
İsveç Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 1924’te imzalanan Dostluk Anlaşması’nın 100. yılı kapsamında hazırlanan “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, 30 Ağustos’a kadar Metrohan’da sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras’ın destekleriyle düzenlenen, İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu ve İsveç Araştırma Enstitüsü arşivlerinden derlenen “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, iki ülke arasındaki diplomatik, kültürel, sanatsal ve ekonomik etkileşimlerin uzun tarihini ele alıyor.
17. yüzyıldan günümüze uzanan kapsamlı seçki, İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu ve İsveç Araştırma Enstitüsü arşivlerinden derlenen nadir portreler, belgeler ve kişisel anlatıları bir araya getiriyor. “İsveç & İstanbul: Yüzyıllar Ötesine Uzanan Karşılaşma ve Etkileşimler” sergisi, 1600’lerdeki ilk resmî temaslardan başlayarak, Kral XII. Karl’ın o dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Bender’deki ikametine uzanan İsveç izlerini takip ediyor. Anders Zorn’un İstanbul manzaraları, Guillaume Berggren’in 19. yüzyıl gündelik yaşam fotoğrafları, Greta Garbo ve Nobel ödüllü Selma Lagerlöf gibi ikonik isimlerin ziyaretleri, bu görsel anlatının önemli parçalarını oluşturuyor. Hikâyenin merkezinde ise 1757 yılında satın alınan ve İstiklal Caddesi üzerindeki tarihi diplomatik bölgede yer alan İsveç Sarayı bulunuyor. İsveç’in yurt dışındaki en eski mülkü olan yapı, yüzyıllara yayılan İsveç–İstanbul ilişkilerinin sergideki yolculuğunun başlangıç noktasını oluşturuyor.
İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Karin Hernmarck, Konsolos Jenny Nordman Qvale ve İsveç Araştırma Enstitüsü Direktörü Dr. Olof Heilo’nun danışmanlığında hazırlanan serginin tasarımı İsveçli tasarımcı Jonas Williamson’ın imzasını taşıyor.
Han Kang’ın Nobel konuşmasıyla başlayan, denemeler, şiirler, günlükler ve fotoğraflardan oluşan en kişisel kitabı olarak görülen Işık ve İp, Göksel Türközü’nün çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.
Bu kitap, Nobel Edebiyat Ödüllü Han Kang’ın zihninde dolaşmak, yazıyla hayat arasındaki görünmez elektrik akımını hissetmek ve onun yaratıcılığının en mahrem kaynaklarına yaklaşmak isteyen okurlar için özel bir davet niteliği taşıyor.
Işık ve İp'te sessizliği, yas tutmayı, dili, insan ruhunun kırılganlığını ve yazmanın karanlıkta yaktığı ışıkla dünyayı nasıl dönüştürebileceğini anlatıyor. Han Kang, Nobel konuşmasında yeni romanını henüz tamamlamadığını söylemişti. Işık ve İp yeni romana giden yolda, Han Kang’ın iç sesine, edebi hafızasına ve yaratıcı dünyasına yakından bakma imkânı sunuyor.
Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’dan derlenen “Estetik Hafıza Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan Bir Seçki” başlıklı sergi, 17 Temmuz’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Nazlı Pektaş’ın üstlendiği sergide; Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Avni Arbaş, Komet, Abidin Dino, Leyla Gamsız, İbrahim Balaban, Halil Dikmen, Şevket Dağ, Adnan Turani, Fikret Mualla, Gürdal Duyar, Sabri Berkel, Selim Turan, Nuri İyem, İbrahim Safi, Muhsin Kut ve Naile Akıncı yer alıyor.
“Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan derlenen seçki, Türkiye’de modern sanatın üslupsal eklemlenmelerini ve tarihsel kırılma noktalarını kurumsal bir bellek düzleminde bir araya getiriyor. Birbirinden bağımsız zamanlarda koleksiyona dahil edilen yapıtlar, yan yana geldiklerinde Türk resim ve heykel sanatının 19. yüzyıl sonundan günümüze uzanan omurgasını bütüncül bir kavramsal haritaya dönüştürüyor. Bu harita, Paris-İstanbul hattında kurulan düşünsel ve estetik diyaloğun genetik kodlarını yansıtırken; batılı modern akımların ülkenin bu en köklü eğitim kurumlarından birinin programına dahil edilerek yerellikle bağdaştırılması sürecini ve köklü bir geleneğin ilerici dönüşümünü görünür kılıyor.
Bu seçki, Türkiye resim ve heykel sanatının yönünü tayin etmiş köşe taşı topluluklardan sanatçıları aynı kurumsal bellek düzleminde buluşturuyor. Şevket Dağ’ın mekânı rasyonel inşasından başlayarak; ‘d’ grubu öncülerinin kübist-yapısalcı müdahalelerinden, Nuri İyem ve Yeniler Grubu'nun toplumsal tanıklığından ve 1950'lerin soyut dalgasından geçen bu kavramsal aks, nihayetinde Paris Ekolü’nün lirik duyarlılığıyla ve Komet’in insanın iç dünyasını sorgulayan metafiziksel düşleriyle buluşuyor.”
Dijital müzik platformu Spotify, Türkiye’deki faaliyetlerinde yeni bir dönemi simgeleyen İstanbul’daki yeni ofisinin resmi açılışını gerçekleştirdi.
Yeni ofis, Spotify’ın Türkiye’deki varlığını daha da güçlendirmeyi hedeflerken, ülkenin müzik sahnesine yön veren sanatçılara, plak şirketlerine, dinleyicilere, karar vericilere ve kültürel iş ortaklarına daha da yakınlaşma fırsatı sunuyor. Ofis, Spotify’ın sektör paydaşlarıyla daha yakın iş birlikleri geliştirmesine, sanatçı ekiplerine yönelik eğitim çalışmalarını artırmasına, yerel istihdamı desteklemesine ve Türk müziğinin hem Türkiye’de büyümesine hem de dünya çapında daha geniş kitlelere ulaşmasına destek olacak birçok girişimini sürdürmesini kolaylaştırmayı hedefliyor.
“Türk müziği bugüne kadar toplamda 294 milyarı aşan dinlenme ve son beş yılda yüzde 190’ın üzerindeki büyümeyle Spotify’da önemli bir ölçeğe ulaşmış durumda. Türkiye pazarı hem çok hızlı büyüme gösteriyor hem de sadık bir dinleyici kitlesine sahip: Türkiye’de Türk müziği dinlenmeleri beş yılda yüzde 200’ün üzerinde artış gösterirken, Spotify Türkiye Top 50 listesindeki parçaların yüzde 90’ından fazlası Türk sanatçılara ait.
Türk müziği küresel ölçekte de her zamankinden daha geniş kitlelere ulaşıyor. Türk sanatçılara ait eserlerin yurt dışındaki dinlenme sayıları son 11 yılda 70 kat artarken, yalnızca Nisan 2026’da Türkiye dışındaki yaklaşık 92,5 milyon tekil kullanıcı en az bir Türk sanatçının şarkısını dinledi. Bu büyüme, Türkiye’yi Spotify’da İngilizce konuşulmayan ülkeler arasında en büyük 10 müzik pazarından biri olma konumuna taşıyor.
Spotify, İstanbul’daki yeni ofisiyle Türk müziğinin hem Türkiye’de hem de dünya genelinde yükselişine katkı sağlayan sanatçılar ve iş ortaklarıyla her zamankinden daha yakın çalışarak Türkiye’ye yönelik uzun vadeli bağlılığını güçlendiriyor.”
Katharina Linnepe’nin patriyarkayı nasıl içselleştirdiğimizi sorgulatarak kolektif bir sağaltım çağrısı yaptığı kitabı İmkânsız Vaka - İflah Olmaz Erkeklik Terapi Odasında, Serkan Seymen’in çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Linnepe, metininde patriyarkayı terapi koltuğuna yatırarak onu psikopatik, narsisistik ve makyavelist eğilimler sergileyen bir “hasta” olarak analiz ediyor. Seans ilerledikçe, patriyarkanın gündelik hayatımıza, ilişkilerimize ve hatta kendi iç sesimize nasıl sinsi taktiklerle yerleştiği ifşa oluyor. Linnepe, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp ezber bozan bir soru soruyor: Günlük hayatta boğuştuğumuz o tükenmişlik, suçluluk ve yetersizlik hissi... Ya tüm bunlar sandığımız kadar kişisel değilse? Ya hepsi kusursuz işleyen bu hasta düzenin üzerimizde bıraktığı izlerse?
Eser Keçeci’nin “Suspended Between” başlıklı kişisel sergisi Girne’de yer alan Art Rooms’da sanatseverlerle buluşuyor.
El yapımı ve transparan yüzeyler üzerine kurulan resimler, çizimler, kolajlar ve videolar yer aldığı “Suspended Between” sergisinde Eser Keçeci, hafıza, mekân ve zaman arasındaki kırılgan geçişlere odaklanıyor. Çocukluk anılarından masallara, kişisel hafızadan kentsel belleğe uzanan sergi, izleyiciyi gerçek ile hayal arasında salınan şiirsel bir dünyaya davet ediyor.
El yapımı ve transparan yüzeyler üzerine kurulan minimal çalışmalar, gerçek ile düş, görünür olan ile kaybolmaya yaklaşan arasında askıda kalan imgeler yaratıyor. Teknik çizim, kolaj, video ve figüratif müdahaleler aracılığıyla sergi, kişisel hafıza ile kentsel belleğin iç içe geçtiği masalsı bir alan kuruyor. Fiziksel mekânın giderek içsel bir topoğrafyaya dönüştüğü yapı içinde izleyici, rüyanın parçalı, akışkan ve tam olarak çözülemeyen mantığıyla karşılaşıyor.
Keçeci’nin işlerinde sıkça karşılaşılan çocuk figürleri; kâğıt tekneler, kuşlar, eski yapılar ve hayali yolculuklarla çevrili dünyalarda izleyicinin karşısına çıkıyor. Sanatçı, çocukluğun sınırsız hayal gücünden beslenen bu imgeler aracılığıyla büyüme, keşfetme ve kendini bulma süreçlerine dair evrensel hikâyeler anlatıyor. Rapunzel gibi masal karakterlerine yapılan göndermeler ise serginin düşsel atmosferini güçlendiriyor.
Türk rock müziğinin önemli gruplarından Duman, yaz sezonunun ilk açık hava konserini 26 Haziran akşamı KüçükÇiftlik Park’ta verecek. Konserin açılışını Dilhan Şeşen yapacak.
Şarkıları yıllardır her yaştan dinleyicinin ortak hafızasında yer eden, isyankâr ruhuyla kuşakları etkileyen rock müziğin simge gruplarından Duman, her konserinde olduğu gibi yüksek tempolu bir sahne performansıyla müzikseverlerle buluşacak. Duman’ın 2026 sezonunda İstanbul’da vereceği bu ilk açık hava konserinde açılışı Dilhan Şeşen yapacak. Alternatif rock ile elektronik tınıları kendine has yorumuyla birleştiren Dilhan Şeşen, yoğun ve derinlikli bir ses dünyası yaratırken modern ve geleneksel ögeler arasında ustaca bir denge kuruyor.
+1 katkıları ve URU organizasyonuyla düzenlenen konserlerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sophie Anderson’un kayıplarla baş etmenin, suçluluk duygusunu kararlılığa dönüştürmenin ve gerçek “ailenin” ne olduğunu keşfetmenin öyküsünü anlattığı kitabı Tavuk Bacaklı Ev Kaçıyor, Berke Kılıç’ın çevirisiyle Genç Timaş’tan çıktı.
Tavuk Bacaklı Ev’in devam kitabı olan bu kitap okuruna yeni bir macera vadediyor. Kitabın başkahramanı Marinka kendini bildi bileli tavuk bacakları olan bir evde yaşadı. O ev sayesinde dünyayı dolaştı ve akla hayale sığmayacak maceralara atıldı. Ne var ki Marinka'nın tavuk bacaklı evi, eski neşesini kaybediyor gibiydi.
Marinka, evin neden böyle davrandığını anlamaya çalışırken ev birden koşmaya başladı. Tavuk bacaklı ev kaçıyordu! Marinka ve arkadaşları, evin peşinden koşarlarken kendilerini hangi maceraların beklediğinden habersizlerdi. Marinka, sadık dostu karga Jack ve en yakın arkadaşı Benjamin ile birlikte; buz gibi okyanusları, büyülü ormanları ve kadim diyarları aşan nefes kesici bir maceraya atıldılar. Kırık bir evi iyileştirmek, kontrolden çıkan bir geçidi onarmak ve geçmişin tozlu raflarında saklı aile sırlarını çözmek zordur ama Marinka’nın başka seçeneği yok.
Onur Saylak’ın yönetmenliğini, Aras Bulut İynemli’nin başrolünü üstlendiği yeni Netflix dizisi Eve Giden Yol’un çekimleri başladı.
Senaryosunu Sevgi Yılmaz’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Onur Saylak’ın, yapımını ise Ay Yapım’ın üstlendiği Eve Giden Yol’un oyuncu kadrosunda Aras Bulut İynemli, Nilperi Şahinkaya, Alper Çankaya, Özge Törer, Durukan Ordu ve Saygın Soysal gibi isimler yer alıyor.
“Anadolu’nun ücra köşesinde yaşanan bir trafik kazasının ardından köyde mahsur kalan bir grup insan, açlık, korku ve açıklanamayan olaylarla çevrilirken yalnızca doğayla değil, kendi vicdanları, sırları ve geçmişleriyle de yüzleşmek zorunda kalır. Köyde yaşanan esrarengiz olaylar, dağılan hayatını ayakta tutmaya çalışan Kemal’in ve diğer kazazedelerin gerçeklik algısını gitgide sarsarken, insan ilişkileri giderek ilkel bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Peki insan gerçekten kendi kaderinden kaçabilir mi?”
Künye:
Yönetmen: Onur Saylak
Senarist: Sevgi Yılmaz
Yapımcı: Kerem Çatay
Yapım Şirketi: Ay Yapım
Oyuncular: Aras Bulut İynemli, Nilperi Şahinkaya, Alper Çankaya, Özge Törer, Durukan Ordu, Saygın Soysal, Osman Alkaş, Sennur Nogaylar, Kayhan Açıkgöz, Süleyman Kabaali, Hasan Erdem, Ahmet Kürşat Öcalan, Çağrı Atakan, Tankut Yıldız, Mehmet Fatih Obuz, Cansu Türedi, Elif Ürse, Caner Solmaz, Ezgi Sözmen, Ali Kayra Kul, Melike Küçük, Kuzey Ayvat, Aylin Akpınar
Koç Üniversitesi Ebru Kulübü ve Koç Üniversitesi Resim Kulübü yıl sonu sergileri, Rahmi M. Koç Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Türkiye’nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, Üniversitesi Ebru Kulübü ve Resim Kulübü'nün yıl sonu sergilerine ev sahipliği yapıyor. Müzenin Kayıkhane Sergi Salonu'nda düzenlenen sergiler, öğrencilerin sanatsal üretimlerini izleyicilere sunuyor. 21 Haziran’a kadar açık olan ebru sergisi, öğrencilerin yıl boyunca hazırladığı yaklaşık 70 özgün eserden oluşuyor. Hazırlanan seçkide, klasik ebru çalışmalarının yanı sıra defter, yelpaze ve kumaş gibi farklı yüzeylerde hayat bulan özgün uygulamalar da yer alıyor. Geleneksel sanatın inceliklerini çağdaş yorumlarla buluşturan eserler, suyun üzerinde şekillenen renklerin ve desenlerin büyülü dünyasını ziyaretçilere sunuyor.
23 Haziran - 5 Temmuz tarihleri arasında ise Koç Üniversitesi Resim Kulübü öğrencilerinin eserlerinden hazırlanan resim sergisi de sanatseverlerle buluşacak. Sergi, öğrencilerin yaratıcılıklarını ve özgün bakış açılarını bir araya getirerek Rahmi M. Koç Müzesi’nin tarihi atmosferinde sanatla yaratıcılığı buluşturan özel bir deneyim sunuyor.