
Filmekimi’nde bu yıl Romanya sinemasından örnekler dikkat çekici bir şekilde izleyici karşısına sunuldu. Hem nitelik hem de nicelik bağlamında son dönemde yükselişe geçen Romanya sinemasından Caini (Köpekler), Bacalaureat (Mezuniyet) ve Sieranevada bu yıl Filmekimi izleyiciyle kucaklaştı.
Filmekimi genelinde yaşanan “bilet bulamama” sorunuyla bu kucaklaşma vesilesiyle tanışma fırsatım da oldu. Öyle ki Filmekimi’nde önceden belirlediğim biletleri ortalama bir izleyici olarak almaya çalıştığımda salonların büyük oranda dolu olduğunu gördüm. Buna rağmen Beyoğlu Sineması ve Rexx’teki gayet mantıklı noktalardan istediğim noktalara bilet bulabildim… Belki burada dünya prömiyerlerini Cannes’da yapan filmlerin gerçekten iyi olması ihtimali ağır basıyordu!
Peki, Köpekler özelinden Romanya sinemasını bu denli bize çekici kılan neydi? Büyük ihtimalle toplumsal olarak birbirimize benzememiz yanıtını verebiliriz. Romanya’nın Bir Zamanlar Anadolu’da’sını anımsatan Köpekler, dedesinden Romanya’nın sınır şeridinde uçsuz bucaksız topraklar kalan bir şehirliyi anlatıyor. Kimsenin uğramadığı bu bölgedeki geniş araziler geceleri kanunsuz işlerin yapıldığı bir alan haline geliyor ve doğal olarak şehirde bir hayatı olan Roman isimli karakter -ki kendisini Romanya’nın medarı iftiharı Dragos Bucur oynuyor- bu araziyi satmaya çalışıyor. Bölgede yaşayan ‘köylüler’ ise karanlık şekillerde onun toprağı satmasını engellemeye çalışıyor.
Kendilerini köylü cahiller olarak tanımlayan bölgenin yerlileri ile Roman ve kız arkadaşı arasında bir elitizm savaşı başlıyor. Zira filmde kötü karakter olarak tanımlayacağımız Samir (ve mükemmel performansıyla Vlad Ivanov) filmin ikinci bölümünde yaptığı tiradda kendisini ezerken Roman’ı şehirli olmakla suçluyor.
Başlığa da çektiğimiz ‘Köpekler değil, insanlar ısırır’ sözü gerçekten insanın en beklenmedik anda, en şiddetli ısırıkla darbe vurduğunu anlatırken; filmde de bu darbeleri en gerçekçi şekliyle görebiliyoruz. Film ve Romanya toplumuyla ilgili iki ufak detaya yer vererek bu yazıyı noktalamak istiyorum:
Öncelikle, filmlerin sonunda görmeye alışık olduğumuz, “Bu filmde hiçbir hayvana zarar verilmemiştir” cümlesini bu filmin kapanış jeneriğinde görmek inanılmaz bir huzur veriyor.
Film başladıktan yaklaşık 45 dakika sonra iyi niyetli polisin delil olarak bataklığın dibinde bulduğu bot ve ayağı inceleme sahnesi “Gore da neymiş, daha kanlısını getirin” dedirten birçoklarını rahatsız edecek cinsten. Sırf bu sahnenin gerçekliği için bile yönetmen Bogdan Mirica’yı tebrik etmek gerek.