
Ankara çıkışlı indie rock grubu Son Feci Bisiklet, 22 Mayıs Cuma akşamı KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek.
Mizahla melankoliyi birleştiren şarkıları, ironik şarkı sözleri ve vurucu melodileriyle dikkat çeken Son Feci Bisiklet, uzun bir aradan sonra yeniden hayranlarıyla bir araya gelecek.
2000’ler sonrası Türkiye alternatif müzik sahnesinin öne çıkan gruplarından Son Feci Bisiklet, gündelik hayatın küçük ayrıntılarını ironik ve içten bir dille şarkılarına taşıyor. “Galiba Sevmiyorlar”, “Kaybol, Sıkıntı Var”, “Uzaydan Geldiğine Göre Yorgun Olmalısın”, “Bikinisinde Astronomi” gibi hitlere imza atan grup, şehir hayatının sıkışmışlığı, gençlik hâlleri ve kırılgan duyguları yalın ama akılda kalıcı melodilerle bir araya getiriyor.
URU organizasyonuyla 22 Mayıs’ta KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek Son Feci Bisiklet konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), Osmanlı dünyasında Fenerli Rumların çok katmanlı tarihini ve kültürlerarası yaşam pratiklerine odaklanan “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” sergisini 24 Ocak 2027 tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis-Rigas küratörlüğünde hazırlanan sergi, 18. yüzyılda İstanbul’un Fener mahallesi ile Eflak ve Boğdan beylikleri arasında kurulan çok yönlü iktidar ve mekânsal ilişki ağlarını; arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla inceliyor. 1719 yılında Bükreş’te yaşayan bir âlimin mektubunda dile getirdiği “Cümle Fener burada; artık İstanbul’u hatırlamıyorum” ifadesinden ilham alan sergi, İstanbul’un Haliç kıyısındaki Fener mahallesi ile Eflak ve Boğdan beylikleri arasındaki karşılıklı geçişkenliği ele alıyor. Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıl başından itibaren Fenerli Rum devlet adamlarını Eflak-Boğdan voyvodalığına atamasıyla güçlenen bu çok yönlü ilişkiler, İstanbul’u imparatorluk sınırlarının ötesine bağlayan dinamik ve kırılgan bir ağ oluşturdu.
ANAMED’in dört yıllık araştırma programı “Fenerlilerin Maddi Dünyası” kapsamında hazırlanan sergi, Fenerli seçkinlerin İstanbul’daki hanelerinden Osmanlı sarayına, voyvoda konaklarından Boğaz kıyılarına uzanan yaşam alanlarını; Osmanlı, Yunan ve Romen kültürleri arasındaki etkileşimler çerçevesinde inceliyor. Nadir albümler ve kitaplar, arşiv belgeleri, haritalar, tablolar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla yaklaşık bir yüzyıla yayılan bir toplumsal ve mekânsal serüven görünür kılınıyor.
Sergi, Koç Holding ve Vehbi Koç Vakfı’nın desteğiyle gerçekleşiyor. TED Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim üyelerinin tasarlayıp ürettiği üç boyutlu hane ve mahalle modelleri ve Koç Üniversitesi KARMA XR Lab üyelerinin küratörlerle birlikte sanal ortamda canlandırdıkları “Bir Fener Evi” gibi sergi için özel üretilmiş işler sergi deneyimini zenginleştiriyor.
Hande Ortaç’ın günümüz Türkiye’sinin nefes alışverişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettirdiği yeni romanı Sus, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kuruyor. İstanbul’un beton blokları arasında iki yabancı; iki ayrı hayat. Bir yanda sahte kimliklerin ardına saklanıp internet âleminde vatan savunması yapan bir trol. Diğer yanda toplumun üçüncü sayfa haberi olarak gördüğü hamile bir kadın. Yolları bir apartman dairesinde kesişiyor. Hem suç ortağı oluyorlar hem de düşman.
“Bir av partisinin en masumu avın ta kendisi değil midir? Avcı silah kuşanır. Ganimetinin doğal ortamına sızar. Ona hissettirmeden yaklaşmak, onu iyice görmek, aman ha görünmemek için kamuflajını kuşanır mutlak sessizlik ister. Duyulmaması mühimdir. Etrafındaki her şeyi susturur. Şşt! Av başladı bile. Kulaklarımız sağır olana kadar susalım.”
1998 yılında İngiltere’de kurulan Jasmin Vardimon Company, 25. yıldönümleri için özel olarak tasarladıkları NOW gösterisiyle 27 ve 28 Mart’ta Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.
25 yıldan bu yana hem İngiltere’de hem de dünya çapında dans alanında gerçekleştirdikleri dans-tiyatro yapımlarıyla dikkat çeken Jasmin Vardimon Company’nin dans-tiyatro alanında ortaya koyduğu 25 yıllık yaratım sürecini sahneye taşımak için kurgulanan NOW gösterisi, Türkiye’de ilk kez izleyici karşısına çıkacak.
NOW, topluluğun en güçlü çalışmalarından bölümlerin iç içe geçtiği görsel bir şölen sunarken bir anlamda geçmiş, bugün ve gelecek arasında sürekli olarak gidip gelen bir anlatı oluşturuyor. Hikâye anlatıcılığının sinematik fiziksellik ve güncel yaşam ile korkusuzca birbirine bağlandığı bu çalışmada Jasmin Vardimon topluluğun repertuarında yer alan ikonik bölümleri de yeniden sahneye taşıyor.
Tatlı Ekşi ve Pyramidion iş birliği ile 27-28 Mart tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenecek etkinliğin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Aslı Çelikel ve Kübra Su Yıldırım’ın çalışmalarını bir araya getiren “An Meselesi” başlıklı sergi, 2 Nisan-24 Mayıs tarihleri arasında offgrid art project’te sanatseverlerle buluşacak.
Küratörlüğünü Melis Bektaş’ın üstlendiği sergi, acıyı tekil bir olay olarak değil; bedende kalan, zamanla biçim değiştiren ve farklı yoğunluklara dönüşen bir deneyim olarak ele alıyor. Bugün rahatsız edici duyguları hızla bastırma eğilimi, acıyı çoğu zaman bir sorun ya da aşılması gereken bir durum gibi gösteriyor. “An Meselesi” sergisi ise bu bakışı tersine çevirerek; acıyı açıklamaya, yatıştırmaya ya da ondan bir sonuç çıkarmaya çalışmadan, onun insanı nasıl yerinden ettiğine ve hayatın akışında nasıl bir kırılma yarattığına odaklanıyor.
Yas burada bir kapanış biçimi olarak değil, kayıpla birlikte yaşamanın sert ve yavaş ilerleyen bir gerçeği olarak ele alınıyor. Sergi bu bakış açısından hareketle, hayatın akışında beliren ani duraksamaları görünür kılıyor. Bu anlar, insanların birbirine karşı geliştirdiği dikkat, sorumluluk ve kırılgan ilişkiler alanını düşünmeye açıyor. Bu yaklaşım, iki sanatçının farklı mecralarda kurduğu ortak bir dil üzerinden görünür oluyor. Resim ve fotoğraf, aynı konunun iki ayrı kıyısında konumlanıyor. Kübra Su Yıldırım sembollerle örülü bir iç dünya kurarken, Aslı Çelikel geride kalan izleri, boşlukları ve nesneleri kayda geçiriyor. Yan yana geldiklerinde acı yalnızca bireysel bir deneyim olmaktan çıkarak; dolaşıma giren, temas eden ve çoğalan bir hâl kazanıyor. Sergideki fotoğraflarda ve resimlerde zaman kronolojik bir akış olarak değil, kırılma noktaları üzerinden detaylanıyor. Sergiye Simena’nın sanatçılarından besteci Yağız Oral’ın ses tasarımının eşlik ediyor.
Künye:
1. Stand and face me! Bu arada çıkış neredeydi? Detay Ahşap üzerine akrilik, kuru boya, kuru pastel ve arşivsel kağıt üzerine fine art baskı 122x108 cm, 2026
2. Void Bloom Ahşap üzerine akrilik, kuru boya ve kuru pastel 70x90 cm, 2026
3. Elephant in the room Ahşap üzerine akrilik, kuru boya ve kuru pastel, diptik Sol Panel: 40x24 cm Sağ Panel: 39x25 cm, 2026
Antonio Carmona’nın bir babayla kızının kayıplarının ardından sessizliği yenip yeniden “merhaba” diyebilme mücadelesini anlatan romanı Sayonara Demek Yasak, Genç Timaş’tan çıktı.
Sayonara Demek Yasak, sadece bir yas hikayesi değil; dostluğun iyileştirici gücü, kültürler arası bir yolculuk anlatıyor.
Élise’in annesi öldüğünde, babası acıyla baş etmek için evde katı ve tuhaf kurallar koyar: “Sayonara” demek yasak, suşi yemek yasak, manga okumak yasak ve en önemlisi, annesinin ana dili olan Japonca konuşmak yasak. Ancak Japonya’dan gelen, kuralları hiçe sayan ve bavulunda neşe taşıyan çılgın büyükanne Sonoka ve Naruto hayranı, eksantrik okul arkadaşı Stella işin içine girince, evdeki sessizlik duvarları çatırdamaya başlar. Élise, bir yapboz şampiyonasına hazırlanırken, yıllardır babasına sormaya cesaret edemediği “o malum sorunun” cevabını aramaya başlar: Annem gerçekten nasıl öldü?
Filiz Piyale Onat’ın “Omorika” başlıklı kişisel sergisi, 12 Nisan’a kadar Decollage Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Marcus Graf küratörlüğünde düzenlenen “Omorika” sergisinde Filiz Piyale Onat, sessiz ama güçlü bir görsel dil aracılığıyla kişisel olan ile evrensel olanı bir araya getiriyor. Doğanın göçleri ile insan hikâyelerini ilişkilendiren sergi, aidiyet, uyum ve değişim üzerine düşünmek için alan açıyor. Peyzaj, hafızanın bugünü şekillendirdiği; kişisel olanın politik anlamlar kazandığı ve sürekli değişen dünyadaki yerimizi yeniden düşünmemize olanak tanıyan bir sorgulama alanına dönüşüyor. Didaktik anlatılara başvurmadan göç konusuna odaklanan sergi; hareket, aidiyet ve insan ile doğa yaşamının ortak ritimleri üzerine düşünmeye davet ediyor.
Romantizm, Çin peyzaj resmi ve sanat ile ekoloji arasındaki çağdaş tartışmalardan beslenen sanatçı, dinginlik ve tefekkür üzerine kurulu bir görsel dil geliştiriyor. Bulanık yansımalar ve sade kompozisyonlar, boşluk ve meditatif duraksama öne çıkarak izleyiciyi hem dünyanın mevcut durumu hem de kendi içsel manzaraları üzerine düşünmeye yönlendiriyor. Kırılgan ve minimal sahnelerde izleyici, doğa ile insan ruhunun kesiştiği zihinsel alanlarda dolaşan bir gezgine dönüşüyor; böylece içsel yaşam ile yaşadığımız çevreler arasındaki hassas bağ görünür hâle geliyor.
“Omorika”da Filiz Piyale Onat, sessiz ama güçlü bir görsel dil aracılığıyla kişisel olan ile evrensel olanı bir araya getiriyor. Doğanın göçleri ile insan hikâyelerini ilişkilendiren sergi, aidiyet, uyum ve değişim üzerine düşünmek için alan açıyor. Peyzaj, hafızanın bugünü şekillendirdiği; kişisel olanın politik anlamlar kazandığı ve sürekli değişen dünyadaki yerimizi yeniden düşünmemize olanak tanıyan bir sorgulama alanına dönüşüyor.
Künye:
1. Kırılgan, 2026, 27x27 cm, 5 gr. Japon kağıdı üzerine mürekkep (27 adet) Fragile, 2026, 27x27 cm, ink on 5 gsm Japanese paper (27 pieces)
2. Sözler, 2026, yaklaşık 12x12x12 cm, kolalanmış dantel (68 adet) Words, 2026, approx. 12x12x12 cm, starched lace (68 pieces)
3. Zaman IX, 2026, 97x100 cm, Japon kağıdı üzerine mürekkep, organze kumaş üzerine dijital baskı Time IX, 2026, 97x100 cm, ink on Japanese paper, digital print on organza fabric
4. Eşlik, 2026, 120x120 cm, tuval üzerine yağlı boya Accompaniment, 2026, 120x120 cm, oil on canvas
Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan, Tanzimat’la birlikte Türk edebiyatının öykü ve şiir bağlamında nasıl geliştiğini merkeze alan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi adlı kitaplar Can Yayınları’ndan çıktı.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının karşılaştığı yeni edebî formları, bu formları işlek hâle getiren yazarları ve onların öykülerini merkeze alan bir çalışma olarak gün yüzüne çıkıyor. Ahmet Mithat Efendi, Samipaşazade Sezai, Fatma Aliye Hanım gibi isimlerle başlayan ve zaman içerisinde farklı yönlerde gelişen bu anlayış, büyük bir edebî mirası da beraberinde getirmiş, Cumhuriyet’le birlikte kendisine bambaşka bir gelişim çizgisi kazandırmıştır. Bu antolojide okurlar, devrin önde gelen yazarlarının metinlerini bulabilirler. Yazarlara dair açıklayıcı notlarla birlikte hazırlanan kitapta yer alan öyküler günümüz Türkçesiyle kitapta yer alıyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının nasıl dönüştüğünü, hangi isimler ve odaklar etrafında şekillendiğini merkeze alıyor. Âkif Paşa, Şinasi, Namık Kemal’le başlayan çizgide giderek şekillenen ve yeni bir şiir anlayışını beraberinde getiren bu süreç, nihayetinde 20. yüzyılda bambaşka bir istikamet almış gerek toplumsal gerekse kültürel olarak yeni düşünceleri beraberinde getirmiştir. Tanzimat’la başlayan süreçte yeni Türk şiirinin izini süren bu antolojide okurlar devrin önde gelen şairlerini ve artık onlarla özdeşleşmiş şiirleri bulabilecekler. Ayrıca şairlere dair açıklayıcı notlar, orijinal ve günümüz Türkçesi şiirlerle.
Yirmi yılı aşkın süredir bağımsız ve uluslararası bir tiyatro platformu olarak üretimlerini sürdüren GalataPerform, 2026–2027 sezonunu yeni bir oyun ve yeni bir platform haberi ile duyurdu.
GalataPerform, çağdaş sahne sanatları alanındaki çalışmalarına disiplinler arası yaklaşımıyla devam ediyor. GalataPerform Kurucusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy; 12 Mart akşamı Orient-Institut İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleşen özel buluşmada yeni sezonda hem geçmişten günümüze yürütülen çalışmalar, festivaller ve projeleri hem de yeni sezon haberlerini paylaştı.
GalataPerform Kurucusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy, “GalataPerform’da tiyatroyu yalnızca bir gösterim alanı olarak değil; düşünce, araştırma ve karşılaşmanın iç içe geçtiği bir üretim alanı olarak ele alıyoruz. Bu üretim alanını iki paralel hat üzerinden geliştiriyoruz. Sahne üretimlerimizin yanı sıra, sanatçıların ve yaratıcı alanlarla ilgilenen herkesin birlikte düşünebildiği araştırma ve öğrenme süreçlerine de alan açıyoruz. Yeni platformumuz GalataPerform LAB de bu yaklaşımın bir uzantısı olarak; tiyatrodan sinemaya, edebiyattan müziğe ve yeni teknolojilere uzanan farklı disiplinlerden isimlerle çevrimiçi ve hibrit atölyeler, mentorluk programları ve yaratıcı buluşmaların gerçekleşeceği bir deney, deneyim ve öğrenme platformu olarak kurgulandı. ‘Aksak Deliryum’ da bu üretim hattının önemli adımlarından biri ve yeni sezonda sahneye taşıyacağımız oyunun ilk buluşması.” ifadelerini kullandı.
Buluşmada yeni oyun Aksak Deliryum’un ilk okuması izleyiciyle buluştu. Yeşim Özsoy’un yazdığı ve yönettiği oyun okumasında oyuncular Batur Belirdi, Elif Temuçin, Evrim Doğan, Okan Urun, Sanem Öge ve Yaman Ceri yer aldı. Davetliler, henüz üretim sürecinde olan bir metni dinleme ve metin üzerine birlikte düşünme fırsatı buldu. Denemeye alan açan ve karşılaşmalar yaratan bu buluşma, oyun okumasını seyirci ve sanatçıların birlikte araştırdığı bir deneyime dönüştürdü.
GalataPerform’a dair haberleri internet sitesi ve Instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Zeyrek Çinili Hamam, Santa Fe merkezli sanatçı Margaret R. Thompson’ın “Temenos: İç Deniz” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisini 17 Nisan-30 Ağustos tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Küratörlüğünü Anlam de Coster’in üstlendiği “Temenos: İç Deniz”, izleyiciye alt katmanlara doğru bir yolculukla ulaşılan sarnıcı hem kapsayıcı bir sığınak hem de içsel bir manzara olarak deneyimleme fırsatı sunuyor. 16. yüzyıldan kalma hamamın altında yer alan Bizans sarnıcı için özel olarak üretilen ve ilk kez sergilenen tuval ve ipek üzerine resimler ile ses ve koku yerleştirmelerinden oluşan sergi, izleyiciyi içe dönük bir deneyime ve dönüşüm fikrine davet ediyor. Margaret R. Thompson, kökeni Antik Yunan’a uzanan temenos kavramından yola çıkıyor. Temenos, gündelik yaşamdan ayrıştırılmış kutsal bir alanı; insan ile ilahi olan arasındaki geçişi mümkün kılan koruyucu bir sığınağı ifade ediyor. Psikolojik bağlamda ise kavram, kişinin bilinçdışıyla güvenli biçimde karşılaşabileceği bir tür içsel barınağı tanımlıyor. Sergide kelimenin farklı anlamları iç içe geçiyor.
Tarihsel olarak hamamın kendisi de bir temenos işlevi üstlenmiştir: gündelik hayatın dışında konumlanan, sosyal hiyerarşilerin geçici olarak askıya alındığı; kolektif arınma ritüelleri aracılığıyla bedenin ve zihnin dönüşüme açıldığı bir eşik mekân olarak çalışıyor. Bizans sarnıcı ise yer altına açılan kapıyı temsil ediyor. Suyu biriktiren ve muhafaza eden sarnıçlar, Bizans kültüründe şehrin hayatta kalması için kritik öneme sahip temel yapı taşları arasında yer alıyor. Thompson, sarnıcı bir “iç deniz” olarak hayal ediyor. Sarnıca doğru yolculuğu ve aşağı iniş kavramını dikkati içe yönelten ve derinliğe doğru ilerleyen bir hareket olarak öneriyor. Thompson’ın işleri algısal alanlar gibi çalışıyor; izleyiciyi yavaşlamaya, duyularını açmaya ve mekânla daha dikkatli bir ilişki kurmaya davet ediyor. Arketipsel formlar ve doğaya ait imgelerden beslenen bu işler, derin zamanı ve yaşamın başlangıcını çağrıştırıyor.
Sanatçının sergi için ürettiği eserlerde kompozisyonlar çoğunlukla bir omurga gibi yükselen dikey bir hat etrafında kuruluyor; bu hat kimi zaman bir geçit ya da kanal olarak okunuyor. Tekrar eden spiraller, girdaplar ve çeşmeler; arınma, yeniden doğuş ve sonsuzluğu düşündürüyor. Yüzeyde kimi zaman kanatlı mitolojik varlıklar, kuşlar, bitkiler, deniz kabukları ya da gök cisimleri beliriyor. Bir zamanlar kentin yaşam damarını taşıyan Bizans sarnıcının içinde görüldüğünde bu motifler, iç denizi bir manzara olarak değil; geçirgen sınırlar içinde hayatı olası kılan bir dolaşım ve dönüşüm sistemi olarak çerçeveliyor. Malzeme repertuvarı ise İstanbul’dan temin edilen yağlar, baharatlar, sular ve ipeklerle; farklı coğrafyalardan toplanan doğal pigmentler ve toprağı da içeriyor.
Künye:
1. Margaret R. Thompson Temenos, 2026 Oil, collected earth, raw pigment and wax on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, ham pigment ve balmumu 101.6 x 121.92 cm
2. Margaret R. Thompson The Invitation, 2026 Oil, collected earth, volcanic rock, mica, raw pigment, turmeric and temple oil on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, volkanik kaya, mika, ham pigment, zerdeçal ve Temple uçucu yağı 152.4 x 121.92 cm
3. Margaret R. Thompson Ash and Gold, 2025 Oil, collected earth, volcanic rock, mica, raw pigment and turmeric on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, volkanik kaya, mika, ham pigment, zerdeçal ve balmumu 121.92 x 101.6 cm
4. Margaret R. Thompson Peribolos, 2026 Oil and wax on linen Keten üzerine yağlıboya ve balmumu 76.2 x 60.96 cm
5. Margaret R. Thompson Touching Infinity, 2025 Oil and wax on linen Keten üzerine yağlıboya ve balmumu 76.2 x 60.96 cm