
Celine Topsakal kuruculuğunda hayata geçen Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi”, 14 Haziran’da T. Melis Golar küratörlüğünde Tekirdağ’da yer alan Barbare Bağları’nda açılıyor.
Sanatçıları üzüm bağlarında yapıtlar üretmeye davet eden sergi, bir önceki dönemde Barbare Bağları’nın manzarası, sınırları ve konumunu anlamaya yönelik çalışmalara odaklandı. “Temas Bölgesi” sergisinde bu kez sanatçılar, bağlara daha sistematik ve araştırmacı bir bakışla yaklaşarak; dürbün yerine mikroskobu ellerine alıyor toprağın, organizmaların, üzümün ve tüm bu simbiyotik ilişkilerin işleyişini gözlemliyor, dikkat aralıklarını derinleştiriyor. Barbare Bağları’nın yüzeyinde değil, damarlarında dolaşarak hissedilmeyeni işitmeye, düzenin altında işleyen sistemleri görünür kılmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın odağında gezegeni yaşayan bir beden olarak algılayan Gaia Hipotezi yer alıyor. Dünyayı yaşayan bir sistem olarak ele alan hipotez, atmosferi, yer kabuğunu, bitkileri, hayvanları, insanı birbirine bağlı bir bütünlük içinde bir organizma gibi düşünüyor. Canlı ve cansız ayrımı ortadan kaldıran yaşamı parçalar arasında akan bir ilişkiler ağı olarak düşünen hipotez sanatçıların da çıkış noktasını oluşturuyor.
Sergideki sanatçılar arasında; A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire, Yasemin Özcan yer alıyor.
Fotoğraf: Fatih Yılmaz
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) ortaklığında düzenlenen “Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” başlıklı sergi, 20 Eylül’e kadar Metrohan’ın üçüncü katında sanatseverlerle buluşuyor.
“Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” sergisi, Süleymaniye ve Zeyrek mahallelerinin 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesine temel olan ahşap konut dokusunu ve 50 yıllık belgeleme serüvenine odaklanıyor. Disiplinlerarası bir yaklaşımla hazırlanan sergi, iki tarihî alanın ortak kimliğini yaşayan dinamiklerini “mirastan öğrenme” temasıyla uluslararası bir platforma taşıyor.
“Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” sergisinin çıkış noktasında, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün 1977-1981 yılları arasında Darmstadt Teknik Yüksekokulu, Karlsruhe Üniversitesi, Tübingen Üniversitesi ve İTÜ öğrencileriyle birlikte Zeyrek’te gerçekleştirdiği saha çalışmaları yer alıyor. Bugün kent morfolojisindeki değişimler nedeniyle iki ayrı alan gibi algılanan Zeyrek ve Süleymaniye, sergi kapsamında yaklaşık 50 yıllık belgeleme geçmişi üzerinden yeniden tek bir bütün olarak ele alınıyor. Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde kurgulanan sergi, araştırmacıların ses ve video kayıtlarıyla zenginleşen kentsel doku analizlerinden sokaktaki gündelik yaşamın izlerine, yapı hikâyelerini somutlaştıran titiz rölöve ve maketlerden 1:1 ölçekli ahşap mimari detaylara kadar uzanan beş ana eksen üzerinden ziyaretçilerini kapsamlı bir yolculuğa çıkarıyor. İstanbul’un çok katmanlı mirasını ve toplumsal hafızadaki yerini bir dönemin akademik belgeleriyle sunan serginin, ilerleyen dönemde Almanya’ya da taşınarak uluslararası bir kitleyle buluşması hedefleniyor.
Amitava Kumar’ın bir ülkenin hafızasını, bir ailenin hikâyesinde yeniden yazdığı romanı Sevgili Hayatım, Niran Elçi’nin çevirisiyle Delidolu Yayınları’ndan çıktı.
Kumar; okura hatırlamanın, anlatmanın ve yaşamanın birbirine karıştığı bir hikâye sunuyor. Hindistan’ın küçük bir köyünde başlayan bir hayat. Jadunath Kunwar’ın hikâyesi, sıradanlığın içine gizlenmiş büyük kırılmalarla şekilleniyor. Köyünden üniversiteye, oradan tarih kürsülerine uzanan bu yolculuk; aşk, evlilik, kayıplar ve kabullenmelerle örülürken, aynı zamanda bir ülkenin dönüşümüne de tanıklık ediyor.
Jadu’nun hayatı yalnızca kendi seçimlerinin değil, Hindistan’ın bağımsızlığından ölünmesine, kast sisteminin gölgesinden modern şehirlere uzanan büyük tarihsel akışın içinde biçimleniyor. Ama hikâye burada bitmiyor. Yıllar sonra sözü devralan kızı Jugnu, babasının izinden ama onunla aynı yoldan yürümeyen bir hayat kuruyor. Gazeteci olarak dünyanın başka bir coğrafyasında, başka bir hızda yaşayan Jugnu, geçmişi yeniden kuruyor; babasının sessiz kaldığı yerleri konuşulur hâle getiriyor.
Pop/folk dünyasının özgün isimlerinden Tanita Tikaram, 1 Aralık’ta Stagepass organizasyonuyla Zorlu PSM’de sahne alacak.
“Twist in My Sobriety”, “Good Tradition” gibi hitlere imza atan, pop ve folk arasında kendine has bir dil kuran İngiliz şarkıcı/söz yazarı Tanita Tikaram, konserde hem klasikleşmiş parçaları hem de 2025’te yayımlanan son albümü LIAR (Love Isn’t a Right)’tan bir seçkiyle sahnede olacak.
Henüz 18 yaşındayken yayımladığı Ancient Heart albümüyle uluslararası ölçekte büyük bir çıkış yakalayan Tikaram, kısa sürede döneminin en özgün seslerinden biri hâline geldi. 1980’lerin sonu ve 90’ların başındaki bağımsız ruhu yansıtan şarkılarıyla kadın müzisyenlere dair kalıplaşmış algıları yıkan sanatçı; güçlü yorumu ve sahne duruşuyla dikkat çekti. Dünya çapında 4 milyondan fazla satış elde eden bu ilk albüm, uzun soluklu bir kariyerin başlangıcı oldu. Ardından gelen The Sweet Keeper (1990), Lovers in the City (1995) ve Closer to the People (2016) gibi albümlerle müzikal üretimini genişleten Tikaram, dokuz stüdyo albümüne yayılan kariyeri boyunca kişisel, duygusal ve toplumsal temaları bir arada işledi. 2025’te yayımlanan son albümü LIAR (Love Isn’t a Right) ise, sanatçının erken dönem işlerinin ruhunu bugünün birikimiyle buluşturuyor ve daha sade, güçlü bir anlatım sunuyor.
Tanita Tikaram konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Pg Art Gallery, Aysun Bozuklu’nun “Akışkan Gelecek” başlıklı sergisini 20 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Aysun Bozuklu’nun resimleri, zamanın doğrusal akışını yitirdiği ve mekânın içinde yoğunlaşarak katmanlaştığı bir evreni ele alıyor. Sergi, insanlığın alışık olduğu ölçülebilir, bölünebilir ve ileriye doğru ilerleyen zaman anlayışından uzaklaşarak alternatif bir zamansallık üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu kurguda zaman, ilerleyen bir çizgi olmaktan çıkıyor; biriken, yoğunlaşan ve mekânın içinde katmanlaşan bir yapıya dönüşüyor. Mekân ise bu yoğunlaşmanın taşıyıcısı hâline geliyor.
Resimlerindeki şehirler, geleceğe ait olmalarına rağmen eski görünüyor. Çünkü burada zaman geçmiş üretmiyor; yüzeylerde biriken bir yoğunluk olarak varlık gösteriyor. Yapılar bu nedenle aşınma, oluşum ve çözülme gibi farklı durumları aynı anda bünyesinde barındırıyor. Bu katmanlı yapı içerisinde, kente ait endüstriyel unsurlar da alışıldık işlevlerinden uzaklaşarak başka bir varoluş biçimine evriliyor. Boru sistemleri, taşıyıcı yüzeyler ve yapısal elemanlar fiziksel bir dolaşımı değil, zamanın kendisini taşıyan yapılara dönüşüyor. Mekân sabitliğini kaybediyor; zamanın içinde çözülerek geçirgen ve değişken bir organizmaya dönüşüyor. Doğa bu evrende büyüyen değil, hatırlayan bir yapı olarak ele alınıyor. Bitkiler toprağa bağlı bir gelişim göstermek yerine zamanın katmanlarını yararak yüzeye çıkıyor. Renk ve ışık da benzer şekilde hareket etmiyor; yayılmak yerine yoğunlaşıyor ve sabitleniyor. Böylece doğanın döngüsel yapısı da yeniden düşünmeye açılıyor.
Künye:
1. Respira mechina acrylic on canvas 130x130 cm
2. Ma Eda, acrylic on canvas 160 x 130
3. Pipe line city acrylic on canvas 190x150
4. Neon infrastructure acrylic on canvas 170 x 120
Lim Sunwoo’nun görülmeyen, ifade edilemeyen, açıklanamayan duyguları keşfeden sekiz fantastik öyküsünden oluşan ilk öykü kitabı Hayaletin Kalbi, Tayfun Kartav’ın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Komik ve düşünceli karakterler, ne şekilde tezahür ederse etsin kendi kederleriyle doğrudan yüzleşmek için günlük rutinlerinden uzağa çekiliyor. Hayaletler ve diğer dünyaya ait doğaüstü olaylar, yazar Lim Sunwoo’nun sessiz evrenine eklemlenirken; hikâyeler aramızdaki kaybolmuş ve incinmiş olanlara duyulan mizah, sıcaklık ve empatiyle besleniyor.
Kendi bedeniyle bir fırında yüzleşenlerin, dünyayı ele geçiren mutant denizanalarının, eski sevgilisinin dairesinde ağaca dönüşen kalbi kırık bir adamın, elektrikli süpürgenin içine hapsolmuş K-pop yıldızı adayı bir hayaletin ve kedilerini öldüren vahşi bir köpekten intikam almak için içindeki kediyi ortaya çıkaran bir karakterin öyküleri bunlar.
“Belki de bizim için bir ‘sonrası’ yoktu; belki bu an hem sondu hem de her şeydi.”
İBB Kültür tarafından düzenlenen 6. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, bu yıl 6-24 Eylül tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından düzenlenen olduğu İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, altıncı yılında da oda müziğinin efsanevi isimlerini Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda ağırlayacak. Viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil’in kurucusu ve genel sanat yönetmeni olduğu festivalin keman, viyolonsel ve viyola alanında düzenlenecek masterclass programları için başvurular da başladı.
Festivalin masterclass programlarında dünyaca ünlü müzisyenleri ücretsiz olarak klasik müzik öğrencileriyle bir araya getirecek. Masterclass programları bu yıl, uluslararası alanda tanınmış keman virtüözü Prof. Carolin Widmann, dünyanın önde gelen viyolonsel sanatçılarından Prof. Marc Coppey ve dünyaca ünlü viyola sanatçısı Prof. Razvan Popovici tarafından gerçekleştirilecek.
Festivalin 5. yaşına özel olarak başlatılan “Festivalin Genç Yıldızları” projesi, bu yıl da devam edecek. Masterclass programları dahilinde her enstrüman dalından bir öğrenci, birlikte çalıştıkları eğitmen tarafından seçilerek festival programı kapsamında “Festivalin Genç Yıldızları” başlıklı konserde alanında usta isimlerle aynı sahneyi paylaşma ve festival atmosferinde konser verme şansı yakalayacak.
Masterclass programlarına 1 Temmuz’a kadar buradan başvurabilirsiniz.
Artopol Sanat Galerisi, Polat Piyalepaşa Çarşı’daki yeni mekânında Tuğberk Selçuk’un “Dirty White” başlıklı kişisel sergisini 15 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Dirty White”, Tuğberk Selçuk’un üretimlerini politik bir eylem olarak gören tavrını ve ironik estetik anlayışını öne çıkarıyor. “Dirty White”, steril ile kirli olanın, masumiyet ile arzunun, plastik ile ruhun çarpıştığı tekinsiz ama çekici bir oyun alanına davet niteliği taşıyor. Tuğberk Selçuk’un nesneleri kışkırtıcı imgelere dönüştüren ironisiyle kurgulanan bu dünyada oyuncaklar yalnızca çocukluğa değil, bastırılmış yetişkin fantezilerine ve modern insanın “obje” tutkusuna da ayna oluyor. Beyazın başlangıç ve boşluk oluşundan yola çıkan sergi, en ufak bir lekeyi bile sanat eserine dönüştüren acımasızlığıyla dikkat çekiyor. “Dirty White”, bu boşluğun kalbine neon bir bomba gibi düşerken, aşkı parlak plastik ambalajların içinde, gürültülü ve yaramaz bir şekilde yeniden tanımlıyor.
Oyuncakların masumiyetini tersyüz eden, maddi olanı erotik bir komediyle harmanlayan seçki, izleyiciyi kendi arzularıyla ve hiç büyümemiş, sadece oyuncakları değişmiş “yaramaz çocuk”la baş başa bırakıyor. Ayrıca sergi, Tuğberk Selçuk’un üretimlerinin yanı sıra sanatçının eşi Simge Selçuk’un geleneksel çiniyi çağdaş bir yorumla yeniden ele aldığı çalışmalarıyla da zenginleşiyor.
Andreas König’in başrolünde Tarçın’ın yer aldığı hikâyelerinden biri olan, bu kez bir pijama partisinde uykuya dalamayan neşeli arkadaşları anlattığı kitabı Tarçın ve Büyük Pijama Partisi, Günther Jakobs’un resimleri, Duygu Türker’in çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Tarçın ile arkadaşları pijama partisinde yemek yediler, oyunlar oynadılar, kahkahalar attılar derken sıra uyumaya geldi. Herkes kendi uyku tulumuna girip uyumaya hazırlansa da işler planlandığı gibi gitmedi. Badem kendini yalnız hissetti, Benek bir böcek gördü, Yumuş’un diline bir şarkı dolandı… Neyse ki Tarçın’ın harika bir çözümü var… Bakalım bu neşeli arkadaşlar en sonunda uykuya dalacaklar mı?
Edis, Büyük Ev Ablukada, Gaye Su Akyol, Nova Norda ve Lin Pesto gibi isimlerin sahne alacağı +1 Sunar: Long Weekend, 12, 13 ve 14 Haziran’da KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek.
KüçükÇiftlik Park’ın yeni festivali +1 Sunar: Long Weekend’de, üç gün boyunca Türk pop ve alternatif müzik sahnesinin sevilen isimleri sahne alacak. Edis, yüksek enerjili performansı ve güçlü sahne şovuyla festivalin temposunu belirlerken; Büyük Ev Ablukada, kendine özgü müzikal dünyası ve dinamik canlı performansıyla festival atmosferine farklı bir karakter katacak. Gaye Su Akyol, özgün sahne dili ve zamansız estetiğiyle festivalin en dikkat çekici anlarından birine imza atacak. Yeni nesil alternatif sahnenin en popüler isimlerinden Nova Norda, Lin Pesto ve Mavi festivalin mükemmel anlarına imza atacak. Elektronik ve organik tınıları bir araya getiren Islandman gün batımından geceye uzanan akışın ritmini belirlerken, Emir Yargın “Klas Pop” projesiyle tanıdık pop klasiklerini açık hava ruhuyla yeniden yaşatacak. Eklektik tarzıyla günbegün kitlesini büyüten Den Ze, harika retro sound’da bestelediği şarkılarla yükselen Selin Cıngır ve şehrin en iyi mekânlarının gedikli DJ’i Can Molti festivalin açılışını yapacak.
+1 Sunar katkıları ve URU organizasyonuyla düzenlenen +1 Sunar: Long Weekend’in biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.