
CAZ Günleriydi
Caz yazıları yazmaya başlayalı bir yirmi beş yıl oldu. Önceleri hep fotoğraf
çekerdim. O zamanlar caz fotoğrafları çekenlerin sayısı azdı. O günlerde
çekimler ilk on dakika ya da iki parçaya sıkıştırılmazdı.
Caz yazıları yazmaya başlayalı bir yirmi beş yıl oldu. Önceleri hep fotoğraf çekerdim. O zamanlar caz fotoğrafları çekenlerin sayısı azdı. O günlerde çekimler ilk on dakika ya da iki parçaya sıkıştırılmazdı.
Konser verilen mekânların yarısı, çoğu zaman boş kalırdı. İstanbulun bir festivali vardı. Steps gelmişti. Biletin üzerinde Amerkan Country Topluluğu yazıyordu. 80li yıllardı; üniversitedeydik. Önümüzde ne çok yol vardı.
Sonra Bilsak Caz Festivali yapıldı. Hem de iki kez. Emin Fındıkoğlu oradan oraya koşturuyordu. Elvin Jones, koyu bir gölge gibi sesten hızlı bilekleriyle davulunun başında adeta bir çift baget olmuştu. Gelinin Bebeğini çalmışlardı. Chet Bakerın ayağında bir türlü gözümün önünden gitmeyen sandaletleri; sıcak bir festival akşamında Stan Getzin tropik adaları hatırlatan rengârenk bir gömleği vardı. Don Glornick ve Astor Piazzolanın cazcı cennetinde, bir gün birlikte jamsessiona çıkacakları aklımıza bile gelmemişti.
Okay Temizin yanında Saffet Ağbisi hiç eksik olmazdı. Hrant Lusigyan kendisi için yapılan özel gecede geçmiş sonbaharları düşünüyor (ki o gece benim klarnetimle çalmış ve o kötü ağızlıktan bile ne de güzel melodiler çıkarmıştı), Nükhet Aruca mikrofonun önünde şakıyordu. Gary Burtonın vibrafonu Şan Tiyatrosunda, Steve Swallovun mütevazı basıyla nasıl da komşu olmuştu. Hem bilir misiniz, eskiden filmlerden önce opera sanatçıları piyano eşliğinde şarkılar, aryalar söylerdi.
12 Eylül yeni olmuş; gece programları erkenden kesilmeye başlamıştı. Biz cazın geç kalmış çocukları sivillere yakalanmadan ara sokaklardan eve dönmeye çalışırdık. Yol boyunca, bize sorulacak Nereden geliyorsunuz? sorusuna, Caz konserinden yerine verilecek daha mantıklı yanıtlar arardık.
Yıllarca bıkıp usanmadan prova yapan TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası, irili ufaklı gruplar, Berkeleyye gidip gelmeler ya da gelmemeler, TRT 3ün caza emeği geçen tüm yapımcı ve sunucuları, otel rooflarının yılmaz savaşçıları, TRTde tek kanalın siyah beyaz günlerinde Erol Pekcan, Tuna Ötenel, Kudret Öztoprak ve diğerleri... Ne de güzel büyümekteydi caz ağacının dalları. Bu arada bizim eski cazcılar ülkemize gelen müzisyenlerle jam sessionlara çıkarken, gençler de Türkiyenin cazın geleceği için kınlarında bileniyordu. Şan Tiyatrosu ve Hodri Meydan, Fitaş konserleri; Kedi Barda cazlı geceler... Bir içki parasıyla yol parasını zor denkleştirdiğimiz; yemek yemeyip konser bileti aldığımız günler...
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının getirdiği topluluklar, İstanbul Caz Festivali, Parliament Caz Festivali, Akbank Caz Festivali, Yapı Kredinin getirdiği caz grupları, Ankara, Eskişehir, Kuşadası Pozitifin (yani Ahmet, Mehmet ve Cemin) ülkenin caz dağarına getirdiği soluk ve yavaş yavaş Türkiyede caz bugünkü konumuna ulaşması. Jazzbar(lar), Korukent, Naima (özellikle yağmurlu kapanış jamsessionı) Kerem Görsevin kulübü, Beyoğlunun barları ve Babylona kadar geliyoruz.

Özellikle İstanbul, giderek daha sıkı caz dinlenen ve cazın hayatını yaşayan; dünyanın en iyi caz grup ve müzisyenlerinin uğramadan edemediği şehir oluyor. Albümler, caz kitapları yayımlanıyor, caz eğitimi veren okul ve kurumların sayısı artıyor. Ve caz gözle görülür bir yol alıyor.
Bugün bir caz festivali konserlerinde onlarca fotoğrafçı gelişmiş makineleri ve hızlı objektifleriyle cazcı avında. Kimi meslek uğruna, kimi arşiv yapmak için, kimi de bu anı yaşamıştım diyerek, her konserde yüzlerce kare film tüketiyor.
Cazcılar genelde yazı yazmayı çok sevmez. Bir elin parmaklarını geçmeyen caz yazarlarının tamamına yakını başka meslek gruplarındandır. Yeni çıkmış albümleri, festivalleri ve konserleri hep onların kaleminden okuruz. Ama varsın olsun, onlar keyifle müziklerini yapsınlar, bizler yazmaya her zaman hazırız.
Bireysel hikâyeme gelirsek; ben caz üzerine yazmaya, bu türün örnekleri beni aşırı coşkulandırdığı için, bu duyguyu paylaşmak üzere yazmaya başladım. (Kimilerinin dediği gibi, evde duran ve benimle arası bir türlü düzelmeyen alto saksofonumla konunun bir ilgisi yok.) Önceleri fotoğraf çekiyordum, güzel görüntülerim olsun diye; müziği dinleyemiyor, konseri kaçırıyordum. Bir de fotoğraf çekerken salonların karanlığında insanları rahatsız ettiğimi düşünüyordum. Bir gün makinemi eve bıraktım ama yine duramadım. Yaşadıklarımı hafızaya alıp, kör karanlıkta notlar tuttum. Caz yazmaya başladım; hayatım değişti. Bir de baktım ki, özendiğim caz adamları gibi olmuşum.
1987 yılında Kürşat Başarla Hürriyet Gösteri dergisine caz dosyası
hazırladım. Birçok Türk caz müzisyenini tanıdım. Gösteri ile birlikte Stüdyo İmgeye, Çalıntıya, başka birçok dergi ve gazeteye yazdım. Yıllık dökümler yaptım, yüzlerce CD tanıttım. Yıllar içinde gazete ve dergilere birçok yazı yazdım. Elbette Jazz dergisinin doğuşuyla, tam karşılığını bulan bir mecrada yer aldım.
Konserleri, festivalleri izliyorum. Her caz etkinliğinde varoluşumun tadına bir kez daha varıyorum. Gündüzleri başka meslekler icra ediyor, akşamları konserlere gidiyor ve geceleri de sabahlara kadar yazıyorum. Konserlerde, fotoğraf kariyerlerinin başında gencecik fotoğrafçıları görünce, salonun karanlığında bazen gözlerim doluyor. 80li yıllarda, sahnenin bir başından diğerine koşturan ince-uzun fotoğrafçı çocuğu hatırlıyorum. Seyirciler rahatsız olup tepki gösterecekler diye ödüm kopuyor ve biliyorum ki onların da içinden yazarlar çıkacak. İşte belki o zaman bizler de, fotoğraf çekmeden ve yazacağımız yazılar için notlar tutmadan, sessizce konseri izleyecek; sonra eve gidip, metali oksitlenmiş saksofonumuzu çantasından çıkaracak ve mazide kalmış bir sevgili gibi dudaklarımızla buluşturacağız.
Herkes gizli olarak veya izin verilen parçalarda caz fotoğrafları çeksin. Konseri izlerken sevdiklerine bu konseri nasıl anlatabilirim diye düşünsün. Hatta yazmaya çalışsın. Caz güzel bir duygudur. Herkesin muhakkak bir caz standartı olsun.
Her şeyin bozulup geriye gittiği şu günlerde, saflığını ve güzelliğini koruyarak Türk Caz Müziğine emek vermiş ve vermekte olan herkese yürek dolusu sevgiyle.