
Fransız yazar Daniel Pennac’ın anlatının sınırlarını aşarak, mizah ile melankoli arasında mekik dokuyan romanı Düşperestin Yasası, Şirin Etik’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Düşperestin Yasası; rüyalarını filmlerinin hammaddesi olarak kullanan muhteşem Federico Fellini’ye ve düşlerin yaratıcı gücüne bir saygı duruşu niteliği taşıyor.
Rüyaların kendine özgü bir mantığı vardır, aklın değil çağrışımın izinden giden bir mantık. Düşperestin Yasası’ndaki anlatıcı da henüz on yaşındayken en yakın arkadaşına bir akşam, “Işık sudur” dedikten sonra gerçek ile rüya arasındaki sınır neredeyse tamamen ortadan kalkar: Patlayan bir gece lambası, zemine su gibi yayılan ve her yeri ele geçiren bir ışık... Ve beklenmedik dönemeçlerle dolu, katman katman açılan bir gerçekliğin hüküm sürdüğü bir dünya.
“Haklı,” dedi Louis, “rüyalar güneşin altında su gibi buharlaşır.”
20’nin üzerinde farklı dilde şarkılar söyleyen Pink Martini, Pasion Turca organizasyonu ile 22 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak.
Sympathique, Hang on Little Tomato, Hey Eugene!, Splendor in the Grass, Joy to the World, 1969, A Retrospective, Get Happy, Dream A Little Dream, Je Dis Oui albümleriyle altın ve platin plak kazanan Pink Martini, ayrıca albümlerinde “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına da yer vermişti.
Kendilerini “Dünyanın değişik köşelerinden melodileri ve ritimleri bir araya getirerek modern bir formda sunan müzik arkeologları” olarak tarif eden topluluğun şarkıları, La Casa De Papel’den Desperate Houseviwes’a kadar birçok dizi ve filmde de yer buldu.
Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransız şansonlarından Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları seslendiren Pink Martini, Storm Large’ın muhteşem sahne performansı ile 22 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Emine Boyner’in doğa, hafıza ve şifa pratiklerini bir araya getiren “Kocakarı Masalları” başlıklı kişisel sergisi 10 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’daki Ark Kültür’de sanatseverlerle buluşacak.
Küratörlüğünü Ezgi Bakçay’ın üstlendiği “Kocakarı Masalları”, izleyiciyi insan ile yeryüzü arasındaki bağı yeniden hatırlamaya ve onarmaya davet ediyor. Sanatçı, zanaatkâr ve otacı Emine Boyner, sanat pratiğini tıpkı otacılık gibi bir duyma, tanıma ve hatırlama biçimi olarak ele alırken, serginin merkezine “kocakarı bilgeliği”ni ve kuşaklar boyunca aktarılan yaşam bilgisini yerleştiriyor.
“Sergi, kocakarı masalları gibi bitki ebeveynlerimizin ve yeryüzü ananın anlattıklarını önce can kulağıyla dinlemeye, sonra saklamaya ve aktarmaya soyunmuş bir “doğa çırağının” armağanı. Ocakta tüten, toprağa ekilen, dallara takılan, suya fısıldanan türde bir bilginin, yer ile yüz yüze olmanın hikâyesini anlatıyor. “Kocakarı Masalları”, seramik, keçe eserler, kâğıt, tuval ve kumaş üzerine resimler, ses ve su, metinler ve bitkiler, tohumlar ve emektar nesnelerden oluşan geniş̧ bir dost meclisi topluyor. Emine Boyner’in, Ayvalık’ın bilge zeytin ağaçları eteğinde, bitkinin ve toprağın rehberliğinde damıttığı yer-beden bütünlüğü fikri, serginin çok dilli cemaatinde somutlaşıyor. Sergi kapsamında, Emine Boyner eşliğinde gerçekleşecek kent yürüyüşlerinde, betonu çatlatıp sürgün veren, tam olması gerektiği yerde kendiliğinden biten, pürnefes yaban bitkilerle muhabbeti koyulaştırmaya davetliyiz. Bu yürüyüş yaban komsularımızın izinden kendi içimizdeki yabana varmaya meylediyor.”
Klinik psikolog Krystal Mazzola Wood’un tüm ilişki türlerinde sınırların ne kadar hayati bir yeri olduğunu gösterdiği çalışması Sınır Koymak, Aksu Bora’nın çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Sınır Koymak’ta beden, ruh sağlığı, cinsellik, para, zaman, ilişkiler gibi alanlarda sınırların önemini teorik bilgilere eşlik eden pratik alıştırmalar yardımıyla anlatıyor. Wood, sınır koymayı somut ve anlaşılır bir niteliğe kavuştururken okura özgün benliğine ulaşma macerasında cesaret aşılıyor.
İlişkiler söz konusu olduğunda, sınırlar genellikle en zor ve kafa karıştırıcı kavramlardan biri. Kimse sevdiklerini hayal kırıklığına uğratmak istemez ama başkalarının koyduğu kurallara göre yaşamak da zaman zaman can sıkıcı ve bunaltıcı olabilir. Oysa sağlıklı sınırlar belirlemek ve bunlarla uyumlu ilişkiler sürdürmek sadece mümkün değil, aynı zamanda geliştirici ve özgürleştiricidir de.
Sınırlar hayatımızın her alanını etkiler ve kendimizi güvende, rahat ve sevilmiş hissetmemizi sağlar. Peki sınırlar neye benzer, neden gereklidir ve onlara nasıl bağlı kalabiliriz? Sağlıklı ve sağlıksız sınırlar arasında ne tür farklar vardır? Sınır koyma becerisi doğuştan mı gelir, sonradan mı öğrenilir? Kişisel değerler sınırları nasıl belirler? Sınır koymayı engelleyen sosyal ve duygusal etkenler nelerdir? Aile içinde, profesyonel ortamda, arkadaşlık ilişkilerinde, sınırlar neye, nasıl hizmet eder? Sınırlarla özgün benlik arasında nasıl bir ilişki vardır? Sınırlarımıza saygı gösterilmediğinde ne hisseder ve nasıl davranırız? Sınırlar kişisel mutluluğumuza nasıl katkıda bulunur?
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 54. İstanbul Müzik Festivali, 11-25 Haziran tarihleri arasında müzikseverlerle buluşuyor.
Bu yıl Ânın İçinde teması etrafında şekillenen festival; Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası ve CCN/Aterballetto gibi önemli toplulukların yanı sıra Bruce Liu, Kian Soltani, Lucas ve Arthur Jussen, Behzod Abduraimov, Ian Bostridge, Iestyn Davies ve Sara Correia’nın aralarında olduğu 80’in üzerinde sanatçı ve topluluğu ağırlayacak. Klasik müzikten çağdaş dansa, elektronik müzikten geleneksel müziklere uzanan geniş bir program kapsamında, farklı mekânlarda gerçekleştirilecek 23 konserde dünyanın dört bir yanından önemli orkestraları ve solistler dinleyicilerle bir araya gelecek.
Festivalin açılışı, Özbek piyanist Behzod Abduraimov ile Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın konseriyle gerçekleştirilecek. Açılış konserinde Rachmaninoff’un 2. Piyano Konçertosu ile Stravinsky’nin Ateş Kuşu süiti seslendirilecek. Konser 11 Haziran Perşembe saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirilecek.
54. İstanbul Müzik Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.
Galeri 77, Narek Arzumanyan ve Artur Eranosian’ı bir araya getiren “Rhapsody” başlıklı sergiyi 29 Ağustos tarihine kadar Belçika’daki Gallery Verduyn ile eş zamanlı olarak Karaköy’deki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Rhapsody” hafıza, göç ve aidiyet kavramlarını birbirinden farklı resimsel yaklaşımlar üzerinden ele alıyor. Serginin çift yönlü yapısı, serginin küratöryel bir uzantısından çok kavramsal omurgasının bir parçası olarak şekilleniyor. Hareket, çeviri ve anlamın farklı coğrafyalar içinde nasıl dönüşüme uğradığı üzerine kurulu olan sergide eserler tek bir mekâna sabitlenmiyor; bulundukları bağlama göre farklı biçimlerde açılıyor.
“Bu çerçevede sergi, Narek Arzumanyan ve Artur Eranosian’ın pratiklerini bir araya getirir. Her iki sanatçı da Erivan doğumludur ve Avrupa’ya yayılan göç ve yeniden konumlanma deneyimleriyle şekillenmiş bir geçmişi paylaşır; ancak resimsel dilleri radikal biçimde ayrışır. Sergi bu ayrışmayı bir çelişki olarak değil, temel yapısı olarak ele alır; resmi, deneyimin karşıt mantıklar aracılığıyla tercüme edildiği bir alan olarak konumlandırır: birikim ve indirgeme, fazlalık ve kısıtlama.
Arzumanyan’ın resimleri yoğunluk, fiziksel gerilim ve psikolojik yük üzerinden şekillenir. Tuvallerinde folklor, çocukluk hafızası, Sovyet görsel kültürü ve kişisel mitolojiden gelen imgeler üst üste birikir. Bu unsurlar mizah, şiddet ve sembolik belirsizlik arasında gidip gelen dengesiz ilişkiler içinde ortaya çıkar. Yüzey, boya ve yağlı boya çubuklarının kuvvetli uygulamasıyla fiziksel olarak gerilir ve kırılma noktasına yaklaşır. Resim burada imge ile duygunun birbirinden ayrılamadığı bir yüzleşme alanına dönüşür.
Eranosian’ın pratiği ise buna karşıt bir mantık üzerinden gelişir: indirgeme, kontrol ve biçimsel açıklık. Fotoğraf geçmişinden gelen sanatçı, kadraj ve mekânsal yapı konusundaki hassasiyetini korurken, 2020’den itibaren tamamen resme yönelmiştir. Terracotta, okra ve koyu yeşil gibi dikkatle dengelenmiş düz renk alanları sessiz yüzeyler üzerinde mimari bir kesinlikle düzenlenir. Bu çalışmalar anlatı ya da sembolizm kurmak yerine, anlamın kısıtlama, eksiltme ve denge aracılığıyla ortaya çıktığı bir dikkat hâlini sürdürür.
Bir araya geldiklerinde bu iki pratik, yerinden edilme ve ulus ötesi yaşam deneyimiyle şekillenmiş ortak bir durumu görünür kılar; ancak bunu ortak bir estetik çözüm içinde birleştirmeyi reddeder. Biri yoğunluk ve fazlalık aracılığıyla genişlerken, diğeri sessizlik ve indirgeme yoluyla varlığa ulaşır. Rhapsody, bu iki yaklaşım arasında resmi, hafıza, biçim ve kırılganlık arasında süregelen bir müzakere alanı olarak düşünür.
Belçika’da Gallery Verduyn ve İstanbul’da Galeri 77’de eş zamanlı gerçekleşen Rhapsody, çift mekânlı yapısıyla sanatçıların yaşamlarının ve pratiklerinin merkezindeki ikilikleri de yansıtır. Her iki sanatçı da Erivan’da doğmuş, hayatlarını farklı ülkeler, kültürler ve kimlikler arasında kurmuştur; sergi de benzer şekilde tek bir yere ait olmaktansa iki farklı bağlam arasında var olur. Benzer eserlerin Belçika ve İstanbul’da eş zamanlı sunulması, serginin yerinden edilme, hafıza ve dönüşüm meselelerini farklı tarihsel, kültürel ve duygusal bağlamlar içinde yeniden açığa çıkarmasına olanak tanır. Böylece serginin yapısı, anlamının ayrılmaz bir parçasına dönüşür.”
Künye:
1. Narek Arzumanyan, Mağlup Dino, 2020, Tuval üzerine çubuk yağlıboya ve yağlıboya, 100x150 cm
2. Artur Eranosian, Açılım II, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, 100x150 cm
3. Narek Arzumanyan, Ölüm Çocuğunun Kayıp Oyuncakları, 2023, Tuval üzerine çubuk yağlıboya, 170x150 cm
4. Artur Eranosian, Serenad V, 2025, Tuval üzerine yağlıboya, 80x80 cm
Mieko Kawakami’nin ergenlik düşleriyle yetişkin dünyasının acımasızlıklarını ustalıkla anlattığı, kalıcı bir dostlukla ihanetin hikâyesi olan romanı Sarı Ev, Peren Ercan’ın çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
“Üçümüz kıvrana kıvrana güldükçe o capcanlı sarı ton, bir oraya bir buraya saçılıyordu. Sarı, canlıymış gibi uzuyor, küçülüyor, sıçrıyor, bir kuşak misali dalgalanıyor ve yuvarlak çiziyordu. Kayan yıldız misali parıldayarak bana doğru geliyordu. Göğsümü ardına kadar açıp onu kabul ettim.”15 yaşındaki Hana, barda çalışan annesiyle, Tokyo’nun dış mahallelerinden birinde, ufak bir dairede yaşar. Ne paraları ne de herhangi bir güvenceleri vardır.
Bir gün annenin arkadaşı Kimiko çıkagelir ve Hana’nın dünyasını aydınlatır. Kimiko’yla Hana, Limon adını verdikleri bir bar açarlar. Bu küçük izbe bar, Hana’nın sığınağı olur. Artık sevdiği bir işi, eğlendiği kız arkadaşları ve geçinecek parası vardır. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Hana’nın umutları, iyimserliği ve dayanma gücü son haddine kadar sınanacaktır…
Elektronik dans müziğinin sevilen hitlerini senfonik düzenlemelerle yeniden yorumlayan SYNTHONY, Piu Entertainment organizasyonuyla 10 Ekim’de Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak.
AVICII’den Swedish House Mafia’ya, Calvin Harris’ten Eric Prydz’e, David Guetta’dan Fisher’a uzanan seçki; canlı senfoni orkestrası, DJ performansları, vokaller ve görsel tasarımlarla sahneye taşınacak. Elektronik müziğin enerjisini Piu Senfoni Orkestrası’nın anlatımla bir araya getiren gösteri, farklı disiplinleri aynı sahnede bir araya getirecek.
SYNTHONY’de müziğe; özel olarak hazırlanan video içerikleri, ışık tasarımı ve sahne prodüksiyonu eşlik ediyor. Elektronik müzik hayranlarıyla klasik müzik severlere aynı anda hitap ederek iki farklı dünyayı bir araya getiriyor. Elektronik müziğin yıllar içinde klasikleşen parçaları, bu kez canlı orkestra eşliğinde yeniden hayat bulurken izleyicilere alışılmış konser formatlarının ötesinde bir deneyim sunuyor.
Bora Başkan ve Mesut Öztürk’ün “İç İçe” başlıklı sergisi 25 Temmuz’da tarihine kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“Alacakaranlıkta modası geçmiş bir cep telefonunun düşük çözünürlüklü kamerasıyla çekilmiş bir sahil fotoğrafı, öğlen yakıcı güneş altında yükselen heybetli Knidos aslanı, akşamüstü son kez uzaktaki kayalıklardan denize balıklama atlayan gençler, plajda ıslak mayolarının kurumasını beklerken tavla oynayan yaşlılar, 1960'larda sahilde kızağa çekilmiş ve şimdi denizcilik müzesi olan atıl bir kruvazör, kışın restoranın sahilinde kafesinden tavşanı çalan bir köpek. Olaylar sahilde geçiyor. Günün farklı saatlerinden izlenimler... Figürler ve nesneler, yakıcı ya da batmakta olan güneş veya ay ışığı altında birbirine girmekte, iç içe geçmekte.
(Başkan, 2026)
Başkan ve Öztürk; Öktem Aykut'un uzun süredir çalışageldiği sanatçılar. Galeri iki sanatçıyla da tek kişilik sergiler düzenledi, yurt dışında iddialı fuar sunumları gerçekleştirdi. Hem Başkan hem Öztürk, Berlin ve Paris’te geçirdikleri birkaç yılın ardından temelli İstanbul’a dönmüş olan iki sanatçı. Bora Başkan çizim ve resimleri ile; Mesut Öztürk ise seramik heykelleri ve yerleştirmeleri ile tanınmakta.
Başkan ve Öztürk’ün eserleri ilk kez Şubat 2026’da USGD tarafından düzenlenen Artshow’da beraberce sergilendi. Üretimlerini tamamen birbirlerinden habersiz şekilde sürdüren sanatçıların eserleri, kendi kendilerine bir tamamlayıcılık; ortak bir titreşim arz etmekte. İki sanatçının birbirlerinin soyut dillerini yankılandıran eser aileleri ‘İç İçe’ isimli sergide bir arada sunuluyor. Sergi, ismini Mesut Öztürk’ün bir serisine verdiği başlıktan alsa da sergi hazırlığı sırasında sanatçı bu serisini dönüştürüp yeni bir eser ailesi üretti: Alevler.
Yılın başında yaptığım İç İçe serisi ile birlikte yüzeylerin kusursuzluğuna olan inancımla vedalaşmaya başladım. Sır ve renk kullanımında da kendi alışkanlıklarımın ötesine geçtim. Şimdi bu sapmada daha da ileri gitmeyi araştırıyorum. Yüzeyler daha bozuk, renkler daha karmaşık ve iç içe. Dünya aslında bir yangın yeri. İklim sorunları, politik çatışmalar, savaşlar, göçler, ekonominin kırılganlığı, yapay zekanın geldiği seviye... Alıştığımız her şey alevler içinde yıkılıyor gibi görünüyor. Bu huzursuz ama uyarılmış hâl, beni toprak gibi sakinleştiren bir malzemeden alevler gibi sivri ve rastgele biçimleri üretmeye zorladı. (Öztürk, 2026)
‘İç İçe’, dünyanın yükselen tansiyonunu beraberce duyumsayan iki sanatçının, ortak gelgitleri tecrübe eden galerileri ile gerçekleştirdikleri istisnai bir iş birliği. İçin için kavrulmuş bir iyimserlik; istikrarlı bir renk sevdası.”
Künye:
1. Bora Başkan, Dithyrambos / Dithyramb, 2026 Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya, 150 x 140 cm
2. Mesut Öztürk, 5 (from the series Flames / Alevler adlı seriden), 2026 Ceramics / Seramik, 42 x 33 x 30 cm
Ana Garralon’un kaleme aldığı, María Pascual de la Torre’nin illüstrasyonlarıyla renklendirdiği her gün geçtiğimiz yolları, her gün gördüğümüz şeyleri yeniden düşünmeye davet eden kitabı Keşifler Sokağı, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Redhouse Kidz’ten çıktı.
7 yaş ve üzeri okura hitap eden Keşifler Sokağı, Uluslararası Gençlik Kütüphanesi tarafından 2025 White Ravens Kataloğu’na seçildi, 2024’te “Yılın En İyi Çocuk Kitabı” ödülüne değer görüldü.
Kitabın baş kahramanı Oliver okula hep aynı yoldan gider. Fakat bu yürüyüşlere bir tarihçi, biyolog, fotoğrafçı, felsefeci ya da müzisyen eşlik edince sürekli gördüğü “sıradan” şeylere yepyeni anlamlar yüklemeye başlar.