
Bora Başkan ve Mesut Öztürk’ün “İç İçe” başlıklı sergisi 25 Temmuz’da tarihine kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“Alacakaranlıkta modası geçmiş bir cep telefonunun düşük çözünürlüklü kamerasıyla çekilmiş bir sahil fotoğrafı, öğlen yakıcı güneş altında yükselen heybetli Knidos aslanı, akşamüstü son kez uzaktaki kayalıklardan denize balıklama atlayan gençler, plajda ıslak mayolarının kurumasını beklerken tavla oynayan yaşlılar, 1960'larda sahilde kızağa çekilmiş ve şimdi denizcilik müzesi olan atıl bir kruvazör, kışın restoranın sahilinde kafesinden tavşanı çalan bir köpek. Olaylar sahilde geçiyor. Günün farklı saatlerinden izlenimler... Figürler ve nesneler, yakıcı ya da batmakta olan güneş veya ay ışığı altında birbirine girmekte, iç içe geçmekte.
(Başkan, 2026)
Başkan ve Öztürk; Öktem Aykut'un uzun süredir çalışageldiği sanatçılar. Galeri iki sanatçıyla da tek kişilik sergiler düzenledi, yurt dışında iddialı fuar sunumları gerçekleştirdi. Hem Başkan hem Öztürk, Berlin ve Paris’te geçirdikleri birkaç yılın ardından temelli İstanbul’a dönmüş olan iki sanatçı. Bora Başkan çizim ve resimleri ile; Mesut Öztürk ise seramik heykelleri ve yerleştirmeleri ile tanınmakta.
Başkan ve Öztürk’ün eserleri ilk kez Şubat 2026’da USGD tarafından düzenlenen Artshow’da beraberce sergilendi. Üretimlerini tamamen birbirlerinden habersiz şekilde sürdüren sanatçıların eserleri, kendi kendilerine bir tamamlayıcılık; ortak bir titreşim arz etmekte. İki sanatçının birbirlerinin soyut dillerini yankılandıran eser aileleri ‘İç İçe’ isimli sergide bir arada sunuluyor. Sergi, ismini Mesut Öztürk’ün bir serisine verdiği başlıktan alsa da sergi hazırlığı sırasında sanatçı bu serisini dönüştürüp yeni bir eser ailesi üretti: Alevler.
Yılın başında yaptığım İç İçe serisi ile birlikte yüzeylerin kusursuzluğuna olan inancımla vedalaşmaya başladım. Sır ve renk kullanımında da kendi alışkanlıklarımın ötesine geçtim. Şimdi bu sapmada daha da ileri gitmeyi araştırıyorum. Yüzeyler daha bozuk, renkler daha karmaşık ve iç içe. Dünya aslında bir yangın yeri. İklim sorunları, politik çatışmalar, savaşlar, göçler, ekonominin kırılganlığı, yapay zekanın geldiği seviye... Alıştığımız her şey alevler içinde yıkılıyor gibi görünüyor. Bu huzursuz ama uyarılmış hâl, beni toprak gibi sakinleştiren bir malzemeden alevler gibi sivri ve rastgele biçimleri üretmeye zorladı. (Öztürk, 2026)
‘İç İçe’, dünyanın yükselen tansiyonunu beraberce duyumsayan iki sanatçının, ortak gelgitleri tecrübe eden galerileri ile gerçekleştirdikleri istisnai bir iş birliği. İçin için kavrulmuş bir iyimserlik; istikrarlı bir renk sevdası.”
Künye:
1. Bora Başkan, Dithyrambos / Dithyramb, 2026 Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya, 150 x 140 cm
2. Mesut Öztürk, 5 (from the series Flames / Alevler adlı seriden), 2026 Ceramics / Seramik, 42 x 33 x 30 cm
Ana Garralon’un kaleme aldığı, María Pascual de la Torre’nin illüstrasyonlarıyla renklendirdiği her gün geçtiğimiz yolları, her gün gördüğümüz şeyleri yeniden düşünmeye davet eden kitabı Keşifler Sokağı, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Redhouse Kidz’ten çıktı.
7 yaş ve üzeri okura hitap eden Keşifler Sokağı, Uluslararası Gençlik Kütüphanesi tarafından 2025 White Ravens Kataloğu’na seçildi, 2024’te “Yılın En İyi Çocuk Kitabı” ödülüne değer görüldü.
Kitabın baş kahramanı Oliver okula hep aynı yoldan gider. Fakat bu yürüyüşlere bir tarihçi, biyolog, fotoğrafçı, felsefeci ya da müzisyen eşlik edince sürekli gördüğü “sıradan” şeylere yepyeni anlamlar yüklemeye başlar.
Kısa formda üretilmiş sahne sanatları projelerini bir araya getiren Kısalar Festivali, 18-21 Haziran tarihleri arasında DasDas’ta sanatseverlerle buluşacak.
İlk yılında gördüğü yoğun ilginin ardından yoluna büyüyerek devam eden Kısalar Festivali, bu yıl sahnesini çağımızın en temel meselelerine ve insani çelişkilerine açıyor. Festivalin bu yılki temaları Kırılgan Köprüler, Çevresel Kıyamet, Modern Oburluk, Kimlik ve Aidiyet ve Neşeli Direniş olarak belirlendi. Bu temalar etrafında şekillenen kısa form sahne performansları, dört gün boyunca DasDas’ta sahnelenecek.
Dünya yetişemediğimiz bir hızda değişirken; hepimiz bunun hem tanığı hem de faili olduğumuz bir çağın tam ortasındayız. Kısalar, sahnelerini bu sene; yutan, yeşerten, yıkan ve yeniden inşa eden insani çelişkiler için açıyor. Maddenin anlamı kuşattığı, hızın duyguyu tükettiği bir eşikte, bizi biz yapan bağların ne kadar dayanıklı, yarattığımız yıkımın ne kadar derin olduğunu sorgulamaya davet ediyor.
Oyuncuların, yazarların, yönetmenlerin, dansçıların, koreografların ve farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya geldiği Kısalar Festivali, kısa formun yaratıcı gücünü görünür kılmayı ve yeni anlatım biçimlerine alan açmayı sürdürüyor. Festival boyunca performansların yanı sıra sanatçılar ve izleyiciler arasında yeni karşılaşmaların, tartışmaların ve fikir alışverişlerinin de zemini oluşturulacak.
Kısalar Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul’da farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getiren, küratörlüğünü Esmer Erdem’in üstlendiği “Rastlaşmalar Vol. 2” sergisi 11 Haziran–11 Ağustos tarihleri arasında 42 Maslak ArtPlatform’da sanatseverlerle buluşacak.
“The Art of Frugal Hedonism” başlığı altında resim, heykel, seramik, cam, tekstil, enstalasyon ve karma teknik üretimleri bir araya getiren sergi, “frugal hedonism” kavramını çağdaş sanatın malzeme, emek, hafıza ve dönüşümle kurduğu ilişki üzerinden ele alıyor. Haz ile ölçülülük, gündelik olan ile estetik deneyim, tüketim ile yeniden kullanım arasındaki gerilim, serginin düşünsel zeminini oluşturuyor. Sergi, azla çoğalan duyusal deneyimlere, malzemenin taşıdığı geçmişe ve beklenmedik karşılaşmaların açtığı yeni anlam alanlarına odaklanıyor.
Sergi, farklı kuşak ve üretim pratiklerinden sanatçıların eserleri aracılığıyla camdan tekstile, porselenden metale, mermerden tuvale uzanan geniş bir malzeme alanı sunuyor. Atık cam, geri dönüştürülmüş metal, doku, taş, boya ve zanaat temelli üretimler; kırılganlık, kimlik, beden, doğa, kent, bellek ve dönüşüm gibi kavramlarla birlikte düşünülüyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca yapıtların karşısında durmaya değil, malzemelerin taşıdığı izler, yüzeyler ve hikâyeler arasında kendi karşılaşmasını kurmaya davet ediyor.
42 Maslak’ın gündelik dolaşım alanı içinde konumlanan sergi, sanatla karşılaşma deneyimini kapalı ve ayrıcalıklı bir alandan çıkararak günlük hayatın ritmiyle ilişkilendiriyor. “The Art of Frugal Hedonism”, gösterişten uzak ama duyusal olarak zengin bir estetik alan önerirken; izleyiciye malzemeye, emeğe, doğaya ve hafızaya daha dikkatli bakma çağrısı yapıyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar: Adnan Doğan, Ahmet Öktem Arıç, Arif Çekderi, Aslı Aydemir, Aslı Jackson, Atilla Çakır, Bahadır Kurt, Bahadır Yıldız, Büşra Kölmük, Çağdaş Erçelik, Çağlar Uzun, Çetin Pireci, Deniz Çobankent, Deniz Pireci, Didem Öz, Elif Sözkesen, Eylül Deniz, Fırat Neziroğlu, Gökçe Er, Gül Bolulu, Hafize Melek Hidayetoğlu, İmdat Avcı, Kerim Kılıçarslan, Korkut Sönmez, Mark Erhan Geçim, Mert Çıkılmazkaya, Mehrnoush Esmailpour, Murat Tayfun Başaran, Murat Öz, Muzaffer Tuncer, Nur Akkayalı, Okan Ünal, Özge Biçer, Parisa Nami, Pemra Aksoy, Raşit Metehan Acehan, Refika Onur Mikar, Sanem Tufan, Selçuk Gürışık, Setenay Özbek, Sevim Arslan, Sinem Bezirci, Taha Baydar, Tansu Kırcı, Tina Varon, Yağmur Kevser Barutçu, Yücel Kale.
Künye:
1. Çetin Pireci - 2017 Uyuyan Güzel
2. Deniz Pireci - 2014 Geçmiş-Past
3. Didem Öz - Kan Katran Umut
4. Nur Akkayalı
5. Okan Ünal - BIR SARDUNYA BUYUTTU BENI
6. Özge Biçer - New Life I
Robin Wall Kimmerer’in piyasa ekonomisinin rekabetçi çarklarına karşı, doğanın kadim ve cömert armağan ekonomisini ortaya koyduğu kitabı Armağan Yemişi - Doğal Yaşamda Bolluk ve Karşılıklık, Evşen Yeşert Akçay’ın çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Ödüllü bir botanikçi ve Potawatomi Halkının bir üyesi olan Kimmerer, Kutsal Otu Örmek kitabıyla milyonlara ulaştı. Armağan Yemişi’yle de okuru modern dünyanın kıtlık masalından uyanmaya çağırıyor. Kimmerer, bir ağacın meyvesinden, bir kuşun cıvıltısından ve topluluk olmanın gücünden devrimci bir manifesto çıkarıyor.
“Armağan ekonomisi fikrini içtenlikle önemsiyorum. Her şeyi metaya indirgemeye meyilli o öğütücü düzenden; çoğumuzu aslında en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden, yani aidiyet, ilişki, amaç ve güzellik duygusundan yoksun bırakan o sistemden biraz geri çekilebilsek keşke. Çünkü bunların hiçbiri metalaştırılamaz. Zenginliğin paylaşacak kadarına sahip olmak anlamına geldiği, kendi ihtiyaçlarını karşılamanın başkalarının bu imkânını yok ederek zehirlenmediği bir sistemin parçası olmak istiyorum. Değişimin para biriminin minnettarlık ve paylaşıldıkça tükenen değil, çoğalan bir kaynak olan nezaket olduğu bir toplumda yaşamak istiyorum.”
Bu yıl 26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek 36. Akbank Caz Festivali’nde sahne alacak ilk isimler belli oldu.
Türkiye’nin köklü caz festivallerinden Akbank Caz Festivali, 36. yılında da “Şehrin Caz Hali”ni İstanbul’un kültür sanat ajandasına taşımaya devam ediyor. Cazın klasik mirasından çağdaş yorumlarına, doğaçlamadan elektronik ve türler arası seslere uzanan geniş programıyla festival, bu yıl da farklı coğrafyalardan müzisyenleri ve özel projeleri aynı sahnede buluşturacak. Akbank Sanat’ın BKM organizasyonuyla hayata geçirdiği festivalin açıklanan ilk isimleri arasında; 10 Grammy ödüllü trompet virtüözü Arturo Sandoval, saksafon virtüözü James Carter’ın organ dörtlüsüyle sahneye taşıdığı John Coltrane’in 100. yaşını kutlayan özel projesi “Coltrane: A Centennial Supreme” projesi, Chicago’nun deneysel yaratıcı müzik sahnesinden beslenen kozmopolit blues yaklaşımıyla çok yönlü besteci ve kornetçi Ben LaMar Gay ve vokal cazın sınırlarını yeniden çizen Grammy ödüllü besteci ve piyanist Nicole Zuraitis yer alıyor.
Festivalde ayrıca Güney Londra caz sahnesinin önde gelen yaratıcı figürlerinden biri olan Joe Armon-Jones, toplumsal meseleleri caz, spoken word ve multidisipliner üretimlerle buluşturan Samora Pinderhughes’un Elliott Skinner, Joshua Crumbly, Jonathan Pinson ve kardeşi Elena Pinderhughes ile sahne aldığı beşlisi, güçlü ve sinematik performanslarıyla tanınan Londra merkezli topluluk Kinkajous, caz, geleneksel Akdeniz müzikleri ve klasik müziği çağdaş bir estetikte buluşturan üç virtüözden oluşan L’Antidote ve vibrafondaki yenilikçi yaklaşımıyla yeni kuşağın en dikkat çekici isimlerinden Sasha Berliner dinleyiciyle buluşacak.
Akbank Caz Festivali, bu yıl Zorlu PSM ile ilk kez gerçekleştireceği iş birliği kapsamında; pan-Arap köklerini elektronik müzik, soul ve şiirsel sözlerle harmanlayan kült müzisyen Yasmine Hamdan’ı ağırlayacak. Programın öne çıkan diğer konukları arasında, Hindistan Başkonsolosluğu’nun desteğiyle gerçekleşecek konseriyle; caz, elektronik müzik ve Hint klasik müzik gelenekleri arasında kurduğu köprüyle çağdaş İngiltere cazının en özgün isimlerinden Sarathy Korwar Drum Ensemble ve British Council desteğiyle sahne alacak, İngilitere caz ve elektronik müzik sahnesinin yükselen isimlerinden davulcu, prodüktör ve besteci Momoko Gill de yer alıyor.
Önümüzdeki aylarda açıklanacak yeni isimlerle birlikte zenginleşecek 36. Akbank Caz Festivali programı, 26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında İstanbul’un farklı lokasyonlarında müzikseverlerle buluşacak.
EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı’nın gelenekselleşen yaz sergisi serisinin dokuzuncu edisyonu “Summer Love IX: Blue Dreams”, 9 Haziran-9 Ağustos tarihleri arasında Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.
Dr. Feride Çelik küratörlüğündeki sergi, 12 çağdaş sanatçının yer aldığı güncel sanat pratiklerinden oluşan eser seçkisi aracılığıyla günümüz sanatından bir kesit sunuyor. Bu edisyon, maviyi yalnızca bir renk paleti olarak değil; bir algı alanı, derinlik katmanı ve kavramsal bir eşik olarak odağına alıyor. Mavi, bu seçkide yalnızca görsel bir tercih değil; serginin kavramsal omurgasını oluşturan bir katalizör olarak temellendiriyor. İzleyici ile yapıt arasındaki düşünsel etkileşimi tetikleyen bir eşik görevi üstlenen bu renk; farklı disiplinlerden gelen eserleri ortak bir paydada buluşturan bağlayıcı bir güç işlevi görüyor. Aynı zamanda mekânsal ve zihinsel algıyı dönüştüren bir dinamik olarak mavi, sergiyi fiziksel bir izleme deneyiminden çıkarıp, disiplinler arası bir diyaloğa dönüştürüyor. EKAV Vakfı’nın “Sanat Geliştirir, Sanat İyileştirir, Sanat Birleştirir” vizyonu çerçevesinde kurgulanan sergi, çağdaş sanatçıların özgün üretimlerini bir araya getirirken, izleyiciyi mavinin sunduğu geniş ve katmanlı evrende bir keşfe davet ediyor. Ekavart Gallery, her bir eserin maviyi bir strüktür olarak kurguladığı bu dokuzuncu buluşmaya, yazın enerjisini ve sanatın birleştirici gücünü deneyimlemek isteyen tüm sanatseverleri bekliyor.
2025 yılında yaşama veda eden Baek Sehee’nin her şeye rağmen içindeki ışığı keşfetmek için çabalayan herkes için yazdığı novellası Barselona’dan Vasiyet, Derya Çelik’in çevirisiyle Nova Kitap’tan çıktı.
Kitabın kahramanı Lee Sem dünya çapında büyük yankı uyandıran, otuz dile çevrilip milyonlarca insanın kalbine dokunan o kitabın yazarıdır. İçindeki boşluğu doldurmak istercesine durmadan yemek yiyor ve evinin güvenli sınırları içinde öylece duruyor. Kendisini dış dünyaya bağlayacak o kırılgan ipiyse, kitabını İspanyolcaya çeviren; güzelliğin, zekânın, ışığın ete kemiğe bürünmüş hâli Paula uzatıyor.
Sem, adının taşıdığı “berrak bir pınar” olma vaadinden uzaklaşıp içindeki o amansız kıskançlığın sularında boğulurken, her şeyi ardında bırakıp Barselona’ya giden bir uçakta buluyor kendini. Zira göz kamaştırıcı güzelliklerin karşısında eğilip bükülen bir ruhun, Sagrada Família’nın rengârenk ışıklarında ve yabancı bir şehrin plajlarında kendini arama hikâyesi anlatıyor bu kitap.
Belgesel sinema ve tiyatronun kesişiminde konumlanan uluslararası kapasite geliştirme programı Kundura DocLab, 8-12 Haziran tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleştirilecek.
Türkiye ve farklı coğrafyalardan yönetmenleri ortak bir düşünme ve üretim alanında bir araya getiren program, araştırma odaklı yaklaşımı, disiplinlerarası yapısı ve uluslararası danışman kadrosuyla belgesel anlatının dönüşen olanaklarını tartışmaya açıyor. İlk kez 2023 yılında hayata geçirilen Kundura DocLab, her edisyonunda farklı yaratıcı pratikleri ve metodolojileri buluşturarak kurmaca dışı hikâye anlatımını yeniden düşünmeye alan açıyor. Sinema ve tiyatronun araştırma süreçlerini ortak bir zeminde buluşturan program, yalnızca proje geliştirme süreçlerine değil, aynı zamanda sanatçıların üretim biçimlerini, bakış açılarını ve yaratıcı yöntemlerini derinleştiren kolektif bir düşünme pratiğine odaklanıyor.
Bu yıl yedi farklı ülkeden seçilen yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak Kundura DocLab kapsamında katılımcılar beş gün boyunca Beykoz Kundura’da konaklayarak belgesel sinema ve belgesel tiyatro arasında kurulan yaratıcı alanda ortak araştırmalar yürütecek. Program boyunca gerçekleştirilecek atölyeler, sanatçı konuşmaları, gösterimler ve ustalık sınıfları aracılığıyla katılımcılar anlatının estetik, politik ve dramaturjik katmanlarını disiplinlerarası bir yaklaşımla birlikte tartışma imkânı bulacak.
Programın danışmanlığını, kültür-sanat, insan hakları ve sosyal adalet alanlarının kesişiminde geliştirdiği uluslararası projelerle tanınan yaratıcı yapımcı ve stratejist Bruni Burres ile belgesel tiyatro, kamusal alan performansları ve araştırma temelli sahne pratikleri üzerine çalışan dramaturg ve küratör Aljoscha Begrich üstleniyor.
Kundura DocLab programının dramaturjistliğini eski sözlü gelenekleri çağdaş yaratıcı uygulamalarla birleştiren hikâye anlatıcısı, yazar ve tiyatro pedagogu Nazlı Çevik Azazi üstleniyor. Programın bu seneki mentörleri ise Yunanistan'da belgesel tiyatronun öncülerinden biri olarak kabul edilen, araştırmaya dayalı ve belgesel tiyatro pratiğiyle hem Yunanistan'da hem de uluslararası alanda pek çok çalışmaya imza atan Anestis Azas, romancı, film yapımcısı, senarist, oyun yazarı, sahne yönetmeni, oyuncu ve yapımcı gibi pek çok alanda üretim veren çok yönlü sanatçı Santiago Giralt, Avrupa Film Akademisi ve Fransız yazarlar ve yönetmenler derneği La SCAM’in üyesi oyuncu ve yönetmen Nino Kirtadze, Nazlı Çevik Azazi, Aljoscha Begrich, Bruni Burres ve S. Buse Yıldırım olacak.
Kundura DocLab programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Fatma Berber’in her kitabının “Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor?” sorusuna başka bir açıdan cevap arayan serisinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
“Edebiyat”la başlayan ve “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” ile devam edecek olan “Taştan Düş Yaratmak” serisi, mekânların hikâyesini ve tarihini anlatmıyor; bütün bu alanların birbirine nasıl değdiğini, nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye çalışıyor; bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkıyor.
Bu ilk kitap, yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor. Berber, bu yolculukta bizleri alanında uzman pek çok kıymetli isimle buluşturuyor ve onların görüşlerini ve esere dönüşmüş çalışmalarına dair güncel söyleşilerini paylaşıyor: Annie Ernaux kitapları özelinde Elise Hugueny-Léger’den yazar Georgi Gospodinov’a, araştırmacı ve yazar Erhan Altunay’dan çizgi roman yazarı Levent Cantek’e, çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı M.K. Perker’den masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye, ressam Nuri Kuzucan’dan yazar ve akademisyen Murat Belge’ye, gazeteci yazar Umur Talu’dan yazar ve araştırmacı Haldun Hürel’e, şair Bejan Matur’dan şair ve yazar Güven Turan’a, yazar ve eleştirmen Orhan Koçak’tan yazar, yayıncı ve gazeteci Rober Koptaş’a… Ayrıca metnin içine yerleştirilen QR kodlara saklanan görsellerle mekân yalnızca bir yer değil, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.