
Bozlu Art'ta sanatseverlerle buluşan Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” başlıklı kişisel sergisi 25 Temmuz tarihine kadar uzatıldı.
Gamze Taşdan, “Hoş Vakit” sergisinde, erken Cumhuriyet döneminde modern yaşamın inşasını eğlence kültürü üzerinden ele aldığı yeni üretimlerine yer veriyor ve kadınların kamusal eğlence hayatında görünür olmalarını kendine has üslubu ile ortaya koyuyor.
Serginin başlığı olan “Hoş Vakit” keyifle geçirilen bir zamanı ya da zihinsel bir dinlenme hâlini ifade ediyor olsa da sadece eğlenmekten ibaret bir anı tanımlanıyor. Alt metninde bir modern yaşam inşası barındırıyor. Genç Cumhuriyet’te eğlencenin sadece boş zaman pratiği değil yeni bir toplumsal kimliğin sahnesi olduğunu vurguluyor. Bu sahnenin başrol oyuncuları olan kadınlar Taşdan’ın resimlerinde odak merkezini oluşturuyor.
“1923 ve 1950 yılları arasına tarihlenen Erken Cumhuriyet dönemi, Osmanlı’dan devralınan eğlence alışkanlıklarının hızla dönüşüp modern ‘Batılı’ bir şehir kültürüne evirildiği çok canlı bir zaman dilimidir. Osmanlı’daki meddah, Karagöz-Hacivat, orta oyunu gibi sözlü ve doğaçlama eğlenceler yerini giderek tiyatroya, operete ve sinemaya bırakmaya başlamış, özellikle İstanbul ve Ankara bu dönüşümün sahnesi olmuştur. Bu değişim sürecinin en önemli yanı kadınların kamusal eğlence hayatına daha görünür şekilde katılmasıdır. Batı müziği ve dansların hızla popülerleşmesiyle karma eğlence ortamları yaygınlaşmıştır.
Erken Cumhuriyet’in en karakteristik eğlence mekânları dönemin gazinoları, barlar ve kulüplerdi. Yeni Maksim, Garden Bar, Taksim Belediye Gazinosu, Kristal Gazinosu, Kulüp 12, ve Rejans İstanbul’un en popüler mekânlarıydı. Bunların yanı sıra dönemin sembolik etkinliklerinden biri de balolardı. Cumhuriyet baloları sadece eğlence amaçlı partiler değil, aynı zamanda devlet eliyle kurulan ideolojik birer vitrindi. Pera Palas Oteli, Park Otel ve Ankara Palas gibi yerler hem seçkin konaklama mekânları hem de baloların merkeziydi. Bu balolar, yeni Cumhuriyet’in vatandaşlarının nasıl yaşayacağını gösteren bir model olurken, kadınların kamusal alanda dans etmesi bile başlı başına bir devrimdi.
Sokaklar ve yarı kamusal alanlar da Erken Cumhuriyet dönemi eğlence kültürünün en canlı biçimde yaşandığı alanlardı. Büyük oteller ve gazinolar daha çok vitrinse, sokak, mesire ve ada kültürü gündelik hayatın kendisiydi. Özellikle Büyükada, Heybeliada ve Burgazada hafta sonu eğlencesinin merkezleriydi. Erken Cumhuriyet döneminde kadınlar ilk kez bu kadar yoğun biçimde kamusal eğlence hayatının parçası hâline geldiler. Balolara katılmak, akşam yürüyüşlere gitmek, Lebon ya da Markiz pastanesinde oturmak kadınları ‘eşlik eden’ olmaktan çıkarıp sosyal hayatın öznesi hâline getirmişti. Dönemin en popüler ‘modern’ alışkanlığı olan dans kadınlar için çarpıcı dönüşümlerden birini de beraberinde getirdi. Dans daha önce de belirtildiği gibi insanlara özgürlük ve sosyal cesaret sunarken, öte yandan kadınlar için toplumsal cinsiyet bağlamında zarafet sınırlarını aşmamak ve sürekli bir denge kurmak gibi sınırlar da çiziyordu.
Erken Cumhuriyet’i doğrudan bir tarih anlatısıyla sunmak yerine dönemin atmosferini ve kolektif hissiyatını yansıtan görsel bir dil üreten Taşdan, eserlerinde belgeci bir yaklaşımı değil, hafıza ve temsil üzerine odaklanan bir bakış açısını benimsiyor. Bu bağlamda ‘Hoş Vakit’ yalnızca bir boş zaman etkinliğini, eğlence anlarını değil; inşa edilen bir dönem kültürünü ve kadınların bu süreçte yaşadıkları ikilemleri görünür kılıyor ve içinde yaşadığımız krizlerle örülü dünyada geçmişteki keyifli zamanları hatırlatarak feminen bir direniş olasılığını gündeme getiriyor.”
Künye:
1. Gamze Taşdan, Beyaz Kuğu, 2026, tuval üzerine akrilik, 95 x 130 cm
2. Gamze Taşdan, Kızılay Balosu, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 50 cm
3. Gamze Taşdan, Kulüp 18, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 25 x 35 cm
4. Gamze Taşdan, Macar Artistleri, 2025, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 50 cm
5. Gamze Taşdan, Safiye Ayla, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 25 cm
Amerikan punk rock sahnesinin etkili gruplarından The Offspring 20 yıl aradan sonra Türkiye’deki izleyicileriyle 10 Temmuz akşamı İstanbul LifePark’ta bir araya gelecek.
1990’ların ortasında yayımlanan Smash, yalnızca grubun kariyerinde değil, punk rock tarihinin akışında da belirleyici bir dönüm noktası oldu. Dünya genelinde 11 milyondan fazla satan albüm, bağımsız bir plak şirketinden çıkan en başarılı rock albümlerinden biri olarak müzik tarihindeki yerini koruyor. Self Esteem ve Come Out and Play ile geniş kitlelere ulaşan grup, yıllar içinde “The Kids Aren’t Alright, Pretty Fly (For a White Guy)” ve “You’re Gonna Go Far”, “Kid” gibi parçalarla alternatif müziğin en kalıcı repertuvarlarından birini oluşturdu. Mizahı sert gitarlarla, melodiyi yüksek tempoyla buluşturan müzikal kimlikleri ise onları yalnızca bir punk rock grubu olmaktan çıkarıp küresel bir kültürel fenomene dönüştürdü.
Konser günü kapılar 17.00’de açılacak. Ana konserin öncesinde DJ setleriyle Soley Akça ile Duygu Çiftçioğlu, 90’lar ve 2000’lerin punk, skate punk ve alternatif rock klasiklerinden oluşan seçkileriyle dinleyicileri konser atmosferine hazırlayacak. İngiltere’nin yükselen alternatif rock topluluklarından Mouth Culture, dinleyiciyi modern alternatif rock’ın enerjisiyle buluştururken, Türkiye punk rock sahnesinin en köklü gruplarından Second ise ana grup öncesinde sahne alarak gecenin temposunu zirveye taşıyacak. Saat 21.00’de sahneye çıkacak The Offspring, yaklaşık 90 dakika boyunca yüksek enerjili performansıyla LifePark’ı dev bir açık hava punk rock festivaline dönüştürecek.
James Baldwin’in “yetişkinler için yazdığım çocuk kitabım” diye adlandırdığı, yakın arkadaşı Parisli ressam Yoran Cazac’ın resimlediği kitabı Küçük Adam, Küçük Adam, Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Küçük Adam, Küçük Adam’ın bu edisyonunda, Baldwin’in yeğenleri Tejan “TJ” Karefa-Smart’ın önsözü ve Aisha Karefa-Smart’ın sonsözünün yanı sıra, iki Baldwin araştırmacısının da giriş yazısı yer alıyor.
Küçük Adam, Küçük Adam’da dört yaşındaki TJ günlerini Harlem’de, en iyi arkadaşları WT ve Kırpışık’la oynayarak ve komşuları için ufak tefek işler yaparak geçirir. Büyük hayalleri olan bu “küçük adam”, yetişkinlerin dünyasıyla ve bu dünyanın acımasız gerçekleriyle yüzleşir. Okurlar TJ’in çocuk gözlerinden yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin, şiddetin ve ayrımcılığın yıkıcı etkilerini sürdürdüğü 1970’lerin siyah kent yaşamını içeriden keşfeder.
Uluslararası müzik sahnesinin zamansız ikonlarından Alphaville, Stagepass organizasyonuyla 12 Temmuz akşamı İstanbul Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak.
1980’lerin başında sahneye adım atan Alphaville, synth-pop estetiğini sinematik bir anlayışla birleştirerek modern pop tarihinin en etkili gruplarından biri hâline geldi. “Forever Young”, “Big in Japan” ve “Sounds Like a Melody” gibi kuşaklar boyunca değerini koruyan şarkılarıyla dünya genelinde milyonlara ulaşan grup, sahnede yarattığı güçlü duygusal atmosferle her dönem yeni dinleyiciler kazanmayı sürdürdü. Özellikle 1984’te yayımlanan “Forever Young”, kültürel bir referansa dönüşerek dijital platformlarda yüz milyonları aşan dinlenme rakamlarına ulaştı; “Big in Japan” ise uluslararası listelerde zirveye yerleşerek Almanya’nın dünya çapındaki en büyük başarılarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu dönemi taçlandıran Forever Young albümü, birçok ülkede altın ve platin satış sertifikaları kazanarak grubun adını pop müzik tarihine kalıcı biçimde yazdırdı.
Bugüne kadar yüzlerce film, dizi, belgesel ve reklamda kullanılan şarkılarıyla Alphaville, yalnızca 80’ler nostaljisi yaratan bir grup olmanın ötesine geçerek modern elektronik pop sahnesinin gelişimine yön veren bir referans noktası olarak kabul ediliyor. Yeniden yorumlanan kayıtlar, popüler yapımlarda yer alan versiyonlar ve dijital platformlardaki keşiflerle birlikte grubun etkisi her yıl daha da büyüyor.
Önceki yıllarda davetlilerin katılımıyla gerçekleşen Halkekmag Fest, bu yıl tüm müzikseverleri 25 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park'a davet ediyor.
Festivalin bu yılında headliner olarak Wegh yer alırken, Güneş, Yung Ouzo, Emir Yargın Klas Pop, Karbo ve Gazelle gün boyunca performanslarıyla izleyicilerle buluşacak.
Halkekmag Fest, yalnızca bir konser serisi olmanın ötesinde; farklı disiplinlerden yaratıcıları, takipçileri ve müzik tutkunlarını aynı atmosferde buluşturan bir gathering olarak kurgulanıyor. Müzik, kültür ve topluluk deneyimini bir araya getiren festival, katılımcılara gün boyu sürecek ortak bir deneyim sunmayı hedefliyor.
25 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park'ta gerçekleşecek Halkekmag Fest’in biletlerine buradan erişebilirsiniz.
Lal Ösen ve Selmin Ösen tarafından kurulan bağımsız sanat platformu L+S Contemporary, Dirimart iş birliğiyle, Port Alaçatı’da bulunan Nonna Private’ta kapılarını açtı.
Açılış sergisinde İnci Eviner, Seçkin Pirim, Summer Wheat, Berke Yazıcıoğlu, Gabriela Těthalová ve Çağla Ulusoy’un eserleri bir araya geliyor. Farklı coğrafyalardan ve farklı disiplinlerden sanatçıların çalışmalarını buluşturan sergi, platformun küratöryel yaklaşımını yansıtıyor.
L+S Contemporary’nin ilk sezonu, 30 Eylül’e kadar devam edecek. Sezon kapsamında dokuz sergi ile çeşitli etkinliklerin gerçekleştirilmesi planlanıyor. Program, yaz boyunca Alaçatı’da çağdaş sanat odaklı sergi ve etkinliklere ev sahipliği yapacak.
L+S Contemporary’nin yaz programı, sezon boyunca farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıların kişisel sergilerine ev sahipliği yapacak. Program kapsamında, 7-19 Temmuz tarihleri arasında Çiğdem Aky ile başlayacak; ardından Alisa Sibirskaya (21-26 Temmuz), Peter Zimmermann (28 Temmuz-9 Ağustos), Ebru Uygun (11-16 Ağustos), Çağla Ulusoy (18-23 Ağustos), Ebru Duruman (25-30 Ağustos), Austin Eddy (1-6 Eylül) ve Yasemin Öncü’nün (8-13 Eylül) sergileri izleyiciyle buluşacak.
Programın belkemiğini oluşturan dört uluslararası isme ait heykeller, sezon boyunca heykel bahçesinde sergilenecek. Tony Cragg, Anselm Reyle ve Jorinde Voigt’in heykel eserleri, tüm yaz boyunca ziyaretçilerle buluşacak. Tony Cragg, çağdaş heykel sanatının önde gelen isimlerinden biri, çelik heykellerinde maddenin dönüşümünü ve organik formları araştırıyor. Anselm Reyle, kendine özgü malzeme kullanımıyla tanınıyor. Jorinde Voigt ise kâğıt, çizgi ve heykelde kavramsal bir titizlikle çalışan, Avrupa'da ve uluslararası ölçekte çalışmalarını sürdüren bir sanatçı.
Girne’de yer alan The Arkın Rodin Collection Gallery’nin koleksiyonuna Auguste Rodin’in The Burghers of Calais (Calais Burjuvaları) serisinden iki anıtsal bronz heykel daha eklendi.
Rodin’in The Kiss, Eternal Spring, Falling Man gibi ikonik yapıtlarının da aralarında bulunduğu 33 eserinden oluşan, Doğu Akdeniz’in bilinen en kapsamlı özel Rodin koleksiyonu Pierre de Wissant ve Jean de Fiennes eserleriyle büyümeye devam ediyor. Rodin’in 1885 yılında Calais belediyesinin siparişi üzerine çalışmaya başladığı The Burghers of Calais serisi, şehrin kuşatması sırasında halkın kurtulması için kendilerini İngiltere Kralı III. Edward’a feda etmeyi kabul eden altı şehir yöneticisinin hikâyesini konu alıyor. Dönemin geleneksel anıt anlayışından ayrılarak figürleri idealize edilmiş kahramanlar yerine korku, çaresizlik, onur ve kararsızlık yaşayan gerçek insanlar olarak betimleyen Rodin’in pürüzlü modelleme tekniği, yüzeyde bıraktığı parmak izleri ve figürleri izleyiciyle aynı zemin seviyesinde konumlandırma tercihi, bu eserleri modern heykelin öncü manifestolarından biri olarak öne çıkarıyor.
The Arkın Rodin Collection Gallery’nin koleksiyonu Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi’nin (ARUCAD) kurucusu Kıbrıslı iş insanı Erbil Arkın’ın yıllar içinde oluşturduğu özel seçkiden oluşuyor. 2005 yılından bu yana sürekli genişleyen özel koleksiyonda şu anda 33 Rodin eseri sergileniyor. Uluslararası sanat çevrelerince tescillenmiş bir kültürel miras niteliğindeki koleksiyonda, Auguste Rodin uzmanı Jérôme Le Blay ve Fransa’nın en köklü galerilerinden Brame & Lorenceau’nun başkanı François Lorenceau tarafından kurulan Comité Rodin tarafından özgünlüğü doğrulanmış eserler yer alıyor.
The Arkın Rodin Collection Gallery’yi ziyaret etmek isteyenler buradan bilgi alabilirler.
Köprüde Buluşmalar ve Medienboard Berlin-Brandenburg ile MOIN Hamburg Schleswig-Holstein Film Fonu iş birliğiyle yürütülen Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu için başvurular başladı.
Almanya ve Türkiye arasındaki uzun metrajlı ortak yapım projelerini desteklemek amacıyla 2011 yılında başlatılan fon, bu yıl 16. kez gerçekleştiriliyor. Çekimlerine henüz başlanmamış uzun metrajlı Almanya-Türkiye ortak yapım projeleri 13 Ağustos tarihine kadar fona başvurabilecek.
Fon uzun metrajlı ortak yapım projelerini desteklemenin yanı sıra iki ülke arasındaki kültürel alışverişi güçlendirmeyi amaçlıyor. Yıllar içinde yaratıcı iş birliklerini teşvik eden, yeni sinemacıların seslerini destekleyen ve uluslararası ortak yapım ortaklıklarını geliştiren önemli bir platform hâline gelen fon, Almanya ve Türkiye'den sinemacıları bir araya getiriyor.
Desteklenecek projelerin Almanya ve Türkiye'den sinemacılar arasında güçlü bir yaratıcı iş birliğini yansıtması, kültürlerarası ortaklıkları teşvik etmesi ve özgün sinema hikâyelerini beyazperdeye taşıması bekleniyor.
Bugüne kadar fondan destek alan 77 film arasında son dönemin dikkat çeken yapımlarından biri, 2026 Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazanan İlker Çatak’ın Sarı Zarflar (Yellow Letters) filmi oldu. Fon, kuruluşundan bu yana Almanya-Türkiye ortak yapım projelerine toplam 1.221.000 avro destek sağladı.
Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu’na buradan başvuru yapabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 30’uncu kez düzenlenecek İstanbul Tiyatro Festivali’nin “Bu İşte Bir Kadın Var” teması kapsamında Bir Bebek Evi ve Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı oyunlarının sahneleneceği açıklandı.
Mehmet Birkiye’nin küratörlüğünde; Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda 22 Ekim - 3 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek 30. İstanbul Tiyatro Festivali programından iki oyun daha açıklandı. Festival programında, sahne sanatları alanında kadın üretiminin ve kadın bakış açısının daha görünür kılınması amacıyla, konusunu kadın hikâyelerinden alan veya kadın yazar, yönetmen ve oyuncuların öne çıktığı oyunlardan oluşan bir seçki, altı yıldır Odeabank’ın tema sponsorluğundaki “Bu İşte Bir Kadın Var” başlığı altında izleyicilere sunuluyor. Bu iki oyun da bu başlık altında izleyici karşısına çıkacak.
Henrik Ibsen’in modern tiyatronun başyapıtları arasında yer alan klasiği Nora, Bir Bebek Evi, bugüne kadarki en cesur uyarlamalarından biriyle festivalde yer alacak. Norveçli yönetmen, oyuncu ve kukla sanatçısı Yngvild Aspeli, hiper-gerçekçi insan kuklaları, örümcek ve kuş imgeleriyle oyunun tekinsiz atmosferini fantastik bir boyuta taşıyacak. Yngvild Aspeli’nin Paola Rizza ile birlikte yönettiği; olağandışı bir sahne tasarımı ve dramaturjiye sahip Bir Bebek Evi, 14-15 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.
Zeynep Özden ve Elif Sözer’in proje tasarımını ve yönetmenliğini üstlendiği, Çiğdem Erdöl’ün yazdığı Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı, İstanbul doğumlu Rum ressam İvi Stangali’nin kayıp izlerini sahnede yeniden sürecek. Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ın sahnede İvi Stangali’nin farklı zamanlarına, kırılmış benliklerine ve hafızasında saklı kalan anılarına hayat verdiği oyun, 3-4 Kasım’da Arter Karbon’da; 17 Kasım’da Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde sahnelenecek.
30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin biletlerine avantajlı dönem fiyatlarıyla, 10 Temmuz Cuma saat 10.30’dan itibaren, passo.com.tr, Passo mobil uygulaması, Passo perakende satış noktaları ve Passo İKSV gişesinden (pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) erişebilirsiniz. Eczacıbaşı Genç Bilet projesi kapsamında sınırlı sayıda öğrenci bileti 50 TL’den satışa sunulacak.
Sinema ile doğa arasındaki ilişkileri merkeze alan bir dizi gösterim, konuşma ve atölyeden oluşan “Şu Gözenekli Yeryüzü” programı Salt Beyoğlu’nda başlıyor.
Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni programı “Şu Gözenekli Yeryüzü”, sinema ile doğa arasındaki ilişkileri odağına alıyor. Üç kısa film seçkisi ile bir uzun metrajlı filmi bir araya getiren program, el çizimi animasyon, fotokimyasal teknikler ve kamerasız yöntemlerden yararlanan deneysel üretimler aracılığıyla çevresel etkenlerin ve organik maddelerin hareketli görüntüyü nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Gösterimlere, sanatçı Edd Carr, Karel Doing, Emmanuel Lefrant ve Müge Yıldız ile araştırmacı Burçin Çıngay, Mesut Kırmacı ve Alptekin Karagöz’ün konuşmaları eşlik ediyor. Programda, bitki ve organik atıklarla doğal boya üretimine odaklanan bir atölye çalışması da yer alıyor.
“Şu Gözenekli Yeryüzü” hakkında detaylı bilgiye ve etkinlik programına buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. What the Water Said, Nos. 1-3 [Suyun Söyledikleri, No. 1-3] (1997) filminden bir kare @David Gatten
2. Landfill 16 [Çöplük 16] (2011) filminden bir kare ©Jennifer Reeves
3. Blue Monet [Mavi Monet] (2006) filminden bir kare ©Carl Brown