22 EYLÜL, SALI, 2026

Bu Performansa Gelirken Yaslarınızı Yanınızda Getirin: “Deluge”

8. Istanbul Fringe Festival’ın konuğu sanatçı Gabi Flares ile hazırladığı ve performansını üstlendiği, bir kadının iç dünyasında çıkan tufanı salona yaydığı Deluge adlı performansı üzerine konuştuk.

Bu Performansa Gelirken Yaslarınızı Yanınızda Getirin: “Deluge”

Yaşamını İngiltere’de sürdüren Brezilyalı oyuncu, dansçı, dramaturg ve yönetmen Gabi Flares, bu yıl 8’inci edisyonunu gerçekleştiren Istanbul Fringe Festival konuğu olarak Deluge adlı performansını İstanbul’a taşıyor. 25 Eylül Cuma akşamı, saat 20.30’da Zorlu PSM %100 Studio’da izleyiciyle buluşacak Deluge, yas ve keder ile başa çıkmak için başvurduğumuz beklenmedik yöntemleri konu alan, büyülü gerçekçilik tarzında bir komedi sunacak izleyiciye.

​Flares, kendi yasını yaşarken insanların neyin yasını tuttuğunu merak ediyor ve öğrenmek için sosyal medyada bir açık çağrı yapıyor. Bu çağrı üzerine gelen 40’tan fazla mesaj Deluge’u ortaya çıkarıyor. 2024 yılında yolculuğu başlayan gösteri, bir kadının iç dünyası merdivenlere, Komodo ejderhalarına ve bin kilo reçele doğru kayarken hayal gücü, gerçeklik ve bedenselliği birbirine karıştırıyor. 

Deluge, sosyal medyada yaptığınız çağrı aracılığıyla topladığınız 40’tan fazla gerçek hikâyeden yola çıkarak yaratıldı. İnsanları hikâyelerini paylaşmaya davet etme fikri nasıl doğdu? Bu kolektif hikâye anlatımı aracılığıyla neyi keşfetmeyi ya da yaratmayı umuyordunuz? Deluge’un ardındaki hikâye nedir?

Her şey, sonu belirgin olmayan bir şeyin yasını tuttuğumu fark ettiğim an başladı. Sonu belli olmadığı için aslında yas tuttuğumu bile fark etmemiştim; bu da bana insanların farkında olmadan başka nelerin yasını tutuyor olabileceğini düşündürttü. Yalnızca ölüm değil; isteyip de hiç sahip olamadığınız şeyler, yitip giden dostluklar ya da hiçbir zaman dönüşemediğiniz benlikleriniz...

Oyunun kendisi ise hiçbir zaman net bir noktası konamamış bir ayrılığın ardından doğdu. Bir arkadaşıma, “Tüm düşüncelerimi litrelerle ölçebilseydim ve döktüğüm gözyaşlarını da buna ekleseydim, koskoca bir evi sular altında bırakabilirdim” demiştim ve tam o an aklımdan şu geçti: “İşte bir sonraki oyunum bu.” Bu imge, hissettiklerime somut bir biçim kazandırdı ve oyunun ana görseline dönüştü: Sular altında kalmak üzere olan bir evdeki kadın.

Diğer insanların neyin yasını tuttuğunu öğrenmek istedim; bu yüzden sosyal medyada bir çağrı yaparak tanımadığım insanlardan her türlü kayıp ve yas deneyimlerini benimle paylaşmalarını istedim. 40’tan fazla kişi geri dönüş yaptı ve 30 dakika olarak planlanan sohbetler çoğu zaman iki saatlik derin paylaşımlara dönüştü. Sanırım bunda annemin psikanalist olmasının da payı var; insanların karmaşık duygularını ve hikâyelerini dinlemeyi severek büyüdüm. Bu sayede sohbetler gerçekten şefkatli, güvenli ve samimi bir alana dönüştü. Bu röportajlar ve kendi hikâyem oyunun kalbini oluşturdu; kurgu da bu çekirdeğin etrafında yeşerip şekillendi.

2, 3. ©Alex Brenner

Bu hikâyeleri sahneye taşırken izlediğiniz yaratıcı süreçten biraz bahsedebilir misiniz? Gerçek insanların deneyimlerini sahnede var olabilecek bir esere dönüştürme süreci sizin için nasıl ilerledi?

Deluge, röportajlardan yola çıkarak hazırladığım ikinci solo oyunum ve kesinlikle sonuncusu da olmayacak; dönüp dolaşıp yine bu yönteme geliyorum. Yönetmenim Andrea Maciel ile çalışıyorum; bu bizim üçüncü ortaklığımız. Ona fikirlerle, taslaklarla, ufak metin parçalarıyla ve röportajlardan çıkardığım malzemelerle gidiyorum. Buradan yola çıkarak stüdyoda doğaçlamalar yapıyoruz ve ortaya yepyeni şeyler çıkıyor: Metaforlar, imgeler, metinler... Sonra eve dönüp biraz daha yazıyorum; ardından yeniden bir araya gelip daha fazla doğaçlamayla dramaturjik yapıyı baştan işliyoruz.

​Bu gerçekten tam anlamıyla bir ortak yaratım süreci. Oyun, malzemeyle oynamaktan beslenerek büyüyor; sese, tanıklıklara, kurguya ve metin çevresinde örülen hareket dizilimlerine erkenden katı bir biçim dayatmak yerine onların serbestçe filizlenmesine alan tanıyoruz. Ayrıca, bir yılı aşkın süredir yardımcı yönetmenimiz olarak bizimle çalışan Maddie Maycock gibi “dış gözleri” de sürece dahil ediyorum.

Deluge oldukça çarpıcı bir anlatım biçimine sahip. Yas, keder, kayıp ve hayatın paramparça olduğu anları konu alan bir oyunu mizahi bir tonla dengelemeye nasıl yaklaştınız? Bu unsurları büyülü gerçekçilik aracılığıyla nasıl bir araya getirdiniz?

Bunu birbirine zıt iki şeyi birbirine karıştırmak gibi görmüyorum. Bence oyun, zaten kendi içinde çelişkilerle dolu olan yasın kendi mantığını takip ediyor. Bir an kahkahalarla gülerken, hemen ardından kendinizi yerde yığılmış hâlde buluyorsunuz. Bir sonraki an ise o hâlinize yine kendiniz gülüyorsunuz.

Oyunu bir tenis maçına benzetiyorum; bir ritim, bir ileri bir geri gidiş geliş... Ta ki o akışı bir espri ya da çok daha sessiz ve şiirsel bir an kesene kadar. O arafta kalma hâlini, topun nereye düşeceğini henüz bilmediğiniz o askıda kalış anını çok seviyorum. Komedi cömerttir; insanların savunma kalkanlarını indirir, onları yaklaştırır ve tam o sırada içeri bambaşka bir his süzülebilir.

​Büyülü gerçekçiliğe gelirsek; o, derinden hissedilen ama gözle görülemeyen şeyleri somut, elle tutulur ve görmezden gelinemez hâle getirir. Gerçeklikten kopmaz, onu esnetir. Bir ayağınız gerçekte, bir ayağınız gerçeküstündedir. Yas çoğunlukla görünmez bir duygudur; bu yüzden kendime şu soruyu sordum: “Peki ya onu görebilseydiniz ne olurdu? Bir odayı doldursa, taşsa, suyun, reçelin, merdivenlerin veya bir Komodo ejderinin şeklini alsa nasıl olurdu?”

©Alex Brenner

Hikâyeyi sahnede tek kişilik bir performansla anlatıyorsunuz. Bu şekilde performans sergilemenin sizin için en keyifli ve en çok zorlayan yönleri neler?

Philippe Gaulier hep “Sana rehberlik eden şey hazdır” derdi. Bu söz zihnime kazındı. Sahnede ağlarken de ölürken de dans ederken de beni o anın içinde diri tutan şey duyduğum haz. Enerjimi asıl tüketen şey ise anın içinde kalmak yerine bir sonraki adımın telaşına düşmek.

İşin en büyük ödülü, oynamaktan ve seyirciyle bir arada olmaktan duyulan katıksız keyif. Bu hem son derece yalın hem de bir o kadar ele avuca sığmaz bir his. Gösteri teknik ve koreografik bir temele sahip, dolayısıyla bedenim bunu ezbere biliyor. Ben de odadaki varlığımı korurken bu beden hafızasını güvenle takip edebiliyorum. Her zaman yeni kapılar aralanıyor ve seyirci de bu deneyimin ayrılmaz bir parçası olduğu için her gece birbirinden biraz farklı geçiyor. Her seyirci kitlesiyle, özellikle de farklı ülkeler ve kültürler arasında farklı bağlar kurabilmeye bayılıyorum.

​En zorlayıcı tarafı ise sahneye çıkmadan önce tek başına olmak. Kulis arkasında diğer oyuncularla olmayı, sahnede onlarla paslaşmayı çok severim; dolayısıyla motivasyonumun düşük olduğu günlerde yanımda o arkadaşlığın olmaması zorlayabiliyor. Böyle anlarda derin bir nefes alıp sahneye fırlıyorum ve sıcak bir seyirciyle karşılaşmayı umuyorum. Bazen perde arkasında durup enerjim hiç olmadığı için bunun en berbat gecem olacağına neredeyse emin oluyorum fakat başladığım ve seyirciyle oynamaya başladığım o ilk anda her şey bir anda değişiveriyor. Tiyatronun büyüsü tam olarak bu.

Performansa dayalı gösteriler seyirci açısından öngörülemez olabiliyor. Deluge izleyicisine ne sunuyor? Gösteriyi izlemeye gelenleri nasıl bir deneyim bekliyor?

Deluge; bir ayrılık sürecinden geçen ve kendi yasını anlamlandırabilmek için 40’tan fazla insanın gerçek yaşam hikâyelerine başvuran bir kadını konu alan multimedya, komedi ve fiziksel tiyatro gösterisidir diyebilirim. Tüm bunlar sular altında kalmak üzere olan bir evde, büyülü gerçekçi ve sürreal bir dünyada cereyan ediyor. Clown, dans, canlı müzik, görsel projeksiyonlar, bir merdiven, reçel, bir Komodo ejderi ve litrelerce suyla karşılaşmaya hazır olsunlar. Hem komik, şaşırtıcı ve şiirsel hem de içinde gerçek bir kalp barındıran sıcacık bir hikâye.

Gabi Flares

Gösterinin ardından izleyicinin salondan nasıl bir deneyim ve hangi duygularla ayrılmasını umuyorsunuz?

İnsanların, içlerindeki çelişkileri tek bir temiz duyguya indirgeyip basitleştirmeden, o çelişkiyi olduğu gibi koruyarak salondan ayrılmalarını umuyorum; çünkü yasın doğasında olan gerçeklik budur. Seyircinin kendini kahkahasının ortasında yakalayıp “Bir dakika, ben şimdi buna gülebilir miyim gerçekten?” diye sormasını istiyorum. Ve evet, gülebilirsiniz. Kendinizi çok fazla ciddiye almamak, serbest bırakmanın ve geride bırakabilmenin bir parçasıdır—ki bu da belki de yasın son evresidir.

Deluge ilk fringe deneyimini Edinburg’da yaşadı. EdFringe 2026’ya uzanan süreç nasıldı, yolculuğunu anlatır mısınız?

Her şey Londra’daki Jacksons Lane’de bir çalışma taslağı olarak başladı; Arts Council England desteğiyle yürütülen bir araştırma-geliştirme süreci bir ekip kurmama vesile oldu. Oradan 2024 yılında Edinburgh Fringe kapsamında Summerhall’a taşındı; ardından 2025’te Oxford’daki Old Fire Station’a, Manchester’a, Norwich’e ve Londra Soho Theatre’a konuk oldu. Gösteri gelişimini hiçbir zaman durdurmadı; 2024’teki hâline kıyasla çok daha büyüdü ve olgunlaştı. Bu yıl kapsamlı bir Avrupa turnesindeydik. Mayıs ayında Brighton, ardından Prag, Isle of Wight ve Durham, Underbelly sahnesiyle yeniden Edinburgh ve son olarak Göteborg ile Oslo durakları yapıldı.

Deluge’un İstanbul Fringe Festivali’nin bir parçası olma süreci nasıl gelişti? Gösteriyi İstanbul’a getiriyor olmak size neler hissettiriyor?

Deluge, 8. Istanbul Fringe Festivali kapsamında 25 Eylül’de Zorlu PSM’de sahnelenecek. Turne yapmak, tiyatro yapma biçimimin çok doğal bir uzantısı gibi hissettiriyor. Oyun bu sayede nefes almaya devam ediyor ve onun için yeni seyirciler bulabilmek benim için tarifsiz bir anlam taşıyor.

​Farklı seyirciler ve kültürler karşısında sahne alacak olmaktan ötürü muazzam heyecan duyuyorum. Ben 12 yılı aşkın süredir Londra’da yaşayan bir Brezilyalıyım ve ürettiğim işler tam olarak bu melez deneyimin bir yansıması; bu nedenle yepyeni seyircilerle buluşmak paha biçilemez bir hediye gibi. Üretmeyi, paylaşmayı ve diğer sanatçılarla tanışıp kaynaşmayı çok seviyorum.

Gabi Flares

Farklı Fringe festivallerinde performans sergilemek sizin için nasıl bir deneyim oldu? Bu deneyimler bir sanatçı olarak size ve Deluge’un gelişimine nasıl katkıda bulundu?

Oyunun çok net bir kurgusal iskeleti var; ancak seyircinin dahil olduğu bölümler her seferinde biraz daha farklı yankı buluyor ve ben de bu dinamiği sahnede oyun alanına çeviriyorum. Her performans kendine has ufak bir dokunuş kazanıyor ve seyircilerin tepkileri oyunda daha önce fark etmediğim yepyeni nüanslar görmemi sağlıyor. 2024’ten bu yana oyun gerçekten çok büyüdü.

​Fringe festivallerinin en güzel yanlarından biri de etrafınızın sürekli diğer sanatçılarla çevrili olması. İnsanlarla tanışmak, hikâyeler takas etmek ve bu denli çeşitli işleri izlemek sonsuz bir ilham kaynağı. Deluge artık nihai biçimine kavuştu; bu yüzden etrafımdaki tüm bu enerji artık yepyeni bir şeyi besliyor. Gittiğim her yerde, elime geçen her ufak boşlukta parça parça yazmaya devam ettiğim yeni bir tek kişilik kadın oyunu.

Son olarak, sizce İstanbul gösterimi Deluge’ye ne katabilir? Türkiye’deki izleyicilerinize Deluge’u izlemeye gelmeden önce söylemek istediğiniz bir şey var mı?

İnanılmaz derecede merak içindeyim ve işin en heyecan verici kısmı da bu. Her seyirci bu oyunda kendine göre bambaşka bir katman buluyor ve ben de şaşırmaya tamamen hazırım.

​Türk seyircisine mesajım ise şu: Gülüp gülmemeniz gerektiğinden emin olamadığınız anlarda bile gülmeye hazır olarak gelin. İnanın bana, buna izin var; söz veriyorum. Tufan sahne sınırları içinde kalacak ve Komodo ejderimiz de oldukça uslu ve terbiyelidir. İster büyük ister küçük olsun, kendi yaslarınızı da yanınızda getirin ve salondan omuzlarınız biraz daha hafiflemiş olarak ayrılın. Gösteriden sonra ayaküstü sohbet etmeyi de çok isterim.

Deluge'un gösterim biletlerine buradan ulaşabilir, tekrarı olmayacak bu performasta yerinizi alabilirsiniz. 

0
120
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage