
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14-20 Eylül tarihleri arasında beşinci kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
Dünyanın dört bir yanından 76 filmi ağırlayacak olan festival, gösterimlerin yanı sıra paneller, söyleşiler ve açık hava etkinlikleriyle sinema coşkusunu tüm kente yayacak. Açılış gecesi 14 Eylül akşamı Ayvalık Belediyesi Büyük Park Amfitiyatro’da gerçekleşecek festivalin açılış filmi ise Pedro Almodóvar’ın bu yıl Cannes Film Festivali ana yarışmasından ödülle dönen yeni yapımı Buruk Noel (Bitter Christmas) olacak.
Dünya festivallerinde ses getiren pek çok yapımı bir araya getiren zengin programda usta yönetmenlerin son çalışmaları dikkat çekiyor. Emin Alper’in Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’ne (Gümüş Ayı) layık görülen yeni filmi Kurtuluş, festivalin en merak edilen yerli yapımları arasında öne çıkıyor. Berlinale’de Altın Ayı kazanan İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar, Paweł Pawlikowski’nin Cannes’da En İyi Yönetmen ödülü alan başyapıtı Ata Yurdu (Fatherland) ve Gregg Araki’nin uzun bir aradan sonra çektiği Seni İstiyorum (I Want Your Sex) programın öne çıkan diğer uluslararası başlıkları arasında yer alıyor. Ayrıca siberpunk türünün kült klasiği Akira da restore edilmiş özel kopyasıyla beyazperdede izleyiciyle buluşacak.
Festival programında yakın zamanda aramızdan ayrılan usta sinemacılar Béla Tarr, Marjane Satrapi ve Kadir İnanır anısına özel gösterimler düzenlenirken, film seansları Rauf Denktaş Kültür Merkezi, Ayvalık Belediyesi Vural Sineması ve Fabrika Ayvalık gibi farklı mekânlara yayılacak. Biletler ise 5 Eylül itibarıyla çıkacak.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali programına buradan ulaşabilirsiniz.
PASAJ İstanbul, 71 sanatçının avuç içine sığacak boyutlarda ürettiği sanatçı kitaplarını bir araya getiren “Small Pains, Great Songs” projesini 5-6 Eylül tarihlerinde Indiecon Hamburg bağımsız yayıncılık fuarında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Small Pains, Great Songs” projesi kişisel sancıların, içsel kırılmaların ve yaratıcı arayışların küçük boyutlu fakat yoğun anlatılara nasıl dönüşebileceğini araştırıyor. PASAJ’ın kurucularından Seçil Yaylalı’nın kavramsallaştırdığı “Small Pains, Great Songs”, sanatçıların kişisel mücadelelerinden ve içsel kırılmalarından beslenen avuç içi boyutundaki sanatçı kitaplarını bir araya getiriyor. Sanatçıları küçük ölçekli kitabı özgür bir ifade alanına dönüştürmeye davet eden proje, sanat ile kişisel acı arasındaki bağı Theodor W. Adorno’nun Minima Moralia’da Heinrich Heine’den esinle yer verdiği “Küçük Acılar, Büyük Şarkılar” düşüncesi üzerinden ele alarak büyük kederlerin minik ve yoğun sanat nesnelerine dönüşme serüvenini sorguluyor.
Sergide her sanatçının en fazla dokuz edisyon hâlinde ürettiği mini kitaplar yer alırken, farklı teknik ve tasarımlarla hazırlanan bu işlerin bir bölümü projenin üretim ortağı Barın Han Cilt Atölyesi ustaları tarafından ciltlendi. 2022 yılından beri Barın Han’da faaliyet gösteren PASAJ İstanbul için bu iş birliği, bulunduğu mekânla doğrudan temas kuran ve yerel üretim kültürünü sanatsal pratiğe dâhil eden yaklaşımın somut bir örneğini oluşturuyor. Ayrıca Seçil Yaylalı ve Zeynep Nur Ayanoğlu fuarın kamusal programı kapsamında “Sticker Making and Urban Activism” başlıklı bir atölye de düzenlenecek.
İlk kez Haziran 2024’te İsviçre’de I Never Read Art Book Fair kapsamında uluslararası izleyiciyle buluşan ve Türkiye’deki ilk kapsamlı sergisi Barın Han’da gerçekleşen “Small Pains, Great Songs”; Basel, İstanbul, Los Angeles, Bodrum, Singapur, Urla, Datça ve Novara’nın ardından Hamburg’a ulaşıyor. Koleksiyon, Indiecon Hamburg’un ardından 14-15 Kasım tarihlerinde Kunstbok Oslo Art Book Fair kapsamında Norveç’te sergilenecek.
Fransız antropolog ve filozof René Girard’ın başyapıtlarından biri olarak görülen, William Shakespeare’in eserlerine yeni bir pencereden bakan çalışması Shakespeare: Haset Tiyatrosu, Türker Körük’ün çevirisiyle Alfa Yayınları’ndan çıktı.
Girard, Shakespeare incelemesine bir yenisini eklerken, alışılagelmiş romantik ve psikolojik yorumları bir kenara bırakarak yazarın insan doğasına dair asıl keşfine, yani “mimetik arzu” ve “haset” kavramlarına odaklanıyor.
Académie française üyesi yazar, Veronalı İki Beyzade’den Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası’na, Julius Caesar’dan Troilus ve Cressida’ya kadar pek çok komedi ve trajediyi incelerken, dostluğu nefrete dönüştüren mimetik rekabetin şeffaf paradoksunu gözler önüne seriyor. Shakespeare’in trajik kahramanlarının “değerler” uğruna değil, birbirlerini taklit ettikleri için aynı nesnelere yönelip çatıştıklarını ve yazarın metinlerinde bizzat kullandığı “haset” kavramının oyunların asıl motoru olduğunu kanıtlıyor.
Akbank Sanat ve BKM iş birliğiyle düzenlenen 36. Akbank Caz Festivali, 26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında İstanbul’un farklı mekânlarında düzenlenecek konserler ve yan etkinliklerle müzikseverlerle buluşacak.
“Şehrin Caz Hali” sloganıyla gerçekleşen festival kapsamında cazın klasik mirasından çağdaş yorumlarına, doğaçlamadan elektronik ve türler arası seslere uzanan geniş bir seçki müzikseverlerle buluşacak. Farklı müzik türlerini içeren geniş yelpazeli programda, 15’ten fazla ülkeden gelen 200’e yakın sanatçının yer aldığı 36 konserin yanı sıra çok yönlü panel, atölye ve ustalık sınıfı etkinlikleri yer alıyor. Akbank Caz Festivali, bu yıl da cazın farklı kuşaklarını, türlerini ve ifade biçimlerini İstanbul’un çeşitli sahnelerinde buluşturan zengin programıyla müzikseverleri kapsamlı bir keşif rotasına davet ediyor. Programda Arturo Sandoval, James Carter, Bugge Wesseltoft, Emin Fındıkoğlu, İmer Demirer, Sibel Köse, Dhafer Youssef, Savina Yannatou, Cochemea ve Nicole Zuraitis gibi cazın usta isimleri; genç caz müzisyenleri, uluslararası sahnenin dikkat çeken temsilcileri, özel tribute projeleri, söyleşi, dinleme kulübü ve çocuk atölyeleriyle birlikte yer alıyor. Festival, cazın sahnedeki enerjisini müziğin hafıza, arşiv, görsel kültür ve eğitimle kurduğu bağlarla birlikte ele alıyor.
36. Akbank Caz Festivali’nin tüm programına buradan ulaşabilirsiniz.
Fiba Salon İKSV, Eylül 2026 - Ocak 2027 dönemini kapsayan yeni sezonunda müzik, edebiyat, tiyatro ve sohbet serilerini aynı sahnede buluşturmaya hazırlanıyor.
Çağdaş cazın avangart tınılarından Londra ve Berlin’in yeraltı kültürüne, Ukrayna halk ezgilerinden Beyoğlu’nun bağımsız müzik mirasına uzanan geniş bir konser seçkisine yer veren Fiba Salon İKSV, yeni sezonda sahnesini tiyatro ve edebiyat gibi farklı disiplinlere de açıyor. Fiba Salon İKSV’nin yeni sezonu, 12 Eylül Cumartesi akşamı çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus konseriyle başlayacak.
Yeni sezonda The Bad Plus, Zeyne, Alex Cameron, TENDER, Grouper, The Notwist, DakhaBrakha, Kiss Facility ve Büyük Ev Ablukada’nın da aralarında bulunduğu isimleri ağırlayacak Fiba Salon İKSV; Salih Bademci ve Bora Akkaş’ın yer aldığı tek kişilik tiyatro gösterilerinin yanı sıra edebiyat buluşmaları ve sohbet serileriyle sezon boyunca müziğin ötesine uzanıyor. Eylül 2026’dan Ocak 2027’ye uzanan yeni sezonunda çağdaş cazın avangart tınılarından Londra ve Berlin’in yeraltı kültürüne, Ukrayna halk ezgilerinden Beyoğlu’nun köklü bağımsız müzik mirasına uzanan geniş bir konser seçkisi sunan Fiba Salon İKSV; İstanbul Tiyatro Festivali’nin Festival Artı etkinlikleri, Ferit Odman’la Caz Kulübü, Mirgün Cabas ile “Hem Evet Hem Hayır”, Didem Bayındır ile “Edebiyat Salonu” ve Eylül Görmüş ile “Kitap Kulübü” gibi farklı disiplinlere yayılan başlıkları da programına taşıyor. Fiba Salon İKSV yeni yıla da Büyük Ev Ablukada’nın üç gecelik retrospektif serisiyle başlıyor. Topluluk, diskografisinin üç ayrı dönemini temsil eden önemli albümlerini sırasıyla canlı çalacak: Full Faça (27 Ocak), Fırtınayt (28 Ocak) ve Defansif Dizayn (29 Ocak). Ayrıca bu sezon hayata geçirilen “Salon Kart” üyeliği biletlerde ve mekân harcamalarında %15 indirim, öncelikli bilet hakkı ve çeşitli ayrıcalıklar sunuyor.
Fiba Salon İKSV’nin programına buradan ulaşabilirsiniz. Etkinliklerinin biletlerini ise Passo üzerinden satın alabilirsiniz.
Fotoğraf: Mete Kaan Özdilek
İran asıllı sanatçı Vahid Danaiefar’ın “Akışkan Korku” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 11 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşacak.
“Akışkan Korku”, korkunun görünür bir tehditten çok, gündelik deneyimin içine sessizce yerleşen bir durum olarak nasıl ortaya çıktığını araştırıyor. Sergi, imge, nesne ve mekân arasındaki ilişkiler üzerinden, tanıdık olana duyulan güvenin nasıl çözülmeye başladığına ve tekinsiz bir nitelik kazandığına odaklanıyor.
İmge, nesne ve mekân arasındaki ilişkileri merkezine alan sergi, Zygmunt Bauman’ın aynı adlı kitabındaki çağdaş toplumda korkunun görünmez, dağınık ve süreğen bir hâl alması fikrinden besleniyor. Bauman’ın güvensizlik ve belirsizlik üzerine kurduğu bu zemin, Freud’un “tekinsiz” kavramıyla kesişerek serginin ana hatlarını belirliyor. Danaiefar; gündelik mekânları, nesneleri ve figürleri bütünüyle yabancılaştırmak yerine, aralarındaki bağları ve anlamları neredeyse fark edilmeyen mikro sapmalarla dönüştürüyor. Özellikle “ev” kavramı, yalnızca fiziksel bir alan olmaktan çıkıp güven duygusunun ve alışkanlıkların çözüldüğü bir eşiğe dönüşüyor.
Resim, video ve yerleştirme medyumlarını bir arada kullanan sanatçı, doğrudan bir olayın hikâyesini anlatmak yerine ardında bıraktığı yankı ve izleri görünür kılıyor. Tanıdık olan varlığını korumaya devam ederken ürettiği güven hissini yitiriyor; böylece korku belirli bir ana indirgenemeyen, gündeliğin dokusuna sızan akışkan bir yapıya kavuşuyor.
Camilla Barnes’ın tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği ilk romanı Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Didar Zeynep Batumlu’nun çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Yıllardır sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Barnes, edebiyata adım attığı bu kitapta okura bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissettirirken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı sunuyor.
Anne babasının bitmek bilmeyen çekişmelerine yıllar boyunca tanıklık etmiş kızlarının gözünden anlatılan roman, üç kuşağın dünyayı birbirinden ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini incelikle ortaya koyuyor. Geçmişe sıkı sıkıya bağlı ebeveynler, onların arasında sıkışıp kalan çocukları ve değişen dünyanın değerleriyle yetişen torunlar... Aynı aileye mensup bu üç kuşak bambaşka diller konuşuyor; sevgiyi, özgürlüğü ve sorumluluğu farklı biçimlerde tanımlıyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden doğaçlama tiyatro ekiplerini İstanbul’da bir araya getirmeye hazırlanan DasDas Doğaçlama Tiyatro Festivali, 4, 5 ve 6 Eylül’de ilk kez tiyatroseverlerle buluşacak.
DasDas Akademi eğitmenleri Kadir Çevik ve Sevda Çevik’in yönetiminde gerçekleşecek festival, üç gün boyunca performanslardan atölyelere uzanan kapsamlı bir programa imza atacak. Ekipler, kendilerine özgü sahne dilleri ve doğaçlama formlarıyla her temsilde o anda doğan, bir daha aynı şekilde tekrarlanmayacak hikâyeleri seyirciyle paylaşacak.
Festival, 4 Eylül Cuma günü gerçekleştirilecek açılışın ardından İstanbul İMPRO ile başlayacak. 5 ve 6 Eylül boyunca DasDas’ın farklı sahnelerinde devam edecek programda Güldürgeç Doğaçlama, Sahne Cosa, ÜçİkiBir Doğaçlama, Oyuncusuz Tiyatro, DO-AR, Oyun Mahalli, Kafa Ütülemeyen Komedya, Doğaçlama Ligi, Deliler Doğaçlama, Oyun İstasyonu, Tikitaka İmpro ve Mahşer-i Cümbüş seyirci karşısına çıkacak.
Festivalin bir diğer ayağını ise doğaçlama tiyatro üzerine düzenlenecek atölyeler oluşturacak. 5 ve 6 Eylül’de gerçekleştirilecek atölyelerde Zeynep Özyurt Tarhan, Koray Tarhan, Emrah Aktürk, Şebnem Telci Dereli, Yiğit Arı, Burak Tamdoğan ve Özgün Aydın katılımcılarla buluşacak.
Doğaçlamanın temel prensiplerinden hiçten tiyatro yaratmaya, üç saniyede öykü kurmaktan uzun form doğaçlamaya; mekân ve nesne kullanımından statü çalışmalarına kadar farklı başlıkların ele alınacağı atölyeler, katılımcılara doğaçlama tiyatronun farklı alanlarını deneyimleme imkânı sunacak.
Gypsy punk akımının dünyadaki en önemli temsilcilerinden Gogol Bordello, Pulse organizasyonuyla 5 Eylül Cumartesi akşamı JJ Arena Ataşehir’de konser verecek. Konserin açılışını ise geleneksel motifleri kendilerine has üslupları ve yüksek tempolarıyla sahneye taşıyan Cümbüş Cemaat yapacak.
Punk’ın asi tavrını Doğu Avrupa ezgileri, keman, akordeon ve vurucu ritimlerle harmanlayan topluluk, solist Eugene Hütz liderliğinde İstanbullu dinleyicilerle buluşacak. New York’un yeraltı kulüplerinden dev festival sahnelerine taşınan Gogol Bordello; göç, kimlik, kültürlerarası kaynaşma ve özgürlük gibi temaları mizahi bir dille, isyanla ve sınırsız bir sahne enerjisiyle birleştiriyor. Müziği kadar dinleyiciyi anında içine çeken patlayıcı performanslarıyla tanınan ekip, sahnede adeta kolektif bir kutlama yaratacak.
Anadolu’nun ilk bienali olan Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali, 20. yılında 10. edisyonuyla 2 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.
“Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi” başlığını taşıyan Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta bir araya getiriyor. Sanat üretiminin sergi açılışından çok önce başladığı süreç odaklı yapısıyla öne çıkan bienalde bu yıl sanatçılar, 2 Eylül’den itibaren kentte, yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte eserlerini üretmeye başlayacak. Sinop’ta üretilen eserlerden oluşan ana sergi ise 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak.
Yerel katılımı, imece temelli üretim modeli ve ulusal ve uluslararası sanatçılarla kurduğu iş birlikleri sayesinde Sinop’u, çağdaş sanatın önemli buluşma noktalarından biri hâline getiren bienal, onuncu edisyonunda da bu mirası geleceğe taşımayı hedefliyor. İlk günden bu yana tek bir başküratör belirlemek yerine farklı isimlerin eşit düzlemde birlikte çalıştığı yatay küratöryel modelini benimseyen Sinopale’nin 10. edisyonunun eş-küratörlüğünü Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve bienalin kurucusu Melih Görgün üstleniyor.
Sinopale 10, çağdaş sanatın ağırlıklı olarak Avrupa merkezli dolaşım ağlarına dayanan yerleşik yapısına alternatif, daha kapsayıcı ve çok merkezli bir yaklaşım benimsiyor. Avrupa’nın yanı sıra Gürcistan, Güney Kore, Kazakistan, Venezuela gibi farklı coğrafyalardan sanatçıları programına dahil eden bienalde, Gürcistan’dan Mariam Natroshvili’nin eş-küratör olarak katılımı da bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu tercih, Sinopale’nin farklı coğrafyalar arasında yeni ilişkiler kurma ve çağdaş sanatın dolaşım kanallarını çeşitlendirme yönündeki iradesini yansıtıyor. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.