
Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanan, The Handmaid’s Tale evreninin devamı niteliğindeki The Testaments, ilk 3 bölümüyle bugünden itibaren Disney+’ta izleyicilerle buluşuyor.
8 bölümden oluşan The Testaments, dindar ve görevlerine bağlı genç Agnes ile Gilead sınırlarının ötesinden gelmiş yeni öğrenci Daisy’nin hikayesini merkezine alıyor. Geleceğin eşleri olarak yetiştirilen kızlar için tasarlanan ve itaatin acımasız yöntemlerle öğretildiği Aunt Lydia’nın elit hazırlık okulunda yolları kesişen ikilinin kurduğu bağ, geçmişlerini, bugünlerini ve geleceklerini sarsacak bir değişimin kıvılcımına dönüşüyor.
Ann Dowd, Chase Infiniti, Lucy Halliday, Mabel Li, Amy Seimetz, Brad Alexander, Rowan Blanchard, Mattea Conforti, Zarrin Darnell-Martin, Eva Foote, Isolde Ardies, Shechinah Mpumlwana, Birva Pandaya ve Kira Guloien’in oyuncu kadrosunda yer aldığı The Testaments, Bruce Miller’ın imzasını taşıyor. The Handmaid’s Tale’ın başrol oyuncusu Elisabeth Moss’un da yapımcıları arasında yer aldığı dizinin yapımcılığını MGM Television üstleniyor.
Mike Barker’ın yönetmenliğini üstlendiği ilk üç bölümü ile bugün Disney+’ta prömiyerini yapan The Testaments, her hafta çarşamba günü yeni bölümüyle dünya ile aynı anda Türkiye’deki izleyicilerle buluşacak.
Ara Güler’in “Mastering the Image” başlıklı sergisi Maison des Arts du Léman’ın 60. yıl kutlamaları kapsamında 30 Mayıs tarihine kadar Fransa’nın Thonon-les-bains kentinde yer alan Galerie de l’Etrave’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Mastering the Image” sergisi, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinden kareleri bir araya getiriyor. 55 adet siyah-beyaz fotoğraftan oluşan seçki, Ara Güler’in fotoğraf sanatındaki ustalığını gözler önüne seriyor.
Ara Güler’in edebî yönüne ve çok katmanlı üretimine dair ipuçları sunan, 1955 yılında kaleme aldığı Babil’den Sonra Yaşayacağız başlıklı kısa öykü, sergideki fotoğraflara eşlik ediyor. Yıkımın ardından yeniden var olma umudu ve direncini anlatan metin, usta fotoğrafçının şiirsel ve düşünsel dünyasını da açığa çıkarıyor.
Sergi, Ara Güler’in kariyerindeki önemli foto röportajlardan ikonik karelerin yanı sıra, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin kuruluşundan bu yana yürüttüğü çalışmalar sayesinde gün yüzüne çıkarılan ve daha önce sergilenmemiş fotoğrafları da içeriyor. Ara Güler’in eserleri, Thonon-les-Bains’daki bu sergi kapsamında ilk kez izleyiciyle buluşuyor.
Roger-Pol Droit’in felsefe tarihini canlı ve merak uyandırıcı bir büyüme romanına dönüştürdüğü kitabı Alice Fikirler Diyarında, Saliha İpek Ortaer Montanari’nin çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
“Alice, annesi ona ilk cep telefonunu alırken söylediği gibi, artık çocuk değil. Dünyaya ve onun içinde kendi yerine dair kafasında dönüp duran sorular var: İnsan nasıl yaşamalı? Hangi değere göre? Hangi amaç uğruna? Keşke diyor, hayatın özü tek bir cümle olsa, onu bulsam ve asla unutmamak için üstümde saklasam.
Derken yine bir tavşan deliğine düşüyor Alice, ama bu kez vardığı yer Fikirler Diyarı. İki eksantrik fare, bilge bir kanguru ve zekâ küpü bir perinin eşliğinde, zaman ve mekânı aşan bir yolculuğa çıkıyor. Tüm zamanların en büyük düşünürleriyle bir araya geleceği bir yolculuk bu. Atina Agorası’nda Sokrates’le sohbet ediyor, Platon’un mağarasına giriyor, Ganj Nehri’ni geçip Buda’yı dinliyor, Rousseau ile dans ediyor, Nietzsche ile Sils Maria sokaklarında dolaşıyor, Viyana’daki terapi odasında Freud’a meydan okuyor. Her bir tanışma onu dünyayı ve kendini anlamaya daha da yaklaştırıyor. Ve kim bilir, belki de o cümleyi bulmaya.”
Eda Soylu’nun “Alt/Üst” başlıklı kişisel sergisi 30 Nisan tarihine kadar Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
2012 yılından beri ev ve yer etme kavramları üzerine çalışmalarını sürdüren Eda Soylu, pratiğini yerleştirme sanatı üzerine kuruyor. Bu doğrultuda oluşturduğu üretimlerini “Ve evin yüzü burkuldu” adlı serisi altında bir araya getiriyor.
“Ve evin yüzü burkuldu”, Metin Altıok’un Yıkıcılar Geldiler şiirinin ilk dizesi. Bir evin yıkım sürecinin ele alınışı üzerinden gelişen bu seri, içsel bir çözülmeye işaret ediyor. Buradaki burukluk yalnızca fiziksel bir yıkımı değil; bir hayatın, bir hafızanın, bir varoluşun sökülmesini temsil ediyor. Bu seri kapsamında Soylu’nun sırasıyla “Unutulmuyor Ne Tuhaf”, “Evi Yeniden Kurmak” ve “Anneannemin Evinden Kalanlar” sergileri yer alıyor; bu üretimlerin tümü, çiçeklerin betona gömülmesiyle oluşan “Duvar Kâğıdı” adlı yerleştirmesini temel alarak gelişiyor. Sanatçının otoportre olarak tanımladığı bu işler, kırılgan ve kaba olanı görünür kılıyor; nüansları ve satır aralarını okumaya açıyor.
“Alt/Üst” sergisinde sanatçı, 2016 tarihli “Evi Yeniden Kurmak” sergisini bugün yeniden ele alıyor. “Alt/Üst”, 300 metrekarelik bir yerleştirmenin on yıl sonra bir kesit olarak yeniden yerleştirilmesi üzerine kuruluyor. Duvarın zemine indiği, zeminin izleyicinin adımlarıyla çözülerek dağıldığı bu yerleştirmede, sabit olduğu varsayılan zemin kırılganlaşıyor; yüzey ise başka bir düzlemde bugün yeniden kuruluyor.
Pera Müzesi’nin koleksiyon sergilerinden “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”, güncellenen yüzüyle ziyaretçilerle yeniden buluşuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin koleksiyon sergilerinden “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”, yenilenmiş hâliyle izleyici karşısına çıkıyor. Osmanlı ile Avrupa arasındaki diplomatik, kültürel ve sanatsal etkileşimleri odağına alan sergi, yapılan yeni düzenlemeyle anlatısını genişleten ve yeni katmanlar kazanan bir kurguya kavuşuyor. Seçkideki değişikliklerin odağında, Alejandro Almanza Pereda’nın Boşluk Korkusu yapıtının yerini alan Casper Faassen’in altı eserlik Yeniden Derleme isimli güncel sanat yerleştirmesi bulunuyor. Sergi ayrıca, Louis-François Cassas’nın iki suluboyası ve Vanmour Okulu imzalı Sohbet adlı eserle zenginleşerek sanatseverleri karşılıyor.
Sergiye, 15. İstanbul Bienali kapsamında ziyaretçilerle buluşan Alejandro Almanza Pereda’nın Boşluk Korkusu adlı eserinin yerine Casper Faassen imzalı Yeniden Derleme serisi dahil edildi. 2017 yılından bu yana sergilenen Boşluk Korkusu, inşa ile yıkım arasındaki gerilimi görünür kılan güçlü bir görsel dil kuruyordu. Faassen’in altı eserden oluşan Yeniden Derleme serisi ise, kültürel varlıkların dolaşımı ve yer değiştirmesi üzerine kurulu yeni bir okuma öneriyor.
Faassen, tarih boyunca farklı coğrafyalardan toplanarak yerlerinden edilen buluntuların izini sürüyor; bu hareketi tersine çeviren bir bakış geliştiriyor. Katmanlı ve yarı saydam yüzeylerle kurduğu görsel dil, imgeleri sabitlemek yerine askıda bırakıyor; böylece hafıza, kayıp ve aidiyet gibi kavramlar üzerinden serginin tarihsel çerçevesine güncel bir tartışma alanı ekliyor. Bu yeni katman, Kesişen Dünyalar’ın yalnızca geçmişi temsil eden bir sergi olmanın ötesine geçmesini sağlıyor; geçmiş ile bugünün bakışlarını aynı düzlemde buluşturuyor.
Güncellenen yüzüyle sergi, uzun süredir seçkide yer almayan eserlerle zenginleşiyor. Fransız sanatçı Louis-François Cassas’nın İstanbul ve farklı coğrafyalara uzanan gözlemlerini yansıtan Atina Akropolisi ve Olymposlu Zeus Tapınağı ile Kadıköy Burnu'ndan Sultanahmed Camisi'nin Görünümü adlı suluboyaları, 18. ve 19. yüzyılda seyahat, keşif ve görsel kayıt pratiklerinin nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyarken, Faassen’in Yeniden Derleme yerleştirmesiyle ortaklık kurarak derinleştiren bir anlam katmanı yaratıyor.
Sergiye dahil edilen Vanmour Okulu imzalı Sohbet adlı eser ise İstanbul’un gündelik yaşamını ve sosyal sahnelerini Batılı bir bakışla ele alan üretimlere odaklanıyor. Bu çalışmalar, dönemin kültürel aktarım biçimlerini ve Doğu imgesinin Avrupa’da nasıl kurulduğunu görünür kılan önemli örnekler arasında yer alıyor.
Müge İplikçi’nin kaleme aldığı bir kedinin Londra’dan İstanbul’a, oradan Adana’ya uzanan ekoloji macerası Çip, Çöp ve Mia, Elahe Behin’in resimleriyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
İplikçi, bu kitabında uluslararası bir sorun olan plastik atıkların izini sürüyor. Ev konforuna düşkün ama sahibine daha düşkün bir kedinin de dahil olduğu macera, çevremizi tehdit eden ihmaller zinciriyle yüzleşmeyi, haksızlıklar karşısında sessiz kalmamayı vurguluyor.
“Mia sıradan bir kedi değildir; fazla meraklıdır. Sahibi Cem ve arkadaşları İskender ile Oya, gizlice Türkiye'ye yollanan plastik atıkların Adana'ya ulaştığını anlayıp harekete geçmişlerdir. Mia da sokak kedisi Garipbey'le birlikte peşlerinden yollara düşer. İskender'in ta Londra'da üç pet şişeye yerleştirdiği çipler Adana'da sinyal vermiş, ama takip tehlikeli bir hal almıştır. Çöplerin bu yasadışı naklinden para kazananlar, Cem ve Oya'nın akademik kariyerini bile etkileyecek güçtedir. Mia, sahibinin hayatını kurtarabilecek midir?..”
Vigor Kültür Sanat yapımıyla yeniden sahneye taşınan Aziz Nesin’in unutulmaz eserleri Hadi Öldürsene Canikom, prömiyerinden sonra yeni gösterimlerle izleyicilerle buluşmaya devam ediyor.
Kadrosunda Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde ve Bülent Alkış’ın yer aldığı oyunun yönetmen koltuğunda Barış Dinçel oturuyor. Günümüz insanının yalnızlık ve sevgisizlik sorununa mizahi bir dille ışık tutan yetmiş dakikalık oyunun dekor tasarımı Barış Dinçel, müziği ise Çiğdem Erken imzası taşıyor. Oyun İstanbul, Ankara, Tekirdağ, Bursa, Eskişehir ve birçok şehirde sahnelenmeye devam edecek. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
“Eski bir apartmanın rutubetli, daracık bodrum katında hayata tutunan iki yaşlı şehirli komşu kadın… Bazen huysuz, bazen geçimsiz; bazen neşeli ve umut dolu… Aynı yükü sırtlanan, yalnızlığa karşı birbirine yoldaş olan Diha ve Siyen’in monoton hayatı, bir gün radyodan duydukları bir anonsla değişir. Artık heyecanla bekledikleri biri vardır. O bekleyiş, onları sanki yeniden eski günlerine götürür.”
Künye:
Yazan: Aziz Nesin
Yöneten: Barış Dinçel
Oynayanlar: Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde, Bülent Alkış
Dekor Tasarım: Barış Dinçel
Işık Tasarım: Osman Aktan
Kostüm Tasarım: Başak Özdoğan
Müzik: Çiğdem Erken
Afiş Tasarım: Galip Aksular
Uygulayıcı Yapımcı: Serdar Tuncer
Yapımcı: Serdar Akkaya
Yapım: Vigor
Nisan
7 Nisan Salı – Sahne Dragos (Maltepe)
13 Nisan Pazartesi – Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi (Bakırköy)
16 Nisan Perşembe – Bağlarbaşı Kültür Merkezi (Üsküdar)
21 Nisan Salı – Çorlu Ünal Baysan Kültür Merkezi (Tekirdağ)
28 Nisan Salı – BKM Çarşı (Beşiktaş)
Mayıs
3 Mayıs Pazar – Merkezefendi Kültür Merkezi (Denizli)
4 Mayıs Pazartesi – İstinye Art (İzmir)
9 Mayıs Cumartesi – Sefaköy
11 Mayıs Pazartesi – Vehbi Koç Kongre Merkezi (Eskişehir)
12 Mayıs Salı – MEB Şûra Salonu (Ankara)
Eşiğe bir sınır değil, bir dönüşüm alanı olarak yaklaşan, farklı mecralarda üretim yapan sanatçıların eserlerini Nil Nuhoğlu küratörlüğünde bir araya getiren “Geçiş” sergisi, 21 Haziran tarihine kadar Çubuklu Silolar Dijital Sanatlar Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Geçiş” sergisi, bir yerden başka bir yere gitmek kadar bir durumdan diğerine geçmenin de bir dönüşüm olduğunu hatırlatarak, geçiş kavramını mekânsal, algısal ve zamansal boyutlarıyla düşünmeye davet ediyor. Küratörlüğünü Nil Nuhoğlu’nun üstlendiği sergi, Selçuk Artut, Doğa Ünyaylar, ha:ar, Riccardo Giovinetto, Playmodes ve Studio Baillat’nın eserlerinden oluşuyor.
Bugün görünürlük ve hareket çoğu zaman farkında olmadığımız sistemler, filtreler ve eşikler tarafından belirleniyor. Neyin geçeceğini, neyin tutulacağını ya da görünür olacağını belirleyen bu görünmez sınırlar, gündelik deneyimlerimizi de şekillendiriyor. Sergi, “geçiş” fikrini bu bağlamda ele alarak, izleyiciyi bu eşiklerin nasıl kurulduğunu ve nasıl aşıldığını düşünmeye çağırıyor. “Geçiş” sergisi, bu kavramı yalnızca fiziksel bir hareket olarak değil, aynı zamanda algısal ve zamansal bir deneyim olarak düşünmeye davet ediyor. Öte yandan “Geçiş”, geçişlerin yalnızca kişiye dayatılan süreçler olmadığını da hatırlatıyor. Dinlemek, bakmak ya da hatırlamak gibi temel eylemler bile bir eşikten geçmek anlamına geliyor. Bu anlamda bedenin kendisi de bir eşik hâline geliyor ve dünya onun içinden geçerken dönüşüme uğruyor. İzleyiciyi eşikleri uzaktan gözlemlemek yerine onların içinden geçerek değişimin ritmini ve dokusunu hissetmeye çağıran “Geçiş” sergisi, kesin yanıtlar vermekten çok bir deneyim alanı açmayı amaçlıyor.
Künye:
1. Playmodes, Spin
2. Riccardo Giovinetti_H U M Ī , 2026
3. Doğa Ünyaylar, Teraryum, 2026
4. StudioBaillat,Light amplification by the stimulated emission of radiation.
5. haar, mindflow
6. Selçuk Artut, Desenlerin Ritmi, 2026
Frédéric Gros’un İtaat Etmemek’in devamı niteliğindeki kitabı Utanç Devrimci Bir Duygudur, Olcay Kunal’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Gros, Utanç Devrimci Bir Duygudur’da, Kıta Avrupa felsefesine özgü zorlu kavramsallaştırmaların uzağında, dünyanın içinde bulunduğu duruma dair sade ama etkili felsefi yorumlarda bulunuyor. Karl Marx’ın “utanç devrimci bir duygudur” sözünden hareketle yeni mücadele yöntemlerine kapı aralayan bir utanç felsefesi inşa eden Gros, deyim (i bozmak) yerindeyse, sol gösterip sol vuruyor. Kitap, Annie Ernaux’dan Didier Eribon’a, Primo Levi’den Jacques Lacan’a pek çok ismin metinleriyle birlikte, toplumun bu önemli duyguyla ilişkisini tersyüz ederek yeniden tanımlıyor.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), yirminci yüzyılın müzikal zenginliğini bir araya getiren özel bir programı 16 Nisan Perşembe akşamı Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda müzikseverlerle buluşacak.
İngiliz romantizminden Sovyet ironisine ve beyazperdenin çarpıcı dünyasına uzanan bu program, üç farklı müzikal evreni aynı sahnede buluşturarak dinleyicilere eşsiz bir panorama sunacak. Şef Carlo Tenan yönetimindeki BİFO’ya çağımızın en önemli keman virtüözlerinden Daniel Hope’un eşlik edeceği gece, İngiliz romantizminin doruğu Edward Elgar’ın Keman Konçertosu ile başlayacak, Dmitri Şostakoviç’in 6. Senfonisi ile devam edecek. Konserin finalinde ise Nino Rota’nın 8½ film müziğinden La Passerella d’addio seslendirilecek.
Sahneyi BİFO ve Carlo Tenan ile paylaşacak konuk solist, yorumlarıyla günümüzün en önemli keman virtüözlerinden biri kabul edilen Daniel Hope olacak. Anne-Sophie Mutter’in davetiyle genç yaşta sahneye adım atan ve efsanevi kemancı Yehudi Menuhin’in himayesinde yetişen Hope, dünyanın önde gelen orkestraları ve şefleriyle uluslararası arenada başarılı performanslara imza atıyor. Sınırları aşan projeleriyle de geniş kitlelere ulaşan sanatçı; dünyaca ünlü müzisyen Sting ile If on a Winter’s Night ve Escape to Paradise albümlerinde bir araya gelerek güçlü müzikal köprüler kurdu. Pandemi döneminde milyonlara ulaşan Hope@Home ev konserleri serisiyle büyük yankı uyandırdı ve Opus Klassik ödülüne layık görüldü.
Üç farklı dönemin ve üslubun ruhunu yansıtan programın açılışında, İngiliz müzik tarihinin en duygulu ve görkemli eserlerinden biri olan Edward Elgar’ın Si minör Keman Konçertosu yer alıyor. Ezgisiyle ve tekniğiyle son derece etkili olan bu yapıt, Daniel Hope’un zarif ve güçlü icrasıyla birleşecek. Konserin ikinci yarısında BİFO, Şostakoviç’in 1939 yılında tamamladığı ve alışılmış senfonik formları kıran özgün yapıtı 6. Senfonisi'ni seslendirecek. Gecenin finalinde ise sinema dünyasına unutulmaz ezgiler armağan eden Nino Rota’nın, usta yönetmen Federico Fellini’nin 8½ (Otto e mezzo) filmi için bestelediği La Passerella d’addio seslendirilecek.
“Yirminci Yüzyılın Ezgileri” konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.