
Dublin çıkışlı Bleech 9:3, 1 Ekim akşamı %100 Müzik katkılarıyla Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Son dönemin en hızlı yükselen yeni live gruplarından biri olarak gösterilen Bleech 9:3, kısa sürede İngiltere ve İrlanda alternatif sahnesinde yarattığı güçlü ivme, sold-out konserleri ve underground çevrelerde giderek büyüyen etkisiyle dikkatleri üzerine çekti. Karanlık ama melodik gitar katmanlarını, patlayıcı distorsiyonlarla birleştiren; post-punk, indie rock ve alternatif sound arasında sert geçişler yapan özgün bir sound’a sahip olan grup; Radiohead ve Nirvana gibi efsanelerden, Fontaines D.C. ve Sleep Token gibi modern sahneye uzanan geniş bir referans evreninden besleniyor.
Özellikle bağımlılık, iyileşme ve kişisel dönüşüm temalarını merkezine alan anlatılarıyla Bleech 9:3, sadece müzikal değil aynı zamanda güçlü bir duygusal hikâye de kuruyor. İlk dikkat çeken single’ları “Jacky” ve “Ceiling”, bu estetiğin en çarpıcı örnekleri arasında yer alıyor.
2024 yazında Londra’ya taşınarak yaratıcı merkezlerini büyüten grup, kısa sürede underground sahnede yoğun bir takipçi kitlesi oluşturdu. Brixton ve The Windmill çevresinde şekillenen bu yeni dönem, Bleech 9:3’nin sound’unu ve sahne kimliğini daha da keskinleştirdi.
Bleech 9:3 konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Uluslararası Villa Concordia Sanatçı Programı’na katılan sanatçıların eserlerini bir araya getiren “Concordia Rhapsody” sergisi, 5-28 Haziran tarihleri arasında Anna Laudel İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
Türkiye ile Almanya arasında kurulan sanatsal diyaloğu görünür kılan sergi, farklı disiplinlerden sanatçıları ortak bir üretim zemininin etrafında bir araya getiriyor. Internationale Künstlerhaus Villa Concordia ve Almanya Büyükelçiliği’nin katkılarıyla hayata geçirilen “Concordia Rhapsody”, birey kavramını merkezine alan küratöryel yaklaşımıyla sanatçılar arasındaki etkileşim, karşılaşma ve birlikte düşünme süreçlerine odaklanıyor. Sergi, 2025-2026 döneminde Almanya’nın Bamberg kentindeki Uluslararası Villa Concordia Sanatçı Programı’na katılan sanatçılardan bir seçkiyi izleyiciyle buluştururken, farklı coğrafyalardan gelen sanatçıların üretimlerini ortak bir zeminde bir araya getiriyor.
Sergide, Ardan Özmenoğlu, Beate Passow, Cem Sonel ve Thomas Werner’in eserleri yer alırken, Sinem Altan da projeye müzikal ve performatif katkılarıyla eşlik ediyor. Disiplinlerarası yapısıyla dikkat çeken sergi, sanatın farklı ifade biçimleri arasındaki geçişkenliği vurgulayarak çok katmanlı bir deneyim sunmayı amaçlıyor.
Farklı ifade biçimlerinin kolektif bir anlatıya dönüşme potansiyelini araştıran “Concordia Rhapsody”, izleyiciyi farklılıklar içinde ortaklıklar keşfetmeye davet ediyor. İstanbul’daki gösterimin ardından sergi, Anna Laudel Ankara ve Internationale Künstlerhaus Villa Concordia’da da sanatseverlerle buluşacak.
Künye:
1. Cem Sonel, Schengen Strategy, 2026, P5 LED panel, HD C16L controller, stainless steel, computer code, 32 x 32 x 5.5 cm
2. Thomas Werner, B.F. VI., 2025, Tempera on Canvas, 105 x 100 cm
3. Ardan Özmenoğlu, Bamberg I, 2026, Mixed technique on post it notes, 100 x 70 cm
4. Beate Passow, Cotton and synthetic fibre, MeToo, 2022, Textile Works, 260h x 164cm
Çağdaş Japon edebiyatı yazarlarından Banana Yoshimoto’nun yas, yalnızlık ve yeniden hayata tutunma üzerine kurulu kült romanı Mutfak, Ahmet Can Aşkın’ın çevirisiyle Beyaz Baykuş tarafından Türkçede yeniden yayımlandı.
Banana Yoshimoto, bu kitapla The Independent on Sunday tarafından “genç Japonya’nın sesi” olarak anıldı. Mutfak, annelik, kayıp, dönüşüm, aşk ve trajedinin iç içe geçtiği iki anlatıyı bir araya getiriyor. İlk kez 1987’de yayımlandığında Japonya’nın en prestijli edebiyat ödüllerini kazanan eser, bir yılı aşkın süre çok satanlar listelerinin zirvesinde kaldı ve milyonlarca okura ulaştı.
Roman, anneannesinin ölümünün ardından yalnız kalan Mikage Sakurai’nin hikâyesi üzerinden; kayıp, aidiyet ve aile kavramını farklı bir bakışla ele alıyor. “Bu dünyada en sevdiğim yerin mutfak olduğunu düşünüyorum” cümlesiyle açılan kitap, mutfakları yalnızca bir mekân değil; iyileşmenin, yakınlığın ve yeniden başlamanın sembolü hâline getiriyor.
Aşkın Ercan’ın su, ekoloji ve kent hafızası üzerine odaklanan çalışmalarını bir araya getiren “Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır” sergisi, 13 Haziran-30 Ağustos tarihleri arasında Eldem Sanat Alanı FIRIN’da sanatseverlerle buluşacak.
“Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır” sergisi, Porsuk Çayı çevresinde şekillenen kent dokusunu ve ekosistemi, suyun taşıdığı tarihsel ve kültürel izler üzerinden ele alıyor. Suyun çevresinde dönüşen kent peyzajı ve hafızasını odağına alan sergi; mekâna özgü yerleştirmeler, video çalışmaları, buluntu nesneler ve arşiv fotoğraflarından oluşan kolajların yanı sıra, kolektif hafıza defteri olarak kurgulanan sanatçı kitabını da içeriyor. Bataklık süsenleri, sazlık alanlar, taş yüzeylerde biriken izler ve toprağın taşıdığı katmanlı hafıza aracılığıyla ekolojik bir düşünme alanı açan sergi, su çevresinde gelişen ekosistemlerin kırılganlığına dikkat çekerken, insan ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeyi öneriyor.
13 Haziran’da gerçekleşecek açılış programına Fungistanbul’un canlı performansı eşlik edecek. Müzik ve ses aracılığıyla serginin ekolojik meselelerle kurduğu diyaloğu genişleten performans, izleyicileri ortak bir deneyimde buluşturacak.
SAHA Sürdürülebilirlik Fonu desteğiyle gerçekleşen sergi süresince düzenlenecek söyleşi, atölye ve kamusal etkinlikler aracılığıyla ziyaretçiler, suyun kent belleğindeki yeri, ekolojik dönüşüm ve çevresel hafıza üzerine farklı disiplinlerden üretimlerle bir araya gelme fırsatı bulacak.
İsveçli kült grup The Cardigans, Bayhan Müzik organizasyonuyla gerçekleşecek Live From Fest İstanbul kapsamında 18 Temmuz Cumartesi günü LifePark’ta müzikseverlerle buluşacak.
1990’ların alternatif pop ve indie müzik sahnesine “Lovefool”, “My Favourite Game” ve “Erase/Rewind” gibi hit şarkılarıyla damga vuran İsveçli kült grup The Cardigans, 2006 yılında İstanbul’da verdiği konserin ardından yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez Türkiye’de sahne alacak.
Festivalin yerli sahnesinde ise güçlü vokali ve etkileyici sahne performansıyla geniş bir dinleyici kitlesine sahip Fatma Turgut yer alacak. Rock müziğin sevilen kadın sanatçılarından Fatma Turgut, festivalin dikkat çeken performanslarından birine imza atacak. Günün bir diğer dikkat çekici ismi ise alternatif müziğin yükselen gruplarından Ankara Echoes olacak. Kendilerine özgü tarzları ve yüksek sahne enerjileriyle öne çıkan grup, festival atmosferine güçlü bir performansla eşlik edecek.
Live From Fest İstanbul biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Taner Ceylan’ın küratörlüğünde gerçekleşen Olimpos Sergileri serisinin dördüncü edisyonu “Natürmort”, 12-26 Haziran tarihleri arasında Karaköy’deki Eski Posta Han’da izleyiciyle buluşacak.
2019’da “Olimpos Sergileri I: Portre” ile Sadık Paşa Konağı’nda başlayan seri; “Olimpos Sergileri II: Peyzaj” ile 2021’de Zülfaris Karaköy’de, “Olimpos Sergileri III: Enteriyör” ile 2024’te Karaköy’deki Tarihi Un Değirmeni Binası’nda devam etti. Sanat tarihinin temel konularını merkezine alan beş edisyondan oluşan proje, dördüncü edisyonunda natürmort başlığına odaklanıyor. “Olimpos Sergileri IV: Natürmort”; Ayşe Uluçay, Chorus of Body, Defne Hadiş, Ece Erbil, Hilmican Özdemir, Manolya Çelikler, Onur Kaymak, Özge Akdeniz ve Sinan Orakçı’nın üretimlerini bir araya getiriyor. Taner Ceylan, serginin hazırlık sürecinde sanatçılarla yaklaşık iki yıla yayılan bir mentörlük süreci yürüttü. Bu süreçte sanatçılar, natürmort kavramını kendi pratikleri, araştırmaları ve malzeme tercihleri üzerinden ele aldı.
Klasik anlamıyla nesnelerin temsiline dayanan natürmort, sanat tarihinde gündelik yaşam, zaman, fanilik, sahip olma ve ölüm düşüncesiyle ilişkilenen temel türlerden biridir. Sergi, bu geleneği bugünün sanatçıları aracılığıyla yeniden ele alıyor; nesnelerin, imgelerin ve malzemelerin çağdaş sanat içindeki farklı kullanım biçimlerine odaklanıyor. Sergide resim, heykel, yerleştirme ve farklı mecralara uzanan işler yer alıyor.
Bu yıl sergiye, Karaköy’ün tarihî yapılarından Eski Posta Han ev sahipliği yapıyor. 19. yüzyıl sonu İstanbul mimarisinin önemli örneklerinden biri olan yapı, geçmişte posta, matbaa ve ticaret işlevleriyle ilişkilenen tarihsel kimliğiyle sergi için güçlü bir mekânsal çerçeve sunuyor. Sergi tasarımını ZESA Architecture üstleniyor.
Olimpos Sergileri’nin önceki edisyonlarında olduğu gibi, “Natürmort” sergisine de kapsamlı bir yayın eşlik ediyor. Süreyyya Evren editörlüğünde, Vahit Tuna tasarımı ve Engin Gerçek’in eser reprodüksiyon fotoğrafları ile hazırlanan kitap için kaleme aldıkları metinlerde sanatçılar; Ahmet Rüstem Ekici & Hakan Sorar, Alp İşmen, Ani Çelik Arevyan, Burçak Bingöl, Canan Tolon, Doğu Özgün, Ezgi Kılınçaslan, Hakan Akçura, Ilgın Seymen, İrem Tok, Kaan Fıçıcı, Lara Ögel, Mehmet Ali Boran, Nazan Azeri, Pelda Aytaş ve Sena natürmort kavramını kendi hayatlarında iz bırakan yapıtlara dair yazdıkları metinlerle ele alıyorlar. Sergiyi tamamlayan bu yayın Giuseppe Arcimboldo, Francis Bacon, Vincent van Gogh, René Magritte, Alberto Burri, Claudia Hart, Odilon Redon, Nur Koçak, Ori Gersht, Feyhaman Duran gibi, farklı zamanlarda üretim yapmış pek çok sanatçıya ait natürmort çalışmaları hakkında düşünceleri bir araya getiriyor. “Olimpos Sergileri IV: Natürmort” için hazırlanan kitapta ayrıca sergide eserleri yer alan sanatçılara dair Taner Ceylan’ın yazdığı metinler yer alıyor.
Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde edilen gelir ve bağımsız desteklerle sürdürülen Olimpos Sergileri, her edisyonunda sanat tarihinin temel başlıklarından birine odaklanan bir mentörlük, sergi, yayın ve akademi projesi olarak devam ediyor.
Künye:
1. Onur Kaymak, Tozun Tadı II, 2025, kâğıt üzerine Conté à Paris Pierre Noire, 30 x 42 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
2. Defne Hadiş, Kulis, 2025, tuval üzerine yağlıboya, 50 x 70 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
3. Sinan Orakçı, Natürmort, 2025, tuval üzerine yağlıboya, 80 x 100 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
4. Manolya Çelikler, İzlerim _ Salyangoz, 2026, seramik_porselen üzeri sır, 44 x 32 cm, fotoğraf_ Studio Majo _ Engin Gerçek
Orhan Pamuk’un kişisel anıları, edebiyat anlayışı ve sanat dünyasına dair düşüncelerini bir araya getirdiği yeni kitabı Kelimeler ve Resimler, 4 Haziran’da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak.
Kelimeler ve Resimler – Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye’de Pamuk, askerlik yıllarından ilk kitabını yayımlama sürecinde yaşadığı zorluklara kadar hayatının farklı dönemlerine dair anılarını ilk kez paylaşıyor. Edebiyat ve resim arasındaki yaratıcı ilişkiyi kendi üslubuyla anlatan yazar, daha önce çeşitli dergi ve yayınlarda yayımlanan yazılarını ise yeniden gözden geçirerek kitap bütünlüğü içinde yeniden kurguluyor.
Bu kitap yalnızca edebiyat değil, kültür ve sanat çevrelerinden birçok önemli isme dair samimi anlatılar da içeriyor. Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi sanatçı ve yazarlarla dostluklarını kaleme alan Pamuk, aile tarihine uzanarak babası Gündüz Pamuk ve Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü olan teyzesi Türkân Rado’ya ilişkin hatıralarını da paylaşıyor.
Kitaptaki bölümlerden biri de “Masumiyet Müzesi”ne ayrılıyor. Pamuk, roman ve müze fikrinin nasıl doğduğunu, yıllar içinde nasıl geliştiğini ve müzenin yaratım sürecini ayrıntılarıyla anlatıyor. Ayrıca dünya çapında ilgi gören Masumiyet Müzesi dizisini de karakterler ve oyuncular üzerinden değerlendiriyor. Kitapta Pamuk’un kişisel arşivinden ilk kez yayımlanan fotoğraflar ve çizimler de yer alıyor. Columbia Üniversitesi’ndeki akademik yaşamından Cannes Film Festivali jüri üyeliğine uzanan geniş bir anlatı dünyası sunan eser, yazarın edebiyat poetikasını anlamak isteyen okurlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Netflix’in yeni yerli dizisi Palas Pandıras’ın çekimlerine başlandı. Yönetmenliğini Selman Nacar’ın üstlendiği dizinin setinden ilk kareler de izleyiciyle buluştu.
Başrollerinde Birkan Sokullu ve Kaan Mirac Sezen’in yer aldığı dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Yasemin Kay Allen, Gökçe Güneş Doğrusöz, Durukan Çelikkaya, Emir Berke Zincidi, Osman Can Bağır, Elif Verit, Lidya Pınar ve Şerif Erol bulunuyor. Senaryosu Selman Nacar ile Alsem Roidi tarafından kaleme alınan dizinin yapımcılığını ise Koray Köse ve Kuyu Films üstleniyor.
Basketbolun rekabet dolu atmosferini güçlü bir yüzleşme hikayesiyle buluşturan Palas Pandıras, kariyeri başlamadan sona eren eski bir basketbolcunun, farklı sorunlarla baş eden beş lise öğrencisiyle birlikte İstanbul şampiyonluğu için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Takımın asi ve yetenekli oyuncusuyla kurduğu ilişki ise onu geçmişi ve hatalarıyla karşı karşıya getiriyor.
Türkiye’nin dört bir yanından gençlerin başvurduğu açık çağrı süreci sonunda Serhat rolünü canlandırmak üzere seçilen Mert Fındıkçı da dizinin kadrosuna dahil olarak ilk oyunculuk deneyimine Palas Pandıras seti ile başladı.
Ali Kazma’nın “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” başlıklı yeni kişisel sergisi 30 Ağustos’a kadar Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
“Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” sergisi, müzenin kurucusu Franz Mayer’in kitapseverlik tutkusuna saygı duruşunda bulunuyor. Yazma eyleminin yaratıcı süreçlerine odaklanan sergi, Ali Kazma’nın dünyaca ünlü yazar ve akademisyen Alberto Manguel ile 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk gibi yazın dünyasının önemli isimlerine odaklanan video çalışmalarını bir araya getiriyor.
Sergide sanatçının 2025 yılında Bozlu Art desteği ile Japonya’nın Nara kentindeki 600 yıllık köklü tarihiyle dünyanın bilinen en eski mürekkep üretimhanelerinden birinde kaydettiği ve ilk kez sanatçının İstanbul Modern’deki “Aklın Manzaraları” başlıklı solo sergisinde gösterilen Sumi adlı video çalışması da izleyicilerle buluşuyor.
13 Haziran 2025-1 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşen, “Aklın Manzaraları”, Kazma’nın 2010’lardan itibaren kitaplar ve yazı üzerine sürdürdüğü araştırmaların çıktılarını içeren video yapıtlarını ve geniş fotoğraf arşivini içeren bir seçkiden oluşuyordu. Sumi’nin yanı sıra Orhan Pamuk'un evine ve arşivine dair ayrıntıları gözler önüne seren Mürekkep Evi ve Sentimental ile Arjantin asıllı yazar ve kitap tarihçisi Alberto Manguel’in kütüphanesinin Portekiz’e taşınma sürecini ele alan Alberto Lizbon’da başlıklı üretimleri de sanatçının Türkiye’de ilk kez gösterilen yapıtları arasında yer alıyordu.
Künye: Ali Kazma, “Sumi”, 2025, senkronize iki kanallı HD video, sesli , 7’ döngü, Sanatçı ve Bozlu Art izniyle
Oscar Lewis’in Meksikalı bir ailenin gerçek yaşam öyküsü üzerinden yoksulluğun kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gözler önüne serdiği romanı Sánchez’in Çocukları, Aslı Perker’in çevirisiyle Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı.
Lewis’in sinemaya da uyarlanan, saha çalışmasına dayanan eseri, “yoksulluk kültürü” kavramının en önemli kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Kitap, yoksulluğu yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil; bireyin kaderine, ilişkilerine ve ruhuna işleyen çok katmanlı bir yaşam deneyimi olarak ele alıyor.
Mexico City’nin arka sokaklarında yaşayan Jesús Sánchez ve dört çocuğu, hayatlarını ilk kez kendi sesleriyle anlatıyor. Öfke, sevgi, utanç, arzu ve hayatta kalma mücadelesiyle şekillenen bu çarpıcı tanıklıklar, bir ailenin hikâyesinin ötesine geçerek modern yoksulluğun insan üzerindeki etkilerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.