GÜNDEM
  • 07-01-2026

    Pera Müzesi, British Council Koleksiyonu’ndan 29 sanatçının yapıtlarını bir araya getiren “Ortak Duygular” sergisine paralel olarak hazırlanan “Görünmez Bağlar” başlıklı film programını 9 Ocak-8 Şubat arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşturacak.

    İngiliz sinemasının altı önemli yapımını bir araya getirerek görünmeyen ama belirleyici bağların izini süren program; bireyler, kurumlar ve gelecek tahayyülleri arasında kurulan ilişkileri sinemanın farklı anlatı olanakları üzerinden ele alıyor. “Görünmez Bağlar”, Ortak Duygular sergisinin üç bölümlü yapısını izleyerek ve bölüm başlıklarına sadık kalarak “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek” başlıkları altında şekilleniyor. Program, sanatın korunmasından kimliklerin temsil biçimlerine, bireysel hafızadan kolektif gelecek kurgularına uzanan geniş bir düşünsel alan açıyor.

    Programın ilk bölümü “Özeni Korumak”, sanat koleksiyonculuğunun politik boyutlarını ve kurumların özen kavramını hangi pratikler üzerinden ürettiğini mercek altına alıyor. Usta belgeselci Frederick Wiseman’ın National Gallery filmi, Londra’nın en köklü kültür kurumlarından birinin gündelik işleyişini gözlemci kamerasıyla takip ederken, müzeyi hem yaşayan bir organizma hem de kolektif bir öğrenme alanı olarak ele alıyor. Restorasyon süreçlerinden küratoryal tartışmalara uzanan film, sanatın toplumsal rolüne dair temel soruları görünür kılıyor.

    Karen Archy’nin “Toplum tarafından geride bırakılmış birini tanıyor muyum?” sorusundan hareketle şekillenen “Tanıdık Yüzler” bölümü, Britanya sinemasında kadın, kuir ve beyaz olmayan anlatıların izini süren dört filmi bir araya getiriyor. Virginia Woolf’un romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Sally Potter’ın üstlendiği Orlando, kimliğin ve cinsiyetin akışkanlığını yüzyıllara yayılan bir hikâye üzerinden ele alırken; Derek Jarman’ın ölümünden birkaç ay önce tamamlanan filmi Mavi, AIDS’le geçen bir yaşamın içsel tanıklığını tek bir renk alanı ve ses aracılığıyla aktarıyor. Terence Davies’in yarı otobiyografik yapıtı Uzun Günün Sonu, 1950’lerin Liverpool’unda bir çocuğun dünyasını anıların kırılganlığıyla perdeye taşırken; Joy Gharoro-Akpojotor’un ilk uzun metrajı Hayalperestler, göç, aşk ve dayanışma temalarını güncel bir politik bağlamda ele alıyor.

    Programın “Hayali Gelecek” başlığını taşıyan üçüncü bölümü, nesnelerin, teknolojinin ve insan olma hâlinin geleceğine dair spekülatif yaklaşımlara odaklanıyor. Nicolas Roeg imzalı Dünyaya Düşen Adam, David Bowie’nin unutulmaz performansıyla, yabancılaşma, tüketim kültürü ve insanlık hâllerini bilimkurgu anlatısı üzerinden yeniden düşünmeye açıyor.

    ​“Görünmez Bağlar” başlıklı film programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    202
  • 07-01-2026

    Pg Art Gallery, Ceren İren’in “Superposition” başlıklı sergisini 31 Ocak-7 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    “Bal arıları, insanlığın kolektif hafızasında daima bereketin, yeniden doğuşun ve birlikte üretmenin simgesi olarak yer alır. Antik Mısır’da Tanrı Ra’nın gözyaşlarının toprağa düşmesiyle oluştuğuna inanılan bal arıları, insanlığa sunulmuş bir armağandır. Bu mitolojik kökenler ile arı toplumunun kusursuz örgütlülüğü birleştiğinde, bal arıları yalnızca doğanın küçük bir unsuru olmaktan çıkar; toplumsal düzen, dönüşüm ve ortak yaşam üzerine düşünmenin sembolü hâline gelir. 

    Ceren İren, bal arılarının form ve davranışlarının oluşturduğu bu çok katmanlı anlam alanını kendi üretim pratiği içinde yeniden kurar. Kovan onun için bir gözlem alanı olmanın ötesine geçerek üretim biçimini dönüştüren bir kaynak hâline gelir. Arı toplumunun dinamizmi, ortak çalışma düzeni ve özellikle oğul verme sırasında ortaya çıkan örgütlü kümelenme, eserlerin temel izleğini oluşturur. Binlerce bal arısından oluşan oğul, kraliçe etrafında örgütlenip küme hâlinde hareket ederek bulunduğu kovanı terk eder ve konumlandığı yeni yüzeyi bir yığın hâlinde kaplar; bu kolektif davranış biçimi, kovandaki eski düzenin sonlanmasıyla yeni bir yaşamın başlangıcını simgeler.   

    Üretim süreci, kovanın çok aşamalı işleyişini anımsatan ritmik bir yapıya sahiptir. Renkli kâğıtlardan delerek elde ettiği daireleri yüzeye tek tek iğneleyerek, kovan içindeki görev dağılımını çağrıştıran küçük ama süreklilik gerektiren tekrarlar üretir. Bu katmanlı uygulama, arıların nektarı bala dönüştürürken izlediği ardışık sürece benzer biçimde, uzun süreli tekrarların bir bütün oluşturduğu yapısal bir yoğunluğa dönüşür. 

    Superposition hem fiziksel hem de kavramsal düzlemde çoklu hâllerin tek bir form içinde birleşmesini tarif eden bir çakışma ve birliktelik hâlidir. Kendi sınırlarını yitirerek yeni bir bütün oluşturan yoğunlaşmış formlarda, belirsizlik ve eşzamanlılık aynı yüzeyde birlikte var olur. Bu süreçte yüzeyde oluşan dokuda arı ile peteğin ayrımı silinir, ikisi tek bir organizma gibi davranan bütüncül bir yapı hâline gelir. Tıpkı bal arılarının kovandaki tüm boşlukları içgüdüsel bir biçimde doldurma eğilimi gibi, bu çalışmalarda da aynı yoğunlaşma, birikme ve boşluğu yok etme itkisi kendini gösterir. 

    Sergi, arı toplumunun form ve davranışlarının insanın üretme, yeniden konumlanma ve dönüşüm hâlleriyle nasıl kesiştiğini görünür kılar. Yüzeyi kaplayan daireler, iğneler ve petek benzeri örgüler; arıların kolektif yapısının, sanatçının üretim pratiğinde yeniden somutlaşmış hâlidir.”

    0
    0
    178
  • 07-01-2026

    François Dosse’un iki zihnin yaratıcı buluşmasından doğan devrimci fikirlerin ardındaki insan deneyimini incelediği kitabı Gilles Deleuze ve Félix Guattari: Kesişen Hayatlar, Aslı Sümer ve Devrim Çetinkasap’ın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.

    Gilles Deleuze ve Félix Guattari: Kesişen Hayatlar adlı kitap, 20. yüzyıl düşünce tarihinin en çarpıcı ve üretken ortaklığının perde arkasını ilk kez bu denli ayrıntılı biçimde aydınlatıyor. Arşiv belgeleri, mektuplar ve tanıklıklardan yola çıkarak yalnızca entelektüel bir devrimi değil, aynı zamanda kişisel zorlukları, duygusal gerilimleri ve siyasi mücadeleleri de gözler önüne seriyor.

    ​“Deleuze ve Guattari nasıl oldu da bireyselliklerini koruyarak ortak bir ses oluşturabildiler? Bu benzersiz ortaklık hangi kavramların doğmasına yol açtı ve iki düşünürün yaşamlarını nasıl dönüştürdü? Gilles Deleuze’ün felsefi derinliği ile Félix Guattari’nin devrimci psikiyatri pratiği, beklenmedik bir karşılaşma sayesinde buluşarak düşünce tarihinde yeni ufuklar açtı. Bu buluşmadan Anti-Oidipus, Bin Yayla ve Felsefe Nedir? gibi çığır açan eserler doğdu.”

    0
    0
    207
  • 07-01-2026

    Yapımcı Kubi Öztürk, vokalist Alexandra Kimel, filmci ve basçı Simon Baucks ile multi-enstrümantalist Benni Zimmerman’dan oluşan The Guillotines grubu, “pool painted black” isimli ilk şarkısını Tamar Records etiketiyle yayımladı.

    The Guillotines, birbirinden farklı yaratıcı dünyaları tek bir tutarlı sound’da buluşturuyor. Berlin-bazlı grup, şehirlerinin kaos ve düzenini bıçak sırtı bir keskinlik ve yumuşak bir kolaylığın dengesinde yansıtıyor. “pool painted black” şarkısı grubun yolculuğunu atmosferik ve umutlu bir sound ile başlatıyor. Doyumlulukla düşüncelilik arasında bir yerde oturan şarkı, gruptan gelecek diğer şeylere dair de bir işaret niteliği taşıyor ve electronica, blues ile post-rock unsurları arasında bir keşfe çıkıyor.

    “pool painted black” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.

    Künye:
    Şarkı yazarları: Alexandra J. Kimel, Benjamin Zimmermann, Simon Baucks, Kubi Ozturk
    Sözler: Alexandra J. Kimel
    Vokal: Alexandra J. Kimel
    Davul: Benjamin Zimmermann
    Bas Gitar: Simon Baucks
    Gitarlar: Kubi Ozturk
    Synthesizer: Kubi Ozturk
    Yapımcı: Kubi Ozturk
    Kayıt Mühendisleri: Max Rocco Stroux, v/nusian, Low.End.Freq
    Yardımcı Yapımcılar: Max Rocco Stroux, v/nusian, Low.End.Freq
    Davul ve Bas Gitar Düzenleme: Orçun Ayata
    Miksaj: Kubi Ozturk
    Mastering: Orcun Ayata
    ​Şarkı kapağı ve Görsel Tasarım: Seda Yıldırım / Beats Per Plant

    0
    0
    166
  • 07-01-2026

    Alpagut Gültekin için, Ayşe Orhun Gültekin’in küratörlüğünde gerçekleşen, Sarkis’in eserlerinden oluşan “İkil ve Çoğul Alpagut Gültekin için Yapıtlar: Sarkis” başlıklı sergi 7 Şubat tarihine kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.

    “İkil ve Çoğul özel bir sergi: Ayşe Orhun Gültekin’in, Norgunk’un kurulduğu 2002’den beri yayımladığı kitaplar ve süreli yayınlar arasından seçtiği 116 başlık, Sarkis tarafından bu sergi için birer ‘kitap-saat’e dönüştürüldü. Daha önce de kitaplara yalın saat mekanizmaları ekleyerek onları yapıtlaştıran sanatçı, İkil ve Çoğul’da benzer bir süreci bu kez Norgunk’un yaşayan belleği için uyguluyor; 2024 yılında aramızdan ayrılan dostu, Norgunk’un kurucularından Alpagut Gültekin için yayınevinin külliyatını çoğul bir kalp atışı, bir nefes, bir yerleştirme hâline getiriyor.

    Galeri mekânının tamamına yayılarak ziyaretçiyi çevreleyen 116 eserin ortasında ise, Sarkis’in kendi el yazısıyla Norgunk için ürettiği çift taraflı neon bulunuyor. Norgunk’un iki kurucusu Alpagut Gültekin ve Ayşe Orhun Gültekin’in başlattıkları süreç, İkil ve Çoğul’da kendi zamansallıklarını taşıyan ‘kitap-saat’lere dönüşerek yayınevinin belleğini nesneleştiriyor. Kitap-saatler mekânla zamanı, okuma eylemiyle bedeni, okurla izleyiciyi, kitap nesnesiyle saat mekanizmasını birbirlerine eklemlendiriyor ve her okur-izleyicinin zihninde farklı zamanlarda akan düşsel bir kütüphane öneriyor. Ama bilmiyoruz, sonuçta, iki taraf arasındaki bir konuşmanın dibinde oluyor, her ne oluyorsa!”

    Künye:
    1. Sarkis, James Joyce - Ulysses, 2025, Book, clockwork / Kitap, saat mekanizması, 16,5 x 23,5 x 6,5 cm 
    2. Sarkis, Aç Yazı 10, Magazine, clockwork / Dergi, saat mekanizması, 116,5 x 21,5 x 4 cm
    Photo / Fotoğraf- Barış Özçetin

    0
    0
    200
  • 07-01-2026

    Lindsay Powers’ın #UtançsızEbeveynlik hareketinden edindiği binlerce ebeveyn hikâyesini araştırmalarla bir araya getirerek ebeveynlikte “kusursuz” olma çabasının bir yanılsama olduğunu gösterdiği kitabı Utançsız Ebeveynlik: Stressiz ve Yargısız Ebeveynlik Rehberi, Nil Ege Özden Benney’nin çevirisiyle Düşbaz Kitap’tan çıktı.

    Utançsız Ebeveynlik, anne sütü mü, mamayla besleme mi; uyku eğitimi mi, kucakta uyutma mı; sıfır ekran mı yoksa teknolojiden destek almak mı gibi ebeveynleri bölen tartışmalara sağduyulu ve esprili bir bakış açısıyla yaklaşırken çocuğu kreşe gönderme, disiplin sağlamak için yeri geldiğinde “hayır” diyebilme, beslenme alışkanlıklarını kazandırma ya da arada kaçamaklara izin verme, ara ara kendine zaman ayırma ve çocuktan sonra cinsel hayatın akışı gibi toplumun yargılayıcı bakışlarına maruz bırakılan ve utanmamıza sebep olan pek çok meseleyi de tartışıyor.

    ​“Ben iyi bir anne miyim?”, “Çocuğumu yeterince iyi yetiştiriyor muyum?”, “Çocuğumu mutlu edebiliyor muyum?”, “Çocuğumla yeterli ve verimli vakit geçirebiliyor muyum?”, “Çocuğumu sağlıklı besleyebiliyor muyum?”, “Çocuğumu kreşe göndermeli miyim?”, “Çocuğuma ekran açtığımda kötü bir ebeveyn mi oluyorum?”, “Nasıl olur da kendime zaman ayırmak isteyebilirim?” Bu ve benzeri soruların cevabını, her köşe başında bir “uzman”ın ya da sosyal medyada tavsiyeler veren sayısız “kusursuz ebeveyn”in söylediklerinde ya da paylaşımlarında bulmaya çalışırsanız, sadece yetersiz ve yorgun hissedersiniz. Powers deneyimleri odağında ebeveynlere rehberlik ediyor.

    0
    0
    208
  • 06-01-2026

    Salon İKSV’nin 2026 programından açıklanan ilk isimler arasında; The Notwist, Makaya McCraven, Gitkin, Jen Sessions, Selin Sümbültepe’nin yanı sıra +1’in katkılarıyla bar italia, TENDER, The Veils, The Dears ve Zeyne yer alıyor.

    Salon İKSV, 2026 ilkbahar ve sonbahar sezonunda alternatif müziğin sevilen ve yeni isimlerini müzikseverlerle buluşturacak. Program, Londra’nın arka sokaklarından Şikago’nun caz kulüplerine, Kanada indie rock rönesansının kök saldığı sahnelerden Lübnan ve Filistin’e uzanırken güncel sahnenin öne çıkan isimlerini bir araya getiriyor.

    Salon’un 2026 takviminde; +1’in katkılarıyla, Londralı post-punk grubu bar italia, Kanada’nın kendine has indie rock ikonu The Dears, R&B’yi Arap ezgileriyle buluşturan Zeyne, İngiliz indie elektronik müzik ikilisi TENDER ve grotesk ve görkemli indie rock grubu The Veils yer alıyor. Geleneklerine bağlılığını füzyon folk-pop’la aktaran Selin Sümbültepe, Garanti BBVA Uluslararası Caz Günü Konserleri kapsamında mekâna ve ana özgü doğaçlama ritimleriyle Makaya McCraven, müdanasız bir rock & roll ziyafetiyle The Ringo Jets, çöl blues’unun hipnotik melodileriyle Gitkin ve Alman indie rock ve elektronik grubu The Notwist de bu sezon izleyicilerle buluşacak isimler arasında. Programa eklenecek yeni isimler ise yakında duyurulacak.

    ​Biletler Lale Kart üyeleri için 6 Ocak Salı günü saat 10.30’da başlayacak indirimli ön satışların ardından, 7 Ocak Çarşamba günü saat 10.30’da Passo’da genel satışa açılacak. Salon İKSV’nin 2026 programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    241
  • 06-01-2026

    moda sahnesi’nin 2025-2026 sezonunda çıkaracağı yeni oyunu Gonzago’nun Öldürülüşü, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 Ocak’ta sanatseverlerle buluşacak.

    Bulgar oyun yazarı Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü, Shakespeare’nin Hamlet oyunundan hareket ediyor. Gonzago’nun ÖldürülüşüHamlet’teki kralın katil olduğunu ortaya çıkartan oyuncular kumpanyasının Elsinore Sarayı’na gelişiyle başlıyor. Dinleyenle dinlenenin birbirine karıştığı, Danimarka’da çürümüş bir şeylerin olduğunu anlatan Bulgar yazar Nedyalko Yordanov’un iki perdelik komedisinde casuslar, dalkavuklar, geleceği kuranlar ve tiyatro oyuncuları iç içe geçiyor. 

    “Aklını kaybettiği düşünülen Hamlet’in kafasını dağıtsın diye Elsinore Sarayı’na bir tiyatro kumpanyası davet edilir. Onlardan Hamlet için bir oyun oynamaları istenir. İflas etmiş, yerleşik tiyatrolarını kaybettikleri için seyyar tiyatroya dönüşen topluluk, saraya davet edilmeyi yeniden yerleşik tiyatro kurmak için büyük bir şans olarak görür. 

    Bu seyyar tiyatro topluluğunun seçtiği oyuna Hamlet küçük bir ek yapmak istediğini bildirir, topluluk kabul eder.  Ancak Hamlet’in babasının katilini bulmak için bu oyunu krala karşı kullandığını fark etmez. Ve kral oyuna verdiği tepkisiyle katil olduğunu gösterir. Hamlet amacına ulaşmıştır ama oyuncuları kralın hışmından korumaya gücü yetmeyecektir, çünkü ülkesinden uzaklaştırılacaktır.”

    Gonzago’nun Öldürülüşü’nün biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    Künye:
    Çeviren: Hüseyin Mevsim
    Yöneten: Kemal Aydoğan
    Dekor Tasarım: Bengi Günay, Kostüm Tasarım: PCFG, Işık Tasarımı: İrfan Varlı, Afiş Tasarım: İlknur Alparslan 
    Şarkı: Tolga Çebi
    Oyun Fotoğrafları: Orçun Kaya 
    Oyun Videosu: Enes Korkmaz 
    Oynayanlar: Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu, Sevgi Temel
    Dış Ses: Onur Ünsal, Gürsu Gür, Melek Ceylan
    ​Oyun Süresi: 145'

    0
    0
    251
  • 06-01-2026

    Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından “Bursa Tanpınar Yılı” kapsamında düzenlenen, edebiyat dünyasına yeni ve nitelikli eserler kazandırılması hedeflenen Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü için başvurular başladı.

    Ödülün seçici kurulunda Hakan Akdoğan, Murat Cankara, Sibel Irzık, Nuri Sağlam ve Seval Şahin’in yer alıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı (Bursa Kültür) tarafından düzenleniyor. Bursa Kültür’ün kültür ve edebiyat alanındaki üretimi desteklemeye yönelik çalışmalarının önemli bir parçası olan ödül, yeni sesleri Tanpınar’ın izinde buluşturmayı amaçlıyor. Zaman, bellek, şehir, birey ve kültür gibi Tanpınar edebiyatının temel temalarını farklı bakış açılarıyla ele alan romanların değerlendirileceği Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü, çağdaş Türk edebiyatına yeni ve nitelikli eserler kazandırmayı hedefliyor.

    Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü kapsamında başvurular, 1 Mart 2026 tarihine kadar yapılabilecek. Süreç sonunda seçici kurul tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda belirlenecek eserin sahibine 50 bin TL para ödülü verilecek. Başvurunun koşullarına ve ödülle ilgili ayrıntılı bilgilere bursakultursanat.com adresinden ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    252
  • 06-01-2026

    Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un modern klasikler arasında yerini alan romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi 13 Şubat’ta Netflix’te yayımlanacak.

    Çevrildiği 60’tan fazla dilde milyonlarca okura ulaşan romanı ve yüz binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yapan aynı adı taşıyan müzesinin ardından Masumiyet Müzesi, 9 bölümlük ekran uyarlamasıyla 13 Şubat’ta tüm dünya ile aynı anda Netflix’te izleyicilerle buluşacak. Yönetmen koltuğunda Zeynep Günay’ın yer aldığı, senaryosu Ertan Kurtulan tarafından kaleme alınan ve Ay Yapım imzası taşıyan dizinin başrollerinde Selahattin Paşalı ile Eylül Lize Kandemir bulunuyor. Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Oya Unustası, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Gülçin Kültür Şahin ve Ercan Kesal gibi usta isimler yer alıyor.

    ​1970’lerin İstanbul’unda başlayan Masumiyet Müzesi, varlıklı bir ailenin oğlu Kemal ile uzak akrabası Füsun arasında başlayan fırtınalı ilişkiyi, aşkın, mutluluğun, takıntının, özlemin ve kaçırılmış ihtimallerin izinde çok katmanlı bir anlatıyla ekrana taşıyor. 

    0
    0
    460
DAHA FAZLA
Geldanlage