
Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen CI BLOOM’un 5. edisyonu, 15-19 Nisan 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı şehirlerinden galerileri, sanat inisiyatiflerini ve yeni nesil üretimleri Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda bir araya getirdi.
CI BLOOM 5. edisyonunda, 28 galeri ve 4 sanat inisiyatifi bir araya gelerek, 327 sanatçının 863 eserini sanatseverler ve koleksiyonerlerle buluşturdu. 11.600 sanatseverin ve koleksiyonerin ziyaret ettiği CI BLOOM’da, eserlerin %64’ünden fazlası satılarak koleksiyonlara dahil oldu. Genç izleyici kitlesinin yoğun ilgisiyle, 795 yükseköğretim öğrencisi fuarı ücretsiz olarak gezdi.
CI BLOOM 5. edisyonu kapsamında galerilerin sunduğu seçkiler, koleksiyonerler ve sanatseverlerle buluştu. Zilberman’dan Azade Köker ve Yaşam Şaşmazer; Anna Laudel’den Belkıs Balpınar ve Tuğçe Diri; Pi Artworks’ten Osman Dinç; DG Gallery’den Arik Levy ve Ali Elmacı; Martch Art Project’ten Casper Faassen ve Zeynep Beler; x-ist’ten Murat Palta ve Tayfun Gülnar; Sanatorium’dan Yağız Özgen ve Erol Eskici; Rıdvan Kuday’dan Rojbin Ekinci ve Deniz Karakurt Şekerci; C.A.M. Galeri’den Merve Yenigeldi ve Sidar Baki; Vision Art Platform’dan Anita Taylor ve Sefa Çakır fuar süresince öne çıkan ve dikkat çeken sanatçılar arasında yer aldı.
CI BLOOM, uluslararası basından önemli temsilcileri Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliğinde İstanbul’a davet ederek, Art Tribune (Italya), Le Quotidien de l’Art (Fransa), Canvas (Birleşik Arap Emirlikleri), Il Sore 24 Ore (İtalya), FAD Magazine (Birleşik Arap Emirlikleri), The Dashing Rider (Almanya), The National (Birleşik Arap Emirlikleri), La Nacion (Arjantin) ve XINHUA (Çin) yayınlarının temsilcilerini fuarda ağırladı.
45. İstanbul Film Festivali ödülleri, 19 Nisan Pazar akşamı The Marmara Taksim’de düzenlenen, Onur Özaydın’ın sunuculuğunu üstlendiği törende sahiplerini buldu.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45. İstanbul Film Festivali’nde kısa ve uzun metrajlı toplam 39 film yarıştı. Altın Lale Yarışması’nda bu yıl yerli ve yabancı 15 film yarıştı. Yönetmen David Mackenzie’nin başkanlığını yürüttüğü Altın Lale Yarışması jürisinde Berlin EFM Direktörü Tanja Meissner, oyuncu Ekin Koç, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç ve yapımcı Rodrigo Areias yer aldı.
Altın Lale’yi bu yıl, Damien Hauser’in yönettiği Memory of Princess Mumbi / Prenses Mumbi kazandı. Ödülü jüri başkanı, yönetmen David Mackenzie açıkladı. Altın Lale Ödülü, Şakir Eczacıbaşı anısına Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 30.000 avro tutarında para ödülüyle destekleniyor. Jüri Özel Ödülü, Bi Gan’ın yönettiği Resurrection / Diriliş adlı filme verildi. Ödülü, yapımcı Rodrigo Areias açıkladı. En İyi Yönetmen Ödülü’nü, Ma frère / Summer Beats / Yaz Kampı filmiyle Lise Akoka ile Romane Gueret kazandı. Ödülü kazanan yönetmenleri, Berlin EFM Direktörü Tanja Meissner açıkladı.
En İyi Senaryo Ödülü’nü Rose ile Markus Schleinzer ile Alexander Brom kazandı. Kazananı, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç açıkladı. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Karanlıkta Islık Çalanlar filmindeki rolüyle İnci Sefa Cingöz kazandı. Ödülü, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç takdim etti. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Ölü Köpekler Isırmaz filmindeki rolüyle Kemal Burak Alper kazandı. Ödülü oyuncu Ekin Koç takdim etti. Altın Lale jürisi ayrıca György Pálfi’nin yönettiği Tavuk filmine mansiyon verdi.
İstanbul Film Festivali’nin kısa film yapımını özendirmek, bu alandaki gelişimi desteklemek ve nitelikli kısa filmleri festival izleyicisiyle buluşturmak amacıyla başlattığı ulusal nitelikli Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 11 film yer aldı. Filmleri değerlendiren jüride yönetmen Gizem Kızıl, oyuncu Meriç Aral ve yönetmen Levent Türkan yer aldı. En İyi Kısa Film Ödülü’nü Dalya Keleş’in yönettiği Yerçekimi kazandı. Bu ödül, Anadolu Efes tarafından 200.000 TL para ödülü ile destekleniyor. Jüri, ayrıca Berna Sitera Değirmen’in yönettiği Aşk ve Diğerleri’ni mansiyona layık gördü.
Bu yıl, Seyfi Teoman Ödülü’ne 13 ilk veya ikinci yerli film aday oldu. En iyi filme verilen ödül, genç yaşta kaybettiğimiz yapımcı ve yönetmen Seyfi Teoman’ın adını yaşatmak amacıyla veriliyor. Jüride yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay, oyuncu Murat Kılıç, görüntü yönetmeni Meryem Yavuz, yapımcı Soner Alper ve Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Meltem Naz Salduz yer aldı.
Seyfi Teoman En İyi Film Ödülü’nü Morteza Atabaki’nin yönettiği 32 Metre kazandı. Ödülü jüri üyesi Meryem Yavuz takdim etti. Bu ödül, Anadolu Efes tarafından 800.000 TL tutarında para ödülüyle destekleniyor. En İyi Senaryo Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Ziya Demirel & Yusuf Tan Demirel kazandı. Ödül, jüri üyesi Meryem Yavuz tarafından takdim edildi. En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü, Keçi501 filmiyle Reşat Okan Candemir’e verildi. Ödülü Mehmet Akif Büyükatalay takdim etti.
En İyi Kurgu Ödülü, 32 Metre filmiyle Morteza Atabaki’ye verildi. Ödülü jüri üyesi Meltem Naz Salduz takdim etti. En İyi Sanat Yönetimi Ödülü’nü, İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle Elif Öner kazandı. Ödül, jüri üyesi Soner Alper tarafından takdim edildi. En İyi Müzik Ödülü'nü, İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle Efe Demiral kazandı. Ödülü Meltem Naz Salduz takdim etti. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Esra Dermancıoğlu kazandı. Ödül, jüri üyesi Mehmet Akif Büyükatalay tarafından takdim edildi. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü, Annem Hakkında filmiyle Burak Dakak kazandı. Ödül, jüri üyesi Soner Alper tarafından takdim edildi. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Çağdaş Ekin Şişman kazandı. Ödül, jüri üyesi Murat Kılıç tarafından takdim edildi. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Özer Keçeci kazandı. Ödülü kazanan, jüri üyesi Murat Kılıç tarafından açıklandı.
Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI ve Türkiye’den üç farklı meslek kuruluşu (Film-Yön, BSB ve SİYAD) festivaldeki filmleri bağımsız jürileriyle değerlendirdi. Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI jürisinde sinema yazarları Selim Eyüboğlu, Mohamed Nabil Abdelhakim ve Nada Azhari Gillon yer aldı. Jüri, Altın Lale Yarışması’ndaki filmleri değerlendirdi. Altın Lale Yarışması’nda Mark Jenkin’in yönettiği Rose of Nevada, FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. Film Yönetmenleri Derneği Film-Yön jürisinde yönetmenler Hüseyin Karabey, Hatice Aşkın ve Çiğdem Sezgin yer aldı. Film-Yön jürisi, En İyi Yönetmen Ödülü’nü, yakın zamanda kaybettiğimiz usta yönetmen Osman Sınav anısına, Bağlar, Kökler ve Tutkular filmiyle Sunay Terzioğlu’na takdim etti.
Belgesel Sinemacılar Birliği BSB jürisinde belgesel sinemacılar Ersan Ocak, Esin Özalp Öztürk ve Ozan Turgut yer aldı. Resmi seçkide yer alan belgeselleri değerlendiren BSB jürisi, Volkan Üce’nin yönettiği 2m2 filmini ödüllendirdi. Sinema Yazarları Derneği SİYAD jürisinde sinema yazarları Fırat Ataç, Necla Algan ve Kerem Bumin yer aldı. SİYAD jürisi, En İyi Film Ödülü’nü Melik Kuru’nun yönettiği İsimsiz Eserler Mezarlığı filmine takdim etti.
45. İstanbul Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Gündüz Vassaf’ın geçmişin yükü ile geleceğin belirsizliği arasında kaybolan “şimdi”yi yeniden merkeze aldığı kitabı Günlük Yaşam Felsefesi - Şimdiye Övgü, İnkılâp Kitabevi iş birliğiyle Tuhaf etiketiyle yayımlandı.
Duru Uslu’nun sorularıyla şekillenen kitap, okurunu alışkanlıkları, davranışları ve hayatla kurduğu ilişki üzerine yeniden düşünmeye ve harekete geçmeye çağırıyor. Vassaf; depresyondan aşka, ölümden arkadaşlığa, kapitalizme itaatten etkin ve özgün yaşama uzanan bir sorgulama alanı açıyor.
“Yaşım 14-15. Sevgilim terk etmişti. İntihar mı edeceğim? Nasıl yaşayacağım? Aşkın olduğu yerde acı vardır, daha bilmiyordum.
Annem, ‘Kendini bir hafta, olmadı bir ay, bir yıl, beş yıl sonradaymış gibi düşün. Belki o kızın adını bile unutacaksın,’ demişti.
Adını unutmadım. Mektupları da duruyor. Onu sevmiş halimi bugün de seviyorum. Acısıysa artık acıtmayan bir anı.
Suni teneffüsle yaşatılmazsa her acının raf ömrü var. Annenin ölümü, depremin acısı, açlığın sancısı. Acıyı taçlandırmazsak, geçmişi hortlatmazsak hepsi geçici.”
Serkan Demir’in “Gezegeni Sevgi Dolu Sanıyorduk” başlıklı kişisel sergisi 9 Mayıs-20 Haziran tarihleri arasında .artSümer’de sanatseverlerle buluşacak.
Antoine de Saint-Exupéry’nin İnsanların Dünyası adlı şiirsel eserinden hareketle biçimlenen “Gezegeni Sevgi Dolu Sanıyorduk”, yazarın bir pilot olarak ufuk çizgisinin üzerinde yaptığı topografik gözlemler ve deneyimlerden yola çıkarak yazdığı metinlerden ilham alıyor. Yazar ve şair Saint-Exupéry’nin Kuzey Afrika üzerindeki uzun posta ve keşif uçuşlarında yaptığı gözlemlerden ilhamla yazdığı “Uçak ve Gezegen” bölümünde yer alan “Gezegeni ıslak ve sevgi dolu sanıyorduk” ifadesi, bu serginin de esin kaynağını oluşturuyor.
Saint-Exupéry’ye göre uçak, yalnızca gelişmiş bir makine değil; dünyanın gerçek yüzünü anlamamızı sağlayan güçlü bir gözlem ve çözümleme aracı. İnsanı ufkun üstüne çıkararak ona özel bir bakış açısı kazandıran bu makine sayesinde kişi, insan yapımı tüm sınırların ve yapıların kaybolduğu, tüm canlıların yer aldığı tek ve bütün bir mavi gezegene sanki eşit mesafeden bakma imkânı buluyor. Buradan bakıldığında, haritaların çizdiği sınırlar, güvenlik bariyerleri, dikenli teller ve insanları birbirinden ayıran diğer tüm unsurların ortadan kalktığı görülüyor. Bu yükseliş ya da uzaklaşma, tüm dikey mesafeleri yatay bir düzleme indiriyor, gölgelerin uzunluklarını eşitliyor ve böylece hiyerarşiyi ortadan kaldırıyor. Tıpkı 2011 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 178 gün geçiren ve Dünya’nın etrafında yaklaşık 3.000 kez dönen astronot Ron Garan’ın, bu deneyimin ardından dünyaya tamamen farklı bir bakışla dönmesi gibi. Bu bakış, pek çok açıdan aydınlatıcıdır ve insanın farkındalığını artırmayı öneriyor.
Künye: Serkan Demir, Nervürlü Adam, 2026, İnşaat molozu demir, 130x62x13 cm
Türk pop müziğin önemli isimlerinden Mabel Matiz, yeni albümünün ilk teklisi “Dağılıyorum Olaysız”u Pose Records etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.
“Dağılıyorum Olaysız” şarkısı, Mabel Matiz’in kendine özgü anlatımını ve duygusal derinliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Söz ve müziği Mabel Matiz’e ait olan “Dağılıyorum Olaysız”ın prodüktörlüğünü Sabi Saltiel üstleniyor.
Ana akım pop ve elektronik dokunuşlarla şekillenen şarkı, alışılmış kalıpların dışında bir yerde duruyor. Yeni albüm dönemine dair güçlü bir ilk sinyal veriyor. Kreatif direktörlüğü ve styling’i Anıl Can imzası taşıyor. Kapak fotoğrafı Erdi Doğan tarafından çekildi. Müzik videosunun yönetmenliğini ise daha önce çok konuşulan “Çukur” klibiyle dikkat çeken Berat Tunç üstleniyor.
Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakcı’nın derlediği, belirsizliğin ve güvensizliğin yarattığı korkunun kol gezdiği “canavarlar zamanı”nda, duyguların toplumsal ve politik izlerini süren Zamanın Duyguları adlı çalışma İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Kitap, çağımızın ruh halini farklı sesler ve deneyimler üzerinden tartışmaya açarken, başka türlü hissetmenin ve birlikte var olmanın imkânlarını hatırlatıyor. Derlemede Emin Alper, Akça Ataç, Kübra Bozkurt, Kurtuluş Cengiz, Bircan Değirmenci, Hande Gür, Zerrin Kurtoğlu, Vivet Kanetti, Nilay Örnek, Burak Bilgehan Özpek, Haktan Ural, Sezen Ünlüönen, Sibel Yardımcı, Bediz Yılmaz ve Sezai Ozan Zeybek’in yazıları yer alıyor.
“İçinde yaşadığımız “canavarlar zamanı”nın bir korku çağı olduğuna neredeyse herkes hemfikir görünüyor. Belirsizliğin, güvensizliğin yarattığı korku. İnsan türünün belirsizlik içinde yaşadığı o uzun çağlardan sonra; her şeyi kontrol altına aldığını, en azından alabileceğini düşündüğü kısacık zamanda geliştirdiği özgüveni yerle bir eden bir korku. Ona yapışan öfke. Korkuyu korku değil de öfke olarak ifade etmeyi kolaylaştıran onca “bilgi”: İşsiz kaldık çünkü Suriyeliler geldi, güvende değiliz çünkü LGBTi’ler dünyanın çivisini çıkardı… Ve bu ikisinin ayrılmaz üçüncüsü, nefret. Bu kombonun eşlikçileri de az değil: Hınç, tiksinti, haset, kayıtsızlık…
Ama haklarında daha az konuşulsa da varlığından haberdar olduğumuz başka duygular da var: Cesaret gibi, heves gibi, merak gibi. Onlar olmasa, hayatta kalamazdık herhalde. Ne hayatta kalabilirdik ne de bütün bu korkunun, öfkenin, nefretin içinde birbirimize el uzatabilirdik. Şükür ki yalnızca korku, öfke, nefret değil bulaşıcı olan; cesaret de heves de merak da bulaşıcı. Zamanın duygusu mudur diye düşünülen duygular -sebat gibi, insaf gibi, şefkat gibi- bize bu “canavarlar çağı”nda başka yolların, başka imkânların da olduğuna işaret ediyor.”
2Cellos ile dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Luka Šulić, “Life Tour” kapsamında Entertainment organizasyonuyla 27 Kasım’da Zorlu PSM’de müzikseverlerle buluşacak.
2Cellos ile dünya çapında büyük başarılara imza atan Luka Šulić, solo kariyerinde ortaya koyduğu güçlü yorumuyla uluslararası müzik sahnesinin etkileyici isimleri arasında yer alıyor. Klasik müzik geleneğini modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan sanatçı, kendine özgü tarzıyla geniş bir dinleyici kitlesine hitap ediyor.
Wigmore Hall, Concertgebouw Amsterdam ve Viyana Musikverein gibi dünyanın en prestijli salonlarında sahne alan Šulić, The New York Times tarafından “klasik crossover’ın zaferi” olarak tanımlanan performanslarıyla dikkat çekiyor. Sir Elton John gibi efsane isimlerle aynı sahneyi paylaşan sanatçı, arena ve stadyum konserlerinde milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Sanatsal üretiminde besteci ve aranjör kimliğiyle de öne çıkan Luka Šulić, derinlikli yaylı orkestrasyonları ve güçlü duygusal anlatımıyla müziğinde geniş bir ilham yelpazesi sunuyor. Beethoven’dan çağdaş pop prodüksiyonlarına uzanan bu yaklaşım, klasik müziği günümüz dinleyicisiyle buluşturan güçlü bir köprü kuruyor.
2019 yılında yayımlanan Vivaldi Four Seasons albümüyle ABD Klasik Albümler listesinde 1 numaraya yükselen sanatçı, uluslararası yarışmalarda elde ettiği başarılar ve erken yaşta başlayan müzik eğitimiyle de kariyerini sağlam temeller üzerine inşa etti.
Kültürel mirası koruma vizyonuyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilen ve Haliç Sanat 1-2-3 adlarıyla yeniden açılan Balat’taki Fener Evleri üç yeni sergiye ev sahipliği yapıyor.
Havva Kılıçbay’ın ilk kişisel diorama sergisi “Sessizliği Dinle” Haliç Sanat 1’de, Çağla Celayir’in Haliç Sanat 2’de açılan “Topraklanma” başlıklı sergisi ve minyatür sanatçısı Emine Navruz’un Alice’in Harikalar Diyarı’nı eğlenceli bakış açısıyla yeniden yorumladığı “Tavşan Deliği” başlıklı sergisi ise Haliç Sanat 3’te 19 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Havva Kılıçbay, ilk kişisel diorama sergisi “Sessizliği Dinle” ile sanatseverleri Haliç’in tarihi dokusunda masalsı ve bir o kadar gerçekçi bir yolculuğa davet ediyor. Mekânların ruhunu mikro ölçekte yeniden kurgulayan Kılıçbay, izleyiciyi sadece minyatür dünyalara bakmaya değil; terk edilmiş mekânların, yarım kalmış hikâyelerin ve görünmeyen hayatların izini sürmeye çağırıyor. Sessizliği Dinle”, geleneksel modelleme anlayışının ötesine geçerek dioramayı güçlü bir anlatım dili olarak konumlandırıyor. Kayıp, yalnızlık, hatırlama ve terk edilme gibi evrensel temaları milimetrik detayların içine ustalıkla yerleştiren sanatçı, harabe bir evin önünde unutulmuş bir bisikletten tozlu raflarla çevrili bir yazar odasına, boş bir gelinliğin bıraktığı hüzünden yaşanmışlıkların izini taşıyan metruk köşelere kadar geniş bir anlatı evreni sunuyor.
Çağla Celayir’in “Topraklanma” başlıklı sergisi, insanın hafıza, zaman ve varoluşla kurduğu ilişkiyi sorgulayan kavramsal bir sanat serisi olarak izleyiciyle buluşuyor. Küratörlüğünü Şerif Yaşar’ın üstlendiği sergi, “topraklanma” kavramını yalnızca elektriksel ya da fiziksel bir süreç olarak değil; aynı zamanda bilinç, bilinçdışı ve hafızanın dönüşümünü düşünmeye imkân veren felsefi bir metafor olarak ele alıyor. Elektriksel anlamda bedenin fazlalık yüklerini nötralize eden toprak, bu seride insan zihninin ve deneyimlerinin biriktirdiği görünmez yükleri taşıyan bir hafıza alanı olarak yorumlanıyor. Sergi, toprağı yalnızca gömen ya da saklayan bir yüzey olarak değil; geçmişi dönüştüren, zaman içinde yeniden anlamlandıran ve yeni varoluş biçimlerine alan açan canlı bir arşiv olarak düşünmeye davet ediyor.
Minyatür sanatçısı Emine Navruz, “Tavşan Deliği” sergisinde Alice’in Harikalar Diyarı’nı eğlenceli bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Sanatçı, Alice’in macerasını iskambil kartlarına taşırken her kart hem tanıdık hem de bambaşka bir sahneye dönüşüyor. Sergi, bir kaçış değil; gerçeği eğip bükerek yeniden görmenin, küçülerek büyümenin bir daveti olarak izleyici karşısına çıkıyor.
Künye:
1-2. Havva Kılıçbay, “Sessizliği Dinle”
3-4. Çağla Celayir, “Topraklanma”
5-6. Emine Navruz, “Tavşan Deliği”
Hayatta Kalanlar, Malma İstasyonu romanları ile tanıdığımız Alex Schulman’ın geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümlediği romanı 17 Haziran, Yonca Mete Soy’un çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Eleştirmenlerin ortak görüşüne göre 17 Haziran, yazarın bugüne kadarki en olgun ve en sarsıcı romanı. Bu kitap okuruna hafıza, suç ve kefaret üzerine bir hikâye anlatıyor.
Romanın kahramanı Vidar’ın hayatı, öğretmenlik yaptığı okulda karıştığı bir olay ve sonrasında gelen açığa alınma kararıyla altüst olmuştur. Ancak asıl sarsıntı, eski bir kutuda bulduğu telefon numarasıyla başlar. Bu, ailesinin 1980’lerdeki yazlık evinin numarasıdır. Vidar numarayı çevirdiğinde, hattın ucunda geçmişten bir ses yankılanır: Uzun zaman önce ölen babasının sesi.
17 Haziran 1986. O gün, Vidar’ın çocukluğunda bir şeyler sonsuza dek değişmiştir ve şimdi bu gizemi çözmek için her gün aynı tarihe telefon açmaktadır. Hakkında yürütülen polis soruşturması ve üzerindeki baskı artarken Vidar, çocukluğunun o güneşli ama tekinsiz gününe hapsolur. Belleğin labirentlerinde ilerledikçe, sorduğu sorular onu hem kendi karanlığıyla hem de ailesinin saklı kalmış yaralarıyla yüzleştirecektir.
Grammy ödüllü Gregory Porter, 5 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Modern cazın en güçlü ve etkileyici vokallerinden biri olan Gregory Porter, Pozitif Müzik organizasyonuyla İstanbul’da sahne almaya hazırlanıyor. Soul, caz ve gospel’i derin bir duygusallık ve ustalıkla harmanlayan sanatçı, iki kez Grammy ödülü kazandı.
Porter, özellikle Liquid Spirit ve Take Me to the Alley albümleriyle çağdaş cazın en önemli figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Güçlü bariton sesi, samimi yorumu ve sahnedeki karizmatik duruşuyla dinleyicileriyle derin bir bağ kuran sanatçı, her performansında müziğin ruhunu sahneye taşıyor.
Gregory Porter’ın zengin repertuvarından seçkiler ve zamansız klasiklerle şekillenecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.