GÜNDEM
  • 03-06-2026

    Orhan Pamuk’un kişisel anıları, edebiyat anlayışı ve sanat dünyasına dair düşüncelerini bir araya getirdiği yeni kitabı Kelimeler ve Resimler, 4 Haziran’da Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak.

    Kelimeler ve Resimler – Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye’de Pamuk, askerlik yıllarından ilk kitabını yayımlama sürecinde yaşadığı zorluklara kadar hayatının farklı dönemlerine dair anılarını ilk kez paylaşıyor. Edebiyat ve resim arasındaki yaratıcı ilişkiyi kendi üslubuyla anlatan yazar, daha önce çeşitli dergi ve yayınlarda yayımlanan yazılarını ise yeniden gözden geçirerek kitap bütünlüğü içinde yeniden kurguluyor.

    Bu kitap yalnızca edebiyat değil, kültür ve sanat çevrelerinden birçok önemli isme dair samimi anlatılar da içeriyor. Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi sanatçı ve yazarlarla dostluklarını kaleme alan Pamuk, aile tarihine uzanarak babası Gündüz Pamuk ve Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü olan teyzesi Türkân Rado’ya ilişkin hatıralarını da paylaşıyor.

    Kitaptaki bölümlerden biri de “Masumiyet Müzesi”ne ayrılıyor. Pamuk, roman ve müze fikrinin nasıl doğduğunu, yıllar içinde nasıl geliştiğini ve müzenin yaratım sürecini ayrıntılarıyla anlatıyor. Ayrıca dünya çapında ilgi gören Masumiyet Müzesi dizisini de karakterler ve oyuncular üzerinden değerlendiriyor. Kitapta Pamuk’un kişisel arşivinden ilk kez yayımlanan fotoğraflar ve çizimler de yer alıyor. Columbia Üniversitesi’ndeki akademik yaşamından Cannes Film Festivali jüri üyeliğine uzanan geniş bir anlatı dünyası sunan eser, yazarın edebiyat poetikasını anlamak isteyen okurlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

    0
    0
    168
  • 03-06-2026

    Netflix’in yeni yerli dizisi Palas Pandıras’ın çekimlerine başlandı. Yönetmenliğini Selman Nacar’ın üstlendiği dizinin setinden ilk kareler de izleyiciyle buluştu.

    Başrollerinde Birkan Sokullu ve Kaan Mirac Sezen’in yer aldığı dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Yasemin Kay Allen, Gökçe Güneş Doğrusöz, Durukan Çelikkaya, Emir Berke Zincidi, Osman Can Bağır, Elif Verit, Lidya Pınar ve Şerif Erol bulunuyor. Senaryosu Selman Nacar ile Alsem Roidi tarafından kaleme alınan dizinin yapımcılığını ise Koray Köse ve Kuyu Films üstleniyor.

    Basketbolun rekabet dolu atmosferini güçlü bir yüzleşme hikayesiyle buluşturan Palas Pandıras, kariyeri başlamadan sona eren eski bir basketbolcunun, farklı sorunlarla baş eden beş lise öğrencisiyle birlikte İstanbul şampiyonluğu için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Takımın asi ve yetenekli oyuncusuyla kurduğu ilişki ise onu geçmişi ve hatalarıyla karşı karşıya getiriyor.

    ​Türkiye’nin dört bir yanından gençlerin başvurduğu açık çağrı süreci sonunda Serhat rolünü canlandırmak üzere seçilen Mert Fındıkçı da dizinin kadrosuna dahil olarak ilk oyunculuk deneyimine Palas Pandıras seti ile başladı.

    0
    0
    176
  • 03-06-2026

    Ali Kazma’nın “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” başlıklı yeni kişisel sergisi 30 Ağustos’ta Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

    “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]” sergisi, müzenin kurucusu Franz Mayer’in kitapseverlik tutkusuna saygı duruşunda bulunuyor. Yazma eyleminin yaratıcı süreçlerine odaklanan sergi, Ali Kazma’nın dünyaca ünlü yazar ve akademisyen Alberto Manguel ile 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk gibi yazın dünyasının önemli isimlerine odaklanan video çalışmalarını bir araya getiriyor.

    Sergide sanatçının 2025 yılında Bozlu Art desteği ile Japonya’nın Nara kentindeki 600 yıllık köklü tarihiyle dünyanın bilinen en eski mürekkep üretimhanelerinden birinde kaydettiği ve ilk kez sanatçının İstanbul Modern’deki “Aklın Manzaraları” başlıklı solo sergisinde gösterilen Sumi adlı video çalışması da izleyicilerle buluşuyor.

    ​13 Haziran 2025-1 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşen, “Aklın Manzaraları”, Kazma’nın 2010’lardan itibaren kitaplar ve yazı üzerine sürdürdüğü araştırmaların çıktılarını içeren video yapıtlarını ve geniş fotoğraf arşivini içeren bir seçkiden oluşuyordu. Sumi’nin yanı sıra Orhan Pamuk'un evine ve arşivine dair ayrıntıları gözler önüne seren Mürekkep Evi ve Sentimental ile Arjantin asıllı yazar ve kitap tarihçisi Alberto Manguel’in kütüphanesinin Portekiz’e taşınma sürecini ele alan Alberto Lizbon’da başlıklı üretimleri de sanatçının Türkiye’de ilk kez gösterilen yapıtları arasında yer alıyordu.

    ​Künye: Ali Kazma, “Sumi”, 2025, senkronize iki kanallı HD video, sesli , 7’ döngü, Sanatçı ve Bozlu Art izniyle 

    0
    0
    222
  • 03-06-2026

    Oscar Lewis’in Meksikalı bir ailenin gerçek yaşam öyküsü üzerinden yoksulluğun kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gözler önüne serdiği romanı Sánchez’in Çocukları, Aslı Perker’in çevirisiyle Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı.

    Lewis’in sinemaya da uyarlanan, saha çalışmasına dayanan eseri, “yoksulluk kültürü” kavramının en önemli kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Kitap, yoksulluğu yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil; bireyin kaderine, ilişkilerine ve ruhuna işleyen çok katmanlı bir yaşam deneyimi olarak ele alıyor.

    ​Mexico City’nin arka sokaklarında yaşayan Jesús Sánchez ve dört çocuğu, hayatlarını ilk kez kendi sesleriyle anlatıyor. Öfke, sevgi, utanç, arzu ve hayatta kalma mücadelesiyle şekillenen bu çarpıcı tanıklıklar, bir ailenin hikâyesinin ötesine geçerek modern yoksulluğun insan üzerindeki etkilerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

    0
    0
    259
  • 02-06-2026

    İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg A.Ş.’nin desteğiyle, 10-24 Haziran tarihleri arasında müzenin sinema fuayesinde ziyaretçileri ilk kez bir VR (sanal gerçeklik) deneyimiyle buluşturacak.

    Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın birlikte yazıp yönettikleri VR projesi Gölgezaman, dünya prömiyerini 2023 yılında Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirmesinin ardından Türkiye prömiyerini İstanbul Modern’de yapacak.

    Adını, çağımız için türetilmiş yeni bir kelimeden alan Gölgezaman, aynı anda birbiriyle uzlaşması imkânsız iki farklı zamanın içinde yaşama hissini tarif ediyor: Bir çocuk için kahvaltı hazırlarken, onun yaşamı boyunca binlerce yıllık bir çiçek türünün yok olacağını bilmek ya da trafikte işe yetişmeye çalışırken motorunuzdaki yakıtın tarih öncesi canlıların sıkışmış kalıntılarından oluştuğunu fark etmek gibi.

    Proje, bu zamansal ve duygusal çelişkileri sanal gerçeklik ve simülasyon teorisi üzerinden keşfe çıkıyor. Sanal dünyada var olmak; iki bedene, dört ele ve iki kalbe sahip olmak, aynı anda iki ayrı dünyada yaşamak anlamına geliyor. İzleyici, bu çift katmanlı dünyanın gizemli rehberi Alma ile birlikte iklim krizi, yas, hafıza ve sanal olanın bir kaçış mı yoksa yeni bir varoluş biçimi mi olduğu üzerine düşünürken, sanal alanı da aynı anda iki yerde ve iki zamanda var olmayı öğrenebileceğimiz bir deneyim alanı olarak keşfediyor.

    Gölgezaman’a paralel olarak 11 Haziran Perşembe günü yönetmen Deniz Tortum, araştırmacı Nurten Bayraktar, akademisyen Reşat Fuat Çam ve küratör/yazar Karen Cirillo’nun sanal gerçeklik teknolojisini ve bu kavramı farklı açılardan ele alacağı bir söyleşi düzenleniyor.

    ​Program kapsamında ayrıca Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın kısa deneme filmi Our Ark (2021), 11 ve 18 Haziran Perşembe günleri İstanbul Modern Sinema’da gösterilecek. Film, gezegensel çöküşe karşı bir güvence olarak “yedek kopyalar” yaratma fikrini tekno-ütopyacı bir vizyonun merkezine yerleştiriyor. “Digital Life” adlı şirketin yürüttüğü gerçek bir projeden yola çıkan yapım, yok olma riski taşıyan hayvanların üç boyutlu kopyalarını üreterek dijital bir “Nuh’un Gemisi” yaratma fikrine odaklanıyor. “Gezegeni yedekleme” düşüncesinden hareket eden film, teknoloji, doğa ve gelecek tahayyülü arasındaki kırılgan ilişkiye dair sorular ortaya atıyor.

    0
    0
    174
  • 02-06-2026

    Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Timurtaş Onan’ın 15 yıla yayılan uzun soluklu çalışmalarına odaklanan fotoğraf kitabı Beyoğlu Eski Yeni yayımlandı.

    Timurtaş Onan’ın fotoğraf alanında 40. yılına girerken hazırladığı kitap; bir semtin dönüşümünü belgelerken, kaybolan bir kültürel dokuyu yeniden görünür kılmayı amaçlıyor. Beyoğlu, geçirdiği tüm dönüşümlere rağmen ruhunu koruyan çok katmanlı bir yaşam alanı olmayı sürdürüyor. Onan’ın siyah beyaz fotoğrafları ise bu değişimin içinden geçen insanları, mekânları ve gündelik hayatı güçlü bir görsel anlatıya dönüştürüyor.

    Pera merkezli bir bakışla şekillenen Beyoğlu Eski Yeni; semtin tarihi yapılarından pasaj ve hanlarına, kültür kurumlarından sanat merkezlerine, sokaklarından müdavim kafelerine kadar geniş harita çiziyor. Kitapta mekânlar kadar, Beyoğlu’nun kültürel yaşamına yıllarca katkı sunmuş insanlar da yer alıyor: Sanatçılar, oyuncular, Yeşilçam emekçileri, müzisyenler, yazarlar, ressamlar, fotoğrafçılar; şapkacılar, sahaflar, lostracılar, terziler, kürkçüler, kırtasiyeciler, işletmeciler ve semtin kendine özgü karakterleri… Onan’ın kadrajında bu isimler; birer portreden öte, Beyoğlu’nun yaşayan hafızasına dönüşüyor.

    Timurtaş Onan’ın fotoğrafları yalnızca mimari dönüşümü belgelemekle kalmıyor; Beyoğlu’nun gündelik ritmini, yalnızlıklarını, taşkınlığını, karşılaşmalarını ve özgürlük hissini de kayıt altına alıyor. İstiklal Caddesi’ni ve Beyoğlu’nun ara sokaklarını arşınlayan kalabalıklar içinden çekilip çıkarılmış anonim yüzler ile semtin ikonik karakterleri yan yana ilerlerken, ortaya İstanbul’un yakın geçmişine dair güçlü bir görsel arşiv çıkıyor.

    ​Kitabın metinlerini kaleme alan Özgür Gezer’in önsözde ifade ettiği gibi Beyoğlu Eski Yeni, “bir semtin değil, bir yaşam tarzının kitabı.” Beyoğlu’nda büyüyenlerin, yolu İstiklal Caddesi’nden geçmiş olanların ve bu semtin hafızasında kendine bir iz bulan herkesin ortak hikâyesine dönüşen çalışma; değişse de ruhunu kaybetmeyen bir semte güçlü bir saygı duruşu niteliği taşıyor.

    0
    0
    268
  • 02-06-2026

    Latife Tekin’in edebî birikiminin izini süren yazılardan oluşan, Burcu Şahin’in yayına hazırladığı Ormanın İçinde, Toprak Düzeyinde - Latife Tekin Edebiyatı Üzerine Yazılar, Can Yayınları’ndan çıktı.

    Kitapta Onat Kutlar, Nurdan Gürbilek, Gönül Kıvılcım, Osman Damla, Esra Yalçın, Fatih Altuğ, Semih Gümüş, Mustafa Sütlaş, Özlem Öğüt Yazıcıoğlu, Belma Fırat, Esra Dicle, Başak Deniz Özdoğan, Burcu Şahin, Yeşim Tabak, Deniz Gündoğan İbrişim, Mahmut Temizyürek, Gonca Özmen, Pınar Öğünç, Murat Özyaşar, Pelin Özer, Haydar Ergülen, Mehmet Mahsum Oral, Mine Söğüt, Abdullah Ezik, Mesut Varlık ve Dila Keleş’in yazıları yer alıyor.

    ​Onat Kutlar’ın ifadesiyle “toprak düzeyinden ve çok içinden bir bakış” sunuyor, Latife Tekin. Bu bakışı korurken bir yandan da korkusuzca yeni yollar deniyor. Latife Tekin’in kendini tekrar etmeyen yazma biçimi kaynağını, yazma arzusunun sabitlendiği o kara noktadan alıyor. Gölü, toprağı, ağacı, doğayı metnin kendisi gibi gören bir bakış bu. Yeniye ulaşma cesareti gösterirken de –yine doğaya ait olan– aşırılıktan hareket ediyor.

    0
    0
    245
  • 02-06-2026

    Bu yıl dokuzuncusu düzenlenecek İstanbul Comics and Art Festival, Dream Sales Machine organizasyonuyla 13-14 Haziran tarihlerinde Paribu Art’ta katılımcılarla buluşacak.

    Çizgi roman, illüstrasyon, karikatür, fanzin, animasyon ve sokak sanatını aynı çatı altında buluşturmaya hazırlanan İstanbul Comics and Art Festival; yayınevleri, bağımsız sanatçılar, çizerler, tasarımcılar ve yaratıcı toplulukları bir araya getirirken ziyaretçilerine yalnızca bir festival deneyimi değil, yaşayan bir kültür alanı sunuyor. Bu yıl festival programında Gerekli Şeyler, Kara Karga, Athica, Kayıp Kıta, Flaneur gibi önemli yayınevleri ve Big Baboli, Flashmarket, dirt cake studio, MRE, Bülent Gültek, Ezgi Arslan, Selin Çınar gibi sanatçı stantlarının yanı sıra; Hollanda Krallığı desteğiyle Hollandalı sanatçılar ve Türkiye’den sanatçılar canlı duvar sanatı uygulamaları gerçekleştirecek. Festivalde ayrıca kolektif çizim alanları, atölyeler, imza alanları, paneller ve performanslar yer alacak. Özellikle festival alanına yayılan canlı çizim çalışmaları sayesinde ziyaretçiler üretim süreçlerini doğrudan izleme fırsatı bulacak.

    ​Şehrin dört bir yanından katılımcıları ağırlamaya hazırlanan festival, bağımsız yayıncılıktan illüstrasyona, underground çizgi kültüründen yeni nesil sokak sanatına kadar geniş bir yaratıcı alanı kapsıyor. Festivalin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    392
  • 02-06-2026

    Cenk Düzyol’un “Daha İyi Bir Yer” başlıklı kişisel sergisi 4 Haziran-4 Temmuz tarihleri arasında Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşacak.

    “Daha İyi Bir Yer, daha önceki üretimlerine benzer şekilde dile gelemeyenin alfabesiyle konuşsa da yeni bir yön işaret eder.

    Tamamlanmayan ancak yine de çerçevenin dışından göz kırpan anlatıları, şimdi yerini daha temel, tekinsiz ve insansız bir belirsizliğe bırakmıştır. Kompozisyonlar neredeyse hiç figür içermez: manzaranın kendisi bir şeyleri biliyor, ancak söylemiyor gibidir. Gökyüzünde beliren yazılar sanki bir arkeolojik kazıda ortaya çıkmışlardır. Ufuklar ulaşılamaz görünür, hatta bir resimde resmen kordon altına alınmışlardır.

    Düzyol'un resimleri sürrealist geleneğe işaret etseler de sürrealizmin tekinsizi sahneleyişinden net bir iradeyle kaçınmaktadırlar. Soruyu sorup geri çekilirler.

    Düzyol, kendi deyişiyle sözel ifadenin değil, “boğazda düğümlenen bir hissin” peşindedir. Derdi izleyiciyi yönlendirmek değil, onları resimde kendi başına bir serüvene çıkmaya davet etmektir. Başlığın işaret ettiği arayışa da gönderme yapar bu durum: bizi bu arayışlara sürükleyen mantığımız değil duygularımızdır, dolayısıyla düşünerek değil hissederek çözebileceğimiz, hatta belki de çözümsüz kalacak meselelerdir. Bu çözümsüzlükle yaşayabilme önerisi Düzyol'un resimlerini salt estetik bir deneyim ya da dayatılmış bir anlatının ötesine taşır. Burada teslimiyetten ziyade, farklı türden bir uyanış söz konusudur: her şeyi anlamlandırma zorunluluğundan vazgeçmenin, belirsizliği tehdit değil bir başlangıç noktası olarak kabul etmenin mümkün olduğuna dair sessiz bir ısrar vardır.

    Bu yüzden tuvallerdeki yazılar açıklama değil, davet niteliği taşır. I know you can carry on, take me where you're going to: bunlar izleyicinin içinde zaten var olan ama adını koyamadığı bir şeyin manzaralardaki yüzeylerden yankılanarak geri dönen sesidir. Düzyol’un daha eski üretimlerinden tanıyabildiğimiz ironisini içerseler de gerek bir “anlatı” gerekse plastik olarak kırılgan anları daha farklı bir şekilde ele alırlar. Kelimelerin duygulara ayak uyduramadığı anlarda gelen kendini ikna etme çabası gibi bir tezat oluştururlar. Düzyol'un "boğazda düğümlenen his" dediği şey tam da burada ikamet eder: ne tam anlamıyla melankoli ne tam anlamıyla özlem ne de tam anlamıyla umuttur. Üçünün de bir arada bulunabildiği eşik bölgedir.

    Daha İyi Bir Yer, bu anlamda hem coğrafi hem de içsel bir koordinatı işaret eder. Kimi yerde yoğun bitki örtüleriyle canlanan, kimi yerde kurak ve kayalık olan manzara, insandan öte bir söylem olasılığını da barındırır: bu manzaralarda barınmaya çalışır izlenimi veren tek tük figürler bize doğanın karşısındaki güçsüzlüğümüzü hatırlatır ki bu özgürleştiricidir de. Bu manzaralarda insanlar sadece izlerini bırakmıştır. Öte yandan içsel bir topografya da haritalanıyor gibidir. Bu kayalıklar, bugün batımları, neredeyse kendi benliğimizden daha tanıdıktır bizim için. Resimler bizi henüz adını bilmediğimiz ama belli belirsiz seçebildiğimiz bir yere hazırlar. Arayışın sonu gelmiyorsa da yapılabilecek en doğru şey bir banka oturup manzaraya doğru bakmak, belirsizlikle barışmak olabilir.”

    Künye:
    1. Life Happens, Love Stays, 2026, 100x140 cm, Acrylic on Canvas / Tuval üzeri aklirik boya
    2. Let me Tell You A Secret, 2026, 100x140 cm, Oil on canvas / Tuval üzeri yağlı boya
    ​3. It Will Never Be The Same, 2026, 60x70 cm, Acrylic on Canvas / Tuval üzeri aklirik boya

    0
    0
    406
  • 02-06-2026

    Matt Haig’in ünlü romanı Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen yeni hikâyesi Gece Yarısı Treni, Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.

    Bu roman, pişmanlıklar, ikinci şanslar ve yaşamak üzerine büyüleyici bir zaman yolculuğuna çıkarıyor okurunu.

    ​Nora Seed gece yarısı olduğunda ölmemeyi öğrenmişti. Wilbur Budd ise gece yarısı olduğunda yaşamayı öğrenmek zorunda. Bir kitapçı zinciri sahibi Wilbur, 81 yıllık ömrünün çoğunu işine adamış, bu uğurda büyük aşkı Maggie’yi ihmal etmiştir. Yıllar sonra gelen bir telefonla tam umutlanmışken ölüm kapıda belirir. Ancak bu kez bir son değil, bir tren yolculuğunun başlangıcı olarak. 

    Wilbur bu trenle geçmişine, hayatının en karanlık ve en parlak anlarına doğru ilerleyecek. Tek bir kural var: Geçmişteki halinle asla konuşma. Peki, insan her şeyi berbat ettiğini bildiği o âna geri dönse, kurala uyup izlemekle mi yetinir yoksa başka bir hayat yaşamak uğruna raydan çıkmayı mı seçer?

    0
    0
    264
DAHA FAZLA
Geldanlage