
Yağız Seis ve Mehmet Ali Yıldız’ın üretimlerini bir araya getiren “Tavşan en başından beri haklıydı” başlıklı sergi 3-28 Nisan tarihleri arasında Artroom’da sanatseverlerle buluşacak.
Artroom’un ilk sergisi “Tavşan en başından beri haklıydı”, küratör Seda Çelik’in mekânı bir eşik olarak ele alan yaklaşımıyla, hareket, yön ve erişim arasındaki gerilimi oda ölçeğinde kuruyor. Referansını Alice’s Adventures in Wonderland’daki eşik anından alan sergi, görülen ile ulaşılan arasındaki mesafenin kapanmadığı bir alanı merkeze alıyor. Küçük bir kapıdan bakılan ancak geçilemeyen bahçe, burada fiziksel bir metafora dönüşüyor: içeri girilen ama aşılamayan bir mekân.
Küratöryel kurgu, iki sanatçıyı karşı karşıya getirmek yerine aynı yüzeyde konumlandırıyor. İşler, ayrışmak yerine birbirine yaklaşıyor, üst üste biner ve sınırlarını belirsizleştiriyor. Bu yerleşim, yönün çoğalmadığı, hareketin tekrar ettiği bir düzeni görünür kılıyor.
“Tavşan en başından beri haklıydı”, görünür olan ile erişilebilir olan arasındaki farkı, hız, tekrar ve yakınlık üzerinden düşünmeye açıyor. Sergi, izleyiciyi bir sonuca yönlendirmek yerine, içinde bulunduğu konumu yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Konum: Artroom, Caferağa, Keresteci Aziz Sk. No:41/A, 34710 Kadıköy/İstanbul
Künye:
1. Yağız Seis, Aşk, -ne yazik ki o da politik sevgilim
2. Yağız Seis, Bir manzaranın ait olduğu yerdeyim
3. Mehmet Ali Yıldız, am fire sleeping
4. Mehmet Ali Yıldız, a bouquet of family
Natasha Brown’un evrensellik kavramının arkasındaki eşitsizliği gözler önüne serdiği romanı Evrenselciler, Burcu Asena Şahin Gençoğlu’nun çevirisiyle Düşbaz’dan çıktı.
Brown’un 2025 The Booker Prize’da uzun listeye giren kitabı okuru şu soruyu sormaya yöneltiyor: Hepimiz aynı dünyada mı yaşıyoruz yoksa aynı hikâyeye mi inanıyoruz? Anlatının kime ait olduğuna göre şekil değiştiren bu romanda Natasha Brown, modern toplumun kimliğini ve sınıf ilişkilerini irdelerken hikâyeyi kimlerin yazdığını, kimlerin susturulduğunu sorgulatıyor.
Bir Yorkshire çiftliğinde gecenin geç bir vaktinde bir adam, başına inen altın bir külçeyle neredeyse canından oluyor. Bu olay, görünürde birbirinden kopuk yaşamların kesişim noktası haline geliyor: Genç bir gazeteci kariyerini yeniden inşa etmek için fırsat kolluyor, bir bankacı hayatının yalanını görmezden geliyor, bir köşe yazarı yeni bir krizin peşine düşüyor ve bir grup aktivist dünyayı yeniden tanımlamaya uğraşıyor. Paranın, medyanın, gücün ve kelimelerin kendi rolünü oynadığı düzende herkes kendi hikâyesini anlatmaya çalışırken gerçeğin sesi giderek boğuluyor.
Fransız müziğinin güçlü sesi Garou, Piu Entertainment organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, 18 Eylül’de ise İzmir Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alacak.
25 yılı aşkın kariyerinde uluslararası müzik sahnesinde önemli bir yer edinen Garou, “The Best Of” turnesi kapsamında “Belle”, “Gitan”, “Sous le vent” ve “Seul” gibi hitlerinin yanı sıra yeni albümü Un Meilleur Lendemain’den şarkılarıyla Türkiye’deki dinleyicileriyle buluşacak.
Kariyeri boyunca Céline Dion ve Luc Plamondon gibi önemli isimlerle iş birliklerine imza atan Garou, Cirque du Soleil ile gerçekleştirdiği projelerle sahne performansını farklı disiplinlerle buluşturdu. Her konserinde müziği sahne deneyimiyle bir araya getiren sanatçı, dinleyicilerine güçlü ve bütünlüklü bir atmosfer sunmaya devam ediyor.
Garou, “The Best Of” turnesi kapsamında sevilen şarkılarının yanı sıra sürpriz performanslara ve yeni repertuvarına da yer veriyor. Sanatçının son albümü Un Meilleur Lendemain’den parçalar da bu özel konserlerde dinleyiciyle buluşacak. Albüm, Garou’nun kişisel hikâyelerinden ve duygusal dünyasından beslenen şarkılarıyla dikkat çekiyor.
EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, Abitus Sanat Projeleri iş birliği ve Yasemin Semercioğlu koordinasyonunda düzenlediği Çiçek Benardete, Pembe Tüzüner ve Tina Varon’un farklı disiplinlerdeki eserlerini bir araya getiren “Tres Specula / Üç Yansıma” sergisini 7 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluşturacak.
“Tres Specula / Üç Yansıma”, üç sanatçının farklı malzeme ve ifade biçimleri üzerinden dünyayı algılama ve yansıtma biçimlerini bir araya getirirken, izleyiciyi form, ışık ve yüzey arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor. Latince “üç ayna” anlamına gelen “Tres Specula”, sanatın yansıtma gücüne ve sanatçının dünyayı algılama biçimine gönderme yapıyor. Her sanatçı kendi üretim pratiği içinde gerçekliği yeniden kurarken, malzeme ve form aracılığıyla hem görünür olanı hem de onun ardındaki duygusal ve düşünsel katmanları açığa çıkarıyor.
Sergide yer alan sanatçılar Çiçek Benardete, Pembe Tüzüner ve Tina Varon, farklı malzemelerle üretseler de ortak bir araştırma alanında buluşuyor: formun, ışığın ve yüzeyin yarattığı yansımalar. Heykelin mekânla kurduğu ilişki, resmin yüzeyinde gelişen renk ve ritim ve farklı malzemelerin ışıkla kurduğu diyalog, sergi mekânında birbirini tamamlayan üç ayrı ifade biçimine dönüşüyor. Sanatçıların bireysel üretimlerinden doğan bu üç yaklaşımın aynı mekânda karşılaşması izleyiciye çok katmanlı bir görsel deneyim sunuyor.
Künye:
1. Çiçek Benardete, Aziz Dinleyicilerim, Tuval üzerine yağlı boya, 60 x 70 cm
2. Tina Varon, Sürpriz, Polyester, 55x40x10 cm
3. Pembe Tüzüner, Oyun, Demir kaynak, 80x30x115cm
Hakim'in Yolculuğu, Büyük Aşk ve Unutulmazlar gibi eserleriyle tanınan Fransız çizer Fabien Toulmé’nin farklılıkların bir engel değil, ortak hayatımızı zenginleştiren bir güç olduğunu hatırlattığı grafik romanı ULİS, Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Desen’den çıktı.
Toulmé, engellilik, kaynaştırma eğitimi ve birlikte yaşama kültürü gibi hassas konuları incelikli bir duyarlılıkla ele alıyor. Tükenmişlik sendromunun ardından mühendislik kariyerini geride bırakan İvan, hayata yeniden tutunmaya çalışırken kendisini özel gereksinimli çocukların eğitim aldığı bir ULİS sınıfında destek personeli olarak bulur. Başlangıçta yabancısı olduğu bu dünyada, sınıfın günlük ritmi, öğretmenlerin özverili çabası ve öğrencilerin benzersiz dünyalarıyla karşılaştıkça bakış açısı yavaş yavaş değişmeye başlar.
İvan için bu sınıfın kapısından içeri adım atmak, Homeros'un kahramanı Ulysses'in bilinmez denizlerde çıktığı yolculuğu andıran bir keşif sürecine dönüşür. Ancak bu kez karşısındaki engeller mitolojik yaratıklar değil; toplumsal önyargılar, eğitim sisteminin eksikleri ve insanın kendi kırılganlıklarıdır. Özellikle öğrencilerden biriyle kurduğu bağ, İvan'ın hem hayatındaki yönünü hem de kendine dair inançlarını yeniden düşünmesine yol açacaktır.
K-pop dünyasının ünlü gruplarından ATEEZ ve MONSTA X, White Entertainment organizasyonuyla Türkiye’de konser verecek. ATEEZ 14 Ağustos’ta, MONSTA X ise 15 Ağustos’ta Festival Park Yenikapı’da müzikseverlerle buluşacak.
Enerjik sahne performansları ve güçlü koreografileriyle tanınan ATEEZ, dünya listelerini altüst eden hit şarkılarını ilk kez Türk hayranları için seslendirmeye hazırlanıyor. Grubun güçlü vokalleri ve görsel şovlarıyla Yenikapı’da unutulmaz bir gece yaşatması bekleniyor. Global müzik piyasasında sarsılmaz bir yere sahip olan MONSTA X ise, sert tınıları duygusal vokallerle birleştiren kendine has tarzıyla sahnede olacak. Grup, geniş diskografisinden en sevilen parçalarla İstanbullu hayranlarına eşsiz bir deneyim sunacak.
MUBI, 76. Berlin Film Festivali’nin açılış filmi No Good Men’in Türkiye dağıtım haklarını aldığını duyurdu. Film, Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yaptıktan sonra MUBI Türkiye’de sinemaseverlerle buluşacak.
Taliban’ın iktidara gelmesinden hemen önce Kâbil’de yaşayan bir kadın kameramanı merkezine alan No Good Men, Afganistan’ın çetin gerçekliğinde romantik komedi kalıplarını altüst eden, sarsıcı bir aşk hikâyesini anlatıyor.
“Yıl 2021. Taliban, ABD güçlerinin çekilmesiyle, Afganistan yönetimini ele geçirmek üzeredir. Kâbil’de bir haber kanalının tek kadın kameramanı olan Naru, bir yandan eşinden boşanmaya, bir yandan da erkek egemen medya düzeninde kendine yer bulmaya çalışır. Üzerindeki baskının giderek arttığı bu adaletsiz dünyada iyi erkek olmadığından emin olan Naru, beklenmedik bir aşkın filizlenmesiyle sarsılır.”
Wolf and Sheep (2016) ve The Orphanage (2019) gibi yapımlarla uluslararası festivallerde dikkatleri üzerine çeken Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat, üçüncü uzun metrajlı filminin Türkiye’de MUBI aracılığıyla izleyiciyle buluşacak olmasına ilişkin şunları söyledi: “No Good Men, ataerkinin ağırlığını ve onun içinde yaşamayı sürdüren kadınların direncini taşıyor; aşk, tahakküm ve özgürlük üzerine kolay cevaplanamayacak sorular soruyor. Filmin MUBI aracılığıyla Türkiye’de izleyiciyle buluşacak olması beni çok mutlu etti.”
Dirimart, Ghada Amer’in galeriyle ilk sergisinden on yedi yıl sonra gerçekleşen “Aurora” başlıklı ikinci kişisel sergisini 9 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında Dolapdere’deki mekânında sanatseverlerle buluşturacak.
Ghada Amer’in son dönem üretimlerinden seçili bronz heykellerini, ikonik nakış resimlerini, aplike tekniğini öne çıkaran yeni tuval serisini ve ahşap üzerine yaptığı resimlerini bir araya getiren sergi, sanatçının güncel pratiğine genel bir bakış sunuyor. Dikiş ve nakış gibi tarihsel olarak “kadın işi” addedilen geleneksel teknikleri çağdaş sanat içinde yeniden konumlandıran Amer, pratiğinde kadın bedenini ve cinselliğini toplumsal normların ve temsil biçimlerinin dışına taşıyarak güçlü bir görsel alan açıyor. Sanatçı, uzun yıllara yayılan pratiğinde cinsiyet politikaları, arzu, temsil ve kadın öznesinin sanat tarihindeki görünürlüğü üzerine cesur sorular ortaya koyuyor.
Amer’in pratiği, genellikle pornografik dergilerden ödünç aldığı cinselleştirilmiş imgeleri yeniden yorumlamaya dayanıyor. Eril bakışın dayattığı kalıpları altüst eden sanatçı, kadınları coşku, zevk ve şefkat anlarında güçlü ve özerk figürler olarak sunuyor. Çoğu zaman yaramaz ve kışkırtıcı olan bu figürler, iplik katmanları, nakış yüzeyler ve bronz formlar altında kısmen gizlenerek izleyiciyi yakından bakmaya davet ediyor. Bu katmanlı yapı güç, özgürlük ve kadın deneyimi arasındaki karmaşık ilişkileri görünür kılıyor.
Künye: Ghada Amer, Twins, 2023, Tuval üzerine akrilik, nakış ve jel Acrylic, embroidery and gel medium on canvas 153 x 127 cm
Eboni Booth’un kaleme aldığı 2024 Pulitzer Drama Ödülü sahibi Primary Trust, Türkiye’de Yelda Baskın’ın yönetmenliğinde Çok Küçük Bir İhtimalin Hikâyesi adıyla sahneye taşınıyor.
27 Nisan’da UNIQ Hall’de tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanan Tiyatro B23 yapımı oyunun oyuncu kadrosunda Berker Güven, Hare Sürel, İbrahim Arıcı ve Tayfun Erarslan yer alıyor.
Pulitzer jürisinin “derin insani duyarlılığı ve sade ama etkileyici dili” ile öne çıkardığı Primary Trust (Çok Küçük Bir İhtimalin Hikayesi), modern insanın yalnızlık, aidiyet ve yeniden başlama cesareti üzerine kurduğu incelikli anlatımıyla dünya sahnelerinde büyük yankı uyandırdı. Oyun, sıradan görünen bir hayatın içindeki kırılma anlarını ve bir insanın kendi kabuğundan çıkma hikâyesini anlatıyor.
Prömiyerini 27 Nisan’da UNIQ Hall’de gerçekleştirecek Çok Küçük Bir İhtimalin Hikâyesi’nin biletleri satışta.
Dünyaca ünlü virtüöz David Garrett, 29 Ağustos’ta Stagepass organizasyonuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak.
Otuz yılı aşan kariyeri boyunca klasik müziğin zamansız gücünü pop ve rock enerjisiyle buluşturan David Garrett, Millennium Symphony turnesi kapsamında en sevilen pop ve rock klasiklerini özgün yorumuyla sahneye taşıyacak. Biletler, 2 Nisan Perşembe günü saat 12.00’de Biletinial üzerinden satışa çıkacak.
Daha önce Guns N’ Roses, Metallica ve Nirvana gibi rock ikonlarının şarkılarını yorumladığı Rock Symphonies projesiyle uluslararası listelerde üst sıralara yerleşen ve milyonlarca dinleyiciye ulaşan David Garrett, son albümü Millennium Symphony ile bu kez son 25 yılın hafızalara kazınan pop hitlerini senfonik bir bakış açısıyla yeniden ele alıyor. Beyoncé, Rihanna, Taylor Swift, The Weeknd ve Ed Sheeran gibi isimlerin şarkıları, Garrett’ın kemanında sinematik bir derinlik kazanıyor. Sanatçı, geçtiğimiz yıl Avrupa’da gerçekleşen ve tamamı kapalı gişe geçen arena turnesinin ardından 2026 yazında Avrupa’nın açık hava mekânlarında sahne almaya hazırlanıyor.