonra etkisi uzun süren Kabin ve Garaj’dan sonra bu sezon da Kaplan Sarılması’nı izleyiciyle buluşturdunuz. Gerçek dünyada aşk, mutluluk, güven gibi kavramların yeterince tüketildiği bir çağ içinde dijitalize edilmiş bir ortamda bu kavramların “saf” halini elde etmeye çalışıyor karakter. Metnin meydana gelişi, hikâyeyi oluşturmak nasıl bir süreçte gerçekleşti?

Çünkü saf olanı arıyoruz. Kirin içinde kendi kalana tutuluyoruz. Hakiki olanı ararken çıktı oyun. Üç kişilik sevişmelerin arasında, tek başına gözlerini kapayarak sevişenler de çekip gittiği için.

Kaplan Sarılması

Oyunu izlerken Şebnem Bozoklu’nun metinle olan uyumuna hayran kaldım. Bunu Garaj’ı izlerken Enis Arıkan’da da hissetmiştim. Karakterlere hayat verecek oyunculara nasıl karar veriyorsunuz? Oyunun sahnelenme süreci yeni bir yaratıcılık alanı oluyor mu sizin için?

Yazdığımı duyan oyuncularla çalışmaya gayret ediyorum. Yazdığım tüm oyunların ilk gününden son gününe kadar prova sürecine dahil oldum. Yazdıklarımın neden işlemediğini prova sürecinde yakın mesafeden gördüğüm için, yazının uyuşmazlıkları oyun içinde böylece azaldı. Oyun çıktıktan sonra da her oyuna gidip, oyunu kulisten dinlerim. Kuliste nefes sayarım. Sözün nefesini...

Oyunda siz bize “mutluluğun tam kontrolü, güvence altında olması gerçek bir mutluluğu sağlar mı?” sorusunu sorarken ben de size “kalıplaştırmadan, hoyratça sevmeyi unuttuk mu ya da hiç böyle sevebildik mi?” sorusunu sormak istiyorum. 

Bir şeyi unutmak için önce onu yaşamak gerekir. Sokakta yaşayan bir soluğa uzun zamandır denk gelmedim. Sevmek için sevmekle ilgili derdin olmalı. Sevdiklerini sananların dert dediklerinin içinde, terk edilmek yok. Tadını aldım, var. Terk edilmenin, reddedilmenin yakınından hiç geçmemişler.

Oyuna ismini de veren kaplan ve çoğu zaman gücünden dolayı yaralayıcı, öldürücü sarılması... Nedir Kaplan Sarılması’nı tercih etmenizdeki neden?

Kaplan videoları izleyerek uyuyorum. İnsan kadar öldürücü değiller. Gücü sakinliklerinde. Sakinlikle yiyorlar ne yiyorlarsa. Açlıklarını açık ederek doyuyorlar. Bu yüzden. Açıkta oldukları için.

©Nazlı Erdemirel

Bir röportajınızda “Melankoli çoktan eskidi. Mutsuzluğun içinde mutluluğu deneyimlemek kıymetli artık” demişsiniz. Sizi özel kılan yanınız da bu bence, gözümüzden yaş gelecekken bunu gülümseye çeviriyorsunuz. Bu gücün sırrı ne? Hayata bakışınızla mı alakalı bu durum?

Çok güçlü ve çok güçsüz bir hayatın içinde aktığım için sanırım. Bir gülerim bir ağlarım...

Yazarken nasıl biri oluyorsunuz? Örneğin dünyaya daha açık mı yoksa daha kapalı mı?

Hırçın ve tutkulu. Öfkeli ve çaresiz.

Mayıs ayında gerçekleştirdiğiniz “Sevme Tutkusu” isimli atölyenizden konuşalım isterim. Nedir bu sevme tutkusu? Bu atölyeye katılanlar neler yaptı, atölye sonunda neler oldu?

Neyi, neden sevdiğimi paylaşmak için yaptığım bir atölyeydi. Şarkı söyleyerek çıktık o gün atölyeden. Işıkları kapatarak çıktık sokağa.

Sevme Tutkusu İsimli Atölyeden

Önümüzdeki sezonda tekrarı olacak mı bu atölyenin? Ya da başka bir atölye projeniz var mı?

Bundan sonra an odaklı yaşıyorum. Anlar nereye bağlarsa hikâyemi orada olacağım. Mutlu anlar yaratmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.

Şu ana kadar basılı olarak yayımlanan tek metniniz Garaj (Artemis Yayınları, 2015). Geçtiğimiz günlerde sizden yeni bir kitapla buluşacağımız haberini aldık. Bu kitapta ne olacak, ne zaman raflarda yerini alacak. Gizli tutulması gerekmiyorsa öğrenebilir miyiz sizden?

Roman, Ekim 2017 gibi Doğan Kitap etiketiyle raflarda olacak. Aşk çıkar sanıyordum kitaptan, aile çıktı. Ağaçtan düşen karga yavruları için yazdım romanı.

Son olarak önümüzdeki sezon Kaplan Sarılması devam ederken başka projeleriniz olacak mı?

Sağlık ve huzur diliyorum kendime. Gerisi gelir...

©Nazlı Erdemirel

Söyleşiye oyunun yönetmeni ve Toy İstanbul “Oyunculuk Atölyesi” eğitmenlerinden Bahar Kerimoğlu ile devam ediyoruz. Kerimoğlu, ödüllü bir yönetmen olmasının yanı sıra yetenekli bir oyuncu.

TOY İstanbul atölyelerinin eğitmenleri arasında yer alıyorsunuz. Bu oluşuma dahil olma süreciniz nasıl gelişti?

Pınar Bulut ve Kerem Deren sektörden adımı duyuyorlarmış, “Yazı Odası” diye şahane bir oluşum var öncesinde, onlar ve Cengiz Temel’in ortaklığında kurulan, bir küçük “güzel senaryo fabrikası” diye tanımlayabileceğim bir yer. İşin içine oyunculuk da dahil olup TOY İstanbul gündeme gelince, beni de ekiplerine dahil etmek istemişler, kahve için buluştuğumuz ilk andan itibaren önce insanlıklarına sonra iş ahlaklarına vuruldum ve hep birlikte çıktık bir yola. Ne iyi ettik...

Vereceğiniz oyunculuk eğitiminden biraz bahseder misiniz? Katılımcılar sizin atölyenizde nasıl bir metotla karşılaşacak?

Bilkent Tiyatro bölümüyle başlayan, New York Actors Studio masterıyla şekillenen, 10 yıldır da üzerine kafa yorup her gün çalıştığım, çalıştırdığım, keşfettikçe geliştirdiğim, kendimce daha kolay anlaşılır bir matematiğe oturttuğum, çok sevdiğim ve (tecrübeyle sabit) çok inandığım bir tekniğim var. Bu ara fazlaca teknik isimler telaffuz ediliyor ve kafalar karışıyor, o yüzden en genel adıyla “metot oyunculuk tekniğ”" diyorum. Aslında hepimizin bildiği ve farketmeden uyguladığı doğal duygu akışını fark ettirip, işleyişi kavratıp, adını koyarak öğretiyorum. Tıkır tıkır işleyen bir matematik var, insan psikolojisi büyüleyici. Seyirci için de oyuncu için de aynı mekanizma çalışıyor. Oyuncunun farkı farkındalığı olmalı bence, notaları tanıyıp, duygularını çalmayı bilmeli.

©Nazlı Erdemirel

Eğitimle ilgili TOY İstanbul’un sitesinde yer alan açıklama metniniz şöyle başlıyor: “Süslü cümlelerle anlatmam çok zor derslerimi... Oldukça sade ve ham benim derslerim çünkü.” Nasıl olacak bu dersler peki, sade ve ham olmak ne anlama geliyor?

En çürüklü çarıklı, en oldurtmaya çalışmadan, en olduğu gibi, olduğu kadar hallerle çalışıyorum. En egosuz, en sahici, en mükemmel olmayan yerler… Senin gibi, benim gibi dersler. Hepimize dair, insani yerler, en gizlemeye çalıştığımız ama aslında birbirimizle en tanış olduğumuz yerlerden başlıyor çalışmalar. Makyajları silip, maskeleri çıkartıp, çıplak ayaklarla katılmak gerekiyor benim derslere. Ben de olabildiğince en çıplak halimle durmaya çalışıyorum karşılarında. Her ders bir öğretip, bin öğreniyorum. Başlangıç seviyesi ve ileri seviye olarak iki ayrı grupla çalışıyorum. Başlangıç seviyesi herkese açık, ileri seviye derslerimse kendi üzerinde çalışmalarını, keşiflerini yapmış, karakter yaratmaya hazır oyuncu ve oyuncu adaylarına açık.

Önümüzdeki dönemde TOY İstanbul bünyesinde yönetmenlik ve eğitmenlik dışında başka bir projede görebilir miyiz sizi?

Evet, bu sene eğitmenliğin yanı sıra çok sevdiğim arkadaşım Kemal Hamamcıoğlu’nun Kaplan Sarılması oyununu da sahneledim TOY’da. Daha önce Ankara Devlet Tiyatrosu’nda bir oyun yönetmiş, Eleştirmenler Birliği’nden de ödül alınca yüreklenmiştim, Kaplan Sarılması ilk özel tiyatro yönetmenliğim. Kemal’in metinleri bir yönetmenin hayal kurup, kendi yaratıcılığını da devreye sokabileceği metinler. Kemal de inandığı yönetmene sonsuz özgürlükle oyununu teslim edebilecek olgunlukta, hayranlıkla çalıştığım bir yazar. Metinde olmayan, videolarla canlandırılmış, nefes alan bir oda tasarladım. Şebnem ve Kerem de o oda içinde çok güzel var ettiler kendilerini. Çok keyif aldım, çok değerli bir tecrübeydi benim için. Yeni sezonda da yönetmem için yeni metinler gelmeye başladı önüme, en heyecanlandıran, en hayal kurduranla devam ederim diye düşünüyorum. Ve bu sene uzun bir aradan sonra oyunculuk yapacağım sanırım. Oğlum büyüdü, onun zamanından çalmadan, küçük set molaları alabilirim. Oyunculuğumun da son on yıldır yaptığım çalışmalar ve hayat tecrübelerimle olgunlaştığını düşünüyorum, merak ediyorum yapabileceklerimi. Kamera arkasında kendimi daha rahat ve mutlu hissettim bugüne kadar hep, ama heyecanlandıran projeler var gündemde, bakalım.

0
10515
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage