GÜNDEM
  • 03-04-2026

    Güneş, “Al Ya Da Bırak” isimli yeni teklisini Sony Music Türkiye etiketiyle sinemaseverlerle buluşturdu.

    “Al Ya Da Bırak”, Güneş’in duygusal gelgitleriyle girdiği mücadelede keskin bir netleşme anına odaklanıyor. Euphoric nakaratı ve dinamik flow’larıyla melodic hip-hop ve urban pop sound’unu bir araya getiren “Al Ya Da Bırak”, sözlerinde taşıdığı “ya hiç gelme ya da tamamen terk et” duygusuyla, ilişkilerdeki belirsizliklere karşı güçlü bir duruş ortaya koyuyor. Söz ve müziği Güneş’e ait olan şarkının prodüksiyon ve mix sürecinde GOKO!’nun imzası bulunurken, şarkının mastering’ini Kendrick Lamar, Future ve Doechii gibi global sahnenin öne çıkan isimleriyle yaptığı iş birlikleriyle dikkat çeken MillionDollarSnare üstleniyor. Bu şarkı aynı zamanda Güneş’in yakın zamanda yayınlanacak yeni EP’sinin de habercisi niteliğinde.

    Daha önce “Şehir Uyumaz” klibini de Fransa’da çeken Güneş, bu projede video klibini yeniden Fransa’da hayata geçirdi. YEEIID yönetmenliğinde, Ocurens prodüksiyonunda ve OCTANE iş birliğiyle hazırlanan projenin yapımcılığını Germain Robin üstleniyor.

    ​Güneş’in “Al Ya Da Bırak” isimli yeni şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.

    0
    0
    54
  • 03-04-2026

    Derya Geylani Vuruşan’ın “Sessizce Yükselen” başlıklı sergisi 4 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında Pg Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

    “Sessizce Yükselen”, Derya Geylani Vuruşan’ın camla kurduğu uzun süreli ilişkinin yeni bir evresine işaret ediyor. Önceki üretimlerde “sıçrama” olarak beliren imgesel hareket, burada tekil bir anın temsili olmaktan çıkıyor; zamana yayılan, kendi içinde dönüşen ve süreklilik kazanan bir dalga formuna evriliyor.

    Üfleme camdan oluşan birimler, her biri kendi zamansallığını taşıyan parçalar olarak var olurken, bir araya geldiklerinde doğrusal olmayan bir hareket örgüsü kuruyor. Bu örgü, yükselme ve geri çekilmenin, yoğunlaşma ve seyrelmenin iç içe geçtiği bir salınım hâli. Sergide karşılaşılan bu dalga, belirli bir doruk noktasına ulaşmayı ya da bir çözülmeyi işaret etmiyor; aksine, sürekli dönüşen bir deneyimin, tekrar eden ama asla aynı kalmayan ritimlerin izini sürüyor.

    ​Sanatçının kişisel yaşamındaki dönüşümler, bu seride doğrudan bir anlatıya dönüşmeden, malzemenin hafızasına siniyor. Adapte olma ve kabulleniş, camın katmanlarında ve hareketinde görünür hâle geliyor. Bedensel devinimler, içsel ve dışsal salınımlar camın donmuş akışkanlığında yankı buluyor; böylece kişisel olan, evrensel bir deneyime açılıyor.

    0
    0
    136
  • 03-04-2026

    Alternatif müziğin sevilen isimlerinden Can Güngör, dinleyicisini sevilen puslu ve samimi dünyasına davet ettiği yeni teklisi “burda bitti mi”yi yayımladı.

    Silik Düşler ve Sular Dar albümlerinden ve takip eden tekli çalışmalarından alışık olduğumuz derinlikli sound, bu yeni teklide “Ne güzel üzülüyoruz / Ne güzel yanıyor canım” diyen dürüst bir hesaplaşmaya dönüşüyor.

    Mabel Matiz’den Melike Şahin’e kadar pek çok ismin mutfağında prodüktör olarak yer alan Can Güngör, bu şarkıda da aranjör kimliğini konuşturarak sinematik bir atmosfer kuruyor. Şarkı; kapıyı çalmadan gelen kışın, odada kalan bir hırkanın ve biten bir sevginin ardından gelen boşluk hissini en saf haliyle anlatıyor. Geçmişte Jose Gonzalez ve Blonde Redhead gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşan sanatçı, Murat Beşer’in tabiriyle “kent ozanlığı sahnesinde ikinci raund” bu şarkıyla iyice alevleniyor.

    ​8 Nisan’daki Blind İstanbul konseri öncesi “burda bitti mi” ile duygusal bir yolculuğa buradan çıkabilirsiniz.

    0
    0
    177
  • 03-04-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı, koordinasyonunu üstlendiği Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda sergilenecek projenin belirlenmesi amacıyla iki aşamalı bir açık çağrı başlattı.

    Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda yer alacak projeyi belirlemek için başlatılan çağrıya; küratör, mimar, sanatçı, tarihçi, tasarımcı, teorisyen ve eleştirmenlerin yanı sıra, mimarlık ve ilişkili disiplinlerde üretim yapan herkes başvuru yapabiliyor. 8 Mayıs–21 Kasım 2027 tarihleri arasında düzenlenecek Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları ve T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın himayesinde, Schüco Türkiye ve VitrA’nın eş sponsorluğunda gerçekleştirilecek. 

    Türkiye Pavyonu için yapılacak başvurularda ilk aşama için sunulacak önerilerin mimarlık alanındaki güncel sorunları yeni fikir ve kavramlar üzerinden yerel, bölgesel ve küresel boyutlarda tartışmaya açabilen, mimarlık kavramlarını disiplinlerarası ve/veya disiplinlerüstü yaklaşımlarla irdeleyen, alışılagelen anlatıların dışına çıkabilen, tutarlı bir küratoryal metin ortaya koyması bekleniyor.

    Sergide yer alacak projenin güçlü bir görsel anlatımı olmasının yanı sıra temanın anlaşılır ve erişilebilir olması da önem taşıyor. Çağrı, içinde Türkiye’den bir ekip liderinin yer aldığı çokuluslu ekiplerin de katılımına açık.

    Sergide yer alacak projenin 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nin küratörleri Wang Shu ve Lu Wenyu’nun yapacağı çağrı ve temayla temas eden bir yaklaşım geliştirmesi bekleniyor. Tema mayıs başında Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi küratörleri tarafından açıklanacak ve İKSV internet sitesinde ilgili sayfada paylaşılacak.

    ​Açık çağrı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    326
  • 03-04-2026

    Hüsamettin Koçan’ın “Ben Bu” başlıklı sergisi, 29 Nisan tarihine kadar CerModern’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Ben Bu”, Koçan’ın kendisiyle hesaplaşmasının ve kendi varlığını sorgulamasının sergiye dönüşmüş hâli olarak izleyici karşısına çıkıyor. Bu başlık, dışarıya verilmiş bir mesajdan çok, sanatçının kendi içinde açtığı bir tartışma alanını işaret ediyor. Sergi, izleyiciyi bir sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye davet ederken, aynı zamanda sanatın mekânla, tarih ile ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor. Koçan’ın sanatını anlamak için, onun en kapsamlı yapıtı olarak görülebilecek Baksı Müzesi’ne bakmak gerekiyor. Neden bir dağın başında, neden merkezden uzakta, neden yerleşik örneklerin dışında ve neden alışıldık mimari yaklaşımlar olmadan? Bu sorular, yalnızca bir müze yapısına değil, bir düşünme biçimine işaret ediyor.

    “Baksı’nın kuruluş sürecinde yerelin insan ölçeğinde değişen hikâyesi belirleyici oldu. Köy odalarının hiyerarşisinde başköşeye televizyonun yerleşmesi, yaşlıların söz hakkını yitirmesi ve gençlerin gelecek arayışı, bu dönüşümün sembolleridir. Koçan, sorun çözme yönteminin merkezine insanı koyar. Bu insan, yerini kaybetmiş yaşlı ile yönünü arayan genç arasında salınır. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu “ikiz model”, Baksı’nın düşünsel omurgasını oluşturur.

    Göç, gurbet ve kültürel yabancılaşma, bu omurganın doğal uzantılarıdır. Üretim, geleneği önemseyen ama çağın hayalleriyle temas eden bir bütünlük içinde ele alınır. Doğal zenginlikler ve yerel hafıza, çağdaş sanatın diliyle yeniden kurulur. Bu nedenle Baksı, sanatçının yalnızca bir kurumu değil, başyapıtı olarak görülebilir.

    Koçan, çevreyi kendi mekânı kabul eder; ‘nehri sanatla yıkar’, ‘Akarsu Üstünde Konuşmalar’ düzenler, kıraçta heykel etkinlikleriyle doğayı üretimin sahnesine dönüştürür. Atölye çalışmalarını dış mekânla buluşturan ‘Ütopya Etkinlikleri’ ile bu yaklaşımını sürdürür. Aynı çizgi, Anadolu’nun farklı mekânlarına taşınan sergilerle genişler; tarihsel ve mekânsal bağlamlar çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlanır.

    Bu sergi, Koçan’ın yolculuğunun bir durağıdır. Yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden gelmiştir. Bu yönüyle sergi, bir hasret kavuşmasıdır. Eserler, doğum tarihinin ötesine uzanarak Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar farklı kültürel katmanlara temas eder. Zamanlar ve teknikler bir araya gelir; geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kurulur.

    Koçan’ın sanatında teknik, sabit bir kimlik değildir; ele alınan konuya ve döneme göre biçim değiştirir. Toprak, boya ile birleşir; tuvalle yüzleşir. Camaltı resimlerdeki kırılganlık, silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşür. Dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kâğıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeniden anlam kazanır.

    Heykellerde seramik ve metal, demonlara ve Şahmaran figürlerine beden olur. Mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık bulur.

    ‘Ben Bu’, çoklu bir dilin mihenk taşında, farklı kültür zamanlarında insanın temsilini sunar. Sanatçı, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye şu soruyu yöneltir:

    Sen bu musun?”

    0
    0
    231
  • 03-04-2026

    Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Koç Topluluğu’nun 100. yılına özel düzenlediği “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisi 8 Nisan-29 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.

    Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından hazırlanan serginin küratörlüğünü Yapı Kredi Galeri’nin direktörü Didem Yazıcı ve yardımcı küratörlüğünü Zehra Begüm Kışla üstlenirken, sergi tasarımı Yeşim Demir Pröhl’e ait. Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra temelleri atılan Koç Topluluğu’nun yüzyıllık yolculuğu, bu sergide kültür ve sanat alanında yaptığı çalışmalar üzerinden ele alınıyor. 1920’lerden günümüze uzanan seçki; sanat eserleri, objeler, fotoğraflar ve arşiv belgeleriyle zengin bir içerik sunuyor.

    ​“Yüzyılın İzleri”, özel girişimlerin sanat alanındaki rolüne odaklanarak Türkiye’nin çok katmanlı sanat tarihine ışık tutuyor. Sergi; mimarlık, tasarım, arkeoloji ve güncel sanat gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, Koç Topluluğu’nun sanatla kurduğu ilişkiye toplu bir bakış sunuyor. Koç Topluluğu’na bağlı kurum ve koleksiyonlardan derlenen eserler, kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini vurguluyor. Sergi aynı zamanda özel sektörün sanatın gelişimindeki katkısını görünür kılmayı amaçlıyor.

    0
    0
    483
  • 02-04-2026

    Amerikalı yazar Max Wolf Friedlich’in kaleme aldığı, Kerem Deren ve Çisil Hazal Tenim’in uyarlayıp yönettiği Job, 26 Nisan Pazar akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’de prömiyer yapacak.

    Leyla Tanlar ve Sarp Akkaya’nın başrolleri paylaştığı oyun, izleyiciyi yaşadığımız dünyanın en hassas konularıyla yüzleşmeye davet ediyor. Satsuma Sahne yapımı oyunda, başrollerdeki Leyla Tanlar ve Sarp Akkaya kendilerini giderek yükselen bir psikolojik gerilimin merkezinde buluyor. Job; travmaların, jenerasyon çatışmasının, güç dinamiklerinin ve terapist -danışan ilişkisinin en ham ve kritik katmanlarıyla seyirciyi karşı karşıya bırakıyor.

    Yüksek tempolu iş dünyasının baskısıyla kırılma noktasına gelen bir kadının, bir terapist karşısında çözülmeye başlayan zihni üzerinden ilerleyen Job, ilerledikçe yalnızca bireysel travmaları değil; güç dinamiklerini, kontrol arzusunu ve gerçekliğin ne kadar kırılgan olduğunu da sorguluyor. Seans derinleştikçe sınırlar bulanıklaşıyor, roller yer değiştiriyor ve izleyici gerçeğin kimin gerçeği olduğunu sorguluyor.

    Künye:
    Yazan: Max Wolf Friedlich
    Proje Tasarım ve Yöneten: Kerem Deren, Çisil Hazal Tenim
    Çeviren: Kerem Deren, Çisil Hazal Tenim
    Oyuncular: Leyla Tanlar, Sarp Akkaya
    Yapımcı: Alara Hamamcıoğlu Bayraktar
    Sahne ve Işık Tasarımı: Kerem Çetinel
    Kostüm Tasarım: Çisil Hazal Tenim
    Müzik & Ses Tasarımı: Ömer Sarıgedik
    Yardımcı Yönetmen: Zeynep Sevi Yılmaz
    Video Tasarım: Ozan Yoleri
    Fotoğraf: Ayşegül Karacan
    Afiş Tasarım: Ezgi Ulusoy
    Sahne Tasarım Asistanı: Asya Başkan
    Kostüm Şefi: Atakan Güre
    Yapım Asistanı: Sezin Mutlu, Duru Su Çil
    Reji Asistanlar: Hüseyin Cem Uz, Yusuf Çendik, Enes Sekizsu
    Prodüksiyon Amiri: Ataberk Öğe
    Uygulayıcı Yapım: Lemur Company
    ​Yapım: Satsuma

    0
    0
    273
  • 02-04-2026

    Terakki Vakfı Sanat Galerisi, Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” başlıklı kişisel sergisini 24 Nisan’ kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    2020 yılında pandemi sebebiyle faaliyetlerine ara veren Terakki Vakfı Sanat Galerisi kapılarını Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” sergisiyle yeniden açtı. Nazlı Pektaş’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, öğrencilerin dijital evrenle olan ilişkisini sanat yoluyla güçlendirmeyi amaçlıyor.

    Selçuk Artut’un “Otonomi: Akışkan Geometri” sergisi, bizi soyut yoğunluğun, formun nefes alan bir organizmaya dönüştüğü devingen alanın ortasına bırakıyor. Büyük Selçuklu’nun kozmik nizamı, Anadolu Selçuklu mimarisinin taş üzerindeki matematiksel derinliği ve çininin sırrına mühürlenmiş kadim enerji, Artut’un algoritmik dokunuşuyla hayat buluyor. Sanatçı, tarihsel belleği güncel bir mercekten geçirirken, taşın ve toprağın katı yapısını kodun akışkan doğasında eritmeyi başarıyor.

    ​Geçmişin formlarını taklit etmek yerine, onların ruhunu dijital bir simyayla serbest bırakan sanatçı, geleneksel geometri sanatı birikimini bugünün üretim pratiklerine eklemliyor. Yaratım sürecindeki mutlak otoritesini kodun içine dağıtarak; kuralları koyan fakat nihai sonucu olasılıkların, rastlantısallığın ve makinenin otonom kararlarının ritmine bırakan bir yöntem izliyor. Geleneksel geometrideki sarsılmaz mutlaklık, yerini kod dizinlerinin kendi dilini konuştuğu yeni bir estetik özgürlüğe bırakıyor.

    0
    0
    278
  • 02-04-2026

    Hal Ebbott’un ihanetin bir ilişkiyi değil, bir düzeni nasıl çökerttiğini anlattığı Dostlar Arasında, Meltem Yılmaz Deniz’in çevirisiyle Holden Kitap’tan çıktı.

    Ebbott; sınıfın, gücün ve uzun süreli dostlukların görünmez hiyerarşisini inceliyor bu romanda. Dostlar Arasında, kutlama olarak başlayan bir hafta sonunun, geri dönüşsüz bir kırılmaya dönüşme hikâyesi.

    Sonbaharda bir hafta sonu. New York kırsalında konforlu bir kır evi. İki aile. Otuz yılı aşan dostluk. Bir doğum günü kutlaması. Orta yaşın kusursuz görünen tablosu: Birlikte büyümüş kızlar, aynı sofralarda kurulmuş hayatlar, paylaşılan sırlar, alışkanlığa dönüşmüş ritüeller. İçkiler doldurulur. Oyunlar oynanır. Gece uzar. ​Ama bu hafta sonu küçük bir kayma olur. Dostlar arasında önemsiz gibi görünen bir çatlak belirir. Bir suçlamanın, bir inkârın, bir bakışın ağırlığı bütün dengeleri bozar. Dostlukların altındaki fay hatları görünür olur. Evlilikler, ebeveynlikler, sınıfsal konfor, “biz” diye kurulan o güvenli alan yavaş yavaş çözülür.

    0
    0
    344
  • 02-04-2026

    SAHA Studio, Temmuz-Aralık arasındaki 12. dönemi için görsel sanatlar alanında çalışan sanatçılara yönelik açık çağrısını duyurdu.

    Çok yönlü bir araştırma ve üretim programı olan SAHA Studio, 6 aylık dönem süresince İMÇ’deki mekânlarında üretim alanı ve bütçesi sağladığı sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerini geri bildirim ve ağ geliştirme fırsatlarıyla zenginleştirmeyi hedefliyor. Program süresince sanatçılar, Türkiye’den küratör, araştırmacı ve sanat profesyonellerine ek olarak, yurt dışından gelen SAHA Küratöryel Program davetlileriyle buluşarak pratiklerini değerlendirmeye açma ve yeni profesyonel bağlar kurma imkânı buluyor. Atölye buluşmaları, sergi ve koleksiyon ziyaretleri gibi etkinlikler birlikte öğrenmeyi sağlarken, dönem ortası ve sonunda düzenlenen SAHA Studio Açık buluşmaları sanatçıların projelerine yönelik geri bildirimler almasını ve yeni üretimlerini sunmasını sağlayan bir platform görevi görüyor.

    2019’da kurulan SAHA Studio, seçim süreçlerini daha katılımcı hâle getirmek amacıyla iki dönemi kapsayan birer senelik periyotlarda değişen ve program deneyimi olan sanatçılardan oluşan bir ön jürinin desteğini alıyor. Programın geçmiş yedi döneminden birer sanatçıdan oluşan ön jürinin çoğunluk olarak işaret ettiği başvurular, dönem boyunca katılımcılara geribildirim desteği de sağlayan Seçici ve Danışman Kurul tarafından değerlendiriliyor. Hazırlanan kısa listeden aday sanatçılarla yapılan görüşmeler sonunda davet edilen 5 sanatçıda belirli bir mecra ya da yaş kriteri gözetilmezken, sunulan taslak araştırma projesi çerçevesinde sanatçıların SAHA Studio olanaklarından yararlanma potansiyellerine, bireysel ve karşılıklı deneyimleriyle SAHA Studio'da yaratacakları etkileşime ve İstanbul dışından sanatçılara fırsat verilmesine dikkat ediliyor.

    ​SAHA Studio’nun açık çağrısı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    350
DAHA FAZLA
Geldanlage