
Yayıncı, Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Nazlı Berivan Ak’ın yazılı kültürün hafızasına dair hazırlayıp yönettiği belgesellerine Kitapçı’nın ardından ikinci filmi Dost: 49 Yılın Hikâyesi eklendi.
Kitapçı belgeselinin odağında Tarsus’ta yirmi beş yıldır kitapçılık yapan İsmail Kün yer alıyordu. Bu kez odağında Ankara’nın kültürel hayatında önemli yere sahip Dost Kitabevi var. Film, Dost Kitabevi’nin kurucusu Erdal Akalın ile yapılan uzun soluklu söyleşi üzerinden ilerliyor. Dost: 49 Yılın Hikâyesi; Dost Kitabevi’nin hikâyesini anlatırken Türkiye’de yayıncılığın dönüşümüne ve yazılı kültürü koruma mücadelesine odaklanan 40 dakikalık bir belgesel.
Dağıtım sisteminden yayınevi ilişkilerine, kitap seçme süreçlerinden bağımsız kitapçılığın geleceğine, barkod sisteminin Türkiye’ye kazandırılmasından Dost Yayınevi külliyatının oluşma hikâyelerine uzanan anlatı, Türkiye yayıncılık ekosistemine dair güçlü bir tanıklık sunuyor. Kurgusu Çağlar Kara, müziği Ceren Kaan, görsel tasarımı Tahir Berk Yılmaz imzalı belgesel, bağımsız kitabevlerinin kültürel rolünü görünür kılan önemli bir çalışma niteliği taşıyor.
Film, ulusal ve uluslararası fuar, festival ve bağımsız kitabevlerinde gerçekleştirilecek özel gösterimlerin yanı sıra Nazlı Berivan Ak’ın YouTube kanalında izleyiciyle buluşuyor.
Netflix, Emmy ödüllü Dan Levy’nin imzasını taşıyan Big Mistakes dizisinin resmi fragmanını ve diziden ilk kareleri paylaştı.
Başrollerini Dany Levy ile Taylor Ortega’nın üstlendiği Big Mistakes’in oyuncu kadrosunda Boran Kuzum da yer alıyor. Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Laurie Metcalf, Abby Quinn, Jack Innanen, Elizabeth Perkins, Mark Ivanir, Ilia Volok, Jacob Gutierrez, Joe Barbara ve Darren Goldstein gibi isimler de yer alıyor. Suç gerilimi ile aile komedisini bir araya getiren dizi, 9 Nisan’da yayımlanacak.
Big Mistakes, ölüm döşeğindeki büyükanneleri için gerçekleştirdikleri hatalı bir hırsızlık girişiminin ardından kendilerini organize suç dünyasının tam ortasında bulan iki kardeşin hikâyesini konu alıyor. Nicky (Dan Levy) ve Morgan (Taylor Ortega), git gide daha tehlikeli görevlerle burun buruna gelip beceriksiz hâlleriyle dibe batarken sahip oldukları yeteneklerin çok ötesindeki karmaşa dolu bu dünyanın derinliklerine sürükleniyor.
Mistakes dizisinin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Tahran merkezli Shiva Zahed Gallery, açılış sergisi “echos” ile Pera’da sanatseverlerle buluşuyor.
Farklı kuşaklardan iki önemli İranlı sanatçı Shaqayeq Arabi (1974, Tahran – Dubai’de sanat hayatına devam ediyor) ve Fereydoun Ave’in (1945, Tahran – Paris ve Tahran arasında sanat hayatına devam ediyor) çalışmalarından oluşan “echos” başlıklı sergi 25 Nisan’a kadar izleyicilerle bir araya gelecek.
Türkiye sanat sahnesi için anlamlı bir karşılaşma niteliği taşıyan sergi, coğrafi olarak Dubai ve Paris’te konumlanan iki sanatçının, geçiciliğin izini sürerken kurdukları ortak titreşimi görünür kılıyor. Belirsizlikler ve kırılganlıklarla tanımlanan bir çağda “echos”, dünyadan geri çekilmek yerine ona daha dikkatli, daha teşhis edici bir bakışla yaklaşmayı öneren bilinçli bir duraksama alanı açıyor. Sergi; titreyen çizginin, tekrarın ritmik kusurunun ve anlık bir jestin sessiz ağırlığının, kasıtlı bir anlatıya dönüştüğü üretken bir belirsizlik alanında konumlanıyor. Ave’in zamana direnen ustalığı ile Arabi’nin yenilikçi malzeme dili bir araya geldiğinde, sergi hafıza ile olasılık arasındaki mesafeyi incelikle örüyor. Çalışmalar kesin yanıtlar sunma arayışındansa çözümsüzlüğü ve mütevazılığı derin bir özen ve sezgisel bir oyunla onurlandırıyor. Aciliyet ve gösteri talep eden bir kültürel iklimde “echos”, izleyiciyi yavaşlamaya, geçiciliğin içinde bir varoluş hâli bulmaya davet ediyor.
Adres: Asmalı Mescit Mah. Minare sok. Sötaş Pera No: 11 Beyoğlu, İstanbul
Anne Michaels’ın okuru “Bizi gerçekten hayatta tutan nedir ve insan, sevgiye tutsak olmadan yaşayabilir mi?” sorusuyla baş başa bıraktığı, şiirle romanı buluşturduğu kitabı Tutsak, Dilruba Aydın’ın çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
2024 Booker Ödülü finalistleri arasında yer alan Tutsak, Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinden günümüze uzanan, zamanın doğrusal değil katmanlı aktığı bir roman. Anne Michaels; savaş meydanlarından nehir kıyılarına, tren istasyonlarından evlere uzanan sahnelerle kayıp, sevgi ve bellek arasında asılı kalan hayatları anlatıyor. İnsanın, tarihin büyük kırılmaları içinde ne kadar kırılgan olduğunu ama sevginin gücüyle nasıl ayakta kalabildiğini gözler önüne seriyor. Cephede ağır yaralanan bir asker, onu hayata bağlayan aşk, fotoğrafın ışık ve karanlıkla kurduğu gizemli ilişki, yas ve geride kalanların sessiz dirayeti…
“Ömrün sona ereceğini biliyoruz. Ölümün sonsuz bir âlem olduğuna neden inanalım o halde?”
Grammy ödüllü Afro house ikonu Black Coffee, TemaCC organizasyonuyla 5 Haziran’da Ataköy Marina Arena’da sahne alacak.
Afro house’un global ölçekteki en büyük temsilcilerinden Black Coffee, Afrika ritimlerini elektronik müzikle bir araya getiriyor. Dünyanın prestijli sahnelerinde performans sergileyen Black Coffee, kendine has groove’u, derin basları ve Afrika kökenli melodik dokunuşlarıyla İstanbul’da yaz sezonunu güçlü bir açılışla karşılamaya hazırlanıyor. Müzikal yolculuğunda geleneksel Afrika tınılarını modern elektronik altyapılarla harmanlayan sanatçı, dinleyicilere hem ritmik hem de duygusal açıdan yoğun bir deneyim sunuyor.
Black Coffee konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Yusuf Sevinçli’nin Kıbrıs’ta ürettiği yeni serisi “REPUBLIC”, 14 Nisan’a kadar Girne’deki Art Rooms’da sanatseverlerle buluşuyor.
Yusuf Sevinçli’nin 2020-2025 yılları arasında adaya yaptığı ziyaretler sırasında şekillenen ve yaklaşık 70 fotoğraftan oluşan seçki, adayı doğrudan tarif etmekten ziyade gündelik hayatın içine sinmiş katmanları görünür kılıyor.
“Bazı coğrafyalarda tarih bir hikâye gibi anlatılmaz; daha çok bir gölge gibi taşınır. Kıbrıs da çoğu zaman böyledir: Gündelik hayat sürer, ışık değişir, deniz hep aynı yerindedir; ayrıca gökyüzünün en güzel izlenebildiği özel yerlerden biridir—ama yine de bir şey tam olarak netleşmez.
Yusuf Sevinçli’nin, Art Rooms’da açılan aynı başlıklı sergide izleyiciyle buluşan REPUBLIC serisi, tam da bu muğlaklığın diline yaklaşıyor: Açık seçik konuşmuyor, daha çok sustuklarımızın etrafında dolaşıyor. Sevinçli’nin fotoğrafları adayı göstermekten çok, adanın içine sinmiş tanıdık bir hâli görünür kılıyor. Ada, en bilinen mekânlarında bile içeriden bir bakışla yeniden belirirken Kıbrıslılar ve uzun süredir adada yaşayanlar için içselleştirilmiş bir yakınlık duygusu yaratıyor. Serginin izleyiciyle kurduğu ilişki böylece bir hikâye anlatımından ziyade, nostaljiye yaslanmayan, gündelik hayatın içine yerleşmiş bir temasa dönüşüyor. Sanatçının kendi ifadesiyle iş, beyanda bulunmak yerine akıp gidiyor.
Sanatçının fotoğraf pratiği, kanıt üretmekten çok, bir bakış disiplini kuruyor. Büyük format analog üretim, serinin ritmini belirliyor. Görüntü, hızlıca tüketilen bir bilgi olmaktan çıkarak durmayı, yeniden bakmayı ve ayrıntılar içinde düşünmeyi talep eden bir alana dönüşüyor. Direktörlüğünü Oya Silbery’nin üstlendiği REPUBLIC sergisinde, “olay” geri çekildikçe mekân öne çıkıyor. Büyük açıklamaların yerini izler, yüzeyler, ışık, bekleyiş gibi küçük ayrıntıların aldığı sergi, izleyiciyi kesin sonuçlara ulaştırmaktan çok, fotoğrafların içinde sakin ve dikkatli bir izleme hâline davet ediyor.”
Joy Williams’ın yasın, deliliğin, inancın ve hayvani dürtülerin iç içe geçtiği karanlık bir masal anlattığı romanı Diğer Çocuk, Tuğçe Nida Gökırmak’ın çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.
Kirkus Reviews’ın “Nobel Edebiyat Ödülü için sıradaki isim olmalı” dediği Williams, bu romanında aile mitinin zehirli köklerini, mitolojiyle besliyor. Büyünün de gerçeğin de tanımlamaya yetmediği bir “kara büyülü gerçekçilik” romanı Diğer Çocuk. Bir varmış, bir yokmuş diye başlamıyor bu hikâye. Çünkü burada var olan her şey, çoktan çürümeye yüz tuttu.
Bir okyanus. Ortasında bir ada. Adadaki yegâne evde elinden düşürmediği kadehiyle hayalet gibi dolaşan bir kadın: Pearl. Bir budala o; bir azize. Tüm siyahların ve beyazların düğümlendiği kişi. Pearl uyumuyor. Pearl hatırlamıyor. Pearl sadece izliyor. Gördüğü her şeyi içkinin o flu filtresiyle tecrübe ediyor. Kucağındaki, etiyle kemiğiyle kendi oğlu mu? Bilmiyor. Adadaki yetişkinler güvenilir mi? Bilmiyor. Kime ait olduğu belli olmayan çocuklar bir gün büyüyecek mi? Bilmiyor. Ama bildiği bir şey var: Çocukların büyülü vahşiliğini, yetişkinlerin kurallı medeniyetine tercih ediyor.
Sosyal Oyun Sokakta (S.O.S) ekibi, Türkiye’de giderek artan çocuk işçiliği sorununu daha fazla görünür ve tartışılır kılmayı hedefleyen İşçi Değil Çocuk: Sokakta Bir Forum Tiyatrosu isimli yeni projesini hayata geçiriyor.
2023 Şubat Kahramanmaraş depreminden sonra, Clown Me In (Lübnan) ekibinden Sabine Choucair ve Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’ndan (Türkiye) Güray Dinçol öncülüğünde; Clown Without Borders UK (Sınır Tanımayan Palyaçolar) desteğiyle kurulan Sosyal Oyun Sokakta (S.O.S), dezavantajlı topluluklarla dayanışmayı güçlendirmek ve psikososyal destek sağlamak için sosyal clown ile katılımcı tiyatro yöntemini bir araya getiriyor.
Bu yeni proje, çocuk hakları ve insan hakları temelli bir bakış açısını benimserken izleyicilerle doğrudan etkileşim kurmak için Augusto Boal’ın Forum Tiyatrosu tekniğini kullanıyor. İnteraktif performanslar yoluyla seyirci yalnızca gözlemci olmaya değil aynı zamanda müdahil olmaya, sorgulamaya ve çocuk işçiliğine dair gerçekliklere alternatif çözüm yolları hayal etmeye davet ediliyor. Gösterilerde sunulacak senaryolar, sokakta ve farklı işyerlerinde çalışan çocuklarla yapılan görüşmelerden toplanan gerçek hikayelere dayanıyor ve performansların temelini yaşanmış deneyimlerden kuruyor.
CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen projede, performanslar 10 ve 12 Nisan ve 8, 12 ve 14 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da seyircilerle buluşacak ve kamusal mekânları kolektif sorun çözme ve refleks geliştirme platformlarına dönüştürecek.
Proje, tiyatroyu sokaklara taşıyarak, tartışma için erişilebilir ortamlar yaratmayı ve aktif katılım yoluyla kamuyu, normalleşmiş adaletsizlikleri yeniden düşünmeye teşvik etmeyi amaçlıyor. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Yonca Karakaş’ın “IT FROM BIT” başlıklı sergisi 5 Nisan’a kadar Belm’art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Yonca Karakaş, “IT FROM BIT” ile gerçekliğin bilgisel temellerini ve insanın kendi kurduğu anlam dünyasındaki konumunu estetik bir düzlemde tartışmaya açıyor. Çağdaş fiziğin ve varoluş felsefesinin sarsıcı zemininde yükselen sergi, izleyiciyi John Archibald Wheeler’ın enformasyonel ontolojisi ile Martin Heidegger’in varoluşsal analizleri arasında bir yolculuğa davet ediyor. Sergi, Wheeler’ın fiziksel olanın en temelde bilgisel ayrımlardan türediğini savunan “It from Bit” önermesini merkezine alırken; Heidegger’in insanın kendi kurduğu anlam dünyasına düşerek onu doğal sanma eğilimini ifade eden “Verfallenheit” kavramıyla bu yapıyı derinleştiriyor.
Karakaş’ın sanat pratiği, gerçekliği temsil etmek yerine onun nasıl inşa edildiğini görünür kılıyor. Sanatçının üretiminde fotoğraf, artık yalnızca bir kayıt aracı değil; anlamın katmanlaştığı ve oluştuğu bir eşik görevi görüyor. İzleyici, bu görüntüler karşısında pasif bir gözlemci olmaktan çıkarak, anlamı seçen, sabitleyen ve böylece fiziksel gerçekliği (it) bizzat üreten bir fail konumuna yerleşiyor.
Sergide yer alan insan, hayvan ve bitkisel formların iç içe geçtiği hibrit kompozisyonlar, evrimsel süreklilik ile biyopolitik hiyerarşileri aynı düzlemde sorguluyor. Karakaş için dijital manipülasyon, salt bir estetik tercih olmanın ötesinde, gerçekliğin zaten kurulmuş bir yapı olduğunu ifşa eden ontolojik bir müdahale anlamı taşıyor. Sergi, izleyiciye yalnızca bir görsel deneyim sunmakla kalmıyor; onu kendi katılımının ve dünyayı sabitleme biçiminin sorumluluğuyla yüzleştiriyor.
Künye:
1. La Lumiere De Ma Vie, 2025, Pigment prints on Hahnemühle matt fibre, 110 x 77 cm, Edition 1_3+2AP
2. Flour Sack, 2025, Pigment prints on Hahnemühle matt fibre, 120 x 80 cm, Edition 1_3+2AP
3. Home, 2020, C-print and diasec, 120 x 80 cm, Edition 1_3+2AP
4. What I Write, 2024, Pigment prints on Hahnemühle matt fibre, 102 x 110 cm, Edition 1_3+2AP
Kara mizahın üstadı olarak görülen Etgar Keret’in zamanımızda hayatta ve ayakta kalmaya dair yeni öykülerinden oluşan kitabı Selfie Çubuksuz Bir Dünya, Avi Pardo’nun çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.
Otuz üç yeni öyküyü bir araya getiren Selfie Çubuksuz Bir Dünya, paramparça ve problemli gerçekliğimizi şefkat ve ironiyle ele alırken Keret’in sınır tanımayan hayal gücü, fazlasıyla aşina olduğumuz duygu ve durumları coşkulu ve benzersiz bir karnavala dönüştürüyor.
Bu öykülerdekiler; karantinadan çıkmaya can atsalar da dışarıda ne yapacaklarını bilemeyenler, dünyanın sonu gelirken son bir defa zeytin yemekten başka bir şey düşünemeyenler ve dünyada haritasız, rotasız, hepten kayıp halde dolaşan yalnız kalpler…
“Yaşamak dünyanın en kolay şeyi. Hayatta kalabilmekse bambaşka bir hikâye.”