
Alternatif rock sahnesinin en güçlü ve köklü seslerinden Garbage, Let All That We Imagine Be The Light albümünün turnesi kapsamında %100 Müzik katkılarıyla 3 Temmuz Cuma akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
1993 yılında Wisconsin’da bir araya gelen Shirley Manson, Duke Erikson, Steve Marker ve Butch Vig’den oluşan ve 30 yılı aşkın kariyerleri boyunca “Stupid Girl”, “Only Happy When It Rains”, “Push It” ve “Cherry Lips” gibi zamansız hitleriyle kuşakları aşan Garbage, İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Müziğindeki elektronik melodileri rock müzikle harmanlayarak kendine güçlü bir yer edinen grubun son albümü Let All That We Imagine Be The Light, aşk, kayıp ve yeniden ayağa kalkma temalarını müzikseverlerde ortak bir duyguya dönüştürüyor.
%100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Garbage konserinin biletlerinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Serkan Yüksel’in “Yılların Köpüğü” başlıklı kişisel sergisi 11 Haziran-18 Temmuz tarihleri arasında x-ist’te sanatseverlerle buluşacak.
Serkan Yüksel’in sergideki çalışmaları, belirli edebi metinlerden yola çıksa da onları doğrudan görselleştirmeyi amaçlamıyor. Julio Cortázar, Samuel Beckett ve Boris Vian gibi yazarların metinleri, sanatçının uzun yıllardır üzerine düşündüğü meselelerle buluşarak yeni anlatıların çıkış noktası hâline geliyor. Yüksel’in pratiğinde tekrar eden figürler, bitkiler, kafesler, kökler, sular ve mimari yapılar; tek bir anlatıya değil, zaman içerisinde katmanlaşan deneyimlere işaret ediyor. Sanatçının farklı dönemlerde ürettiği desenlerin güncel çalışmalar içerisinde yeniden ortaya çıkması, geçmiş ile bugün arasında doğrusal olmayan bir ilişki kuruyor. Böylece eserler yalnızca bugünün değil, yıllar boyunca birikmiş düşüncelerin, kaygıların ve gözlemlerin izlerini taşıyor.
Sergide yer alan figürler çoğunlukla bekleyen, sıkışan, dönüşen ya da bulunduğu çevreyle bütünleşen varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman bir kafesin taşıyıcısı, kimi zaman durgun suların içerisinde kaybolan bir beden, kimi zaman ise kökler ve dikenler arasında yeniden şekillenen bir organizma olarak görünüyor. Bu dönüşüm hâli bireysel bir ruh durumunun ötesine geçerek toplumsal bir okuma alanı açıyor. Yüksel’in eserlerinde sıkça karşılaşılan ilaç kutuları, koruyucu yapılar, dikenli bitkiler ve organik formlar; iyileşme ile yaralanma, korunma ile hapsolma, umut ile bekleyiş arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Bu nedenle çalışmalar yalnızca bireysel deneyimlere değil, sanatçının uzun süredir üzerinde düşündüğü “hastalıklı toplum” fikrine de temas ediyor. Buradaki hastalık biyolojik bir durumdan çok, birey ile içinde yaşadığı toplumsal yapı arasındaki kırılgan ilişkinin metaforu olarak beliriyor.
“Yılların Köpüğü”, sanatçının farklı dönemlerde ürettiği imgelerin, düşüncelerin ve anlatıların yeniden karşılaşma alanı olarak okunabiliyor. Geçmişte ortaya çıkan soruların bugün hâlâ güncelliğini koruması; bekleyiş, dönüşüm, sıkışmışlık ve direnç gibi temaların zaman içerisinde farklı biçimlerde geri dönmesi, serginin temel izleğini oluşturuyor.
Künye:
1. Kaplan Pozu, Kalıp kağıdı ve ilaç kutularına elle kesim, kolaj, sprey boya, 95.5 x 144.5 cm çerçeveli | framed, 2026
2. Beklemek 2, Kalıp kağıdı üzerine elle kesim, kolaj, sprey boya | Hand-cut on mold paper, collage, spray paint, 93 x 83 cm çerçeveli | framed, 2026
3. İç Sularda, Kalıp kağıdı ve ilaç kutularına elle kesim, kolaj, sprey boya | Hand-cut on mold paper and medicine boxes, collage, spray paint, 118 x 89.5 cm çerçeveli | framed, 2026
Yönetmen Ridley Scott’ın başrollerini Jacob Elordi, Josh Brolin, Margaret Qualley, Guy Pearce, Benedict Wong ve Allison Janney’nin paylaştığı yeni filmi Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars)’dan fragman ve afiş yayımlandı.
Peter Heller’ın romanından yola çıkarak senaryosunu Mark L. Smith’in kaleme aldığı filmin yapımcılığını Ridley Scott (p.g.a.), Michael Pruss (p.g.a.), Mark L. Smith ve Cliff Roberts (p.g.a.) üstlenirken; Lily Brooks-Dalton, Brandon Scott Smith, Peter Heller ve Aidan Elliott da yürütücü yapımcı olarak görev alıyor. 20th Century Studios imzalı sürükleyici ve epik gerilim filmi, hayatta kalmanın bir içgüdü; insanlığın ise bir seçim olduğu kıyamet sonrası bir dünyaya izleyicileri davet ediyor.
Film, askeri bir hayatta kalma uzmanı olan Bangley (Josh Brolin) ile birlikte acımasız, kıyamet sonrası bir dünyada verimli ama izole bir yaşam alanı kuran genç pilot Hig’in (Jacob Elordi) hikâyesini anlatıyor. Ancak Hig, gizemli bir telsiz yayını aldığında, hâlâ var olduğuna inandığı umut ve insanlığın peşinden bilinmeyene doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor.
Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars)’, 28 Ağustos’ta sadece sinemalarda gösterime girecek. Fragmanı buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=3nQ3ne9Mx5E
Avrupa müzik sahnesinin özgün seslerinden Sharon Kovacs, 9 Aralık’ta Ankara’daki Jolly Joker’de, 11 Aralık’ta İzmir’deki SoldOut Mavibahçe’de, 12 Aralık gecesi ise İstanbul’da IF Performance Hall Beşiktaş’ta müzikseverlerle buluşacak.
Güçlü vokali, sinematik atmosferi ve karanlık soul estetiğiyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan Hollandalı sanatçının konserinin biletleri 12 Haziran’dan itibaren BuBilet üzerinden satışa çıkacak.
Amy Winehouse’un kırılgan duygusallığını, Portishead’in karanlık dokusunu ve Shirley Bassey’nin dramatik gücünü kendi özgün yorumuyla harmanlayan Kovacs, yıllar içinde Avrupa alternatif müzik sahnesinin en dikkat çekici isimlerinden biri hâline geldi. Uluslararası çıkışını yaptığı “My Love” ile milyonlarca dinleyiciye ulaşan sanatçı; Glastonbury ve Sziget gibi dünyanın en önemli festivallerinde sergilediği performanslarla da adından sıkça söz ettirdi.
Türkiye ile kurduğu bağ ise yalnızca konserlerinden ibaret değil. Sanatçının büyük beğeni toplayan Child of Sin albümünde bir Türk çingene orkestrasıyla çalışması, bu coğrafyanın müzikal ruhuna duyduğu ilgiyi ve yakınlığı ortaya koymuştu. Şimdi ise Kovacs, çok daha yeni ve cesur bir dönemin eşiğinde dinleyicilerinin karşısına çıkıyor.
2026’nın ikinci yarısında yayımlanacak yeni albümünde Berlin’in endüstriyel tekno estetiğini 70’lerin elektronik müzik mirasıyla buluşturan sanatçı, tüm bu ses dünyasını kendine has derin ve ruhani vokaliyle bir araya getiriyor.
Black Label Events organizasyonuyla gerçekleşecek Türkiye turnesi kapsamında Sharon Kovacs, 9 Aralık akşamı Ankara’daki Jolly Joker sahnesinde dinleyicileriyle buluşacak. Turnenin ikinci durağı 11 Aralık’ta İzmir’deki SoldOut Mavibahçe olurken, sanatçı Türkiye konserlerini 12 Aralık gecesi İstanbul’da IF Performance Hall Beşiktaş’ta vereceği performansla tamamlayacak.
Arter’in “Yapım Aşamasında” başlıklı grup sergisi kapsamında düzenlenen “Yapım Aşaması” Üzerine başlıklı etkinlik dizisi kapsamında 13 Haziran’da Taşlar Konuşuyor eseriyle Aslı Çavuşoğlu, 27 Haziran’da ise Boğaz Turu eseriyle Gözde İlkin Arter’e konuk olacak.
Arter’in dış cephesinde başlayıp, giriş ve -1. katta yer alan galerilerinin yanı sıra, binanın çeşitli işlevlerdeki kamusal mekânlarına yayılan “Yapım Aşamasında”, geçmiş sergilerden bugüne çağırıp bünyesine dahil ettiği yapıtları, birlikte oluşturdukları mekânsal ve ilişkisel bağlamlar içinde yeniden yorumlarken, bu sergi için özel olarak üretilen eserler yoluyla Arter’in üretim dağarcığına yenilerini de eklemiş oluyor. Giriş kat galeride yer alan yapıtlar dünyayla kurduğumuz ilişkiyi ‘iz bırakma’, ‘doğanın yeniden kurgulanışı’, ‘tarihsel anlatılar oluşturma’ gibi temalar etrafında tekrar düşünmeye davet ederken, bir alt kattaki galeri, Arter’in yapım aşamalarını da kendi kapsamına alarak, mimari referanslar eşliğinde, “kültürel ve mekânsal bellek”, “uzamın örgütlenmesi”, “iç” ile “dış”, “kamusal” ile “özel” gibi tema ve ikiliklerin izini süren yapıtlara yer veriyor. Sergi, dışarıda başlayıp Arter’in iki galerisini içine alarak izleyiciyi binanın derinlerine, performans salonlarının bulunduğu -3. kata kadar yönlendiren güzergâhıyla, mekânsal bir deneyim sunmayı da hedefliyor.
Koç Topluluğu’nun 100. yılında, Koç Holding’in katkılarıyla düzenlenen “Yapım Aşamasında”, sanatsal ve düşünsel süreçlerin zamana yayılan, devingen ve çok boyutlu doğasını yansıtacak şekilde iki etap hâlinde kurgulandı. Serginin Ekim 2026’da ziyarete açılacak ikinci bölümünde, ilk bölümde yer alan eserlerin birçoğu yerini farklı eserlere bırakacak ve bu bağlamda hayata geçirilecek yeni eserler de sergiye dahil edilecek.
Sergi kapsamında düzenlenen “Yapım Aşaması” Üzerine başlıklı etkinlik dizisinde 13 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’de Aslı Çavuşoğlu, 27 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’de ise Gözde İlkin Arter’e konuk olacak. Çavuşoğlu Taşlar Konuşuyor (2013) başlıklı yapıtının, İlkin ise Boğaz Turu (2014–2015) başlıklı yapıtının araştırma, hazırlık ve üretim aşamalarını izleyicilerle paylaşacaklar. Sanatçı eşliğinde sergi alanında gerçekleşecek turun ardından program, katılımcıların soru ve izlenimleriyle derinleşecek bir sohbet için Arter binasının -1. katında bulunan Atölye’ye taşınacak.
Künye:
1. Aslı Çavuşoğlu Taşlar Konuşuyor 2013 Arkeolojik eser kopyaları ve çeşitli malzemelerle oluşturulmuş 71 parçalık seriden seçilen 32 obje, aydınger üzerine yapılmış orijinal desenler Etütlük eser çizimleri: Işıl Çelik Değişken boyutlar Arter Koleksiyonu Sergiden yerleştirme görüntüsü: Yapım Aşamasında, 2026 Fotoğraf: Murat Germen
2. Gözde İlkin, Boğaz Turu’nun üretim sürecinden
Uykusuzlukla boğuşan Theresia Enzensberger’in uykunun ve uykusuzluğun izini adım adım sürdüğü kitabı Uyku, Levent Tayla’nın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Gece boyunca katettiğimiz uyku evrelerini adım adım takip ederken, hafif uykunun diş gıcırdatmalı huzursuzluğuyla söze başlayan: Uykunun ahlaki boyutu, rüyanın siyasi bir metafor olarak anlamı ve kronik uyku eksikliğinin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine bir deneme bu kitap. Derin uykuya geçildiğinde metin de dönüşüyor; neredeyse fark edilmeden daha içsel, daha kişisel bir tona bürünüyor. Dünya, sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşan bu bölüm, okuru yazarın zihninin en sakin ama en derin katmanlarına davet ediyor. Rüya ise ancak REM evresinde sahneye çıkıyor.
Enzensberger gerçekliğin sınırlarını geride bırakarak bilinmeyene doğru cesur bir adım atıyor. Hem kontrolümüzün çok ötesinde duran hem de hepimizin paylaştığı o temel insani ihtiyacın özünü kavramaya çalışan bir çalışma sunuyor.
ENKA Vakfı, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 54. İstanbul Müzik Festivali kapsamında gerçekleşecek İtalya’nın ünlü çağdaş dans topluluğu CCN/Aterballetto’nun performansına gösteri sponsoru oldu. Performans, 13 Haziran Cumartesi saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
CCN/Aterballetto festivalde, dünya çağdaş dans sahnesinin önde gelen koreograflarından Angelin Preljocaj, Crysal Pite, Iratxe Ansa ve Igor Bcovich imzası taşıyan üçlü bir programla izleyicilerin karşısına çıkacak. Programın açılışında yer alan Mavi Rapsodi (Rhapsody in Blue), 2013’ten bu yana ortak üretimleriyle özgün bir estetik dil geliştiren Iratxe Ansa ile Igor Bacovich’in koreografisiyle sahneye taşınacak. Ödüllü Fransız koreograf Angelin Preljocaj imzalı, Beethoven’ın “Ayışığı Sonatı” eşliğindeki Reconciliatio (Uzlaşma), dansın sözcüklerin ötesine geçen anlatım gücünü gözler önüne serecek. Gecenin finalini yapacak olan Kanadalı koreograf Crystal Pite’ın Solo Echo (Yalnız Yankı) adlı eseri ise, Brahms’ın iki viyolonsel sonatı ile Mark Strand’ın Kış için Dizeler şiirinden beslenerek kaybediş ve kabulleniş üzerine duyarlı, şiirsel ve çarpıcı bir anlatı kuracak. Program, ülkemizin iki genç yeteneği; viyolonselci Dorukhan Doruk ile piyanist Korkmaz Can Sağlam’ın Brahms ve Beethoven sonatlarına getirdiği güçlü yorumlarla bir müzik ve dans şölenine dönüşecek.
Ali Alışır, Elif Tura, Emre Tura ve Sefa Çatuk’un eserlerinden oluşan “Encounters” başlıklı sergi Dubai’de yer alan AWC Contemporary’de sanatseverlerle buluşuyor.
“Encounters”, topografyanın figüre dönüştüğü ve hareketin dinamizm kazandığı noktada biçimlerin derin kesişimlerini ele alıyor. Sergi, farklı sanatsal diller arasında bir diyalog kuruyor; haritacılıkla bedensellik, mimariyle organik yapı, durağanlıkla devinim arasındaki ilişkilere odaklanıyor. Yakınlaşmanın yaşandığı bu alanda sınırlar belirsizleşirken, birbirinden farklı duyarlılıkların çarpışmasından doğan şiirsel gerilim ve uyum beklenmedik yankılarla görünür hâle geliyor.
Sergi, karşıtlıkların bir araya gelişinden beslenen yeni ifade biçimlerini keşfe açarken, izleyicileri form, hareket ve mekân arasındaki çok katmanlı ilişkiler üzerine düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Elif Demir Tura, Untitled T.U.Y.B., 2020 Paint on Canvas 75 x 100 cm
2. Emre Tura, Biz Zamanlar Anadolu, 2023 Paint on Canvas 50 x 60 cm
3. Sefa Çatuk, R.I.P, 2025 Oil on Canvas 150 x 150 cm
4. Ali Alışır, Hybrid Souls V.6 , 2025 Archival pigment print 135 x 101 cm
Renata Salecl’ın acımasızlığı huy edinmiş, kabalığın meziyet sayıldığı günümüz dünyasını masaya yatırdığı kitabı Kabalık Çağı, Bülent Kale’nin çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Kabalık Çağı, önündeki dev aynasından ötesini göremez, “ben” demeden iki kelam edemez hâle gelmiş, ölçüsüz hırsları, sabırsızlığı, kibri gurur nişanesi gibi taşıyan insanın düştüğü açmazları gözler önüne seriyor.
Neoliberalizm kıskacında, iyisiyle kötüsüyle yaşadığı her şeyin tek sorumlusu ilan edilen birey, mükemmeliyetçilik beklentisi ile yetersizlik hisleri arasında sıkışmış durumda. “Her koyun kendi bacağından asılır” şiarıyla girdiği yarışta bir yandan kendini pazarlarken diğer yandan başkalarının celladına dönüşüyor. Ne var ki içini kemiren o “yeri doldurulabilir olma” hissinden kurtulamıyor. Toplumsal sarsıntılar karşısında bile kabuğundan sıyrılamayan, başkalarıyla kader ortağı olduğunu unutmuş insan, hissizliğe gömüldüğü kış uykusundan uyanıp başkalarıyla empati kurarak demokrasiyi baştan filizlendirebilir mi?
Soul müziğin önemli ismi Imany, Women Deserve Rage Avrupa turnesi kapsamında, Piu Entertainment organizasyonuyla 25 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda ve 29 Haziran’da ATO Congresium’da sahne alacak.
Bir kadının özgürlük arayışı ve yeniden doğuş temasını merkeze alan Imany’nin yeni albümü Women Deserve Rage, kendi gerçeğini sahiplenen bir kadının sesinden şekilleniyor ve sahnede evrensel bir karşılık buluyor. Sanatçı, albümden şarkıların yanı sıra kült hâline gelmiş hitleriyle Türkiye’deki dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Imany, kariyerinin en kişisel ve en güçlü projelerinden biri olarak tanımladığı bu albümle dinleyicisini derin bir yüzleşmeye davet ediyor.
İlk albümü The Shape of a Broken Heart ile üç ülkede platin plak kazanan Imany; “You Will Never Know” ve dünya çapında fenomene dönüşerek 1 milyarı aşkın dinlenmeye ulaşan “Don’t Be So Shy” ile soul, folk ve pop müziği harmanlayarak global müzik sahnesinin en güçlü kadın vokallerinden biri olarak kabul edildi. Sanatçı, 2024 yılında Voodoo Cello projesiyle Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da kapalı gişe sahne alan ve sekiz çello eşliğinde sunduğu performanslarla büyük ses getirdi.
Imany, Women Deserve Rage albümünde çok daha cesur ve doğrudan bir anlatı sunuyor. Özgürleşme ve yeniden doğuş fikrinden beslenen albüm; bir kadının kendi gerçeğini geri kazanma ihtiyacından doğuyor. Bastırılmış duyguları görünür kılan ve kadınların kendi gerçeğini sahiplenme sürecini merkezine alan Women Deserve Rage, sahnede güçlü ve evrensel bir anlatıya dönüşüyor.