GÜNDEM
  • 11-09-2026

    Muse Contemporary, Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” başlıklı kişisel sergisini 18 Eylül-18 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle bir araya getirecek.

    Canan Savaş’ın yeni üretimlerini bir araya getiren “Çakal Düğünü”, kişisel hafızayı kültürel mirasla buluşturarak doğa, insan ve insan doğası arasındaki ilişkiyi evrensel bir anlatı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Savaş’ın sanat pratiğinin merkezinde, doğa ile insan arasındaki görünmez bağları araştıran bir yaklaşım yer alıyor. “Çakal Düğünü”, sanatçının yıllar önce babasından dinlediği bir hikâyeden yola çıkarak şekillenen ve kişisel belleğin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını sorgulayan güçlü bir anlatı sunuyor.

    Serginin çıkış noktası, Akira Kurosawa’nın Düşler (Dreams) filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesi ile Karadeniz’in Çayeli ilçesine bağlı Arsovos’ta aynı doğa olayı için kullanılan “Çakal Düğünü” anlatısı arasında kurulan beklenmedik bağdan doğuyor. Asya kültüründe güneşli bir havada yağan yağmuru tanımlayan “Tilki Düğünü” kavramı ile Karadeniz’de aynı doğa olayının “Çakal Düğünü” olarak adlandırılması, farklı coğrafyalarda ortak sembollerle yaşayan kültürel hafızanın izlerini görünür kılıyor. Bu karşılaşma, sanatçının çocukluğunda babasından dinlediği hikâyeyi yalnızca kişisel bir anı olmaktan çıkararak kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir mirasın parçasına dönüştürüyor. İki farklı coğrafyada aynı doğa olayının benzer imgelerle anlatılması, kültürler arası ortak bilinçaltına ve sözlü kültürün zamana meydan okuyan gücüne işaret ediyor.

    Künye:
    1. Canan Savaş-“Uskuli I” 170 x 100 cm,  İplik, yağlı boya ve ahşap üzerine reçine, 2026
    2. Canan Savaş, Paluri, İplik, ahşap üzerine yağlı boya, 2026, Detay
    ​3. Canan Savaş

    0
    0
    166
  • 11-09-2026

    Zorlu PSM’nin sahne sanatları alanında yeni yetenekleri desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PSM Atölye’nin beşinci döneminde üretilen dört özgün oyun, yeniden 12 ve 13 Eylül’de izleyicilerle buluşacak.

    Haziran ayındaki “Kısalar” programında ilk kez sahnelenen yapımlar, 12 ve 13 Eylül’de Zorlu PSM %100 Studio’da tiyatroseverlerin karşısına çıkacak. Program kapsamında sahnelenecek oyunlar arasında Afaki (5 Harf), Blackout, Otostop ve Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma yer alıyor.

    Küratörlüğünü Serdar Biliş’in üstlendiği PSM Atölye; Dramatik Yazarlık, Tiyatro Yönetmenliği ve Tiyatro Yapımcılığı olmak üzere üç ana alanda eğitim veriyor. Katılımcıların üretim süreçlerini profesyonel sahne standartlarıyla buluşturan atölye, 2021 yılından bu yana 108 mezun vererek toplam 40 özgün oyunun sahnelenmesine katkı sağladı.

    Künye:
    1. Afaki (5 Harf) 
    2. Blackout 
    3. Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma 
    4. Otostop

    0
    0
    168
  • 11-09-2026

    Murat Çelik’in kişisel hafızayla toplumsal hafızanın iç içe geçtiği, insanı dönüştüren küçük karşılaşmalara, kesitlere odaklandığı romanı Hâlâ Birinin Özür Dilemesini Bekliyorum, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

    Çelik geçmişten bütünüyle kurtulmanın mümkün olup olmadığını sorguladığı bu romanında hatırlamanın, kaybetmenin ve yaşamı sürdürmenin farklı yüzlerini anlatırken okuru da hikâyesine ortak ediyor. Roman, yaşamın farklı dönemlerine yayılan anların peşinden gidiyor. Kardeşliği, aileyi, aşkı, dostluğu ve gündelik hayatın görünmeyen yüklerini merkeze alan bir anlatı kuruyor.

    “Bir zaman diliminde, istiyorsun ki vapura bindiğinde güneşin nereden gelip seni rahatsız edeceğini yanında biri hesaplasın. Sen bunun için kafa yorma. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki biri eve gelirken o gün ekmeğe ihtiyaç duyup duymadığınızı bilsin. Seni hiç aramasın, senin markete uğramayacağından emin olsun. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki sevgini göstermek için soytarılık yapma. O seni gözlerinden, bakıştan bilsin.”

    0
    0
    321
  • 10-09-2026

    SANATORIUM, Christiane Peschek’in “Anka Kuşu Kalesi” başlıklı kişisel sergisini 17 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

    “Anka Kuşu Kalesi”, dünyayı insan merkezli bir bakışın ötesinde; hafıza biriktiren, dönüşen, çözülen ve yeniden üreten canlı bir sistem olarak ele alıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri bedensel ve duygusal deneyimlerle buluşturarak ziyaretçiyi dönüşüm, madde, bellek ve zaman arasındaki ilişkiler üzerine düşünmeye davet ediyor.

    ​“Anka Kuşu Kalesi”, Gaia’yı insan yerleşiminin ötesinde, sürekli dönüşüm hâlinde yaşayan ve algı sahibi bir sistem olarak düşünmenin yollarını araştırıyor. Sergide dünya; kaybı içine çeken, belleği depolayan, zamanı biçimlendiren ve yaşamı sonsuz oluş ve çöküş döngüleri aracılığıyla yeniden üreten bir organizma olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri yalnızca fiziksel olgular olarak ele almak yerine; tortulaşma, sıkışma, kök salma, erozyon, duman, kül, arınma ve yenilenme gibi süreçleri duygulanımsal hâllerle ilişkilendiriyor. Serginin içinden geçmek, bu yeryüzü hâllerinin birbirini izlediği bir yürüyüşe dönüşürken ziyaretçiye depolamak, kompostlamak, parçalanmak, sıkışmak ve yeniden başlamak gibi gezegensel süreçlerin insan bedeninde ve kolektif hafızada da karşılık bulduğunu hatırlatıyor. Peschek’in yaklaşımında gezegensel bilinç, yerleştirmeler aracılığıyla bir mikrokozmosta görünürlük kazanıyor. Ritüeller, nesneler, sesler ve yazı üzerinden genişleyen mimari, ziyaretçiyi insanın Dünya ile kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

    0
    0
    368
  • 10-09-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim - 3 Aralık tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

    Mehmet Birkiye küratörlüğünde düzenlenen festival; 6 uluslararası, 11 yerli gösteriden oluşan bir programla izleyicilerle bir araya gelecek. 3 Aralık’a kadar sürecek festivalde bu yıl iki yapım İKSV Genç Sanatçı Fonu ile desteklenecek. Tüm şehre yayılacak 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, İstanbul’un iki yakasında; AKM Tiyatro Salonu, Alan Kadıköy, Arter, DoubleTree by Hilton Kadıköy, Fiba Salon İKSV, İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, Komünite, Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi, Panayia Kilisesi, Paribu Art, Phebus Müzayede Evi, Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi (TESAK), Yeldeğirmeni Sanat, Zorlu PSM olmak üzere 17 farklı mekân festival izleyicilerine kapılarını açacak.

    Hafıza, bu yılki programda en çok üzerinde durulan meselelerden biri. Murat Gülsoy’un aynı adlı romanından Müge Oskay’ın uyarladığı, Mehmet Birkiye’nin yönettiği Ve Ateş Bizi Tüketiyor, geçmişini bulma yolculuğunu anlatıyor. Çiğdem Erdöl’ün yazdığı, Elif Sözer ve Zeynep Özden’in yönettiği; Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ın rol aldığı Sanatçısı Belirsiz *İvi Buradaydı, kentin hafızasından silinen bir ressamı adıyla geri çağırıyor. Elif Özge Maltepe’nin yazıp Murat Daltaban’ın sahneye taşıdığı Bir Çeyiz Sözleşmesi’nde 129 yıllık bir çeyiz senedi kilisede yeniden okunuyor. Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı (Taldans) koreografisiyle hazırlanan En Son Neyi Unuttuğumu Hatırlamıyorum ise otuz yıl önce arşivlenmiş bir sahne çalışmasını bugünün bedenleriyle temasa geçiriyor.

    Dil ve iletişim, programın izleyicileri üzerine düşünmeye davet ettiği diğer önemli meseleler. Marah Haj Hussein’in projesi Dil Broblem Değil, ses kayıtlarından yola çıkarak anadilin dönüşümünü gözler önüne seriyor. George Mann’ın yönettiği ve sağır oyuncu Ramesh Meyyappan’ın oynadığı solo performans Veda Ritüeli, ilgisiz babasının ölümünün ardından ona kendi ritüeliyle veda eden bir adamı anlatıyor. Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği açılış oyunu Lacrima ise Paris’ten Mumbai’ye uzanan bir emek zincirini deşifre ediyor.

    Farklı zaman ve coğrafyalardan bugüne uzanan meseleler sahnede yeni karşılıklar buluyor. Dmitry Krymov’un yazıp yönettiği Requiem, Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde şekilleniyor. Suzie Miller’ın kaleme aldığı, Nagihan Gürkan’ın yönetip Özlem Öçalmaz Yıldız, İbrahim Arıcı ve Ceren Köse ile birlikte rol aldığı Anna K, bir kadının özel hayatının hashtag’e dönüşmesini konu alıyor. J.M. Coetzee’nin romanından Saim Güveloğlu’nun uyarlayıp yönettiği; Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay’ın rol aldığı Elizabeth Costello, etik ve insanın dünyayla ilişkisini sorguluyor. Yeşim Özsoy’un yazıp yönettiği Aksak Deliryum gündelik hayata sızan bir felakete odaklanırken; Yngvild Aspeli ve Paola Rizza’nın kukla anlatısıyla sahnelediği Bir Bebek Evi, kadın deneyimlerini öne çıkarıyor.

    Dans yapımlarında Nederlands Dans Theater (NDT 2) repertuvarından bir seçki sunulurken, Fernando Melo koreografisi Rüzgâr Ağacı MDTistanbul dansçıları tarafından sahneleniyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği; Damla Sönmez, Ceren Kaçar, Selen Öztürk, Sevda Deniz Karali ve Melis Öz’ün oynadığı İstanbul Mon Amour: Aşk > Nefret < Aşk Kadıköy mekânlarına yayılıyor. Lara Lakay’ın uyarladığı Reşad Ekrem Koçu anlatısı Silahşör Kızı Rabia Hanım Phebus Müzayede Evi’nde izleyiciyle buluşuyor. Festivalin kapanışını ise Mehmet Birkiye’nin yönettiği, Kerem Kurdoğlu uyarlaması Dorian Gray’in Portresi yapıyor; oyunda Salih Bademci, Engin Hepileri ve Yiğit Sertdemir rol alıyor.

    Festivalin bu yılki Onur Ödülü usta oyuncu Tilbe Saran’a sunulurken, söyleşiler ve atölyeleri kapsayan ücretsiz “Festival Artı” etkinlikleri de program boyunca devam edecek.

    Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 7 Eylül Pazartesi saat 10.30’da başlayan ön satış döneminin ardından 11 Eylül Cuma saat 10.30’da Passo üzerinden genel satışa açılacak.

    ​30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    348
  • 10-09-2026

    Pera Müzesi, yaşayan en önemli soyut ressamlardan biri kabul edilen Frank Bowling’in altmış yılı aşan üretimini gözler önüne seren “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle” sergisini 29 Eylül 2026 – 31 Ocak 2027 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle çağdaş resmin sınırlarını genişleten kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Alistair Hicks’in üstlendiği “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle” sergisi, Bowling’in renk, yüzey ve belleği buluşturan üretiminin farklı evrelerini, 20. yüzyılın en etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ile savaş sonrası Britanya resminin özgün isimlerinden Victor Willing’in eserleriyle yan yana getiriyor. Üç sanatçı arasında kurulan bu ilişki, aynı sanatsal sorulara verilen farklı yanıtları birlikte düşünmeye imkân tanıyor.

    1934’te Britanya Guyanası’nda doğan Bowling, 1953’te Londra’ya yerleşti ve Royal College of Art’tan 1962’de resim dalında gümüş madalyayla mezun oldu. 2005’te Royal Academician seçilen, 2008’de OBE nişanına layık görülen ve 2020’de şövalyelik unvanı alan ve 2019’da Tate Britain’da kapsamlı bir retrospektifi düzenlenen sanatçının yapıtları dünya çapında elliden fazla koleksiyonda yer alıyor. Londra ve New York arasında şekillenen üretiminde Bowling, İngiliz resim geleneği ile Amerikan soyutlamasından beslenirken soyutlama ile bellek, geometri ile kendiliğindenlik arasında özgürce hareket etti. Renk, ışık ve boyanın maddesel olanaklarını araştırarak kendine özgü bir resim dili geliştiren sanatçı, bugün 92 yaşında üretimini aktif olarak sürdürüyor.

    “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım”, sanatçının pratiğini deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme ekseninde ele alıyor. İlk kez sergilenecek eserlerin yanı sıra, ünlü Harita serisinden (1967–71) resimler ile çocukluğunu geçirdiği Guyana’daki evin görüntüsüne yıllar sonra yeniden döndüğü 2026 tarihli Annemin Evine Yeniden Bakış’ın da yer aldığı seçkide sanatçının farklı dönemlerinden yapıtlar bir araya geliyor. Sergi, Bowling’in üretiminde yaratım ile yıkım, düzen ile kaos, rastlantı ile kontrol arasındaki gerilimlerin izini sürerken, resmi tamamlanmış bir yüzeyden çok kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak ele alıyor.

    Sergide Bowling’in yapıtlarına, insan bedenine ve figüre getirdiği güçlü ve sarsıcı yorumlarla 20. yüzyıl sanatına damgasını vuran Francis Bacon ile portre ve figür resminden daha özgür ve dışavurumcu bir dile uzanan üretimiyle savaş sonrası Britanya sanatında kendine özgü bir yer edinen Victor Willing’in eserleri eşlik ediyor. Seçkide, aralarında Bacon’ın Lisa’nın Portresi (1956) ve Nü Etüt Çalışması (1952–53) ile Willing’in Baş VI (1985) adlı yapıtlarının da bulunduğu eserler Bowling’in resimleriyle yan yana geliyor.

    Bu birlikteliği “müdahaleler” olarak nitelendiren küratör Alistair Hicks, söz konusu yapıtları “Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan birer pusula” olarak tanımlıyor. Bu kurgu, üç ressamın ayrışan ve kesişen yaklaşımlarını ortaya koyarken Bowling’in sanatına yeni açılardan bakmayı da mümkün kılıyor.

    “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım”, bu üç farklı resim pratiği üzerinden soyutlama ile figürasyon arasındaki yerleşik ayrımları sorguluyor. Sergi, sanatsal arayışların ortak deneyimlerden ve “Resim neye dönüşebilir?” sorusuna verilen radikal yanıtlardan ne denli etkilenebileceğini ortaya koyuyor.

    Künye:
    1. Victor Willing Gezgin Şövalye, 1978 Tuval üzerine yağlıboya 200 × 240 cm © Victor Willing Varisleri
    2. Francis Bacon R. J. Sainsbury (Robert Sainsbury) Portresi, 1955 Tuval üzerine yağlıboya 115 × 99 cm © Francis Bacon varisleri. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Sainsbury Centre, University of East Anglia izniyle Fotoğraf: Prudence Cumming Associates
    3. Frank Bowling Babamın Portresi, 1960 Tuval üzerine yağlıboya 84 × 58.5 cm Sanatçının izniyle © Frank Bowling. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Fotoğraf: Rose Jones
    ​4. Frank Bowling Kitty, 2009 Tuval üzerine akrilik 68.5 × 173 cm Sanatçının izniyle © Frank Bowling. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Fotoğraf: Jess Littlewood

    0
    0
    349
  • 10-09-2026

    offgrid art project, İstanbul’un değişen fiziksel ve kültürel katmanlarına odaklanan “Aynı Şehirde” başlıklı grup sergisini 18 Eylül-25 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Ci Demi, Hüseyin Güler ve Tibet Oktay Aslan’ın çalışmalarını bir araya getiren “Aynı Şehirde”, şehri yalnızca mimarisi ve dönüşen silueti üzerinden değil; hafıza, gündelik hayat ve insan-mekân ilişkileri üzerinden ele alıyor. Sergi, üç sanatçının farklı yaklaşımları üzerinden İstanbul’un dönüşümünü, kent hafızasını ve gündelik hayatın şehirle kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

    İstanbul’un sürekli değişen yapısı, serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Yeni yapılar, yıkılan binalar, dönüşen mahalleler ve değişen kent manzaraları, şehrin geçmişini ortadan kaldırmak yerine çoğu zaman onunla birlikte var oluyor. Sergi, İstanbul’u farklı zamanların ve hikâyelerin üst üste geldiği, tamamlanmayan bir şehir olarak düşünmeye açıyor. Ci Demi, Tibet Oktay Aslan ve Hüseyin Güler’in pratikleri bu dönüşüme birbirinden farklı noktalardan bakıyor. Ci Demi, fotoğraf çalışmalarında İstanbul’un gündelik hayatını, değişen kent dokusunu ve şehrin kendine özgü atmosferini takip ederken; Tibet Oktay Aslan, fotoğrafı malzeme, yüzey ve mekânla ilişkilendirerek kentin fiziksel katmanlarına odaklanıyor. Hüseyin Güler ise insanın yaşadığı çevreyle kurduğu ilişki ve sosyal hafıza üzerinden şehrin görünmeyen katmanlarını araştırıyor.

    Üç sanatçının çalışmaları bir araya geldiğinde İstanbul, tek bir görüntüye indirgenemeyen; farklı dönemlerin, yapıların, insanların ve deneyimlerin bir arada bulunduğu canlı bir organizma olarak ortaya çıkıyor. Sergi, bu çoğulluğu bir anlatıya dönüştürmek yerine, izleyiciye şehrin değişimine farklı perspektiflerden bakabileceği bir alan açıyor.

    Künye:
    1. Hüseyin Güler, Gözden Uzakta, 2020, Fine art print
    2. Ci Demi, Untitled, 2023, Fine art print​
    3. Tibet Oktay Aslan, Kontak II, 2026, Gum bichromate prints made with pigment made out of old bricks on 300 gsm acid-free paper, 35 x 28 cm

    0
    0
    342
  • 10-09-2026

    Mavisel Yener’in merak etmenin, soru sormanın ve öğrenmenin sınırlarını neşeyle genişleten hikâyesi Okulda Öğretilmeyenler Listesi, çizer Ghazal Fatollahi’nin resimleriyle Uçanbalık’tan çıktı.

    Bu kitap 5 yaş ve üzeri çocukları sormaya, araştırmaya ve keşfetmeye çağırıyor. Islık çalmak, flamingolarla seksek oynamak, sıkışmış bir kavanoz kapağını açmak… Peki, Kafdağı'na hangi yoldan gidilir? Kara delikte saklambaç nasıl oynanır? Köpek balıkları nerelerinden gıdıklanır?

    ​Çocukların zihninde dolaşan kimi günlük, kimi komik, kimi de hayal gücünün sınırlarını zorlayan soruların cevapları ders programında olmayabilir. Ama bu, onların peşinden gitmeyeceğimiz anlamına gelmez. Çünkü okul yalnızca cevapların öğrenildiği bir yer değildir. Arkadaşlarla birlikte keşfetmek, oyun oynamak, denemek, yanılmak ve yeni sorular sormak da öğrenmenin bir parçasıdır. Öğretmenler cevaplara giden yolları gösterir; kitaplar ve masallar ise çocukları Kafdağı'na kadar götürebilir. Böylece bitmek bilmeyen soru işaretleri, dünyayı keşfetmenin en güzel yollarından birine dönüşür. 

    0
    0
    426
  • 09-09-2026

    Alkan Avcıoğlu’nun “Kameranın Ölümü / The Death of the Camera” başlıklı kişisel sergisi 15 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

    Alkan Avcıoğlu’nun DIFOART iş birliğiyle düzenlenen “Kameranın Ölümü / The Death of the Camera” sergisi, fotoğrafın dünyayı görme ve gösterme biçimine dair alışkanlıklarımızı sorguluyor. Serginin çıkış noktası, Roland Barthes’ın Yazarın Ölümü kavramında ele aldığı düşünceyi kameraya taşımak: Yazar metnin anlamı üzerindeki hâkimiyetini kaybediyorsa, kameranın da görüntü üzerindeki belirleyici rolü sona erebilir mi?

    Avcıoğlu’nun yapay zekâ modelleri ve yenilikçi yöntemlerle geliştirdiği çalışmalarında

    fotografik imge artık tek bir noktadan bakılan ve tek bir anı kaydeden bir görüntü olmaktan çıkıyor. Farklı ölçekler ve perspektifler aynı görüntünün içinde bir araya geliyor; tanıdığımız mekânlar, ilk bakışta bildiğimiz yerler olmaktan uzaklaşıp giderek daha karmaşık ve belirsiz yapılara dönüşüyor.

    ​Çünkü dünya tek bir bakış açısıyla anlatılamadığında, görüntü de yalnızca gerçeği temsil etmekle yetinmiyor. Giderek karmaşıklaşan dünya karşısında kendi gerçekliğini kurmaya başlıyor. İzleyici de bu görüntünün karşısında duran biri olmaktan çıkıp onun içine giriyor, farklı katmanları arasında dolaşıyor ve görüntüyü zaman içinde deneyimliyor. Sergi, tam da bu noktada fotoğrafın sınırlarını yeniden düşünmeye davet ediyor: “Bir görüntüyü nasıl görüyoruz? Nasıl okuyoruz? Ve gördüğümüz görüntüler, dünyayı algılama biçimimizi nasıl şekillendiriyor?”

    0
    0
    455
  • 09-09-2026

    Dirimart, Fatoş Üstek küratörlüğünde düzenlenen Frieze Sculpture 2026’da, sanatçı ikilisi Özlem Günyol & Mustafa Kunt’un Heykel için Olasılıklar (2026) başlıklı serisini sanatseverlerle buluşturacak.

    The Regent’s Park’ın farklı noktalarına yerleştirilecek olan Heykel için Olasılıklar, kamusal alanlardaki heykel geleneğini yeniden ele alarak ziyaretçileri, kendi bedenleri aracılığıyla, Londra’daki üç anıtsal heykelin mevcudiyeti olmayan figürleri olmaya davet ediyor. Günyol & Kunt, Londra’nın kentsel manzarasında önemli yere sahip üç kamusal anıttan yola çıkarak özgün heykel figürlerini, onların duruşlarını tarif eden yazılı talimatlarla değiştiriyor. Bu talimatlar, zemine yerleştirilen beton yüzeylere işlenirken her bir yüzey, ilgili anıtın kaidesiyle aynı ölçekte tasarlanıyor. Bu yüzeylerin üzerine çıkan ziyaretçiler metinle etkileşime girerek geçici heykellere dönüşürken her etkileşimle eseri de dönüştürüyorlar.

    Günyol & Kunt, Londra’nın kentsel manzarasında önemli yere sahip üç kamusal anıttan yola çıkarak özgün heykel figürlerini, onların duruşlarını tarif eden yazılı talimatlarla değiştiriyor. Bu talimatlar, zemine yerleştirilen beton yüzeylere işlenirken her bir yüzey, ilgili anıtın kaidesiyle aynı ölçekte tasarlanıyor. Bu yüzeylerin üzerine çıkan ziyaretçiler metinle etkileşime girerek geçici heykellere dönüşürken her etkileşimle eseri de dönüştürüyorlar.

    Heykel için Olasılıklar, anıtsal kaidelerin yükseltilmiş yüzeylerini zemin seviyesine indirerek heykel, izleyici ve mekân arasındaki ilişkiyi bozuyor. Eser, anıtı sabit ve otoriter bir nesne olarak sunmak yerine, heykeli dil, etkileşim ve yorum yoluyla şekillenen canlı ve koşullara bağlı bir form olarak ele alıyor. Mevcudiyeti olmayan bu anıt figürler, The Regent’s Park’ın ortamında, ziyaretçilerin bedenleri ve hayal gücü aracılığıyla yeniden varlık kazanırken eser her karşılaşmada değişen bir yapıya kavuşuyor.

    Günyol & Kunt’un pratiği dil, semboller, medya üretimi bilgiler ve kültürel olarak gömülü anlama sistemlerinin etkileşimi aracılığıyla bireysel ve kolektif kimliklerin nasıl kurulduğuna odaklanıyor. Yerleştirme, heykel, metin ve performansı kullanarak anlamın nasıl üretildiği ve müzakere edildiğini inceleyen ikili, yapıtlarıyla izleyicileri algıyı şekillendiren görsel ve dilsel yapıları yeniden düşünmeye davet ediyor.

    Heykel için Olasılıklar, Frieze Sculpture kapsamında 16 Eylül-1 Kasım tarihleri arasında The Regent’s Park, Londra’da görülebilecek.

    ​​Künye: Özlem Günyol & Mustafa Kunt Possibilities for a Sculpture (Millicent) 2026 (detail work in progress) Concrete with concrete infilled lettering 120 × 120 × 15 cm

    0
    0
    393
DAHA FAZLA
Geldanlage