GÜNDEM
  • 22-06-2026

    Pera Film, Onur Ayı kapsamında, Amerikan bağımsız sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Ira Sachs’ın imzasını taşıyan Peter Hujar Günü filmini 26 ve 28 Haziran’da Pera Müzesi Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşturacak.

    Ira Sachs’ın yönettiği, başrollerini Ben Whishaw ve Rebecca Hall’un paylaştığı Peter Hujar Günü, gerçek bir konuşma kaydından hareketle sanatçının yaşamı, zaman ve kültürel hafıza üzerine incelikli bir anlatı kuruyor. Prömiyerini 2025 Sundance Film Festivali’nde yapan ve ardından Berlinale başta olmak üzere pek çok festivalde gösterilen film, 1970’ler New York sanat ortamının özgün figürlerinden fotoğrafçı Peter Hujar’ın yaşamındaki tek bir güne odaklanıyor.

    Film, fotoğrafçı Peter Hujar ile yazar Linda Rosenkrantz arasında 1974 yılında kaydedilen bir konuşmayı sinemaya taşıyor. Farklı kişilerin hayatlarındaki “sıradan bir günü” anlattıkları bir kitap hazırlığı yapan Rosenkrantz’ın daveti üzerine Hujar, 19 Aralık 1974’te yazarın Manhattan’daki evine giderek bir önceki gününü baştan sona anlatıyor.

    Tamamı bu dairede geçen film, iki isim arasındaki sohbetin gündelik ayrıntılardan sanat, dostluk, geçim mücadelesi ve dönemin kültür çevresine doğru açılan akışını özgür bir sinema diliyle yeniden kuruyor. Hujar’ın Allen Ginsberg ve Susan Sontag gibi dönemin önemli kültür figürleriyle ilgili anekdotları, 1970’ler New York’unda sınırlı maddi imkânlarla sürdürülen sanatçı yaşamının güçlükleriyle iç içe geçiyor.

    ​Peter Hujar’ı Ben Whishaw’ın, Linda Rosenkrantz’ı ise Rebecca Hall’un canlandırdığı film, tek mekân ve iki oyuncu üzerine kurulu yalın yapısını, zamanın akışını ve belleğin değişken doğasını araştıran düşünsel bir yolculuğa dönüştürüyor. Hujar’ın tavizsiz kişiliğine ve New York Downtown kültür sahnesindeki yerine odaklanan yapım, dönemin kuir sanat ortamına ve kültürel hafızasına da yakından bakıyor.

    0
    0
    386
  • 22-06-2026

    Ece Haskan’ın ikinci kişisel sergisi “Playhouse”, Barselona’da yer alan La Plataforma’da 25 Haziran-3 Eylül tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

    Bireyin benlik gelişimini oyun ve ev kavramları üzerinden ele alan sergi, çocukluktan yetişkinliğe uzanan süreçte kimliğin nasıl şekillendiğini, gündelik yaşamdan sahneler ve sembolik imgeler aracılığıyla araştırıyor. Resimlerde bir araya gelen zamansız imgeler, mekân kavramını sorgularken aynı zamanda bilinçaltının farklı odalarına açılan pencereler sunuyor.

    Haskan’ın işleri, evi yalnızca fiziksel bir alan olarak değil; hafızanın, aidiyetin ve dönüşümün taşıyıcısı olan psikolojik bir mekân olarak ele alıyor. Sergide yer alan enstalasyonlar ve üç boyutlu çalışmalar, aidiyet ve kimlik gibi temaları oyun fikri üzerinden yeniden yorumluyor. Geçicilik ile kalıcılık arasında konumlanan bu çalışmalar, temelleri atılmış yeni ve kırılgan bir dünya öneriyor.

    Aile Portreleri serisinde sanatçı, ev içindeki ilişkileri ve bireylere atfedilen rolleri incelerken; otoportrelerinde kendi bilinçaltına yönelerek aidiyet duygusunu kişisel bir perspektiften sorguluyor. Yaşam alanlarını, aileyi, hafızayı ve benliği oyun kavramının dönüştürücü diliyle ele alan sergi, izleyiciyi kendi iç mekânlarıyla yüzleşmeye davet ediyor.

    0
    0
    372
  • 22-06-2026

    Gala Galeri, “Entropi” başlıklı karma sergiyi 26 Haziran-11 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Ahmet Kolburan, Ali Demirci, Arda Selim, Emre Acar, Fatih Şimşek, Filiz Kallenci, Miraç Ceyhan, Seçkin Çoban, Umut Kartal, Yavuz Uzun, Yonca Karaarslan ve Zeynep Abacı’nın eserlerini bir araya getiren sergi, çağdaş insanın içinde bulunduğu bireysel ve toplumsal çözülme hâllerine odaklanıyor. Fizikte düzenin zamanla dağılmasını ifade eden entropi kavramından yola çıkan sergi, bu düşünceyi insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişki üzerinden yeniden ele alıyor. İnsan ile hayvan, doğa ile kent, gerçek ile düş arasında gidip gelen çalışmalar; aidiyet, yabancılaşma, hafıza, kimlik ve dönüşüm gibi meseleleri farklı perspektiflerden görünür kılıyor.

    Grotesk figürlerin, melez bedenlerin ve sürreal atmosferlerin öne çıktığı eserlerde, düzen ile kaos arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor. Sergi, çağdaş yaşamın yarattığı gerilimleri, bastırılmış olanın geri dönüşünü ve normalleşmiş çelişkileri odağına alırken, izleyiciyi kendi iç dünyasıyla olduğu kadar yaşadığı toplumla da yeniden yüzleşmeye davet ediyor.

    Künye:
    1. Zeynep Abacı
    2. Seçkin Çoban
    3. Arda Selim
    ​4. Yonca Karaarslan

    0
    0
    433
  • 22-06-2026

    Frédéric Lenoir’nın felsefe atölyelerindeki deneyimlerinden yola çıkarak çocukların düşünceyle kurduğu ilişkinin ne kadar erken başladığını gösterdiği çalışması Çocuklarla Felsefe ve Meditasyon, Güner Or’un çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.

    Frédéric Lenoir Paris’ten Abidjan’a, Cenevre’den Montréal’e uzanan felsefe atölyelerindeki deneyimlerini anlatıyor. 6-10 yaş arası çocuklarla yapılan bu çalışmalarda mutluluk, ölüm, dostluk, adalet, sevgi ve hayatın anlamı gibi büyük sorular ele alınıyor. Montaigne, çocuklara “iyi doldurulmuş” değil, “iyi biçimlendirilmiş” bir kafa kazandırmak gerektiğini söylüyordu. Lenoir bu fikri soyut bir eğitim idealinden somut bir deneyime dönüştürüyor. Atölyelerde çocuklar hazır cevaplar edinmiyor; dinlemeyi, söz almayı, başkalarının düşünceleriyle gerçekten karşılaşmayı ve kendi düşüncelerini kurmayı öğreniyor. Felsefe, aktarılacak bir bilgi olmaktan çıkıp birlikte sürdürülen bir etkinliğe dönüşüyor. Meditasyon ise bu çerçevede bir rahatlama tekniğinin ötesinde; zihnin dağınıklığını çerçevelemenin, ortak yaşama ve söze dönüşen iç deneyime dikkatle yönelmenin bir pratiği olarak beliriyor.

    ​“Anne, felsefeye başlamak için 7,5 yaşını beklediğime inanamıyorum.”

    0
    0
    295
  • 21-06-2026

    Sinematek/Sinema Evi’nin Kurukahveci Mehmet Efendi desteği ile gerçekleştirdiği üçüncü restorasyon projesi, sinemamızın bugüne ulaşan ve korku türünde kültleşmiş en eski filmi Drakula İstanbul’da, 24 ve 25 Haziran’da Bologna’da sinemaseverlerle buluşacak.

    Mehmet Muhtar’ın 1953 yapımı filmi, The Cleveland Institute of Art Cinematheque ile başladığı uluslararası yolculuğuna devam ediyor. Film, dünyanın en prestijli restore film festivali Il Cinema Ritrovato’da izleyici karşısına çıkacak.

    Cineteca di Bologna organizasyonuyla bu sene kırkıncısı gerçekleşecek olan Il Cinema Ritrovato, sinema tarihinden klasikleşmiş ya da kıyıda kalmış filmleri restore hâlleri ile yeniden keşfetmeye alan açıyor. 20-28 Haziran tarihleri arasında, farklı coğrafya ve dönemlerden yaklaşık 500 filme ev sahipliği yapacak olan festivalin “Recovered & Restored” seçkisinde Sinematek/Sinema Evi, Drakula İstanbul’da ile yer alacak.

    14 Temmuz ve 14 Ağustos tarihlerinde, Madrid’deki tarihî Cine Doré sinemasında, Filmoteca Española tarafından düzenlenen yaz programı kapsamında iki gösterimi; 22 Ekim’de Minnesota Üniversitesi küratörlüğünde Minneapolis’teki Trylon sinemasında “Arşivler Perdede” programı çerçevesinde bir gösterimi gerçekleşecek. 25 Ekim’de ise Deutsche Kinemathek’in “Film Restored” festivali kapsamında gösterilecek.

    Bugüne ulaşmış en eski Türk korku filmi olan Drakula İstanbul’da, Bram Stoker’ın Dracula romanının Ali Rıza Seyfi tarafından Türkçeye uyarlanan Kazıklı Voyvoda adlı eserinden sinemaya aktarıldı. Senaryosunu Ümit Deniz’in yazdığı film, romanı 1950’ler Türkiyesi’nin sosyo-kültürel atmosferine uyarlarken kendine özgü mizahını da koruyor. Gösterime girdiği dönemde büyük ilgi gören film; etkileyici görselliği, atmosferi ve gerilimiyle zamanla kült bir yapıta dönüştü.

    ​Mehmet Muhtar’ın yönettiği filmin görüntü yönetmenliğini Özen Sermet üstlenirken, yapımcı Turgut Demirağ’ın öncülüğünde başarılı dans koreografilerinin yanında titiz dekor ve kostüm çalışmaları gerçekleştirildi. Dönemin teknik imkanlarıyla gerçekleştirilmesi oldukça zor görsel efektler sanat yönetmeni Sohban Koloğlu tarafından hayata geçirildi. Filmin başrollerinde aynı zamanda bir senarist olan Bülent Oran, Drakula’ya hayat veren Atıf Kaptan ve Güzin rolü ile Annie Ball yer alıyor.

    0
    0
    949
  • 21-06-2026

    Kore edebiyatının genç kuşak yazarlarından Cheong Ye’nin toplumun tektipleştirme çılgınlığına ve bireyin sınırlarına dair gerilimi yüksek bir hikâye anlattığı romanı Portakal ve Ekmek Bıçağı, Tayfun Kartav’ın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.

    Herkesin birbirine benzediği, toplumun görünmez kurallarına uymanın bir zorunluluk olduğu kusursuz bir düzen. Oh Yeong-a da bu düzenin sadık bir parçası: Her zaman gülümseyen, her zaman alttan alan, hayatını başkalarının beklentilerine göre şekillendiren sevecen bir öğretmen. Ancak bu sonsuz uyum sağlama çabası, içten içe derin bir çaresizliği ve öfkeyi büyütüyor. İçindeki bu tıkanmışlığı aşmak için son çare olarak radikal bir adıma başvuruyor: İnsanı “kendisinin daha iyi bir versiyonuna” dönüştürmeyi vaat eden, dört haftalık, son teknoloji eseri bir duygu düzenleme programı. Fakat bu yapay müdahale, beklenenden daha iyi işleyecek. Üzerindeki tüm sosyal filtreleri ve yorucu sorumlulukları bir kenara atan Oh Yeong-a, hayatında ilk kez kendi ham, filtresiz ve kuralsız benliğiyle yüzleşecek. Toplumun dayattığı tüm idealleri tek tek yerle bir etmeye kararlı şekilde hem de. Özgürlük bu kadar tehlikeli ve cazip bir hâl almışken, kim o eski, uysal kafese geri dönmek ister ki?

    “Bıçağın yüzeyinde yansımamı gördüm. Ağlıyor olmama rağmen gülümsüyordum.”

    0
    0
    351
  • 20-06-2026

    Alternatif rock sahnesinin önemli isimlerini bir araya getiren Drink The Sea, 31 Ekim Cumartesi akşamı IF Performance Hall Beşiktaş’ta konser verecek.

    Alternatif rock, folk ve dünya müziğini bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çeken grubun kadrosunda, R.E.M.’in kurucu gitaristi ve söz yazarı Peter Buck, Mad Season ve Screaming Trees’in davulcusu Barrett Martin, Queens of the Stone Age, Them CrookedVultures ve Eleven projeleriyle tanınan çok yönlü müzisyen Alain Johannes ile İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve multi-enstrümantalist Duke Garwood yer alıyor. Olympia, Reykjavik, São Paulo, Joshua Tree, Santiago ve Barcelona arasında yürütülen yaratıcı çalışmalar sonucunda ortaya çıkan grup, farklı kültürlerden beslenen müzikal yapısıyla öne çıkıyor.

    Geleneksel gitar, bas ve davul temelli yapısını Arap udu, Hint sitarı, Endonezya gamelanları ve farklı coğrafyalardan vurmalı çalgılarla zenginleştiren Drink The Sea, dinleyicilerine kültürlerarası bir müzikal deneyim sunuyor.

    ​OYL Organizasyon tarafından gerçekleştirilecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    335
  • 20-06-2026

    İsveç Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 1924’te imzalanan Dostluk Anlaşması’nın 100. yılı kapsamında hazırlanan “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, 30 Ağustos’a kadar Metrohan’da sanatseverlerle buluşuyor.

    İBB Kültür ve İBB Miras’ın destekleriyle düzenlenen, İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu ve İsveç Araştırma Enstitüsü arşivlerinden derlenen “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, iki ülke arasındaki diplomatik, kültürel, sanatsal ve ekonomik etkileşimlerin uzun tarihini ele alıyor.

    17. yüzyıldan günümüze uzanan kapsamlı seçki, İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu ve İsveç Araştırma Enstitüsü arşivlerinden derlenen nadir portreler, belgeler ve kişisel anlatıları bir araya getiriyor. “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, 1600’lerdeki ilk resmî temaslardan başlayarak, Kral XII. Karl’ın o dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Bender’deki ikametine uzanan İsveç izlerini takip ediyor. Anders Zorn’un İstanbul manzaraları, Guillaume Berggren’in 19. yüzyıl gündelik yaşam fotoğrafları, Greta Garbo ve Nobel ödüllü Selma Lagerlöf gibi ikonik isimlerin ziyaretleri, bu görsel anlatının önemli parçalarını oluşturuyor. Hikâyenin merkezinde ise 1757 yılında satın alınan ve İstiklal Caddesi üzerindeki tarihi diplomatik bölgede yer alan İsveç Sarayı bulunuyor. İsveç’in yurt dışındaki en eski mülkü olan yapı, yüzyıllara yayılan İsveç–İstanbul ilişkilerinin sergideki yolculuğunun başlangıç noktasını oluşturuyor.

    ​İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Karin Hernmarck, Konsolos Jenny Nordman Qvale ve İsveç Araştırma Enstitüsü Direktörü Dr. Olof Heilo’nun danışmanlığında hazırlanan serginin tasarımı İsveçli tasarımcı Jonas Williamson’ın imzasını taşıyor.

    0
    0
    435
  • 20-06-2026

    Han Kang’ın Nobel konuşmasıyla başlayan, denemeler, şiirler, günlükler ve fotoğraflardan oluşan en kişisel kitabı olarak görülen Işık ve İp, Göksel Türközü’nün çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.

    Bu kitap, Nobel Edebiyat Ödüllü Han Kang’ın zihninde dolaşmak, yazıyla hayat arasındaki görünmez elektrik akımını hissetmek ve onun yaratıcılığının en mahrem kaynaklarına yaklaşmak isteyen okurlar için özel bir davet niteliği taşıyor.

    Işık ve İp'te sessizliği, yas tutmayı, dili, insan ruhunun kırılganlığını ve yazmanın karanlıkta yaktığı ışıkla dünyayı nasıl dönüştürebileceğini anlatıyor. Han Kang, Nobel konuşmasında yeni romanını henüz tamamlamadığını söylemişti. Işık ve İp yeni romana giden yolda, Han Kang’ın iç sesine, edebi hafızasına ve yaratıcı dünyasına yakından bakma imkânı sunuyor.

    0
    0
    391
  • 19-06-2026

    Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’dan derlenen “Estetik Hafıza Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan Bir Seçki” başlıklı sergi, 17 Temmuz’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    Küratörlüğünü Nazlı Pektaş’ın üstlendiği sergide; Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Avni Arbaş, Komet, Abidin Dino, Leyla Gamsız, İbrahim Balaban, Halil Dikmen, Şevket Dağ, Adnan Turani, Fikret Mualla, Gürdal Duyar, Sabri Berkel, Selim Turan, Nuri İyem, İbrahim Safi, Muhsin Kut ve Naile Akıncı yer alıyor.

    “Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan derlenen seçki, Türkiye’de modern sanatın üslupsal eklemlenmelerini ve tarihsel kırılma noktalarını kurumsal bir bellek düzleminde bir araya getiriyor. Birbirinden bağımsız zamanlarda koleksiyona dahil edilen yapıtlar, yan yana geldiklerinde Türk resim ve heykel sanatının 19. yüzyıl sonundan günümüze uzanan omurgasını bütüncül bir kavramsal haritaya dönüştürüyor. Bu harita, Paris-İstanbul hattında kurulan düşünsel ve estetik diyaloğun genetik kodlarını yansıtırken; batılı modern akımların ülkenin bu en köklü eğitim kurumlarından birinin programına dahil edilerek yerellikle bağdaştırılması sürecini ve köklü bir geleneğin ilerici dönüşümünü görünür kılıyor.

    Bu seçki, Türkiye resim ve heykel sanatının yönünü tayin etmiş köşe taşı topluluklardan sanatçıları aynı kurumsal bellek düzleminde buluşturuyor. Şevket Dağ’ın mekânı rasyonel inşasından başlayarak; ‘d’ grubu öncülerinin kübist-yapısalcı müdahalelerinden, Nuri İyem ve Yeniler Grubu'nun toplumsal tanıklığından ve 1950'lerin soyut dalgasından geçen bu kavramsal aks, nihayetinde Paris Ekolü’nün lirik duyarlılığıyla ve Komet’in insanın iç dünyasını sorgulayan metafiziksel düşleriyle buluşuyor.”

    0
    0
    404
DAHA FAZLA
Geldanlage