
Terakki Vakfı Sanat Galerisi, Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” başlıklı kişisel sergisini 24 Nisan’ kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
2020 yılında pandemi sebebiyle faaliyetlerine ara veren Terakki Vakfı Sanat Galerisi kapılarını Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” sergisiyle yeniden açtı. Nazlı Pektaş’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, öğrencilerin dijital evrenle olan ilişkisini sanat yoluyla güçlendirmeyi amaçlıyor.
Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” sergisi, bizi soyut yoğunluğun, formun nefes alan bir organizmaya dönüştüğü devingen alanın ortasına bırakıyor. Büyük Selçuklu’nun kozmik nizamı, Anadolu Selçuklu mimarisinin taş üzerindeki matematiksel derinliği ve çininin sırrına mühürlenmiş kadim enerji, Artut’un algoritmik dokunuşuyla hayat buluyor. Sanatçı, tarihsel belleği güncel bir mercekten geçirirken, taşın ve toprağın katı yapısını kodun akışkan doğasında eritmeyi başarıyor.
Geçmişin formlarını taklit etmek yerine, onların ruhunu dijital bir simyayla serbest bırakan sanatçı, geleneksel geometri sanatı birikimini bugünün üretim pratiklerine eklemliyor. Yaratım sürecindeki mutlak otoritesini kodun içine dağıtarak; kuralları koyan fakat nihai sonucu olasılıkların, rastlantısallığın ve makinenin otonom kararlarının ritmine bırakan bir yöntem izliyor. Geleneksel geometrideki sarsılmaz mutlaklık, yerini kod dizinlerinin kendi dilini konuştuğu yeni bir estetik özgürlüğe bırakıyor.
Hal Ebbott’un ihanetin bir ilişkiyi değil, bir düzeni nasıl çökerttiğini anlattığı Dostlar Arasında, Meltem Yılmaz Deniz’in çevirisiyle Holden Kitap’tan çıktı.
Ebbott; sınıfın, gücün ve uzun süreli dostlukların görünmez hiyerarşisini inceliyor bu romanda. Dostlar Arasında, kutlama olarak başlayan bir hafta sonunun, geri dönüşsüz bir kırılmaya dönüşme hikâyesi.
Sonbaharda bir hafta sonu. New York kırsalında konforlu bir kır evi. İki aile. Otuz yılı aşan dostluk. Bir doğum günü kutlaması. Orta yaşın kusursuz görünen tablosu: Birlikte büyümüş kızlar, aynı sofralarda kurulmuş hayatlar, paylaşılan sırlar, alışkanlığa dönüşmüş ritüeller. İçkiler doldurulur. Oyunlar oynanır. Gece uzar. Ama bu hafta sonu küçük bir kayma olur. Dostlar arasında önemsiz gibi görünen bir çatlak belirir. Bir suçlamanın, bir inkârın, bir bakışın ağırlığı bütün dengeleri bozar. Dostlukların altındaki fay hatları görünür olur. Evlilikler, ebeveynlikler, sınıfsal konfor, “biz” diye kurulan o güvenli alan yavaş yavaş çözülür.
SAHA Studio, Temmuz-Aralık arasındaki 12. dönemi için görsel sanatlar alanında çalışan sanatçılara yönelik açık çağrısını duyurdu.
Çok yönlü bir araştırma ve üretim programı olan SAHA Studio, 6 aylık dönem süresince İMÇ’deki mekânlarında üretim alanı ve bütçesi sağladığı sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerini geri bildirim ve ağ geliştirme fırsatlarıyla zenginleştirmeyi hedefliyor. Program süresince sanatçılar, Türkiye’den küratör, araştırmacı ve sanat profesyonellerine ek olarak, yurt dışından gelen SAHA Küratöryel Program davetlileriyle buluşarak pratiklerini değerlendirmeye açma ve yeni profesyonel bağlar kurma imkânı buluyor. Atölye buluşmaları, sergi ve koleksiyon ziyaretleri gibi etkinlikler birlikte öğrenmeyi sağlarken, dönem ortası ve sonunda düzenlenen SAHA Studio Açık buluşmaları sanatçıların projelerine yönelik geri bildirimler almasını ve yeni üretimlerini sunmasını sağlayan bir platform görevi görüyor.
2019’da kurulan SAHA Studio, seçim süreçlerini daha katılımcı hâle getirmek amacıyla iki dönemi kapsayan birer senelik periyotlarda değişen ve program deneyimi olan sanatçılardan oluşan bir ön jürinin desteğini alıyor. Programın geçmiş yedi döneminden birer sanatçıdan oluşan ön jürinin çoğunluk olarak işaret ettiği başvurular, dönem boyunca katılımcılara geribildirim desteği de sağlayan Seçici ve Danışman Kurul tarafından değerlendiriliyor. Hazırlanan kısa listeden aday sanatçılarla yapılan görüşmeler sonunda davet edilen 5 sanatçıda belirli bir mecra ya da yaş kriteri gözetilmezken, sunulan taslak araştırma projesi çerçevesinde sanatçıların SAHA Studio olanaklarından yararlanma potansiyellerine, bireysel ve karşılıklı deneyimleriyle SAHA Studio'da yaratacakları etkileşime ve İstanbul dışından sanatçılara fırsat verilmesine dikkat ediliyor.
SAHA Studio’nun açık çağrısı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Deniz Çeliker’in “Bırakın Ben Bi’ Düşeyim” sergisi ile Türkiye’de yaşayan Rus asıllı sanatçı Tasha Birch’in “Traffic” sergisi 26 Nisan tarihine kadar Barın Han’da sanatseverlerle buluşuyor.
Fotoğraf sanatçısı Deniz Çeliker’in kişisel sergisi “Bırakın Ben Bi’ Düşeyim”, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak doğrudan deneyimin öznesi hâline getiriyor. Sergi, Carl Gustav Jung’un arketip kavramını, modern bağlanma teorileriyle bir araya getirerek, bireyin içsel haritasını mekâna yayılan katmanlı bir deneyime dönüştürüyor. Yedi farklı oda kurgusundan oluşan sergi, doğrusal bir anlatıyı reddediyor. Her bir alan; bir savunma mekanizmasına, bir kırılmaya, bir özleme ya da bir güven arayışına temas ediyor. İzleyici, yalnızca izleyen değil; kendi psikolojik katmanları arasında dolaşan bir varlığa dönüşüyor. Küratörlüğünü Hazal Paftalı’nın üstlendiği sergi, ana sponsor İdilBanu+Partners’ın mekânsal ve yaratıcı desteğiyle düzenleniyor. Fotoğrafın sınırlarını genişleten bu deneyim, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, kendi içsel odalarının kapısını aralamaya davet ediyor.
Multidisipliner sanatçı Tasha Birch’ün kişisel sergisi “Traffic”, bilgiyle yoğunlaşmış çağdaş koşullar altında öz ifadenin otantikliğini sorgulamak ve üzerine düşünmek için bir alan sunuyor. Proje, kimi zaman rahatsız edici, popüler olmayan ya da alışılmış deneyimin sınırlarını aşan durumlarda bile konuşma ihtiyacının içsel zorunluluğuna odaklanıyor. Sanatçının pratiği; yavaşlamanın ve bilinçli bir mevcudiyetin eylemi olarak, söylenmek istenenin duyulması ve ifade edilmesi yönünde bir arayışı yansıtıyor. Sergi, Embracing Ancestors (2021) ve Tales from the Pearl River (2022–2025) serilerinden eserleri bir araya getiriyor. Bu çalışmalarda sanatçı; hafıza, köken ve deneyimin görünmeyen katmanlarıyla kurulan bağı araştırırken, kişisel olanın kolektif olanla, görünür olanın ise hayal edilenle iç içe geçtiği görsel anlatılar oluşturuyor.
Künye:
1-2. Deniz Çeliker
3. Tasha Birch, butterfly with pollen
4. Tasha Birch, embracing ancestors
Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun yazdığı ve yönettiği, Berfu Öngören ve Pınar Tuncegil’in oynadığı A Yüzü ve B Yüzü oyunu 4 Nisan’da İBB Habitat Sahne’de izleyiciyle buluşacak.
Yapımcılığını ve süpervizörlüğünü Evrim Doğan’ın yaptığı A Yüzü ve B Yüzü, günümüz koşullarındaki dünyada, dört farklı kadının karşı karşıya kaldıkları garip durumlarla baş etme hâllerini anlatıyor.
“Bu, A yüzünde iki B yüzünde iki parçanın çaldığı bir albüm. Bu, her oyun oyuncuların kasetin farklı şarkılarını seslendirdiği eril bir albüm. Bu, kadınların bağır çağır şarkılarını söylemekten çekinmediği, hayatlarında yanlış gördüğü şeyleri değiştirmeye kalkıştıkları bir oyun.
Haydi çevir A’yı çevir B’yi dinle farklı yüzleri. Çevir A’yı çevir B’yi şarkılar hep söylendi aksi mümkün değil ki. Çevir A’yı çevir B’yi değişecek belki de dünya tam da istediğin gibi. Çevir A’yı çevir B’yi söylenecek sözler daha söylenmedi ki.”
A Yüzü ve B Yüzü oyunu 4 Nisan’da İBB Habitat Sahne’de, 17 Nisan’da KATS Sahne’de, 30 Nisan DasDas Sahne’de izleyebilirsiniz.
İspanyol Yllana tiyatro topluluğunun fiziksel komedi tarzıyla farklı müzikal türleri bir araya getirdiği The Opera Locos gösterisi 10 ve 11 Nisan’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde sahnelenecek.
1991 yılında kurulan İspanyol tiyatro topluluğu Yllana, 34 yıldan bu yana 41 yapıma imza atarak, çok sayıda ulusal, uluslararası festival programında, farklı sahnelerde, onlarca ülkede milyonlarca seyirciyle buluştu. Joseph O’Curneen ve David Ottone tarafından yaratılan ve yönetilen The Opera Locos, beş sanatçının La Traviata, Madame Butterfly gibi çok bilinen opera klasiklerini Whitney Houston’dan Bob Marley’ye rock ve pop müziğin hitleri ile bir araya getirerek seslendirdiği bir komik opera gösterisi.
Yllana tiyatro topluluğunun fiziksel komedi tarzıyla farklı müzikal türleri bir araya getirdiği The Opera Locos gösterisi Tatlı Ekşi ve Pyramidion iş birliği ile sanatseverler ile buluşmaya hazırlanıyor. Müzik direktörlüğünü Marc Alvarez ve Manuel Coves’in üstlendiği, kostüm ve sahne tasarımı Tatiana de Sarabia’ya, ışık tasarımı ise Pedro Pablo Melendo’ya ait olan gösterinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Arter’in Koç Topluluğu’nun 100. yılında, Koç Holding’in katkılarıyla düzenlediği yeni grup sergisi “Yapım Aşamasında”, 1 Nisan’dan (bugün) itibaren sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği “Yapım Aşamasında” sergisi, kurumun son 15 yılda gerçekleştirdiği sergiler kapsamında desteklediği ve bir kısmını koleksiyonuna kattığı üç yüzü aşkın yapıt arasından seçilen eserleri, bu sergiye özgü yeni üretimlerle bir araya getiriyor. Arter’in yaratıcı süreçlere alan açan üretim tarihini görünür kılan serginin ilk bölümünde 27 sanatçının 39 yapıtı yer alıyor. Serginin Ekim 2026’da ziyarete açılacak ikinci bölümünde, ilk bölümde yer alan eserlerin birçoğu yerini farklı eserlere bırakacak ve bu bağlamda hayata geçirilecek yeni eserler de sergiye dahil edilecek. Sergide; Murat Akagündüz, Volkan Aslan, Can Aytekin, Fatma Bucak, Aslı Çavuşoğlu, Nermin Er, Cevdet Erek, Ayşe Erkmen, İnci Furni, Babak Golkar, Deniz Gül, Eric Hattan, Emre Hüner, Gözde İlkin, Ahmet Doğu İpek, Šejla Kamerić, Esen Karol, Ali Kazma, Lucia Koch, Hans Peter Kuhn, Nuri Kuzucan, Füsun Onur, Yasemin Özcan, Sarkis, Serkan Taycan, Canan Tolon, VOID yer alıyor.
“Yapım Aşamasında”, Arter’in 2010 yılında İstiklâl Caddesi’ndeki ilk binasında başlattığı, Eylül 2019’dan günümüze ise Dolapdere’deki binasında sürdürdüğü sergiler programı kapsamında üretimine destek verdiği ve bir kısmı daha sonra Arter Koleksiyonu’na dahil edilen üç yüzü aşkın yapıt arasından seçilen eserleri, bu sergiye özgü yeni üretimlerle bir araya getiriyor. Yaratıcı süreçlere alan açmak; sanatsal üretimi içeriden bir kavrayışla birlikte deneyimlemek; farklı pratik ve disiplinlerden sanatçıları, kültür-sanat çalışanlarını ve izleyicileri aynı çatı altında buluşturup birlikte öğrenmek, üretmek ve paylaşmakla geçirilen 15 yıllık bir zaman dilimini hatırlamaya açan serginin ilk bölümünde, 27 sanatçının 39 yapıtı yer alıyor. Ekim 2026’da açılacak ikinci bölümde ise, ilk bölüm için seçilen eserlerin birçoğu yerlerini farklı eserlere bırakacak ve sergi için özel olarak üretilmiş olan kimi eserlere yenileri eklenecek.
“Yapım Aşamasında”, geçmiş sergiler kapsamında üretilmiş olan eserleri, Arter’in kurumsal geçmişini de kapsayan bir bağlam içinde bir araya getirip, birlikte yeni sözler, yakınlaşmalar, ortaklaşmalar kurdukları daha geniş bir evrenin içine yerleştirirken, kurumun üretim dağarcığına yenilerini de ekliyor. Arter’in giriş ve -1. katta yer alan galerilerinin yanı sıra çeşitli kamusal alanlarını da kapsamına alan sergi, bina cephesinde başlayıp içeride alt katlara doğru devam eden güzergâhıyla, izleyiciye mekânsal bir deneyim sunmayı hedefliyor. Giriş kat galeride yer alan yapıtlar dünyayla kurduğumuz ilişkiyi iz bırakma, doğanın yeniden kurgulanışı, tarihyazımı gibi temalar etrafında tekrar düşünmeye davet ederken, bir alt kattaki galeri, Arter’in yapım aşamalarını da kendi kapsamına alarak, mimari referanslar taşıyan, kültürel ve mekânsal bellek, uzamın örgütlenmesi, ‘iç’ ile ‘dış’, ‘kamusal’ ile ‘özel’ gibi tema ve kavramların izini süren yapıtlara yer veriyor.
Megan E. Freeman’ın hem bir distopya hem de duygu dolu bir büyüme hikâyesi anlattığı romanı Yalnız, Yağmur Yavaş’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Goodreads Okur Ödülleri En İyi Gençlik Romanı Adayı Yalnız, uyandığında tüm kasabayı terk edilmiş bulan Maddie’nin hikâyesi. Tam da on iki yaşından beklenecek bir kaçamaktı aslında: Maddie, iki en yakın arkadaşıyla gizli bir pijama partisi yapacaktı. Olabilecek en yanlış günü seçtiğini bilemezdi. Uyandığında tüm kasabayı terk edilmiş bulacağını bilemezdi. Elektrik yok, telefon yok, internet yok... kimse yok. Sadece komşunun köpeği George kalmıştı geriye. Bir de o ürkütücü soru: N.e.l.e.r. o.l.u.y.o.r.?
Kimsesiz günler haftalara, haftalar yıllara döndükçe Maddie başının çaresine bakmayı, yiyecek bulmayı, kar suyuyla yıkanmayı, duş borusundan koltuk değneği yapmayı, hatta araba kullanmayı öğrendi; sonrasında bisiklete sadık kalmayı seçse de... Ancak çok güçlü bir düşmanı vardı: Ezici yalnızlık… Sessizlikle konuşsa da annesinin yıllar önce yazdığı kartpostalı cebinde taşısa da George’a sarılsa da zihni susmuyordu: “Bu hayalet kasabada yalnızlığa daha ne kadar dayanabileceksin Maddie?”
Fransız pop-rock sahnesinin önemli isimlerinden Papooz, Blind organizasyonu ve %100 Müzik katkılarıyla 5 Mayıs’ta IF Performance Hall Beşiktaş’ta müzikseverlerle buluşacak.
2015’te yayımladıkları “Ann Wants To Dance” ile dikkatleri üzerine çeken Papooz’un kayıtsız bir neşeyle parlayan bu şarkısı androjen vokali, akışkan melodisi ve saf pop hissiyle kısa sürede kült bir hit’e dönüştü. Papooz’un hikâyesi yaklaşık 15 yıl önce bir konserin uzun kuyruklarında başladı. Ulysse Cottin ve Armand Penicaut’u bir araya getiren şey; şarkı yazımına duydukları ortak tutku, bitmeyen müzik sohbetleri ve gitarla dünyayı yeniden kurma isteğiydi. Beatles’tan Beach Boys’a, Velvet Underground’dan Ry Cooder’a uzanan geniş bir referans havuzu; Kings of Convenience ve The Whitest Boy Alive’ın duygusal pop-rock dengesiyle birleşerek Papooz’un karakteristik sound’unu oluşturdu.
Grup; 2016’daki naif ve DIY ruhlu Green Juice, 2019’da psikedelik ve groove dolu Night Sketches, ve 2022’de daha folk ağırlıklı, dingin ama içten içe huzursuz None Of This Matters Now albümleriyle de pop-rock sahnesinin yenilikçi dalgasında kendilerine sağlam bir yer edindi. Grubun dördüncü albümü RESONATE ise Papooz için hem müzikal hem de duygusal bir dönüm noktasını işaret ediyor. Grup ayrıca 2026 Ocak ayında Papooz & Friends isimli yeni bir albüm yayımlayacak. Kings of Concenivence grubundan Erlend Øye'nin de bulunduğu bu albüm şimdiden heyecanla bekleniyor.
%100 Müzik Sunar: Papooz konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu yenilenen seçkisiyle kalıcı olarak ziyarete açıldı.
Osman Hamdi Bey’den Fikret Mualla’ya uzanan eserler, Türk resminin dönüşümünü Sakıp Sabancı Müzesi’nin yenilenen seçkisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Sakıp Sabancı’nın 1970’li yıllarda oluşturmaya başladığı, yıllar içinde yeni ve ödünç alınan eserlerle zenginleşen koleksiyon, Sabancı Holding’in desteğiyle müzenin modern galerilerinde izleyici karşısına çıkıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan sergi, yalnızca resimleri değil; dönemin görsel kültürünü anlamaya yardımcı olan fotoğraf, kartpostal ve arşiv belgelerini de bir araya getiriyor. Böylece ziyaretçiler, Türk resminin dönüşümünü yalnızca tuvalde değil, dönemin ruhunda da izleme fırsatı buluyor.
Sergi, 19. yüzyıl Osmanlı resminden başlayarak modern Türk resminin gelişimine uzanan bir yolculuk sunuyor. Bu yolculukta askeri okullarda başlayan resim eğitiminin izleri, Osmanlı sarayının sanat üzerindeki etkisi ve akademik sanat eğitiminin ilk yılları gibi önemli dönemeçler ziyaretçilere aktarılıyor. İlk nü çalışmalarından erken dönem sergi etkinliklerine, Avrupa’dan gelen modernist akımların ilk etkilerinden yerel modernizm arayışlarına kadar pek çok başlık, dönemin dikkat çekici eserleri üzerinden ele alınıyor. Sergi, Türk resminin farklı dönemlerde nasıl değiştiğini ve geliştiğini görünür kılıyor.
Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu, farklı kuşaklardan sanatçıları aynı sergi içinde bir araya getirerek Türk resminin gelişim çizgisini gözler önüne seriyor. 19. yüzyıl Osmanlı resminin önde gelen isimleri arasında Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa ve Hoca Ali Rıza yer alıyor. 20. yüzyılın başında yeni bir sanat ortamının oluşmasına katkı sağlayan İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran ve Mihri Müşfik gibi sanatçılar da sergide dikkat çeken isimler arasında. Modern Türk resminin özgün ve deneysel yönünü temsil eden Fikret Mualla, Hale Asaf, Nurullah Berk, Nuri İyem ve Selim Turan gibi sanatçılar ise koleksiyonun farklı estetik arayışlarını ortaya koyuyor. Koleksiyon, İzlenimcilik, Dışavurumculuk ve Kübizm gibi uluslararası sanat akımlarının Türk resmindeki yansımalarını da gözler önüne seriyor.