GÜNDEM
  • 05-01-2026

    Sait Faik Abasıyanık’ın anısını yaşatmak adına her yıl bir öykücüye verilen ve Darüşşafaka Cemiyeti, Türkiye İş Bankası ve Kültür Yayınları’nın iş birliğiyle düzenlenen 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’na başvurular başladı.

    Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nın Onursal Jüri Başkanı Doğan Hızlan adına ilk kez geçtiğimiz sene verilen “Doğan Hızlan Özel Ödülü”, bu yıl da yeni sahibini bulacak. Kısa listeye kalan yazarlardan birine takdim edilecek bu özel ödül, Armağan’ın nihai sonucuyla birlikte duyurulacak. 72. Sait Faik Hikâye Armağanı ve Doğan Hızlan Özel Ödülü’nün ön jürisi, Emrah Kolukısa’nın koordinatörlüğünde toplanacak. Ön jüride Seray Şahinler Demir, Eray Ak ve Ali Bulunmaz yer alıyor. Jüri ise İhsan Yılmaz, Faruk Duman, Cemil Kavukçu, Nazan Aksoy, Seval Şahin, Darüşşafaka Cemiyeti eski Başkan Vekili Beşir Özmen ve Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali’den oluşuyor.

    ​Yarışmaya katılacak yazarların, başvuru yapacakları hikâye kitabından on beş (15) nüshayı, 27 Şubat 2026 Cuma günü saat 17.00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyetine elden ya da posta yoluyla ulaştırması gerekiyor. Yarışmaya daha önce Armağan’ı kazanmamış yazarların 2025 yılında yayımlanmış ve herhangi bir ödül almamış olan hikâye kitapları katılabiliyor. Ön jüri ve jürinin değerlendirme süreçlerinin ardından kısa liste nisanda, yarışmanın kazananı ise mayıs ayı içinde açıklanacak.

    0
    0
    53
  • 05-01-2026

    Pera Müzesi’nin, "Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar" sergisinden ilhamla düzenlediği “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!” başlıklı etkinlik 10 Ocak Cumartesi, Pera Müzesi’nde gün boyu sürecek seanslarla gerçekleştirilecek.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Öğrenme Programları, ziyaretçilerini ağırlamaya devam eden “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” sergisinden ilhamla, sanatseverlere sanatın ekonomik ve estetik değerini sorgulamaya davet eden bir deneyim sunuyor. Katılımcıların müzede kurulacak stantta kendi “kötü portrelerini” sipariş edeceği program; portre yaptırma geleneğini mizahi bir yaklaşımla ele alırken, sanatın ekonomik ve estetik değerini izleyiciyle birlikte tartışmaya açmayı amaçlıyor.

    İlki aralık ayında düzenlenen “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!” başlıklı programın ikincisi 10 Ocak Cumartesi günü Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Etkinlik kapsamında gün boyu düzenlenecek farklı seanslarda katılımcılar, kendi “kötü portrelerini” sipariş ederek hem üretim sürecine dahil olacak hem de bir sanat nesnesiyle kurulan ekonomik ilişkiyi eğlenceli bir biçimde deneyimleyecek.

    Etkinliğin çıkış noktasında, Jake & Dinos Chapman’ın 2006 yılında Frieze Londra Sanat Fuarı’nda gerçekleştirdikleri Haz ve Kazanç için Resim Yapmak başlıklı işleri bulunuyor. Sanatçı ikilisi bu projede turistik alanlardaki para karşılığında portre çizdirme geleneğini sanat fuarı ortamına taşıyarak sanat–ticaret ilişkisini nükteyle görünür kılmış, sanatçıya atfedilen değer, spekülatif ekonomi ve kurumların rolü üzerine tartışma açmıştı. “Ortak Duygular” sergisinde yer alan, dönemin British Council Görsel Sanatlar Direktörü Andrea Rose’un portresi de bu eleştirel yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri olarak izleyicilerle buluşuyor.

    ​Bu eserden yola çıkarak düzenlenen programda katılımcılar önce söz konusu eseri yakından inceleyerek sanatçıların yaklaşımını keşfedecek. Ardından benzer bir süreçten geçerek kendi “kötü portrelerini” yaptıracaklar. Böylece, sanatçı–izleyici–eser ilişkisi mizahi bir çerçevede yeniden ele alınırken, katılımcılar da ilişkiyi bizzat deneyimleyecekler. “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!”, mükemmeliyet baskısını kırarak kusurun samimiyetini ve beklenmedik sonuçların yarattığı özgürleştirici etkiyi görünür kılıyor. Katılımcılar müzeden, tam da bu nedenle “çok iyi” olan kötü portreleriyle ayrılıyor.

    0
    0
    58
  • 05-01-2026

    İstanbul Modern Sinema’nın Türkiye sinemasından en yeni filmleri bir araya getirdiği “Biz de Varız!” programı, 8-22 Ocak tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

    İstanbul Modern Sinema, bu yıl 13’üncü kez düzenlenen “Biz de Varız!” programını, Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Türkiye sinemasının en yeni filmlerini bir araya getiren bu 11 filmlik program, geçtiğimiz yıl adından söz ettiren keşif filmlerinden vizyonda yeterince yer bulamamış yapımlara; auteur yönetmenlerin yeni işlerinden tamamı yapay zekâ ile üretilmiş ilk uzun metraj belgesele uzanan zengin bir seçki sunuyor. Belgeselden kurmacaya uzanan bu seçki, kadın deneyiminden toplumsal bunalıma, yersiz yurtsuzluktan özgürlük arayışına uzanan insan hikâyelerini farklı anlatım biçimleriyle bir araya getiriyor. Türkiye’nin farklı coğrafyalarından beslenen bu filmler, güçlü sinemasal dilleriyle, genellikle vizyonda hak ettiği yeri bulamayan yapımlara yeni bir görünürlük kazandırıyor.

    Bu yılın programında, Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Ödülü’ne layık görülen Ev, Tokyo Film Festivali Asian Future bölümünde En İyi Film ve İstanbul Film Festivali’nde SİYAD En İyi Film Ödülü kazanan Gündüz Apollo, Gece Athena ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İlk Film ve En İyi Senaryo ödüllerinin sahibi Sahibinden Rahmet yer alıyor. Seçkide ayrıca, Altın Portakal’da En İyi Film dâhil yedi ödül kazanan Tavşan İmparatorluğu, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Pelin Esmer’in son filmi O da Bir Şey mi ve İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülen Yeni Şafak Solarken de öne çıkan yapımlar arasında bulunuyor.

    İstanbul Modern Film Küratörü Müge Turan seçki hakkında şunları söyledi: “Bu yıl da izleyicilerimizi sinemanın farklı dünyalarına davet ediyoruz. Bu yılki seçkimiz, ödüllü filmlerden keşfedilmeyi bekleyen yapımlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Depremden yapay zekaya uzanan belgesellerimiz ise yenilikçi anlatım biçimleri ve zengin tematik çeşitliliğiyle öne çıkıyor. Her gösterim, sadece bir film izleme deneyimi değil, yönetmenler, oyuncular ve ekiplerle etkileşim kurma imkânı sunarak festival heyecanını İstanbul Modern’e taşıyor.”

    ​“Biz de Varız!” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    123
  • 05-01-2026

    Duygu tarihçisi Tiffany Watt Smith’in 20. yüzyılın kadın arkadaşlığını tüm karmaşası ve gerçekliğiyle incelediği kitabı Kötü Arkadaş, Ayça Göçmen’in çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.

    Duygular Sözlüğü ve Schadenfreude kitaplarının da yazarı Smith, 20. yüzyıldaki kadın arkadaşlıklarının tarihini, arkadaşlık adı verdiğimiz hayati bağ hakkında anlatmayı öğrendiğimiz hikâyeleri ortaya çıkarıyor ve çoktan hak ettiğimiz bir vizyon sunuyor: 21. yüzyıl yaşamına uygun, daha geniş kapsamlı, isyankâr bir arkadaşlık.

    “Kötü arkadaşlarla tanışın. 1900'lerin tehlikeli derecede romantik okul kızları. 1930'ların ofis dedikoducuları. 1950'lerin anne grupları. 1970'lerin öfkeli aktivistleri. Günümüzün cadı toplulukları, yaşlılıkta birlikte yaşamayı seçen kadınlar. Bu "kötü" arkadaşların hepsi kendilerinin yazmadığı kadınlık kurallarını çiğnediler. İlişkileri denetlendi ve “çok samimi”, “çok tüketici” ve bazı durumlarda “çok güçlü” olarak yaftalandı.”

    0
    0
    276
  • 04-01-2026

    Üç kez Grammy’ye aday gösterilen piyanist ve prodüktör Elijah Fox, “Solo Improvised Tour” kapsamında 16 Ocak’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde konser verecek.

    Dinleyiciyle kurduğu doğrudan ilişki üzerinden müziği o ana özgü bir deneyime dönüştüren Keith Jarrett’tan ilhamla şekillenen bu yaklaşımında klasik, caz ve ambient dokular arasında özgürce dolaşan Elijah Fox “Solo Improvised Tour” kapsamında İstanbullularla buluşmaya hazırlanıyor. Uluslararası müzik sahnesinde güçlü bir yer edinen Elijah Fox, Yussef Dayes Experience ile çıktığı dünya turneleri ve “Ambient Works for the Highways of Los Angeles” albümüyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Anlık doğaçlamalarla şekillenen performans anlayışıyla her konseri benzersiz bir müzikal yolculuğa dönüştüren sanatçı, İstanbul’da gerçekleşecek bu özel gecede solo piyano üzerinden kurduğu anlatısıyla izleyicileri içine alan bir deneyim sunuyor.

    ​Elijah Fox “Solo Improvised Tour” etkinliğinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    174
  • 04-01-2026

    Banu Mushtaq, Güney Hindistan’daki Müslüman topluluklarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının gündelik yaşamlarını konu edinen 2025 Uluslararası Booker Ödülü'nün sahibi kitabı Kalp Lambası, M. Alparslan Demir’in çevirisiyle Budala Kitap’tan çıktı.

    Güney Hindistan'ın Karnataka eyaletinde yaşayan bir yazar, aktivist ve avukat olan Mushtaq’ın bu kitabı 12 öyküden oluşuyor. Aslen Kannada dilinde, 1990 ile 2023 yılları arasında kaleme alınan bu metinler; yazarın kendine has yalın ve zarif üslubuyla harmanladığı aile ve toplum portrelerini okura sunuyor. Her satır, Mushtaq’ın her türlü kast ve baskıya karşı durduğu, kadın haklarını yorulmadan savunduğu gazetecilik ve avukatlık yıllarının birer tanığı niteliğinde.

    Büyümüş de küçülmüş çocuklar, lafını esirgemeyen gözü pek ihtiyar kadınlar, tuhaf din adamları, çaresiz ağabeyler, serseri kocalar ve hepsinden önemlisi, hislerini büyük bedeller ödeyerek anlatan kadınlar... Mushtaq, zengin bir sözlü gelenekten beslenerek insan doğasının şaşırtıcı ve tekinsiz duygularını büyük bir ustalıkla inşa ediyor.

    “Asifa yanıma geldi, kucağında iki aylık bebek, çevresinde küçük kardeşleri. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Uzakta bir yerlerde, Shaista’nın fısıltısı yankılandı sanki: “O benim kızım değil, o benim annem…”

    0
    0
    342
  • 03-01-2026

    Mehmet Küçük ve Gaye Küçük’ün kaleme aldığı, Mehmet Küçük’ün tek kişilik performansıyla sahnelenen ve Melih Salgır’ın yönetmenliğini üstlendiği Ben Zek, 8 Ocak’ta Bahçe Galata, 16 Ocak’ta İBB Habitat Sahne ve 20 Ocak’ta Moda Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

    Bir oyuncunun audition çekme bahanesiyle çıktığı sahnede kendi hayatıyla yüzleşmesini konu alan Ben Zek, sevilmeden büyüyen bir çocuğun sahnede var olma mücadelesini anlatan, kişisel olduğu kadar evrensel bir hikâye sunuyor. Seyirciyi bir prova ortamına davet eden oyun, kısa sürede bir rol denemesinden çıkarak bastırılmış travmaların ve iç hesaplaşmaların merkezine yerleşiyor.

    Annesini doğum sırasında kaybeden Zek, sevginin eksik ve koşullu olduğu bir ailede büyür. Babasının yok sayan tavrı ve çocuklukta maruz kaldığı dışlanma, onu hayatta kalmak için rol yapmaya iter. Oyunculuk, Zek için bir meslekten çok bir savunma biçimine dönüşür. Yetişkinliğinde sektörde tutunmaya çalışan bir oyuncu olan Zek, geçmişte kendisine hiç verilmemiş bir “bakışı” telafi etmeye çalışır. Oyun, Zek’in babasıyla yüzleştiği son geceye doğru ilerlerken özgürlük, suçluluk ve görünür olma arzusu iç içe geçer. Finalde maskeler düşer; Zek ilk kez gerçekten kendisi olur.

    Ben Zek oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    Künye:
    Yazan: Mehmet Küçük & Gaye Küçük
    Oynayan: Mehmet Küçük
    Yöneten: Melih Salgır
    Işık Tasarımı: Metehan Ertan
    Reji Asistanı: Gaye Küçük
    Asistan: Yasin Baytar
    Fotoğraf: Oytun Pank
    ​Yapım: Ve Sahne

    0
    0
    313
  • 03-01-2026

    Julia Annas’ın Antik felsefenin derinliğini modern psikolojiyle buluşturan özgün yaklaşımıyla erdemi soyut bir kavram olmaktan çıkarıp gündelik yaşamın merkezine yerleştirdiği kitabı Erdemler ve Beceriler, Reha Kuldaşlı’nın çevirisiyle Türkiye İşbankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.

    Annas, bu kitapta iddialı bir öneri sunuyor: Erdem, tıpkı piyano çalmak ya da tenis oynamak gibi öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir. Aristoteles’ten Stoacılara, modern araştırmalardan çağdaş etik tartışmalara uzanan geniş bir perspektif sunan kitap, erdemin nasıl öğrenildiğini, geliştirildiğini ve mutlu yaşamın temelini nasıl oluşturduğunu gösteriyor. Beceri analojisine dayanan bu yaklaşım, erdemin salt alışkanlık olmadığını; sürekli pratik ve düşünce gerektiren dinamik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.

    “Erdem nedir? Sadece kurallara uymak ya da belirli alışkanlıklar edinmek mi, yoksa hayatımızı dönüştüren bir ustalık mı?”

    0
    0
    297
  • 02-01-2026

    Gigue Production, Türkiye’nin önemli bağımsız tiyatro topluluklarından Tiyatro Hemhâl’in ödüllü yapımlarını Hemhâl Tiyatro Haftası kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşturacak.

    5-11 Ocak tarihleri arasında The Cockpit Theatre’da gerçekleşecek bu özel hafta, çağdaş Türk tiyatrosunun güçlü hikâyelerini uluslararası izleyiciyle bir araya gelecek. Hemhâl Tiyatro Haftası, bugünün Türkiye’sinden çıkan üç çarpıcı hikâyeyi Londra sahnesinde bir araya getiriyor. Haftanın merkezinde, Nezaket Erden’in uluslararası alanda büyük yankı uyandıran ödüllü performansı Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit yer alıyor. Latife Tekin’in kült eserinden uyarlanan oyun, yoğun ilgi nedeniyle Londra gösterimleri için şimdiden kapalı gişe oldu.

    Programda yer alan diğer iki yapım ise; En Sevdiğinden Başla ve N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali?. Nezaket Erden başrolünde Hemhâl’in en yeni yapımı En Sevdiğinden Başla, kapalı gişe oynuyor. Aşkı, yaratımı ve iki sanatçının hayatlarıyla ürettikleri sanat arasındaki sınırları sorgulayan oyun, Londra’da ilk kez seyirciyle buluşacak. Hakan Emre Ünal’ın ödüllü performansıyla sahnelenen N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali?, genç bir adamın aile, toplum ve beklentiler arasında sıkışmış hâlini samimi ve çarpıcı bir dille ele alıyor. Tek kişilik bu oyun, Hemhâl Tiyatro Haftası kapsamında Londra prömiyerini yapacak.

    ​Hemhâl Tiyatro Haftası hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    347
  • 02-01-2026

    Çağla Akagündüz Güler’in sekiz yaş ve üzeri okurlarına vücudumuzdaki hücrelerin hikâyelerini anlattığı, Dilara Mataracı’nın resimlediği kitabı Minik Hücreler Büyük Hikâyeler, Nesin Yayınevi’nden çıktı.

    Vücudunuzda neler olup bittiğini hiç merak ettiniz mi? Sinir hücreleri, kök hücreler, bağışıklık ordusu ve daha niceleri, kendi öyküleriyle bu kitapta anlatılıyor.

    Çağla Akagündüz Güler’in önsözünden: “Bazı hikâyeler “ülkelerin birinde” diye başlar. İnsanın hikâyesinin başlangıcı ise bir ülkeye değil, tek bir hücreye dayanır. Bu yüzden bizim hikâyemizin kahramanı hücreler... Kimi hücre beynin içinde hayaller, düşünceler üretirken, kimi hücre mideye gelen besinleri parçalar. Bazı hücreler kocamanken, bazı hücreler ufacıktır. Tüm bu çeşitliliğin içinde, her gün türlü türlü maceralar yaşanır. Minik dünyalarına yeterince yakından bakarsanız, kanın içinde koşturan kırmızı kan hücrelerini, beyinde parıldayan sinir hücrelerini, kalpteki kas hücrelerini görürsünüz. Ben yıllar boyunca çeşitli mikroskoplarla birçok hücreye baktım. Bilimsel çalışmalar yapmak için onların doğal davranışlarını gözlemledim. Bazen çeşitli hastalıkları inceledim, bu hastalıklar sırasında hücrelerin nasıl davrandıklarına, tedaviye nasıl cevap verdiklerine baktım.

    Hastalıkları tedavi etmek için hücreleri benimle çalışmaya ikna ettim de denebilir. Şimdi de size, onların bana fısıldadığı hikâyeleri anlatmaya geldim. Önce her şeyin başladığı yerden, yani anne karnından başlayacağım anlatmaya... Ellerinize, kollarınıza, saçlarınıza bakın: Tüm bu birbirinden farklı görünen yapılar, uzun zaman önce, annenizin karnında yalnızca bir tane hücreydi. Bu hücreye ve onun gibi her şeye dönüşebilen hücrelere “kök hücre” diyoruz. Zamanla bu ilk hücre bölündü ve çoğaldı. Sonra uzaklara gidip, oralarda seni oluşturan başka hücrelere dönüştüler. Ellerini, kollarını, organlarını meydana getirdiler. Bu yüzden, bir bilim insanı olarak en çok kök hücrelerle çalışmayı sevdim. Sonra da sinir hücreleriyle... Ama kök hücreler ve sinir hücreleri dışında, kan hücreleriyle, böbrek hücreleriyle, kalp hücreleriyle de çalıştığım zamanlar oldu. Çalışmalarım boyunca, her hücrenin ve parçası olduğumuz yaşamın ne kadar büyüleyici olduğunu farkettim. Birçok buluş yaşama, doğaya bakılarak yapılmıştır. Mesela yapay zekânın öğrenme şekli insanlarınkine çok benzer. Helikopter, yusufçuktan esinlenilerek yapılmıştır. Bakalım hücrelerin maceraları senin aklına hangi fikirleri getirecek... Belki de yepyeni fikirlere ve buluşlara kapı açacak. Sana güveniyorum; hücrelerin bana anlattığı hikâyeler artık sana emanet!"

    0
    0
    419
DAHA FAZLA
Geldanlage