GÜNDEM
  • 30-06-2026

    Avrupa’nın birbirinden farklı ülkelerinden gelen genç ve yetenekli müzisyenleri Türkiye’deki müzikseverlerle bir araya getirerek, onların seslerini ve eserlerini daha geniş kitlelere duyurmayı hedefleyen Sound of Europe Festivali, bu yıl 17-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.

    Beşinci yılında da müzikseverlerle buluşmaya hazırlanan Sound of Europe Festivali etkinlikleri İstanbul Alan Kadıköy, Ankara Çankaya Kuğulu Park ve İzmir Bostanlı Seyir Terası’nda düzenlenecek. Avrupa’nın farklı noktalarından seçilen dokuz müzik grubunun yanı sıra Türkiye’den yeni seslerin son beş senedir aynı çatı altında buluştuğu festival, genç yetenekler ile dinleyiciler arasında kültürlerarası bir diyalog kurulmasına hizmet ediyor. Festival, müziğin ötesinde kültürel bir keşif platformu olarak öne çıkıyor. 

    Üç farklı şehirde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek konserlerde, gerek Avrupa’nın yeni soluk getiren sesleri gerekse Türkiye’den yetenekli sesler ve projeler dinleyicilerle buluşacak. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu etkinlikte, 25’e yakın konserle Avrupa’dan ve Türkiye’den 12’den fazla sanatçı ve grup sahne alacak. Sound of Europe Festivali, bu sene de Avrupa’nın yükselen müzikal enerjisini Türkiye’ye taşırken, Avrupalı ve Türk genç müzisyenler için uluslararası bir platform sunarak yaratıcı projelerin önünü açmaya devam edecek.

    Festivalin bu seneki yabancı sanatçıları arasında R&B, Indie ve Pop'un tüm yönlerini oryantal melodilerle birleştiren Aze, caz ve Akdeniz müziğini birleştiren özgün besteleriyle adını duyuran Mosaïc, çağdaş İspanyol rock müziğinin umut vadeden müzisyenlerinden biri olarak tanınan ve konserleri, izleyicinin kendini tamamen kaptırdığı ve güçlü bir deneyim sunan Nacho Sarria, geleneksel Latin Amerika flütleri, alışılmadık vokaller, elektro gitar, bas hibritleri ve özel elektronikler kullanan Alman ikili Witch 'n' Monk, alternatif pop müzik tarzı ve tiyatral yeteneğiyle tanınan, Malta doğumlu şarkıcı ve söz yazarı Stefan Galea bulunuyor.

    Ayrıca, synth-pop, neo-soul ve indie rock’ın sinematik bir sentezini sunan, tamamı şarkı yazarı ve multi-enstrümantalistlerden oluşan Future Husband, müzik tarzlarını caz ve rock’ın enerjik bir birleşimi olan “loud jazz” olarak tanımlayan JazzyBit, İtalyan şarkılarının zamansız güzelliğine adanmış, zarif ve büyüleyici bir proje olarak doğan Amar Corda Duo ve müzikleri blues, soul, vintage rock ve indie pop türlerini bir araya getiren sıcacık ritimler, güneşli melodiler ve Polonya nostaljisi içeren, hem zamansız hem de taze bir deneyim sunan shama, sinematik pop müziğini duygusal hikaye anlatıcılığıyla birleştiren bir sanatçı olarak öne çıkan Krick, geleneksel ve çağdaş müzik anlayışını birleştiren Enes Kunduracı ile İzmir’in en köklü Big Band orkestralarından biri olan İzBB Pop Orkestrası da Sound of Europe Festivali kapsamında müzikseverlerle buluşacak.

    ​Sound of Europe Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    206
  • 30-06-2026

    Arter, iki yeni sergiyi sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Arter’in yeni grup sergisi “Gökyüzü Şekerdendi” ile Tayfun Erdoğmuş’un “Atlas 1/137,035999” başlıklı kişisel sergisi izleyicilerle buluşuyor.

    Arter’in yeni grup sergisi “Gökyüzü Şekerdendi”, 24 sanatçının Arter Koleksiyonu’ndaki eserlerini Selen Ansen’in küratörlüğünde bir araya getiriyor. Resim, fotoğraf, heykel, video ve yerleştirme gibi farklı disiplinleri kapsayan seçki, “ev/yuva” ve “yurt” kavramlarını fiziksel mekânlar olmanın ötesinde, bellek, hayal gücü ve yolculuğun biçimlendirdiği deneyim alanları olarak ele alıyor. Sergide; Melike Abasıyanık Kurtiç, Adel Abidin, Lene Adler Petersen, Ahu Akgün, Francesco Albano, Hüseyin Bahri Alptekin, Gökhun Baltacı, Yto Barrada, Mehtap Baydu, Elina Brotherus, Fatma Bucak, Elif Erkan, Ayşe Erkmen, Dan Graham, Karl Horst Hödicke, Fatoş İrwen, Arthur Köpcke, Inge Mahn, Yıldız Moran, Ahmet Öğüt, Sophia Pompéry, Gerhard Rühm, Stéphanie Saadé, Stefan Wewerka yer alıyor. Resim, fotoğraf, yerleştirme, heykel ve video gibi çeşitli mecralarda üretilen ve bir kısmı yakın zamanda koleksiyona dahil edilen sergideki bu eserler, izleyiciyi tatlı anılarla ya da kederlerle dolu evlerle, aidiyetlerimizi biriktiren katmanlı toprakla, geride bıraktığımız ya da içimizde taşıdığımız yuvalarla ve daha iyi bir gelecek arayışıyla yollarına düştüğümüz yabancı diyarlarla yeniden ilişkilenmeye davet ediyor. Tek bir çatı altında, iç ve dış mekân arasında bakış açısının durmaksızın değişmesini teşvik eden mekânsal bir düzenleme içinde bir araya gelen yapıtlar, yeryüzü ile gökyüzü, geçmiş ile gelecek, kök salmışlık ile köksüzlük arasında uzanan titreşimli ve çok renkli bir duyusal alan meydana getiriyor.

    Tayfun Erdoğmuş’un “Atlas 1/137,035999” başlıklı kişisel sergisi, sanatçının kırk yılı aşkın bir süreye yayılan pratiğinin çeşitli dönemlerinden –birçoğu henüz hiç sergilenmemiş– geniş bir eser seçkisini, yeni üretimleriyle bir araya getiriyor. Bitkilerin ve minerallerin katmanlaştırılmasıyla üretilen bu yapıtlar; hareketli imgeler ve endüstriyel malzemeler kullanılarak tasarlanmış mekânsal düzenlemeler içinde sunuluyor. Küratörlüğünü Eda Berkmen’in üstlendiği sergi, Erdoğmuş’un geleneksel sanatlar, dekoratif sanatlar ve güzel sanatların kesişiminde konumlanan pratiğini biçimlendiren görsel ve düşünsel katmanların izini sürmeye olanak tanıyor. Serginin başlığı “Atlas 1/137,035999”, bu coğrafyaya verilmiş bir koordinat gibi de okunabiliyor. Yeni keşfedilmiş bir yıldızın, bir molekülün, spekülatif bir keşif aracının adını ya da henüz çözülememiş bir şifreyi çağrıştıran bu başlık, serginin düşünme biçimini de tarif ediyor. Farklı zamanları, bellek katmanlarını, ölçekleri ve bilme biçimlerini birbirine temas ettiren açık bir haritalama pratiğini akla getiriyor. Sanatçı bilim, sanat ve zanaatın kesişimine yerleşen pratiği yoluyla, insanın tarih boyunca geliştirdiği dünyayı temsil etme, doğanın işleyişini çözümleme ve varoluşu anlamlandırma teşebbüslerine eşlik ediyor.

    Künye:
    1-3. "Gökyüzü Şekerdendi" Sergiden görünümler Küratör: Selen Ansen Arter, 2026 Fotoğraflar: Murat Germen
    ​​4-5. Tayfun Erdoğmuş: Atlas 1/137,035999 Sergiden görünümler Küratör: Eda Berkmen Arter, 2026 Fotoğraflar: Orhan Cem Çetin ve Eflâtun Derin Çetin

    0
    0
    237
  • 30-06-2026

    Fransız sosyolog ve filozof Roger Caillois’nın insanlık tarihini oyunun merceğinden okuduğu eseri Oyunlar ve İnsanlar, Haldun Bayrı’nın çevirisiyle Doğu Batı Yayınları’ndan çıktı.

    Caillois, oyun oynamayı yalnızca çocukça bir eğlence ya da boş zaman aktivitesi olarak görmek yerine kültürün, hukukun, sanatın ve toplumsal kurumların temelini oluşturan kurucu bir unsur olarak tanımlıyor. Oyunları; yarışma (agôn), şans (aléa), -mış gibi yapma (mimicry) ve baş dönmesi (ilinx) olmak üzere dört temel kategoriye ayırıyor. Kuralların disiplini ile özgürlüğün coşkusu arasındaki o hassas dengeyi kusursuz biçimde inceliyor. Antikçağın ritüellerinden modern dünyanın kumarhanelerine, borsadan profesyonel spor müsabakalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, toplumların karakterini oynadıkları oyunlar üzerinden analiz ediyor.

    ​Caillois; disiplinlerarası yaklaşımı, oyun tipolojisi, mimetizm (taklit) ve kutsal üzerine geliştirdiği teorilerle sosyoloji, psikanaliz, edebiyat eleştirisi ve modern oyun çalışmaları alanlarında Jacques Lacan, Georges Bataille ve Jean Baudrillard gibi isimleri derinden etkilemiştir. Ayrıca Caillois’nın oyun ve kültür ilişkisi üzerine kurduğu sosyolojik çerçeve, Türkiye’deki tiyatro ve kültür tarihçiliğinde de izler bırakmıştır. Metin And, oyunun kültürel kökenlerini ve ritüelleri çözümlerken Huizinga ile birlikte Caillois’nın şans, rekabet ve taklit kategorilerine sıklıkla atıfta bulunmuştur.

    0
    0
    279
  • 30-06-2026

    Kübra Yeter’in yazdığı, Zeynep Hakgüder Yılmaz’ın resimlediği hayal gücünün tüm zenginliğiyle doğa sevgisi, dayanışma ve sorumluluk duygusunu odağına alan Düş Peşime Güneşe adlı kitap Ginko Çocuk’tan çıktı.

    Düş Peşime Güneşe, “Güneş’in doğmadığı bir gün, tüm canlıların asabını bozar ama en çok da günebakanın canı sıkılır. Nerede Güneş? Neden kayboldu? Nasıl geri gelir? Ne yapmalı?” gibi soruların peşine düşen dört kafadarın atıldığı bir macerayı anlatıyor.

    Düş Peşime Güneşe, küçük okurları Anni ve arkadaşlarının peşinde bir maceraya davet ediyor. Güneş’i bulmak için yola çıkan dört kafadar, bu cesur yolculuk sırasında yalnızca sorularının peşine düşmekle kalmıyor; birlikte hareket etmenin gücünü, sorumluluk almanın önemini ve dayanışmanın dönüştürücü etkisini de keşfediyor. Doğa sevgisini, ortak çözümler üretmenin değerini ve umudu merkezine alan kitap, çocuklara sorunlar karşısında birlikte düşünmenin ve harekete geçmenin önemini sıcak, ritmik ve hayal gücünü besleyen bir hikâyeyle anlatıyor.

    0
    0
    346
  • 30-06-2026

    Galerist ve Galeri Nev, Yıldız Moran ile Şahin Kaygun’u bir araya getiren “Yaz Göğünün O Güzel Adası” başlıklı sergiyi 18 Eylül’e kadar Büyükada’daki Splendid Palace’da sanatseverlerle buluşturuyor.

    Adını Lord Byron’ın Fair Island of a Summer’s Sky dizesinden alan sergi, Türkiye fotoğrafının birbirinden neredeyse tamamen farklı iki görme biçimini temsil eden sanatçıyı, aynı mekânda bir araya getiriyor. Yıldız Moran, 1950’lerin başında Büyükada’da çektiği ve ilk kez Splendid Palace’da sergilenen fotoğraflarında, insanları, gündelik yaşamı ve manzarayı âdeta bir belgeselci gibi gözlemliyor, ancak bir şair gibi belgeliyor. Şahin Kaygun ise fotoğrafı, görüntüyü kaydeden bir araçtan öte, müdahaleye, katmanlara ve yeniden kurmaya açık bir yüzey olarak ele alıyor. Yüzeyleri kazıyor, boyuyor, kimyasal işlemlerle dönüştürüyor ve görüntüyü özenle yeniden kurguluyor. Böylece iki sanatçının bir araya geldiği sergide, fotoğrafın gerçekliğe tanıklık eden ve gerçekliği bozan, yeniden icat eden olanakları görünür kılınıyor.

    ​Büyükada’nın hafızasında özel bir yere sahip olan Splendid Palace’ın yüzyılı aşkın belleği içinde kurgulanan “Yaz Göğünün O Güzel Adası”, izleyicilerini yaz mevsiminin hafifliği ve adaların çağrıştırdığı zamansızlık duygusu eşliğinde, Yıldız Moran’ı ve Şahin Kaygun’u resimsellik ve deneysellik üzerinden karşılaştırarak deneyimlemeye davet ediyor.

    0
    0
    339
  • 29-06-2026

    1987 yapımı kült film Dirty Dancing, film gösterimi ve canlı performansı bir araya getiren özel prodüksiyonu Dirty Dancing in Concert ile 17 Ekim’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda izleyicilerle buluşacak.

    Piu Entertainment organizasyonuyla gerçekleşecek gösteride, Dirty Dancing’in dijital olarak yenilenmiş versiyonu dev ekranda gösterilirken filmin ikonik müzikleri sahnedeki canlı grup ve vokalistler tarafından filmle senkronize şekilde seslendirilecek. Sinema ve konser deneyimini aynı sahnede buluşturan yapım, seyircileri Baby ve Johnny’nin yıllara meydan okuyan aşk hikâyesine yeniden ortak edecek.

    Patrick Swayze ve Jennifer Grey’nin başrollerini paylaştığı Dirty Dancing, vizyona girdiği günden bu yana romantizm, müzik ve dansı bir araya getiren hikâyesiyle sinema tarihinin en sevilen yapımları arasında yer alıyor. Dirty Dancing in Concert ise izleyicilere, filmin unutulmaz atmosferini canlı müzik eşliğinde yeniden deneyimleme fırsatı sunuyor.

    ​1987 yılında gösterime giren Dirty Dancing, dünya çapında 214 milyon doların üzerinde gişe hasılatı elde ederek uluslararası bir başarıya imza attı. Film müzikleri iki multi-platin albüme dönüşürken, “(I've Had) The Time of My Life” şarkısı En İyi Özgün Şarkı dalında Akademi Ödülü kazandı. Aradan geçen yıllara rağmen popülerliğini koruyan yapım, farklı kuşaklardan izleyicileri bir araya getirmeyi sürdürüyor.

    0
    0
    360
  • 29-06-2026

    Mert Çağıl Türkay’ın “Var Olmayan Bir Hikâyenin Tesadüfi Örgüsü” başlıklı kişisel sergisi, 7 Temmuz’a kadar MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Cam Altı Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    ​Bitki, özne ve beden arasında kurulamayan bir anlatının izini süren sergi, izleyiciyi tamamlanmamış hikâyelerin ve parçalı hafızaların içinde dolaşmaya davet ediyor. Fotoğraf aracılığıyla kurulan bu görsel evrende imgeler, köksüz bir hafızanın dağılmış parçaları gibi belirirken; hiçbir zaman bütünüyle tamamlanmayan bir anlatının olasılıklarını görünür kılıyor. Sergi, yalnızca fotoğrafın estetik olanaklarına değil, aynı zamanda belleğin, bedenin ve kimliğin kırılgan ilişkilerine de odaklanıyor. Bitkiler bedene, beden özneye yaklaşırken hiçbir zaman tam anlamıyla birleşemiyor; ancak bu kopukluk, toplumsal kodların gölgesinde beklenmedik bağların kurulmasına imkân tanıyor. Böylece “Var Olmayan Bir Hikâyenin Tesadüfi Örgüsü”, var olmayarak var olanın ihtimalini araştıran bir görsel deneyim sunuyor.

    0
    0
    440
  • 29-06-2026

    Fransız elektro ikilisi The Blaze, Epifoni’nin 10. yıl konserleri kapsamında Türkiye’de üç şehirlik özel bir turneye hazırlanıyor. İkili, özel DJ set performanslarıyla, 7 Ekim’de İzmir Havagazı Fabrikası’nda, 8 Ekim’de Ankara CerModern’de, 9 Ekim’de ise İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.

    Kuzen olan Guillaume ve Jonathan Alric tarafından kurulan The Blaze, müzik ve sinemayı birbirinden ayrılmaz iki sanat formu olarak ele alan yaklaşımıyla elektronik müzik dünyasında kendine özel bir yer edindi. 2016 yılında yayımladıkları ve kısa sürede viral olan “Territory” ile uluslararası çapta büyük ses getiren ikili, yalnızca müzikleriyle değil, yönettikleri çarpıcı videolarla da yeni bir estetik dil yarattı.

    “Virile”, “Territory”, “Heaven”, “Queens” ve “Dreamer” gibi parçalarla elektronik müziğin duygusal sınırlarını genişleten The Blaze, ilk albümleri Dancehall ve ardından gelen Jungle ile modern elektronik müziğin en saygın projeleri arasında gösterildi. İkilinin müziği house, downtempo ve elektronik öğeleri sinematik anlatılarla birleştirirken, dinleyiciyi aidiyet, özgürlük, yalnızlık ve umut gibi evrensel duyguların içinde bir yolculuğa çıkarıyor.

    ​The Blaze konserlerinin biletleri bugün (29 Haziran Pazartesi) saat 12.00’de satışa çıkacak.

    0
    0
    566
  • 29-06-2026

    Bu yıl “Edebiyatın Gerçeği Gerçeğin Edebiyatı” temasıyla 43’üncü kez 12-20 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Latife Tekin olarak açıklandı.

    Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl “Edebiyatın Gerçeği, Gerçeğin Edebiyatı” temasıyla edebiyatın yaşamı anlama, yorumlama ve dönüştürme gücünü odağına taşıyacak. Edebiyatın yalnızca bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal hafızayı şekillendiren güçlü bir ifade alanı olduğuna dikkat çeken tema kapsamında; gerçeğin edebiyattaki yansımaları, edebiyatın gerçekliği yeniden kurma biçimleri ve anlatının toplumsal deneyimleri anlamlandırmadaki rolü farklı perspektiflerle ele alınacak. 

    Eserlerinde kentleşmeyi, göçü, toplumsal değişimleri ve bireyin dönüşen yaşam deneyimlerini özgün bir anlatım diliyle ele alan Latife Tekin, çağdaş Türk edebiyatının en etkili ve özgün yazarları arasında gösteriliyor. Gerçek ile düşü, bireysel hikâyeler ile toplumsal belleği ustalıkla bir araya getiren Tekin’in edebiyat yolculuğu ve eserleri, fuar kapsamında düzenlenecek söyleşi, panel ve özel etkinliklerle farklı yönleriyle değerlendirilecek. Ayrıca, yazarın hayatı ve eserlerinden oluşan özel bir anı kitabı da okurlarla buluşacak.

    43. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı; 12-20 Aralık tarihleri arasında Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlayacak. Fuar, hafta içi 10.00–19.00, hafta sonları 10.00–20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek olup, son gün olan 20 Aralık 2026 tarihinde 19.00’da sona erecek. Fuarla ilgili en güncel haberler, konuk yazarlar, ulaşım bilgileri, etkinlikler ve imza günlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    410
  • 29-06-2026

    Muse Contemporary, Rüzgar Polat’ın “The Shape Between” başlıklı kişisel sergisini 1 Temmuz-15 Ağustos tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    “The Shape Between”, beden formunu soyutlayarak varlık ile yokluk arasındaki sınırları sorgulayan bir anlatı sunuyor. İçimizde taşıdığımız boşluklar, üzerimize düşen gölgeler ve tamamlanmamış duygular üzerinden şekillenen formlar, sanatçının kendine özgü görsel kurgusunun temelini oluşturuyor. Sergide beden ve boşluk, birbirini var eden iki unsur olarak karşımıza çıkarken, keskin çizgiler yaşamın akışını oluşturan kırılma ve dönüşüm anlarına işaret ediyor.

    Sanatçının anlatımında renkler ve biçimler, varlığın karşıt hâllerini temsil ediyor. Boşluk ile doluluk, benlik ile yokluk arasında kurulan gerilim, eserlerin temel yapısını oluştururken, figürler bu zıtlıklar arasında sürekli dönüşen bir varoluş hâlinin izlerini taşıyor. Kimliğin görünür izlerini taşımayı reddeden maskeler ve içi boş insan postlarını andıran figürler, serginin dikkat çeken öğeleri arasında yer alıyor. Düşüncenin ağırlığı altında şekil değiştiren bu figürlerde maskeler artık yalnızca yüzü değil, bilinci de örten metaforlara dönüşüyor.

    Künye:
    1. Rüzgar Polat, Murderer, Tuval üzerine Yağlıboya, 60x80 cm
    2. Rüzgar Polat, Voids, Tuval üzerine Yağlıboya, 40x60 cm
    3. Rüzgar Polat, Other Masks, Tuval üzerine Yağlıboya, 50x50 cm

    0
    0
    619
DAHA FAZLA
Geldanlage