
Aşkın Ercan’ın su, ekoloji ve kent hafızası üzerine odaklanan çalışmalarını bir araya getiren “Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır” sergisi, 13 Haziran-30 Ağustos tarihleri arasında Eldem Sanat Alanı FIRIN’da sanatseverlerle buluşacak.
“Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır” sergisi, Porsuk Çayı çevresinde şekillenen kent dokusunu ve ekosistemi, suyun taşıdığı tarihsel ve kültürel izler üzerinden ele alıyor. Suyun çevresinde dönüşen kent peyzajı ve hafızasını odağına alan sergi; mekâna özgü yerleştirmeler, video çalışmaları, buluntu nesneler ve arşiv fotoğraflarından oluşan kolajların yanı sıra, kolektif hafıza defteri olarak kurgulanan sanatçı kitabını da içeriyor. Bataklık süsenleri, sazlık alanlar, taş yüzeylerde biriken izler ve toprağın taşıdığı katmanlı hafıza aracılığıyla ekolojik bir düşünme alanı açan sergi, su çevresinde gelişen ekosistemlerin kırılganlığına dikkat çekerken, insan ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeyi öneriyor.
13 Haziran’da gerçekleşecek açılış programına Fungistanbul’un canlı performansı eşlik edecek. Müzik ve ses aracılığıyla serginin ekolojik meselelerle kurduğu diyaloğu genişleten performans, izleyicileri ortak bir deneyimde buluşturacak.
SAHA Sürdürülebilirlik Fonu desteğiyle gerçekleşen sergi süresince düzenlenecek söyleşi, atölye ve kamusal etkinlikler aracılığıyla ziyaretçiler, suyun kent belleğindeki yeri, ekolojik dönüşüm ve çevresel hafıza üzerine farklı disiplinlerden üretimlerle bir araya gelme fırsatı bulacak.
İsveçli kült grup The Cardigans, Bayhan Müzik organizasyonuyla gerçekleşecek Live From Fest İstanbul kapsamında 18 Temmuz Cumartesi günü LifePark’ta müzikseverlerle buluşacak.
1990’ların alternatif pop ve indie müzik sahnesine “Lovefool”, “My Favourite Game” ve “Erase/Rewind” gibi hit şarkılarıyla damga vuran İsveçli kült grup The Cardigans, 2006 yılında İstanbul’da verdiği konserin ardından yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez Türkiye’de sahne alacak.
Festivalin yerli sahnesinde ise güçlü vokali ve etkileyici sahne performansıyla geniş bir dinleyici kitlesine sahip Fatma Turgut yer alacak. Rock müziğin sevilen kadın sanatçılarından Fatma Turgut, festivalin dikkat çeken performanslarından birine imza atacak. Günün bir diğer dikkat çekici ismi ise alternatif müziğin yükselen gruplarından Ankara Echoes olacak. Kendilerine özgü tarzları ve yüksek sahne enerjileriyle öne çıkan grup, festival atmosferine güçlü bir performansla eşlik edecek.
Live From Fest İstanbul biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Taner Ceylan’ın küratörlüğünde gerçekleşen Olimpos Sergileri serisinin dördüncü edisyonu “Natürmort”, 12-26 Haziran tarihleri arasında Karaköy’deki Eski Posta Han’da izleyiciyle buluşacak.
2019’da “Olimpos Sergileri I: Portre” ile Sadık Paşa Konağı’nda başlayan seri; “Olimpos Sergileri II: Peyzaj” ile 2021’de Zülfaris Karaköy’de, “Olimpos Sergileri III: Enteriyör” ile 2024’te Karaköy’deki Tarihi Un Değirmeni Binası’nda devam etti. Sanat tarihinin temel konularını merkezine alan beş edisyondan oluşan proje, dördüncü edisyonunda natürmort başlığına odaklanıyor. “Olimpos Sergileri IV: Natürmort”; Ayşe Uluçay, Chorus of Body, Defne Hadiş, Ece Erbil, Hilmican Özdemir, Manolya Çelikler, Onur Kaymak, Özge Akdeniz ve Sinan Orakçı’nın üretimlerini bir araya getiriyor. Taner Ceylan, serginin hazırlık sürecinde sanatçılarla yaklaşık iki yıla yayılan bir mentörlük süreci yürüttü. Bu süreçte sanatçılar, natürmort kavramını kendi pratikleri, araştırmaları ve malzeme tercihleri üzerinden ele aldı.
Klasik anlamıyla nesnelerin temsiline dayanan natürmort, sanat tarihinde gündelik yaşam, zaman, fanilik, sahip olma ve ölüm düşüncesiyle ilişkilenen temel türlerden biridir. Sergi, bu geleneği bugünün sanatçıları aracılığıyla yeniden ele alıyor; nesnelerin, imgelerin ve malzemelerin çağdaş sanat içindeki farklı kullanım biçimlerine odaklanıyor. Sergide resim, heykel, yerleştirme ve farklı mecralara uzanan işler yer alıyor.
Bu yıl sergiye, Karaköy’ün tarihî yapılarından Eski Posta Han ev sahipliği yapıyor. 19. yüzyıl sonu İstanbul mimarisinin önemli örneklerinden biri olan yapı, geçmişte posta, matbaa ve ticaret işlevleriyle ilişkilenen tarihsel kimliğiyle sergi için güçlü bir mekânsal çerçeve sunuyor. Sergi tasarımını ZESA Architecture üstleniyor.
Olimpos Sergileri’nin önceki edisyonlarında olduğu gibi, “Natürmort” sergisine de kapsamlı bir yayın eşlik ediyor. Süreyyya Evren editörlüğünde, Vahit Tuna tasarımı ve Engin Gerçek’in eser reprodüksiyon fotoğrafları ile hazırlanan kitap için kaleme aldıkları metinlerde sanatçılar; Ahmet Rüstem Ekici & Hakan Sorar, Alp İşmen, Ani Çelik Arevyan, Burçak Bingöl, Canan Tolon, Doğu Özgün, Ezgi Kılınçaslan, Hakan Akçura, Ilgın Seymen, İrem Tok, Kaan Fıçıcı, Lara Ögel, Mehmet Ali Boran, Nazan Azeri, Pelda Aytaş ve Sena natürmort kavramını kendi hayatlarında iz bırakan yapıtlara dair yazdıkları metinlerle ele alıyorlar. Sergiyi tamamlayan bu yayın Giuseppe Arcimboldo, Francis Bacon, Vincent van Gogh, René Magritte, Alberto Burri, Claudia Hart, Odilon Redon, Nur Koçak, Ori Gersht, Feyhaman Duran gibi, farklı zamanlarda üretim yapmış pek çok sanatçıya ait natürmort çalışmaları hakkında düşünceleri bir araya getiriyor. “Olimpos Sergileri IV: Natürmort” için hazırlanan kitapta ayrıca sergide eserleri yer alan sanatçılara dair Taner Ceylan’ın yazdığı metinler yer alıyor.
Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde edilen gelir ve bağımsız desteklerle sürdürülen Olimpos Sergileri, her edisyonunda sanat tarihinin temel başlıklarından birine odaklanan bir mentörlük, sergi, yayın ve akademi projesi olarak devam ediyor.
Künye:
1. Onur Kaymak, Tozun Tadı II, 2025, kâğıt üzerine Conté à Paris Pierre Noire, 30 x 42 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
2. Defne Hadiş, Kulis, 2025, tuval üzerine yağlıboya, 50 x 70 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
3. Sinan Orakçı, Natürmort, 2025, tuval üzerine yağlıboya, 80 x 100 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
4. Manolya Çelikler, İzlerim _ Salyangoz, 2026, seramik_porselen üzeri sır, 44 x 32 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
Orhan Pamuk’un kişisel anıları, edebiyat anlayışı ve sanat dünyasına dair düşüncelerini bir araya getirdiği yeni kitabı Kelimeler ve Resimler, 4 Haziran’da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak.
Kelimeler ve Resimler – Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye’de Pamuk, askerlik yıllarından ilk kitabını yayımlama sürecinde yaşadığı zorluklara kadar hayatının farklı dönemlerine dair anılarını ilk kez paylaşıyor. Edebiyat ve resim arasındaki yaratıcı ilişkiyi kendi üslubuyla anlatan yazar, daha önce çeşitli dergi ve yayınlarda yayımlanan yazılarını ise yeniden gözden geçirerek kitap bütünlüğü içinde yeniden kurguluyor.
Bu kitap yalnızca edebiyat değil, kültür ve sanat çevrelerinden birçok önemli isme dair samimi anlatılar da içeriyor. Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi sanatçı ve yazarlarla dostluklarını kaleme alan Pamuk, aile tarihine uzanarak babası Gündüz Pamuk ve Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü olan teyzesi Türkân Rado’ya ilişkin hatıralarını da paylaşıyor.
Kitaptaki bölümlerden biri de “Masumiyet Müzesi”ne ayrılıyor. Pamuk, roman ve müze fikrinin nasıl doğduğunu, yıllar içinde nasıl geliştiğini ve müzenin yaratım sürecini ayrıntılarıyla anlatıyor. Ayrıca dünya çapında ilgi gören Masumiyet Müzesi dizisini de karakterler ve oyuncular üzerinden değerlendiriyor. Kitapta Pamuk’un kişisel arşivinden ilk kez yayımlanan fotoğraflar ve çizimler de yer alıyor. Columbia Üniversitesi’ndeki akademik yaşamından Cannes Film Festivali jüri üyeliğine uzanan geniş bir anlatı dünyası sunan eser, yazarın edebiyat poetikasını anlamak isteyen okurlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Netflix’in yeni yerli dizisi Palas Pandıras’ın çekimlerine başlandı. Yönetmenliğini Selman Nacar’ın üstlendiği dizinin setinden ilk kareler de izleyiciyle buluştu.
Başrollerinde Birkan Sokullu ve Kaan Mirac Sezen’in yer aldığı dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Yasemin Kay Allen, Gökçe Güneş Doğrusöz, Durukan Çelikkaya, Emir Berke Zincidi, Osman Can Bağır, Elif Verit, Lidya Pınar ve Şerif Erol bulunuyor. Senaryosu Selman Nacar ile Alsem Roidi tarafından kaleme alınan dizinin yapımcılığını ise Koray Köse ve Kuyu Films üstleniyor.
Basketbolun rekabet dolu atmosferini güçlü bir yüzleşme hikayesiyle buluşturan Palas Pandıras, kariyeri başlamadan sona eren eski bir basketbolcunun, farklı sorunlarla baş eden beş lise öğrencisiyle birlikte İstanbul şampiyonluğu için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Takımın asi ve yetenekli oyuncusuyla kurduğu ilişki ise onu geçmişi ve hatalarıyla karşı karşıya getiriyor.
Türkiye’nin dört bir yanından gençlerin başvurduğu açık çağrı süreci sonunda Serhat rolünü canlandırmak üzere seçilen Mert Fındıkçı da dizinin kadrosuna dahil olarak ilk oyunculuk deneyimine Palas Pandıras seti ile başladı.
Ali Kazma’nın “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” başlıklı yeni kişisel sergisi 30 Ağustos’a kadar Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
“Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” sergisi, müzenin kurucusu Franz Mayer’in kitapseverlik tutkusuna saygı duruşunda bulunuyor. Yazma eyleminin yaratıcı süreçlerine odaklanan sergi, Ali Kazma’nın dünyaca ünlü yazar ve akademisyen Alberto Manguel ile 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk gibi yazın dünyasının önemli isimlerine odaklanan video çalışmalarını bir araya getiriyor.
Sergide sanatçının 2025 yılında Bozlu Art desteği ile Japonya’nın Nara kentindeki 600 yıllık köklü tarihiyle dünyanın bilinen en eski mürekkep üretimhanelerinden birinde kaydettiği ve ilk kez sanatçının İstanbul Modern’deki “Aklın Manzaraları” başlıklı solo sergisinde gösterilen Sumi adlı video çalışması da izleyicilerle buluşuyor.
13 Haziran 2025-1 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşen, “Aklın Manzaraları”, Kazma’nın 2010’lardan itibaren kitaplar ve yazı üzerine sürdürdüğü araştırmaların çıktılarını içeren video yapıtlarını ve geniş fotoğraf arşivini içeren bir seçkiden oluşuyordu. Sumi’nin yanı sıra Orhan Pamuk'un evine ve arşivine dair ayrıntıları gözler önüne seren Mürekkep Evi ve Sentimental ile Arjantin asıllı yazar ve kitap tarihçisi Alberto Manguel’in kütüphanesinin Portekiz’e taşınma sürecini ele alan Alberto Lizbon’da başlıklı üretimleri de sanatçının Türkiye’de ilk kez gösterilen yapıtları arasında yer alıyordu.
Künye: Ali Kazma, “Sumi”, 2025, senkronize iki kanallı HD video, sesli , 7’ döngü, Sanatçı ve Bozlu Art izniyle
Oscar Lewis’in Meksikalı bir ailenin gerçek yaşam öyküsü üzerinden yoksulluğun kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gözler önüne serdiği romanı Sánchez’in Çocukları, Aslı Perker’in çevirisiyle Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı.
Lewis’in sinemaya da uyarlanan, saha çalışmasına dayanan eseri, “yoksulluk kültürü” kavramının en önemli kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Kitap, yoksulluğu yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil; bireyin kaderine, ilişkilerine ve ruhuna işleyen çok katmanlı bir yaşam deneyimi olarak ele alıyor.
Mexico City’nin arka sokaklarında yaşayan Jesús Sánchez ve dört çocuğu, hayatlarını ilk kez kendi sesleriyle anlatıyor. Öfke, sevgi, utanç, arzu ve hayatta kalma mücadelesiyle şekillenen bu çarpıcı tanıklıklar, bir ailenin hikâyesinin ötesine geçerek modern yoksulluğun insan üzerindeki etkilerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg A.Ş.’nin desteğiyle, 10-24 Haziran tarihleri arasında müzenin sinema fuayesinde ziyaretçileri ilk kez bir VR (sanal gerçeklik) deneyimiyle buluşturacak.
Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın birlikte yazıp yönettikleri VR projesi Gölgezaman, dünya prömiyerini 2023 yılında Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirmesinin ardından Türkiye prömiyerini İstanbul Modern’de yapacak.
Adını, çağımız için türetilmiş yeni bir kelimeden alan Gölgezaman, aynı anda birbiriyle uzlaşması imkânsız iki farklı zamanın içinde yaşama hissini tarif ediyor: Bir çocuk için kahvaltı hazırlarken, onun yaşamı boyunca binlerce yıllık bir çiçek türünün yok olacağını bilmek ya da trafikte işe yetişmeye çalışırken motorunuzdaki yakıtın tarih öncesi canlıların sıkışmış kalıntılarından oluştuğunu fark etmek gibi.
Proje, bu zamansal ve duygusal çelişkileri sanal gerçeklik ve simülasyon teorisi üzerinden keşfe çıkıyor. Sanal dünyada var olmak; iki bedene, dört ele ve iki kalbe sahip olmak, aynı anda iki ayrı dünyada yaşamak anlamına geliyor. İzleyici, bu çift katmanlı dünyanın gizemli rehberi Alma ile birlikte iklim krizi, yas, hafıza ve sanal olanın bir kaçış mı yoksa yeni bir varoluş biçimi mi olduğu üzerine düşünürken, sanal alanı da aynı anda iki yerde ve iki zamanda var olmayı öğrenebileceğimiz bir deneyim alanı olarak keşfediyor.
Gölgezaman’a paralel olarak 11 Haziran Perşembe günü yönetmen Deniz Tortum, araştırmacı Nurten Bayraktar, akademisyen Reşat Fuat Çam ve küratör/yazar Karen Cirillo’nun sanal gerçeklik teknolojisini ve bu kavramı farklı açılardan ele alacağı bir söyleşi düzenleniyor.
Program kapsamında ayrıca Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın kısa deneme filmi Our Ark (2021), 11 ve 18 Haziran Perşembe günleri İstanbul Modern Sinema’da gösterilecek. Film, gezegensel çöküşe karşı bir güvence olarak “yedek kopyalar” yaratma fikrini tekno-ütopyacı bir vizyonun merkezine yerleştiriyor. “Digital Life” adlı şirketin yürüttüğü gerçek bir projeden yola çıkan yapım, yok olma riski taşıyan hayvanların üç boyutlu kopyalarını üreterek dijital bir “Nuh’un Gemisi” yaratma fikrine odaklanıyor. “Gezegeni yedekleme” düşüncesinden hareket eden film, teknoloji, doğa ve gelecek tahayyülü arasındaki kırılgan ilişkiye dair sorular ortaya atıyor.
Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Timurtaş Onan’ın 15 yıla yayılan uzun soluklu çalışmalarına odaklanan fotoğraf kitabı Beyoğlu Eski Yeni yayımlandı.
Timurtaş Onan’ın fotoğraf alanında 40. yılına girerken hazırladığı kitap; bir semtin dönüşümünü belgelerken, kaybolan bir kültürel dokuyu yeniden görünür kılmayı amaçlıyor. Beyoğlu, geçirdiği tüm dönüşümlere rağmen ruhunu koruyan çok katmanlı bir yaşam alanı olmayı sürdürüyor. Onan’ın siyah beyaz fotoğrafları ise bu değişimin içinden geçen insanları, mekânları ve gündelik hayatı güçlü bir görsel anlatıya dönüştürüyor.
Pera merkezli bir bakışla şekillenen Beyoğlu Eski Yeni; semtin tarihi yapılarından pasaj ve hanlarına, kültür kurumlarından sanat merkezlerine, sokaklarından müdavim kafelerine kadar geniş harita çiziyor. Kitapta mekânlar kadar, Beyoğlu’nun kültürel yaşamına yıllarca katkı sunmuş insanlar da yer alıyor: Sanatçılar, oyuncular, Yeşilçam emekçileri, müzisyenler, yazarlar, ressamlar, fotoğrafçılar; şapkacılar, sahaflar, lostracılar, terziler, kürkçüler, kırtasiyeciler, işletmeciler ve semtin kendine özgü karakterleri… Onan’ın kadrajında bu isimler; birer portreden öte, Beyoğlu’nun yaşayan hafızasına dönüşüyor.
Timurtaş Onan’ın fotoğrafları yalnızca mimari dönüşümü belgelemekle kalmıyor; Beyoğlu’nun gündelik ritmini, yalnızlıklarını, taşkınlığını, karşılaşmalarını ve özgürlük hissini de kayıt altına alıyor. İstiklal Caddesi’ni ve Beyoğlu’nun ara sokaklarını arşınlayan kalabalıklar içinden çekilip çıkarılmış anonim yüzler ile semtin ikonik karakterleri yan yana ilerlerken, ortaya İstanbul’un yakın geçmişine dair güçlü bir görsel arşiv çıkıyor.
Kitabın metinlerini kaleme alan Özgür Gezer’in önsözde ifade ettiği gibi Beyoğlu Eski Yeni, “bir semtin değil, bir yaşam tarzının kitabı.” Beyoğlu’nda büyüyenlerin, yolu İstiklal Caddesi’nden geçmiş olanların ve bu semtin hafızasında kendine bir iz bulan herkesin ortak hikâyesine dönüşen çalışma; değişse de ruhunu kaybetmeyen bir semte güçlü bir saygı duruşu niteliği taşıyor.
Latife Tekin’in edebî birikiminin izini süren yazılardan oluşan, Burcu Şahin’in yayına hazırladığı Ormanın İçinde, Toprak Düzeyinde - Latife Tekin Edebiyatı Üzerine Yazılar, Can Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta Onat Kutlar, Nurdan Gürbilek, Gönül Kıvılcım, Osman Damla, Esra Yalçın, Fatih Altuğ, Semih Gümüş, Mustafa Sütlaş, Özlem Öğüt Yazıcıoğlu, Belma Fırat, Esra Dicle, Başak Deniz Özdoğan, Burcu Şahin, Yeşim Tabak, Deniz Gündoğan İbrişim, Mahmut Temizyürek, Gonca Özmen, Pınar Öğünç, Murat Özyaşar, Pelin Özer, Haydar Ergülen, Mehmet Mahsum Oral, Mine Söğüt, Abdullah Ezik, Mesut Varlık ve Dila Keleş’in yazıları yer alıyor.
Onat Kutlar’ın ifadesiyle “toprak düzeyinden ve çok içinden bir bakış” sunuyor, Latife Tekin. Bu bakışı korurken bir yandan da korkusuzca yeni yollar deniyor. Latife Tekin’in kendini tekrar etmeyen yazma biçimi kaynağını, yazma arzusunun sabitlendiği o kara noktadan alıyor. Gölü, toprağı, ağacı, doğayı metnin kendisi gibi gören bir bakış bu. Yeniye ulaşma cesareti gösterirken de –yine doğaya ait olan– aşırılıktan hareket ediyor.