GÜNDEM
  • 13-10-2026

    Avustralyalı yazar Suzie Miller’ın kaleme aldığı Anna K., prömiyerini 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında yapmaya hazırlanıyor. Nagihan Gürkan’ın yönettiği, Özlem Öçalmaz, İbrahim Arıcı, Ceren Köse ve Nagihan Gürkan’ın rol aldığı oyun, 18 ve 19 Kasım’da Alan Kadıköy’de tiyatroseverlerle buluşacak.

    Bir insanın yıllarca inşa ettiği itibarı tek bir tweet’in yıkabilmesi kırılganlığının üzerine giden ve bir otel odasında geçen Anna K., aşk, arzu, özgürlük ve kadın olma deneyimini, sosyal medyanın yarattığı acımasız gözetleme ve linç kültürü üzerinden yeniden ele alıyor. Nagihan Gürkan’ın çağdaş ve katmanlı rejisi, oyunun geçtiği otel yalnızca bir sahne değil, hikâyenin geriliminin ve karakterlerin dönüşümünün parçası hâline getiriyor. Özel hayat ile kamusal alan, izleyen ile izlenen arasındaki sınırların sürekli yer değiştirdiği bu rejide, Tolstoy’un 19. yüzyılda yazdığı hikâye bugünün ekranları, dili ve görünürlük kültürüyle yeniden karşılaşıyor. Oyun, seyirciyi izleyen konumundan çıkararak yaşananların içine alan mekâna özgü bir deneyim kuruyor.

    Prima Facie ve Inter Alia gibi oyunlarıyla uluslararası alanda tanınan hukukçu ve yazar Suzie Miller’ın kaleme aldığı Anna K., Tolstoy’un Anna Karenina’sıyla bugünün dijital dünyası arasında bir köprü kuruyor. Anna’nın özel hayatının kamusal bir meseleye dönüşmesi üzerinden oyun, kadınların aşk, arzu ve özgürlük arayışlarının bugün de nasıl yargılanabildiğine bakıyor. Suçluluk fikrinin içine hapsedilen Anna, neden suçlandığını dahi bilmeden bir itirafa zorlanıyor. Anna K., klasik bir trajedinin çağdaş bir yeniden yorumunun ötesinde, görünürlük kültürünü ve sosyal medyanın kurduğu yeni yargı alanlarını sahneye taşıyor.

    “Başarılı televizyon habercisi Anna K., kariyerinin doruğundayken sevgisiz evliliğini geride bırakıp kendi tutkularının peşinden gitmeye karar verir. Ancak bu kişisel karar, kısa sürede sosyal medyada büyüyen bir kamusal yargılamanın merkezine dönüşür. #AnnaKYasakaşk etiketiyle yayılan cinsiyetçi zorbalık ve çevrimiçi yargılar, yıllardır başkalarının hikâyelerini haberleştiren Anna’yı bu kez kendi hikâyesinin haberine dönüştürür.”

    ​
    Oyun, 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında prömiyer yaptıktan sonra her pazar Cloud 34’te, Bomonti Hilton’un en üst katında sahnelenecek. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    296
  • 13-10-2026

    Kahve Dünyası’nın kamusal alanda hayata geçirilen sanat projesi Yanköşe, 12’nci edisyonunda TUNCA’nın Yan Yana isimli çalışmasını sanatseverlerle buluşturuyor.

    TUNCA, Yan Yana çalışmasında, Ayvalık ve çevresindeki eski evlerden toplanan ahşap çıkma pencereleri kentsel hafızayı simgeleyen bir arşiv malzemesine dönüştürüyor. Her bir pencere farklı bir yaşamı ve hikâyeyi temsil ederken “yan yana” geldiklerinde ortak bir kent hafızası oluşturuyor. Farklı hikâyelere ait olan bu pencereler, her insanın dünyaya açılan kendine özgü bir penceresi, yani bir bakış açısı olduğunu hatırlatıyor. Yan yana geldiklerinde ise tüm farklılıklarına rağmen ortak bir yaşamı ve birlikte var olma hâlini görünür kılan kolektif bir kent hafızasına dönüştüğüne vurgu yapıyor. 1980’lerden itibaren hız kazanan çarpık kentleşme, gecekondu kültürünün kent dokusunda bıraktığı izler ve kentsel dönüşümün yarattığı değişim, Yan Yana’nın odağını oluşturuyor.

    Çalışmalarında uzun zamandır üzerinde durduğu hafıza, tarih, dönüşüm ve geride kalan izler meselesine odaklanan TUNCA, eserlerini oluştururken tarihi kalıntılardan, arşivlerden ve geçmişten bugüne ulaşmış buluntu nesnelerden yola çıkıyor. Bunların bir devamı niteliğindeki Yan Yana projesini oluşturma sürecinde ise Ayvalık ve çevresindeki restore edilmek ya da yıkılmak üzere olan eski evlerden çıkartılmış ahşap pencereleri, ait oldukları yapıdan kopmuş ama o yapının ve geçmişteki yaşamın izini hâlâ taşıyan mimari “efemerelar” olarak ele alıyor.  

    ​Yan Yana eserinde çıkma pencerelerin temsil ettiği hafızayı bir kentin dönüşümüne vurgu yaparak anlatan TUNCA, kentsel dönüşümün sadece binaların değişmesinden ibaret olmadığını, o evlerin kullanıcıları, mahalle ilişkileri, ekonomik yapı ve yaşam biçimleriyle birlikte kolektif bir değişimi tetiklediğini de pencereler aracılığıyla sanatseverlere aktarıyor.

    0
    0
    266
  • 13-10-2026

    Paulo Coelho’nun kendi hikâyesinden yola çıktığı, insanın mucizeyi ararken eninde sonunda kendisiyle karşılaşmasının hikâyesini anlattığı romanı Melek, Emrah İmre’nin çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Melek, korkuların ötesine geçmenin, sevgiyle yüzleşmenin ve insanın kendi iç sesini yeniden duyabilmesinin mümkün olduğunu hatırlatan kişisel ve samimi bir dönüşüm hikâyesi. Hikâye Rio de Janeiro’da başlar. Yıkıcı bir lanetin gölgesinde, hayallerine tam da kavuşmuşken onları kaybetme korkusuyla yüzleşen Paulo, üstadı J.’nin meydan okuması üzerine her şeyi geride bırakıp kendi koruyucu meleğini bulmak üzere Mojave Çölü’ne doğru alışılmadık bir yolculuğa çıkar. Ancak çölde onu beklediğinden çok daha tuhaf bir manzara karşılar. Motosikletleriyle rüzgâr gibi esen gizemli kadın savaşçılar, Valkürler, kısa süre içinde bu manevi arayışın merkezine yerleşecektir.

    ​“Melekler sevginin harekete geçmiş halidir. Sevgi asla durmaz, büyümek için mücadele eder, iyiliğin ve kötülüğün ötesindedir. Sevgi her şeyi yutar, her şeyi yok eder, her şeyi affeder. Melekler bu sevgiden yaratılmıştır ve aynı zamanda onun elçileridir.”

    0
    0
    583
  • 12-10-2026

    Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi (SGM)’nin yeni sezonda ilk konukları 15 Ekim’de Devlerin Savaşı, 27 Ekim’de Metot oyunları olacak.

    SGM, yeni sezona iki tiyatro oyunuyla “merhaba” diyor. Nihal Usanmaz’ın yönettiği, Okan Bayülgen, Celal Kadri Kınoğlu ve Nihal Usanmaz’ın rol aldığı Devlerin Savaşı klasik müzik dünyasının iki büyük orkestra şefi Herbert von Karajan ve Leonard Bernstein’ın hikâyesini sahneye taşıyor. Peter Danish’in kaleme aldığı ve Sevin Okyay’ın çevirdiği oyun, Karajan ve Bernstein’ın maceralı ve ilham verici hayat hikâyelerinden yola çıkıyor. İki orkestra şefi arasındaki rekabet, kıskançlık ve hayranlığın yanı sıra Avrupa ile Amerika’nın, içten gelen ile kuralcı ve disiplinli olanın karşılaşmasını konu alan oyunda, Büyük Dünya Savaşı’ndan sonra kapanmamış defterler de hikâyenin bir parçasını oluşturuyor.

    Semaver Kumpanya repertuvarında 10 yıldan fazla yer alan Metot ise kumpanyanın 23. yılında yeniden sahnede. Serkan Keskin’in yönettiği oyunda Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Şebnem Hassanisoughi ve Yavuz Pekman rol aldığı oyun İspanyol Jordi Galceran tarafından 2003 yılında kaleme aldı. Oyun, iş görüşmesine gelen dört kişinin tüm hünerlerini ortaya koyup işi kapmak için geçtikleri gizem dolu çeşitli sınavları konu alıyor. Günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyan “Metot”, yazarına dünya çapında ün getiren bir yapım.

    Devlerin Savaşı oyunu 15 Ekim Perşembe günü saat 20.00’de; Metot, 27 Ekim Salı günü saat 20.00’de SGM’de sahnelenecek. Oyunların biletlerine Biletix üzerinden ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    527
  • 12-10-2026

    Farklı disiplinlere ve bakış açılarına yer vermeyi hedefleyen Lenzart space, “Büyüsü Bozulmuş Dünya” sergisiyle kapılarını 15 Ekim’de açıyor.

    12 sanatçıyı Derya Yücel küratörlüğünde bir araya getiren sergi, mitlerin, kadim sembollerin ve ritüel düşüncenin çağdaş dünyadaki izlerini farklı varoluş biçimleri, hafıza, dönüşüm ve yeniden büyülenme kavramları üzerinden ele alıyor.

    “Büyüsü Bozulmuş Dünya”, kadim anlatıların, mitlerin, sembollerin ve ritüel düşüncenin çağdaş sanatta yeniden belirişine odaklanıyor. Buradaki geri dönüş, geçmişe duyulan doğrusal bir özlem ya da kaybolmuş bir kutsal çağın onarılması anlamına gelmiyor. Sanatçıların bu imgeleri bugünün krizleri içinden geçirerek dönüştürme, tersyüz etme ve yeni ilişkiler içinde kurma biçimlerine bakıyor. Yılan, kuş, su, taş, bitki, göz, elma, melez beden, yeraltı, şifa ve yeniden doğuş gibi farklı kültürlerde karşılık bulan imgeler, sabit anlamlarından çözülerek güncel deneyimlerle temas ediyor.

    Sergide Kezban Arca Batıbeki, Hilal Can, CANAN, Okyanus Çağrı Çamcı, Hande Dilaver, Bawer Doğanay, Nazlı Gürlek Hodder, Betül Özkan, Pinprick, Ali Şentürk, Ayşenur Şentürk ve Serpil Yeter’in eserleri yer alıyor.

    “Büyüsü Bozulmuş Dünya” sergisini 15 Ekim-29 Kasım tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

    Adres: Valikonağı Cad, Kodaman Sok, Bahar Apt: No 6/4 Nişantaşı / İstanbul

    Künye:
    1. Hilal Can
    2. Serpil Yeter, Lilith, 2003, Akrilik - Tuval, 80 x 80 cm
    ​3. Bawer Doğanay - Toplu

    0
    0
    526
  • 12-10-2026

    Conce Codina’nın bir çocuğun merakından yola çıkarak doğadan insan yaşamına uzanan, hayatın en büyük sorularını çocukların yalın bakışıyla ele aldığı hikâyesi Bir Gün Eksiliriz, Aurore Petit’nin resimleri, G. Gülce Karagöz’ün çevirisiyle İlksatır Çocuk’tan çıktı.

    Çocuklar bazen en büyük soruları en sade hâliyle sorar: “Anne, ölmek nasıl bir şey?”, “Yaşayan her şey ölür mü?”, “Kimler ölür?”, “Ölüm de ölür mü?” Bu kitapla Codina, solan bir çiçekten kaybedilen bir evcil hayvana, doğadaki değişimlerden insan yaşamına uzanarak, ölümü yaşamın doğal bir parçası olarak ele alıyor.

    ​Çocukların merakına, korkusuna, üzüntüsüne ve özlemine alan açarken ebeveynlere de önemli bir şey hatırlatıyor: Her sorunun cevabını bilmek zorunda değiliz. Bazen birlikte düşünmek, “Bilmiyorum.” diyebilmek ve yalnızca yanında olmak yeterli. Çünkü ölüm üzerine konuşmak, aynı zamanda yaşamı, sevgiyi ve birbirimiz için taşıdığımız anlamı konuşmak demek.

    0
    0
    494
  • 11-10-2026

    İş Sanat, klasik müzikten flamenkoya uzanan zengin 27. sezon programına 5 Kasım’da başlayacak.

    İş Sanat’ın yeni sezonu 5 Kasım Perşembe akşamı şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) ve dünyaca ünlü keman virtüözü Viktoria Mullova’nın vereceği konserle başlayacak. Açılış konserinde Hasan Ferit Alnar’ın “Prelüd ve İki Dans” eseri, Beethoven’ın Re Majör Keman Konçertosu ve Çaykovski’nin 5. Senfonisi seslendirilecek.

    Sezon boyunca İş Kuleleri Salonu; Lisette Oropesa, Maxim Vengerov, Schönbrunn Sarayı Orkestrası, Michel Camilo ile Tomatito ikilisi, Estrella Morente ve Youn Sun Nah gibi uluslararası müziğin usta isimlerini ağırlayacak. Ayrıca flamenko efsanesi Paco Peña, Londra Sadler’s Wells Tiyatrosu’nda prömiyerini yapan ve dans ile tiyatroyu buluşturan "Solera" projesiyle 9 Aralık Çarşamba akşamı sahnede olacak. Yerli projelerde ise Musa Eroğlu’nun “Karacaoğlan İzinden” ve Yeni Türkü’nün “Olmasa Mektubun” konserleri müzikseverlerle buluşacak. Yeni sezon genç yeteneklerin desteklendiği Parlayan Yıldızlar konserlerinden çocuk oyunlarına kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

    ​​Künye: Gürer Aykal (Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Onursal Şefi) Fotoğraf: Bennu Gerede

    0
    0
    572
  • 11-10-2026

    Dilara Altınkepçe Arslan’ın kişisel arşiv, hafıza ve unutma kavramları etrafında şekillenen “Env. No. 26.004.511” başlıklı sergisi 22 Ekim-20 Aralık tarihleri arasında Nelumbo Studios’ta sanatseverlerle buluşacak.

    Nil Nuhoğlu küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanatçının biriktirme pratiğini bir tür kazı ve arşivleme süreci olarak ele alırken, kişisel tarihin nasıl saklandığı, dönüştüğü ve yeniden hatırlandığı üzerine bir araştırma alanı kuruyor. Sergi, gündelik hayatın içinde kanıksanan, unutulan ya da göz ardı edilen şeylerden yola çıkarak sanatçının kişisel tarihine ve hafıza biçimlerine uzanıyor.

    Gerçeklik ana çatısı altında temelleniyor ancak bu gerçeklik analitik verilerden ziyade sanatçının tanımıyla “tıpkı yaşam gibi biriken, akışkan ve iyi-kötü arasındaki o geniş yelpazeyi tamamıyla kabul eden bir doğallık” olarak izleyici karşısına çıkıyor. “Env. No. 26.004.511” adını müze gibi kamu kurumlarının arşivlerinde kullandığı envanter numaralarından alıyor. Sanatçının bir kazı çalışması olarak tanımladığı araştırma ve biriktirme süreci, serginin biçimsel yapısına dönüşüyor ve sergiyi müze konseptinde kurgulanıyor.

    ​Çalışmalarında ham pamuk kumaş üzerine iplik kullanan Dilara Altınkepçe Arslan, sergi kapsamındaki yeni üretimlerinde kumaş üzerine nakış işleri ve enstalasyonlarında, metal işçiliği ve birçok pratiği bir araya getiriyor. Ayrıca sergi kapsamında ilk defa hareket etkileşimli bir ses enstalasyonuyla karşımıza çıkıyor. Uzun zamandır üretimlerinde katmanlı ve görece örtük anlatımlar kullanan sanatçı bu sergide biraz daha açık iletişim kurduğu bir hikâye kurguluyor. Kendisini özne olarak kullandığı bir üretim biçimi deneyimliyor.

    0
    0
    505
  • 11-10-2026

    Lucy Steeds’in yaratıcılık, özgürlük ve sanatın gizemli bir aşk ekseninde kesiştiği romanı Ressam, Oya Özaltın’ın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.

    Steeds’in ilk romanı olan ve Women’s Prize ile British Book Awards gibi ödüllere aday gösterilen, 2025 yılında Watersones Yılın Romanı seçilen Ressam, bir erkeğin fırçasının ucundaki tuvalden çıkıp büyük resmi görmeye, kendi fırçasıyla kendi kaderini çizmeye çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor.

    Provence, 1920. Gazeteci Joseph Adelaide, aksiliğiyle bilinen ve yeğeni Ettie’yle gözlerden uzak bir yaşam süren usta ressam Edouard Tartuffe hakkında bir makale kaleme almak için onu çiftliğinde ziyaret eder. Ne var ki ressamın ihtiyacı olan bir yazar değil, üzerinde çalıştığı eseri için bir modeldir. Joseph’in hayranlık beslediği ressamı yakından tanımasının, o gizemli zihnine girip dehasına tanık olmasının tek yolu bu teklifi kabul etmesinden geçer.

    Uzun zamandan beri ressam amcasının yanında yaşayan ve onun sanatını icra edebilmesi için evle ilgili her şeyi üstlenen Ettie de tıpkı amcası gibi dış dünyadan kopuk bir hayat sürmektedir. Joseph’in gelişi bu genç kadına kabuğunu kırıp kendi içindeki sanatçıyı ortaya çıkarması için ilham verebilecek midir?

    “Ben gerçeği söylemek istiyorum. Sanatın amacı bu değil mi?
    Başka şekilde ifade edilemeyen bir gerçeği dile getirmek?
    ​
    Bir şeyi açıklamak, onu şekillendirmek?”

    0
    0
    565
  • 10-10-2026

    İtalya’nın Türkiye’deki arkeolojik çalışmalara sunduğu katkıları odağına alan İtalyan Kültür Merkezi Arkeoloji Sempozyumu, 17. edisyonuyla 13 ve 14 Ekim’de Denizli’de gerçekleşecek.

    İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve Ankara İtalyan Büyükelçiliği himayesinde, Pamukkale Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen buluşma; Türkiye’nin farklı noktalarında kazı ve araştırma yürüten İtalyan arkeologları Türk meslektaşlarıyla bir araya getirerek sahadaki güncel sonuçları paylaşma ve karşılaştırma imkânı sunuyor.

    Bu yıl “Keşifler, yöntemler ve iş birliği: Araştırmanın sürekliliği ile yenilikçilik arasında Türkiye’deki İtalyan arkeoloji heyetleri” başlığı altında gerçekleşecek sempozyumda; Arslantepe, Hierapolis, Karkamış, Kültepe, Uşaklı Höyük, Porsuk-Zeyve Höyük, Hattuşa, Tripolis ve Tokalı Kilisesi gibi köklü alanlarda faaliyet gösteren uzman arkeologlar konuşmacı olarak yer alacak.

    Etkinliğin açılışı, 13 Ekim akşamı Hierapolis Antik Tiyatrosu’nda diplomatik, siyasi ve akademik temsilcilerin katılımıyla halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenen özel bir konserle yapılacak. Sempozyumun bilimsel oturumları ise 14 Ekim saat 09.00’dan itibaren Pamukkale Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. İsmail Çetişli Konferans Salonu’nda gün boyu devam edecek.

    İki bölümden oluşan oturumların ilki, prehistorya ve protohistorya dönemlerine odaklanarak Pamukkale Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Söğüt moderatörlüğünde gerçekleştirilecek. Klasik ve Bizans dönemlerini kapsayan ikinci bölümün moderatörlüğünü ise Arkeoloji Enstitüsü Başkanı ve Laodikeia Kazı Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek üstlenecek.

    ​İtalyanca-Türkçe simultane tercüme eşliğinde ücretsiz olarak takip edilebilecek oturumlara katılmak isteyen dinleyiciler, iicistanbul.esteri.it adresi üzerinden kayıt oluşturabiliyor.

    0
    0
    545
DAHA FAZLA
Geldanlage