GÜNDEM
  • 30-05-2026

    Klasik Müziği farklı bir sahne yaklaşımı ile yorumlayan çellist Jodok, “JODOKCELLO” projesiyle 1 Kasım’da Atatürk Kültür Merkezi’nde müzikseverlerle buluşacak.

    Uluslararası sahnede dikkat çeken çellist Jodok, klasik müziği güncel bir anlatım diliyle ele aldığı crossover kategorisindeki “JODOKCELLO” projesi kapsamında ilk defa İstanbul’a geliyor. Klasik müziği farklı anlatım katmanlarıyla ele alan konser, sanatçının müziğe yaklaşımını sahneye taşıdığı özel bir buluşma niteliği taşıyor.

    ​Henüz çocuk yaşlarda başladığı müzik yolculuğunda çelloyu merkezine alan Jodok, yıllar içinde teknik yetkinliğinin ötesine geçerek güçlü bir anlatım dili geliştirdi. “JODOKCELLO” adıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı, klasik müziği doğa, görsellik ve dijital anlatımla buluşturan yaklaşımıyla öne çıkıyor. Yıllar boyunca Avrupa’da solist, oda müziği sanatçısı, orkestra müzisyeni ve eğitmen olarak sahne alan Jodok’un kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri, müziğini sosyal medya aracılığıyla dünyayla paylaşmaya başlaması oldu. Doğanın içinde gerçekleştirdiği performanslar ve güçlü görsel atmosferle desteklenen videoları, klasik müziğe daha çağdaş ve erişilebilir bir yaklaşım kazandırdı. Sinematik anlatım dili ve güçlü yorumuyla öne çıkan sanatçı, performanslarında müziği yalnızca işitsel değil, aynı zamanda görsel ve duygusal bir deneyim olarak ele alıyor. Kendi elleriyle yaptığı çello ile sahneye çıkması ise bu deneyimi daha kişisel ve özgün bir boyuta taşıyor.

    0
    0
    356
  • 30-05-2026

    On sanatçıyı bir araya getiren “Parallel of Life and Art: After 1953” sergisi, 26 Temmuz’a kadar Gallery 11.17’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Parallel of Life and Art: After 1953” sergi, 1950’lerin ortasından itibaren ortaya çıkan ve sanat ile gündelik yaşam arasındaki sınırları dönüştüren “pop art” yaklaşımını güncel bir bakışla yeniden ele alıyor. Sergide; Haydar Akdağ, Bengisu Bayrak, Aytaç Beyazgül, Emrecan Bozokalfa, Gözde Aylis Çiçek, Deniz Doğruyol, Ceylan Dökmen, Sebastien Shahmiri, Arda Selim, Didem Ünlü yer alıyor.

    “Pop art” ile birlikte reklam, tüketim kültürü, basılı görseller ve gündelik nesneler sanatın doğrudan parçası hâline geldi. “Parallel of Life and Art: After 1953”, bu dönüşümün bugüne uzanan etkilerini; kolaj, resim, yazı müdahaleleri ve heykel gibi farklı disiplinler üzerinden inceliyor. Sergide yer alan işler, yüksek sanat ile popüler kültür arasındaki ayrımı bilinçli olarak bulanıklaştırıyor. Yazı ve imgenin iç içe geçtiği yüzeyler, parçalanmış figürler ve farklı malzemelerin bir aradalığı; izleyiciye hem tanıdık hem de düşündürücü bir alan sunuyor. Sanatçılar, bireysel anlatılar ile kolektif görsel hafıza arasında gidip gelen bir dil kurarken; ironi, tekrar ve doğrudanlık gibi “pop art”ın temel araçlarını kendi üretim biçimlerine adapte ediyor.

    ​“Parallel of Life and Art: After 1953”, “pop art”ın açtığı estetik ve düşünsel hattın günümüzde hâlâ nasıl dönüştüğünü ve yeniden üretildiğini görünür kılmayı amaçlıyor. Geçmişten bugüne uzanan bu görsel dilin, çağdaş üretimlerde nasıl yeni anlam katmanları kazandığını izlemek, serginin sunduğu en önemli deneyim alanlarından birini oluşturuyor.

    0
    0
    418
  • 30-05-2026

    Julian Barnes’ın Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri taşıyan, aynı zamanda bir vedalar kitabı da olan Ayrılış(Lar), Serdar Rifat Kırkoğlu’nun çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

    Julian Barnes bu son kitabında okurlarına bir kez daha yazarlığının başat izlekleri olan bellekten, anılardan, geçmişi aynen olduğu gibi yeniden kurmak için harcadığımız sonsuz çabalardan söz ediyor, ama aynı zamanda da kendi hastalığının dokunaklı hikâyesini bütün ilginç ayrıntıları ve aşamalarıyla anlatıyor.

    ​Otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford’da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean’in hikâyelerini, ortasında koskoca bir delik olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcı-tanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak.

    0
    0
    395
  • 29-05-2026

    Kanadalı şarkıcı, söz yazarı, multi-enstrümantalist ve yapımcı Mac DeMarco, Epifoni organizasyonuyla 2 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.

    “For the First Time”, “My Kind of Woman”, “Chamber of Reflection” gibi kültleşmiş parçalarıyla tanıdığımız Mac DeMarco, indie rock ve lo-fi tınılarını benzersiz bir samimiyetle harmanladığı şarkılarıyla büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Yaptığı müzik tarzını “jizz jazz” olarak tanımlayan Mac DeMarco, İstanbul konserinde hem klasikleşmiş hit’lerini hem de yeni sürprizlerini dinleyicilerle paylaşacak.

    ​Bağımsız müzik sahnesine ilk olarak 2012 yılında adım atan sanatçı, o zamandan beri altı stüdyo albümü yayımladı. Coachella, Glastonbury, Lollapalooza, Primavera Sound, Fuji Rock Festival gibi önemli festivallerde sahne aldı. Bu yıl Guitar isimli albümünü yayımladı. Michael Jackson, Neil Young, Black Sabbath, Genesis, Sting ve Weezer’ın hayranı olan, kendi kurduğu plak şirketi ile yeni yetenekleri de müzik sektörüne kazandırmaya başladı. 

    0
    0
    444
  • 29-05-2026

    Rahmi M. Koç Müzesi, kara yolu ulaşımı koleksiyonuna eklenen “Ward Kardeşler Bisiklet Koleksiyonu” ile bisiklet tarihinin yaklaşık iki asırlık gelişimini sanatseverlerle buluşturuyor.

    Dünyaca ünlü koleksiyonerler Daniel Ward ve kardeşi Toby Ward’ın koleksiyonundan müzeye kazandırılan 23 özel bisiklet, 19. yüzyılın başlarından modern bisikletin gelişimine uzanan önemli örnekleri bir araya getiriyor. Çoğu 19. yüzyıl ortasına tarihlenen iki tekerlekli ulaşım araçlarından oluşan “Ward Kardeşler Bisiklet Koleksiyonu”, mühendislik tarihindeki yeniliklerin yanı sıra değişen sosyal yaşamın, ulaşım kültürünün ve bireysel hareket özgürlüğünün izlerini de yansıtıyor. Müzeye kazandırılan 23 özel bisiklet, pedalsız ilk modellerden üç tekerlekli tasarımlara, güvenlik odaklı yeniliklerden modern bisikletin gelişimine uzanan yaklaşık iki asırlık dönüşüm hikâyesini ziyaretçilerle buluşturuyor.

    1818 tarihli pedalsız Johnson Hobby Horse’tan farklı dönemlere ait öncü modellere uzanan seçki, ziyaretçilere nostaljik olduğu kadar öğretici bir deneyim de sunuyor. Üç ve dört tekerlekli modellerin ilk örneklerinin de yer aldığı koleksiyon, mühendislik tarihinin önemli aşamalarını gözler önüne seriyor. Her biri kendi döneminin tasarım anlayışını, üretim teknolojisini ve kullanım alışkanlıklarını yansıtan bisikletler yalnızca teknik yönleriyle değil; sosyal yaşam, ulaşım kültürü ve bireysel tutkular açısından da dikkat çekiyor.

    Koleksiyondan öne çıkan modeller:

    Johnson Hobby Horse Bisiklet (1818)
    Pedalsız yapısıyla dikkat çeken “Hobby Horse”, sürücünün ayaklarıyla yerden güç alarak ilerlediği erken dönem bisiklet örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. İlk formunun mucidi Baron Karl von Drais olarak bilinse de araç, İngiliz araba üreticisi Denis Johnson tarafından geliştirilerek 1818-1820 yılları arasında İngiltere’de büyük ilgi gördü ve dönemin aristokrat çevrelerinde bir moda akımına dönüştü.

    Coventry Rotary (1880)
    İngiltere’nin Coventry kentindeki Rudge Company tarafından üretilen sıra dışı üç tekerlekli bisiklet, özellikle kadınların bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla tasarlandı. İngiliz bisiklet endüstrisinin öncülerinden James Starley’nin geliştirdiği model; iki küçük sıralı tekerlek ve bir büyük yan tekerlekten oluşan yapısıyla dikkat çekiyor. Direksiyon yerine el kollarıyla kontrol edilen araç, yük taşıma kapasitesi sayesinde dönemin fotoğrafçıları ve balıkçıları arasında da popüler hâle geldi.

    Ladies’ Tricycle (1895)
    Singer firması tarafından özellikle kadın kullanıcılar için üretilen Ladies’ Tricycle, havalı lastikleri ve arka taşıma bölümüyle dönemi için konforlu bir sürüş sunuyordu. 1881 yılında Kraliçe Victoria’nın bir çift üç tekerlekli bisiklet satın almasının ardından bu araçlar kısa sürede popülerlik kazanmış; kendi kulüpleri ve yayınları oluşacak kadar yaygınlaşmıştı.

    American Star Bisiklet (1889)
    W. Pressey tarafından tasarlanan ve New Jersey’de H. B. Smith Machine Company tarafından üretilen American Star, klasik yüksek tekerlekli bisikletlerin güvenlik sorunlarına yenilikçi bir çözüm getirdi. Tekerlek düzeninin tersine çevrilmesiyle sürücünün ağırlık merkezi geriye alınarak denge artırıldı. Bisikletin güvenliği, dönemin en dikkat çekici tanıtımlarından biriyle; Amerika Birleşik Devletleri Kongre Binası merdivenlerinden inerken görüntülenmesiyle kanıtlandı.”

    0
    0
    544
  • 29-05-2026

    Çağdaş İtalyan edebiyatının sevilen yazarlarından Domenico Starnone’nin sarsılmaz sandığımız doğruların ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdiği romanı Yanlış Hedef, Eren Cendey’in çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.

    Starnone, masum hataların olmadığını sadece söz geçiremediğimiz arzularımızın olduğu hatırlatıyor yeniden. Otuz sekiz yaşında bir senarist. On yılı devirmiş tutkulu bir evlilik ve üç çocuk. Sorunsuz giden bir hayat. Ta ki o kaotik öğleden sonraya kadar. Adam, karısı Livia’ya göndereceği bir aşk mesajını, yanlışlıkla iş arkadaşı Claudia’ya gönderiyor. Hemen düzeltilip gülünüp geçilecek, basit bir dalgınlık bu. Tabii ciddi ve mesafeli meslektaşı da onu çoktandır sevdiğini söyleyen bir mesajla karşılık vermeseydi. O andan itibaren saplantı şekilleniyor, ete kemiğe bürünüyor, göz ardı edilenler tek gerçeklik haline geliyor. Ne de olsa arzular sandığımızdan çok daha tehlikeli, çok daha açgözlü.

    “… ev tam da ateşi tamamen kontrol altına aldığımızı sandığımız anda alevlere teslim oluverir.”

    0
    0
    451
  • 28-05-2026

    Celine Topsakal kuruculuğunda hayata geçen Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi”, 14 Haziran’da T. Melis Golar küratörlüğünde Tekirdağ’da yer alan Barbare Bağları’nda açılıyor.

    Sanatçıları üzüm bağlarında yapıtlar üretmeye davet eden sergi, bir önceki dönemde Barbare Bağları’nın manzarası, sınırları ve konumunu anlamaya yönelik çalışmalara odaklandı. “Temas Bölgesi” sergisinde bu kez sanatçılar, bağlara daha sistematik ve araştırmacı bir bakışla yaklaşarak; dürbün yerine mikroskobu ellerine alıyor toprağın, organizmaların, üzümün ve tüm bu simbiyotik ilişkilerin işleyişini gözlemliyor, dikkat aralıklarını derinleştiriyor. Barbare Bağları’nın yüzeyinde değil, damarlarında dolaşarak hissedilmeyeni işitmeye, düzenin altında işleyen sistemleri görünür kılmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın odağında gezegeni yaşayan bir beden olarak algılayan Gaia Hipotezi yer alıyor. Dünyayı yaşayan bir sistem olarak ele alan hipotez, atmosferi, yer kabuğunu, bitkileri, hayvanları, insanı birbirine bağlı bir bütünlük içinde bir organizma gibi düşünüyor. Canlı ve cansız ayrımı ortadan kaldıran yaşamı parçalar arasında akan bir ilişkiler ağı olarak düşünen hipotez sanatçıların da çıkış noktasını oluşturuyor. 

    ​Sergideki sanatçılar arasında; A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire, Yasemin Özcan yer alıyor.

    Fotoğraf: Fatih Yılmaz

    0
    0
    432
  • 28-05-2026

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) ortaklığında düzenlenen “Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” başlıklı sergi, 20 Eylül’e kadar Metrohan’ın üçüncü katında sanatseverlerle buluşuyor.

    “Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” sergisi, Süleymaniye ve Zeyrek mahallelerinin 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesine temel olan ahşap konut dokusunu ve 50 yıllık belgeleme serüvenine odaklanıyor. Disiplinlerarası bir yaklaşımla hazırlanan sergi, iki tarihî alanın ortak kimliğini yaşayan dinamiklerini “mirastan öğrenme” temasıyla uluslararası bir platforma taşıyor.

    ​“Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” sergisinin çıkış noktasında, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün 1977-1981 yılları arasında Darmstadt Teknik Yüksekokulu, Karlsruhe Üniversitesi, Tübingen Üniversitesi ve İTÜ öğrencileriyle birlikte Zeyrek’te gerçekleştirdiği saha çalışmaları yer alıyor. Bugün kent morfolojisindeki değişimler nedeniyle iki ayrı alan gibi algılanan Zeyrek ve Süleymaniye, sergi kapsamında yaklaşık 50 yıllık belgeleme geçmişi üzerinden yeniden tek bir bütün olarak ele alınıyor. Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde kurgulanan sergi, araştırmacıların ses ve video kayıtlarıyla zenginleşen kentsel doku analizlerinden sokaktaki gündelik yaşamın izlerine, yapı hikâyelerini somutlaştıran titiz rölöve ve maketlerden 1:1 ölçekli ahşap mimari detaylara kadar uzanan beş ana eksen üzerinden ziyaretçilerini kapsamlı bir yolculuğa çıkarıyor. İstanbul’un çok katmanlı mirasını ve toplumsal hafızadaki yerini bir dönemin akademik belgeleriyle sunan serginin, ilerleyen dönemde Almanya’ya da taşınarak uluslararası bir kitleyle buluşması hedefleniyor.

    0
    0
    484
  • 28-05-2026

    Amitava Kumar’ın bir ülkenin hafızasını, bir ailenin hikâyesinde yeniden yazdığı romanı Sevgili Hayatım, Niran Elçi’nin çevirisiyle Delidolu Yayınları’ndan çıktı.

    Kumar; okura hatırlamanın, anlatmanın ve yaşamanın birbirine karıştığı bir hikâye sunuyor. Hindistan’ın küçük bir köyünde başlayan bir hayat. Jadunath Kunwar’ın hikâyesi, sıradanlığın içine gizlenmiş büyük kırılmalarla şekilleniyor. Köyünden üniversiteye, oradan tarih kürsülerine uzanan bu yolculuk; aşk, evlilik, kayıplar ve kabullenmelerle örülürken, aynı zamanda bir ülkenin dönüşümüne de tanıklık ediyor.

    ​Jadu’nun hayatı yalnızca kendi seçimlerinin değil, Hindistan’ın bağımsızlığından ölünmesine, kast sisteminin gölgesinden modern şehirlere uzanan büyük tarihsel akışın içinde biçimleniyor. Ama hikâye burada bitmiyor. Yıllar sonra sözü devralan kızı Jugnu, babasının izinden ama onunla aynı yoldan yürümeyen bir hayat kuruyor. Gazeteci olarak dünyanın başka bir coğrafyasında, başka bir hızda yaşayan Jugnu, geçmişi yeniden kuruyor; babasının sessiz kaldığı yerleri konuşulur hâle getiriyor.

    0
    0
    429
  • 27-05-2026

    Pop/folk dünyasının özgün isimlerinden Tanita Tikaram, 1 Aralık’ta Stagepass organizasyonuyla Zorlu PSM’de sahne alacak.

    “Twist in My Sobriety”, “Good Tradition” gibi hitlere imza atan, pop ve folk arasında kendine has bir dil kuran İngiliz şarkıcı/söz yazarı Tanita Tikaram, konserde hem klasikleşmiş parçaları hem de 2025’te yayımlanan son albümü LIAR (Love Isn’t a Right)’tan bir seçkiyle sahnede olacak.

    Henüz 18 yaşındayken yayımladığı Ancient Heart albümüyle uluslararası ölçekte büyük bir çıkış yakalayan Tikaram, kısa sürede döneminin en özgün seslerinden biri hâline geldi. 1980’lerin sonu ve 90’ların başındaki bağımsız ruhu yansıtan şarkılarıyla kadın müzisyenlere dair kalıplaşmış algıları yıkan sanatçı; güçlü yorumu ve sahne duruşuyla dikkat çekti. Dünya çapında 4 milyondan fazla satış elde eden bu ilk albüm, uzun soluklu bir kariyerin başlangıcı oldu. Ardından gelen The Sweet Keeper (1990), Lovers in the City (1995) ve Closer to the People (2016) gibi albümlerle müzikal üretimini genişleten Tikaram, dokuz stüdyo albümüne yayılan kariyeri boyunca kişisel, duygusal ve toplumsal temaları bir arada işledi. 2025’te yayımlanan son albümü LIAR (Love Isn’t a Right) ise, sanatçının erken dönem işlerinin ruhunu bugünün birikimiyle buluşturuyor ve daha sade, güçlü bir anlatım sunuyor.

    ​Tanita Tikaram konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    436
DAHA FAZLA
Geldanlage