
Dirimart Londra, Fahrelnissa Zeid’in 21. yüzyılda Birleşik Krallık’ta düzenlenen ilk galeri sergisi olan “Dalış”ı 30 Mayıs tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Küratörlüğünü, Fahrelnissa Zeid: İç Dünyaların Ressamı başlıklı revizyonist biyografiyi kaleme alan Adila Laïdi-Hanieh’in üstlendiği sergi, Zeid’in İstanbul, Londra, Paris ve Ischia’da ürettiği eserlerinden oluşuyor ve sanatçının elli yıllık pratiğinin en yenilikçi yıllarına (1940’lardan 1960’lara) uzanan bir bakış sunuyor.
“Fahrelnissa Zeid’in 2017 yılında Tate Modern, Londra’da düzenlenen kurumsal retrospektifinin ardından Dalış, sergi seçkisiyle sanatçının kimi eserlerini ilk kez kamusal olarak izleyiciyle buluştururken sanatçının 21. yüzyılda Birleşik Krallık’taki en önemli galeri sergisi olma özelliğini taşıyor. Figüratif ve soyut eserlerden oluşan seçki, sanatçının enerjik dışavurumcu tarzını büyük ölçekli kompozisyonlardan samimi minyatürlere uzanan resimleri, guaş çizimleri, eskizleri ve baskıları aracılığıyla sergiliyor. Sergi başlığı, sanatçının –girdap benzeri formlar, denizaltı dünyaları, denizcilik âlemleri ve astral manzaralarla birlikte– sarmalayıcı görsel dünyalara duyduğu ilgiyi yansıtıyor.
Sergi, jestüel soyutlamalardan oluşan önemli bir seçki etrafında kurgulanıyor; 1940’lardan erken dönem figüratif yapıtlar ve 1960’lardan dikkat çekici bir portre ile birlikte sunuluyor. Litografiler, guajlar, eskizler ve nadir pochoir’ları içeren kâğıt üzeri çalışmalar ise Fahrelnissa Zeid’in ritim, kozmos ve tüm yüzeye yayılan renk kompozisyonlarına duyduğu kalıcı ilgiyi ortaya koyarken bu eserlerin birçoğu ilk kez sergileniyor.”
Fotoğraf: Mel Castro Duarte
Sanat tarihçisi ve gazeteci Dr. Nick Trend’in sanatçıları arzunun, hayal kırıklığının ve tutkunun kimyasıyla yoğrulmuş insanlar olarak ele aldığı kitabı Sanat Tarihinde Aşk, Deniz Öztok’un çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.
Kitap; Marc Chagall’ın gökyüzünde süzülen âşıklarından Tamara de Lempicka’nın cüretkâr resimlerine, Rembrandt’ın derin bağlılığından Dora Carrington’ın içinden çıkılmaz aşk üçgenlerine kadar sanat tarihinin en ikonik eserleri, sanatın sadece teknik bir başarı değil, insan ruhunun en savunmasız hâli olduğunu gözler önüne seriyor.
“Bazen, her portrenin iki kişiyi içerdiğini unuturuz. Poz veren kişi yalnız değildir. Bugün bize baktığını düşündüğümüz o gözler, aslında bir zamanlar şövalenin yanında duran ressama odaklanmıştır. İkisinin birbirlerine âşık olduğu ortaya çıktığında, her şey birdenbire karmaşıklaşır ve çok daha ilginç bir hale gelir.”
4-6 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 10. Bozcaada Caz Festivali’nin Salhane Sahnesi için açık çağrı başladı.
Çeşitliliği ve yeni müzikal sesleri destekleyen Bozcaada Caz Festivali, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen ve caz, deneysel ve doğaçlama müzik yapan kariyerinin başındaki sanatçıların başvurularını bekliyor. 10 Mayıs tarihine kadar başvuruların kabul edileceği açık çağrı sonucunda Bozcaada Caz Festivali’nin 10. senesinde Salhane Sahnesi’nde sahne alarak festivalin bir parçası olma ve müziğini katılımcılarla paylaşma fırsatı bulacak isimler 15 Mayıs Cuma günü açıklanacak.
Müzik programının yanı sıra farklı disiplinlerle dirsek teması kuran ve her yıl yeni bir tema etrafında şekillenen KEŞİF etkinlikleriyle de katılımcılarına zengin bir festival deneyimi sunan Bozcaada Caz Festivali, Paribu ana sponsorluğunda ve Kendine Has, Volkswagen, Jack Lives Here, Tchibo, Caudalie ve Gemini desteğiyle bu yıl 4-6 Eylül tarihleri arasında 10. edisyonu ile katılımcılarını ağırlamaya hazırlanıyor. Bozcaada Caz Festivali’nin Salhane Sahnesi için başlattığı açık çağrı için başvurular 10 Mayıs Pazar günü saat 23.59’a kadar kabul edilecek. Festival ekibi ve özel bir seçici bir kurul tarafından değerlendirmeye alınacak başvuruların sonuçları 15 Mayıs Pazar günü duyurulacak.
Bozcaada Caz Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilir, buradan da başvuru yapabilirsiniz.
Kerim Suner’in “Ne Zaman” başlıklı kişisel sergisi 2-22 Mayıs tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da sanatseverlerle buluşuyor.
Kerim Suner’in on yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı bu proje, sadece bir fotoğraf sergisi değil, aynı zamanda teknolojik değişime karşı verilmiş entelektüel bir mücadelenin manifestosu olarak izleyici karşısına çıkıyor. Suner bu yolculukta, mobil bir laboratuvara dönüştürdüğü kamyoneti, ona eşlik eden çadırı ve körüklü ahşap kamerası ile 72 farklı noktada İstanbul’un zamanlar arası yüzünü kaydetti. Günümüzün steril dijital imajlarının aksine Suner; ıslak kolodyum, platin-paladyum, albümin baskı, opaltype ve oroton gibi fotoğraf tarihinin unutulmaya yüz tutmuş, kimya ile sanatı birleştiren kadim tekniklerini kullanıyor. 751 adet el yapımı negatif ve pozitif cam plaka arasından düzenlenen seçki, fotoğrafın sadece bir görüntü alma işi değil, başlı başına bir üretim süreci olduğunu gözler önüne seriyor.
İstanbul’da ilk insan izlerinin keşfedildiği Yarımburgaz Mağarası’nın derinliklerinden, şehrin modern siluetine uzanan sergide 11 metre uzunluğunda 7 parçadan oluşan bir İstanbul panoraması yer alıyor. Bu yapıtın yanında, bizzat sergi alanında konumlanan emektar çadırın gölgesinde hayat bulan her bir kare, izleyiciye fotoğrafın moleküler seviyesinde bir gerçeklik sunuyor.
Projenin teknik serüvenini ve fotoğrafçının teknolojik değişimle olan kişisel meselesini kayıt altına alan Ne Zaman isimli fotoğraf kitabı da sergiye eşlik ederek ilk kez sanatseverlerle buluşuyor.
Künye:
1. Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü – 15 x 35 cm – Islak kolodyum ambrotip
2. Yarık Kule – 35 x 28 cm – Altın tonlu cam pozitif (orotone)
Adam Phillips’in psikanalitik tedavi ile kalıcı, dönüştürücü edebiyat arasındaki kışkırtıcı bağlantıları keşfe çıktığı kitabı Yan Etkiler, Aydın Çavdar’ın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Yan Etkiler ile Phillips, kişisel vaatlerin yerine getirilmesinden başka hiçbir ideolojiye bağlı olmayan bir hayatın inşası için entelektüel bir yol haritası sunuyor.
“Psikanaliz, hastanın “konuşmaya başladığında cebinden dökülenler” olarak adlandırılan yan etkilere odaklanarak işler. Psikanalitik terapi almak her zaman karanlığa atılan bir adımdır; tıpkı kalbimizi ve zihnimizi güçlü bir edebi esere adadığımızda olduğu gibi, bunun nihai etkisini ve sonuçlarını önceden bilmek imkânsızdır. Kişi, bu “yan etkilerin” bizi götüreceği yere karşı açık olmalıdır.”
Dünyaca ünlü crossover piyanist MAKSIM, SEGMENTI World Tour kapsamında, Stagepass organizasyonuyla 5 Mayıs akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
MAKSIM, yeni albümü Segmenti’nin Londra’dan Paris’e, Sidney’den Pekin’e uzanan dünya turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor. Dünyanın dört bir yanında 5 milyonu aşkın albüm satışı ve sayısız altın-platin plak ödülüyle crossover müziğin önde gelen isimleri arasında yer alan MAKSIM, klasik müziği modern ritimlerle buluşturan sinematik performansıyla büyük bir dinleyici kitlesine sahip.
MAKSIM’in repertuvarı, klasik piyano konserlerinin alışıldık çizgisinin dışına çıkıyor; farklı müzik dünyalarını kesiştiriyor. Chopin, Prokofiev ve Tchaikovsky’nin eserleri; Queen ve ABBA’nın hitleriyle, Game of Thrones, Pirates of the Caribbean gibi efsaneleşen film ve dizi müzikleriyle aynı akışta yer alıyor. Klasik müziğe kattığı çağdaş ritimler ve tekno dokunuşlarıyla sanatçı, piyanonun sınırlarını yeniden tanımlıyor. Grubu eşliğinde sahneye çıkan MAKSIM, performansında müziği tek başına bırakmıyor; çarpıcı görsel efektler ve dinamik sahne kurgusuyla çok katmanlı bir deneyim sunuyor.
MAKSIM konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Ferda Art Platform, İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın “Drawing” başlıklı sergisini 6 Haziran tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Desen, çoğunlukla çizimin ilk aşaması ya da bir hazırlık süreci olarak değerlendirilir. Bu sergi ise deseni, geçici bir ön adım olmaktan çıkararak, bağımsız bir düşünme ve yüzeyle ilişki kurma pratiği olarak ele alır. Bu yaklaşımda desen, ne yalnızca başlangıca ne de sonuca ait bir araçtır; kendi zamansallığı ve ifade biçimi olan bir alan olarak öne çıkar.
İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın çalışmaları, ortak bir estetik dil kurmayı amaçlamaktan ziyade, çizginin farklı niyetler, ritimler ve maddesel yoğunluklar içinde nasıl çoğullaşabileceğini görünür kılar. Çizgi burada yalnızca form oluşturan bir unsur değildir; iz bırakır, silinir, kesintiye uğrar, yön değiştirir, tekrar eder ve yüzeyle etkileşim içinde gelişir. Bu yönüyle, bir sınır çizmekten çok, bir iz sürme pratiği olarak yüzeyde dolaşır.
Sergide beliren imgeler, doğa üzerinden kurulan bir zaman takibi olarak okunabilir. Belirli bir durumu temsil etmekten çok bir geçiş hâlini yansıtır: ne tam kış ne tam bahar ne çözülmüş ne donmuş bir ara durum, bir entre-saison. Çizgi temsil etmez; sapar, tekrar eder. Bir iz olarak belirir ve her zaman yeniden kurulabilir; hiçbir zaman aynı hattı izlemez.
İnci Furni’nin çalışmalarında yüzey, pasif bir zemin olmaktan çıkarak, imge jestlerle kurulan bir karşılaşma ve direnç alanına dönüşür. Jest, burada yalnızca bir ifade değil, yüzeyle yürütülen fiziksel bir müzakere biçimidir; müdahaleler ilerledikçe yüzey tepki verir, kimi yerlerde donar, kimi yerlerde çözülür. Form, bu etkileşim içinde sabitlenmek yerine sürekli dönüşür.
Deniz Aktaş’ın işlerinde ise imge, fotografik imaj ve desen arasında bir geçiş alanında kurulur. Çizgisel taramalar, imgeyi sıkıştırarak yoğunlaştırır; monokrom yüzeylerde bakış bu manzara parçaları arasında dolaşır.”
Sanatçı Başak Günaçan’ın kolaylaştırıcılığında 5 Mayıs’ta özellikle 14-17 yaşları arasındaki kız çocuklarına yönelik çevrim içi bir fanzin atölyesi düzenlenecek.
“Evdeki Ses: Çevrimiçi Fanzin Atölyesi” başlıklı etkinlik Af Örgütü organizasyonuyla 14-17 yaşları arasındaki kız çocuklarını, bedenlerinin ve seslerinin nasıl değiştiğini birlikte düşünmeye ve konuşmaya davet ediyor. Katılımcıların kendini güvende hissederek, fikirlerini özgürce ifade edebileceği ve oyun yoluyla üretebileceği bir alan olmayı hedefleyen atölyede herkes çizerek, yazarak, kesip yapıştırarak kendi fanzinini üretecek. Bu atölyede evdeyken yapılan küçük, bazen fark edilmeyen hareketleri ve hisleri keşfedecek çocuklar. Kapıyı kapatma şeklimiz, bir köşeye oturup düşünmemiz veya kafamızın içinden geçenleri sessizce takip etmemiz… Bu atölyede ev içerisinden başlayarak, ev ve ev dışındaki alanlarda bedenlerinin ve seslerinin nasıl değiştiğini konuşacaklar.
“Çizimle, hareketle, hayal kurarak ve sohbet ederek ilerleyeceğimiz bu atölyede ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ yok. Komik olan da var, tuhaf olan da! Burada ‘saçma’ diye bir şey yok. Gülmek serbest, garipleşmek serbest, denemek serbest. Kendi ritmini, kendi sesini ve sana ait alanları keşfetmek istiyorsan, Evdeki Ses seni bekliyor.”
5 Mayıs’ta 19.00-21.00 saatleri arasında çevrim içi olarak gerçekleştirilecek atölyenin başvuru formlarına 3 Mayıs’a kadar ulaşabilirsiniz. 14-17 yaş arası çocuklar “Çocuklar İçin Başvuru Formu”na buradan ulaşabilir. 14-17 yaş arası çocuğu olan ebeveynler/bakım verenler ise “Ebeveynler/Bakım Verenler İçin Başvuru Formu”na buradan ulaşabilirler. Formu doldururken, çocuklarının da gönüllü olarak katılım isteği olup olmadığı sorulmalı ve form çocuklarla birlikte doldurulmalıdır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin öncü ressamlarından Halil Paşa’nın 1912 tarihli ve dört mevsimi betimleyen eserleri, Sotheby’s tarafından Londra’da düzenlenen müzayedede 537 bin 600 Pound’a satılarak sanatçının bugüne kadarki en yüksek satışına ulaştı.
Eserlerin 1900’lerin başına tarihlenen erken bir versiyonu ise Pera Müzesi’nde devam eden "Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı" sergisinde yer alıyor. Halil Paşa’nın 1912’ye tarihlenen ve dört mevsimi betimlediği tabloları, Londra’daki Sotheby’s’te düzenlenen müzayedede rekor fiyata satıldı. Müzayede evinin 200 bin ila 300 bin Pound tahmini değer biçtiği tablo, 537 bin 600 Pound’a satılarak sanatçının bugüne kadar en yüksek fiyata alıcı bulan serisi oldu. Dört panelden oluşan bu eser, dünyaca ünlü müzayede evi Sotheby’s’in 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında Kuzey Afrika, Mısır, Levant, Arabistan ve Osmanlı dünyasının manzaralarını, insanlarını ve kültürlerine dair resimleri bir araya getiren “Oryantalist Sanat” müzayedesinde dikkat çeken satışlardan biri oldu. Tahminlerin üzerinde rakama ulaşarak uluslararası sanat piyasasında büyük ilgi gören bu satış, Halil Paşa’nın üretimine yönelik güncel ilgiyi yeniden görünür kılıyor.
Sotheby’s’te satılan tabloların 1900’lerin başına tarihlenen erken bir versiyonu ise Pera Müzesi’nde izleyicilerle buluşuyor. “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisinde yer alan bu eserler, sanatseverlere uluslararası sanat piyasasında dikkat çeken bu temanın erken bir yorumunu yakından görme imkânı sunuyor.
“Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi, Halil Paşa’nın İstanbul, Paris ve Mısır arasında şekillenen sanat pratiğini; portre, natürmort ve özellikle peyzajları üzerinden ele alırken, sanatçının ışık ve doğayla kurduğu ilişkiyi merkeze alıyor. Ziyaretçiler, sergide yer alan bu eserlerin yanı sıra, daha önce Versace Koleksiyonu’nda olan ve Sotheby’s’te satılan Atlı Süvari eseri de olmak üzere Halil Paşa’nın diğer yapıtlarını, arşiv belgelerini, fotoğraflarını ve desen defterlerini bir arada inceleyerek sanatçının üretim dünyasını daha geniş bir çerçevede deneyimleyebiliyor. 23 Ağustos’a kadar Pera Müzesi’nde ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek sergi, Halil Paşa’nın yalnızca yapıtlarına değil, aynı zamanda sanat anlayışını şekillendiren çevreye, üretim süreçlerine ve dönemine de ışık tutuyor.
Künye:
1. "Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi
2. Halil Paşa İlkbahar | Spring, 1902 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Kış | Winter, 1903 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Sonbahar | Autumn Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Yaz | Summer, 1902 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Rock müziğimizin söz yazarlığı ve müzikal kimliğiyle öne çıkan ismi Koray Candemir’in on bir yeni şarkıdan oluşan üçüncü solo albümü Kendine Uzak dinleyiciyle buluştu.
Kendine Uzak’ta yer alan on bir parçanın dokuzunun söz ve bestesi sanatçının kendisine ait. “Dönmedolap” adlı şarkının sözleri M.Ş.Ş. imzası taşırken, “Toz Bulutları” ve “Ateşe Attım” şarkıları GECE grubundan tanınan Eren Çilalioğlu ve albümün co-prodüktörlüğünü üstlenen Cem Şahin ile birlikte yazıldı. Albümün kayıtları, ekibin Kilyos’taki kendi stüdyosu nestsound’da tamamlandı. Bu albüm Candemir’in müzikal yolculuğunda yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Tüm dijital platformlarda yayına alınan Kendine Uzak’ın lansman konseri 9 Mayıs'ta DasDas’ta gerçekleştirilecek. Biletlerine buradan ulaşabilirsiniz. Albümü ise buradan dinleyebilirsiniz.