
Mai Moçizuki’nin iyi insanlara rehberlik eden kedilerle ilgili bir hikâye anlatan kitabı Dolunay Kafe, Didem İpekoğlu’nun çevirisiyle DEX’ten çıktı.
Japonya’da kediler iyi şansın sembolüdür. Bir efsaneye göre, onlara iyi davranırsanız bir gün size iyiliklerini geri öderler. Eğer doğru kediye iyi davranırsanız, kendinizi Kyoto'nun parıldayan dolunayı altında gizemli bir kahve dükkânında bulabilirsiniz. Bu özel kahve dükkânı diğerlerine benzemez. Sabit bir yeri ve çalışma saati yoktur, sadece hayatlarının önemli dönüm noktalarında olan kişilere beklenmedik anlarda görünür. Ayrıca kediler tarafından işletilir.
Dolunay Kafe’nin müşterileri ikramların tadını çıkarırken, kediler de yıldız haritaları ve kader çizgileri hakkında danışmanlık yapar, onlara hayatlarının nerede yoldan saptığını açıklar… çünkü burayı ziyaret eden herkes kendini biraz kaybolmuş hissetmektedir.
Merve Şendil’in “Sadece Bir Rüyaydı” başlıklı kişisel sergisi 11 Nisan-22 Mayıs tarihleri arasında Troya Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Küratörlüğünü Ceren Erdem’in üstlendiği “Sadece Bir Rüyaydı” sergisi, izleyiciyi Troya’nın tarihsel ve mitolojik katmanları arasında dolaşırken rüyanın yalnızca bir kaçış değil, gerçekliği algılamanın başka bir yolu olabileceğini düşünmeye davet ediyor. Resim, çizim, fotoğraf, video ve metin temelli işlerden oluşan sergi, Troya’nın mitolojik ve tarihsel katmanlarından yola çıkarak rüya, hafıza ve zaman arasındaki geçirgen ilişkileri araştırıyor.
“Troya mitlerin, anlatıların ve hayal gücünün iç içe geçtiği çok katmanlı bir hafıza mekânıdır. Antik anlatılarda Kraliçe Hekabe’nin rüyasında gördüğü alevli meşale, Troya’nın kaderini önceden haber veren bir kehanet olarak yer alır. Bu rüya, kentin tarihsel anlatısının daha en başından itibaren rüya ile felaket, kehanet ile tarih arasında kurulduğunu gösterir.
Şendil’in sergisi tam da bu belirsiz eşikte konumlanır. Sanatçının yağlı boya ve pastel bulut resimleri, onun ‘tarihin gaz hâli’ olarak tanımladığı bir durumu görünür kılar. Bu işler, henüz toprağa çökmemiş anlatı ve hafıza parçalarını çağrıştırarak geçmişi sabit bir kronoloji olmaktan çok, sürekli hareket hâlinde bir oluş olarak düşünmeye davet eder.
Sergide yer alan video işi, sanatçının yazdığı bir şiirin bulutların arasında kısa süreliğine belirmesiyle izleyiciyi yön duygusunun kaybolduğu bir atmosfere davet eder. Bu geçici görünümün ardından sergi yere yönelir: The Memory of a Walk başlıklı işte, sanatçının uzun bir arayışın ardından fotoğrafladığı tek bir ağaç görüntüsü yer alır. Sanatçının kendi bedeniyle aynı ölçekte basılan bu fotoğraf, aynı zamanda bir otoportre olarak da okunabilir.
Sergide ayrıca boncuk ve dantel teknikleriyle üretilmiş metin temelli işler de yer alır. Bu işler, dilin maddi ve zamansal boyutlarını görünür kılarak rüya ile gerçeklik arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olabileceğini hatırlatır.”
Künye:
1. Gökyüzü̈ kayıtları no.1 120x150 cm tuval üzerine yağlıboya 2025
2. Gökyüzü kayıtları no.6 100x75 cm Tuval üzerine yağlıboya 2025
Latin pop müziğinin ünlü isimlerinden Ricky Martin, 15 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’a gelmeye hazırlanıyor. Porto Rikolu süperstar, 11 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta, TemaCC organizasyonuyla konser verecek.
Latin popun küresel ölçekte yayılmasında en önemli figürlerden biri olarak kabul edilen Ricky Martin’in İstanbul konserin öncelikli biletleri bir gün boyunca geçerli olmak üzere 30 Mart Pazartesi günü saat 12.00’de yüzde 30 indirimli olarak satışa açılacak. Bilet için buradan kaydolabilirsiniz.
Yaklaşık otuz yılı aşan kariyerinde müzik dünyasına sayısız hite imza atan Ricky Martin, “Livin’ la Vida Loca”, “She Bangs”, “Maria”, “The Cup of Life” ve “Vente Pa’ Ca” gibi şarkılarla dünya listelerinde zirveye çıktı, bugüne kadar milyonlarca albüm satışı gerçekleştirdi, Grammy ve Latin Grammy dahil sayısız ödülün sahibi oldu. Sahne enerjisi, dans performansları ve güçlü vokaliyle tanınan Ricky Martin, dünya turneleriyle de milyonlarca dinleyici ile bir araya geldi.
Kariyeri boyunca pop, Latin pop ve dans müziğini benzersiz bir sahne diliyle birleştiren Ricky Martin, müziğin evrensel gücünü İstanbul’da bir kez daha hissettirmeye hazırlanıyor. Sanatçı bu özel gecede kariyerinin en sevilen şarkılarını seslendirmenin yanı sıra yeni projelerinden parçalarla da sahnede olacak.
Japon yazar Natsuko İmamura’nın bedenin, kimliğin ve sessizliğin parçalandığı üç öyküsünden oluşan kitabı Ağaca Dönüşen Kız, Ali Volkan Erdemir’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Yazar bu kitabındaki öykülerde toplum kıyısına itilmiş, sesi bastırılmış kadınların var olabilmek için biçim değiştirdiği bir evren kuruyor. Bu evrende kadınlık, tek bir bedene sığmıyor; kimi zaman bir ağaca, kimi zaman bir ruhun titreşimine, kimi zaman bir kedinin sessizliğine çekiliyor. Şintoist çağrışımlar, fablvari anlatımlar ve toplumsal eleştirilerle örülü üç öyküden oluşan Ağaca Dönüşen Kız, nesnelerin bile ruh taşıyabildiği bir evrende, kadın olmanın ne anlama geldiğini sarsıcı bir dille sorguluyor.
Asa, herkese bir şeyler sunmak isteyen ama hep reddedilen bir kız; sonunda kendini bir yemek çubuğuna dönüştürerek kabul edilme arzusunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Nami, ona fırlatılan hiçbir nesnenin isabet etmediği bir bedende yaşarken, ruhuna dokunan şiddeti sessizlikle karşılıyor. Bir kedi gibi yaşamayı seçen Mayumi ise kendini inkâr etse bile boyun eğmekten kurtulamıyor.
Kadınlar dönüşüyor ama dünyaları da sarsılıyor.
Kadınlar dönüşüyor ama özgürleşemiyor.
Sanatçı Annie Booker’ın yazıp resimlediği insanlığın doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı farkındalık uyandıran hikâyesi Büyük Ayı, Hülya Dayan’ın çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
Büyük Ayı, kutup ayısının ana vatanı Arktika ile Arktik Okyanusu'nu gelecek nesiller için korumanın gerekliliğini hatırlatan evrensel bir hikâye anlatıyor. Ekolojik dengenin bozulmasına dikkat çeken, gezegenimizin yaralarını sarmak için herkesi sorumluluk almaya davet eden bu kitap, aslolanın yaptığımız hataları telafi etmek olduğunu vurguluyor.
Bir zamanlar Dünya'nın en kuzeyinde, yaşam dolu bir okyanus vardı. Dev yosun ormanlarıyla kaplı sularının çok ama çok derinlerinde ise deniz kadar yaşlı, deniz kadar bilge Büyük Ayı yaşardı. Derken bir gün, bambaşka bir şey çıktı ortaya. Bir insan ve peşinden sürüklenen devasa gölgesi! Gölgeler büyüdükçe hava kirlendi, sular bulandı; yosunlar, balıklar, kuşlar ve diğer tüm canlılar çaresizce karanlığa teslim oldu. Ta ki engin denizlerin koruyucusu Büyük Ayı, tüm bu yaşananlara daha fazla seyirci kalamayıncaya kadar...
Artweeks Istanbul’un sanat etkinliklerini yıl boyunca sürdürme hedefiyle başlattığı “Project” serisi kapsamında Martch Art Project, Pi Artworks ve MERKUR galerileri 1-15 Nisan tarihleri arasında Akaretler Sıraevler’de sanatseverlerle buluşacak.
Bilgili Holding ana sponsorluğu ve Bilgili Sanat’ın destekleriyle düzenlenen “Project”, Akaretler Sıraevler’in A25 ve A27 numaralı binalarında düzenlenecek. Sergide Martch Art Project; Serdar Acar, Burak Ata, Zeynep Beler ve Mustafa Boğa’nın eserlerine yer verirken, Pi Artworks; Kemal Seyhan ve Nancy Atakan’ın çalışmalarını sergileyecek. MERKUR galerisi ise Suat Akdemir, Fatma Tülin ve Kezban Arca Batıbeki’nin eserlerini izleyiciyle bir araya getirecek.
Künye:
1. Serdar Acar
2. Mustafa Boğa
3. Suat Akdemir
4. Kemal Seyhan
Stephen Grosz’un kaybın gerçekliğini kabul etmeden tam anlamıyla sevmenin, ölümün gerçekliğini kabul etmeden tam anlamıyla yaşamanın mümkün olmadığını hatırlatan kitabı Sevgi Emeği - Sevgi Bağlarını Nasıl Kurar, Nasıl Koparırız, Ali Karatay’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
İncelenen Hayatlar kitabının yazarı Grosz bu kitabında, aşka ve sevgiye dair önemli sorulara yanıt bulmaya çalışırken öykülerdeki kendini kandırma katmanlarını tek tek kaldırıyor ve altındaki çatışmalı arzuları, korkuları ve yasları keşfediyor.
Bir intiharın ardından on yıl boyunca hiçbir şey yapamayan bir heykeltıraşın dehşet verici rüyası, ihanetin ahlaki boyutlarını tartışan analistlerin kavgası, hamilelik korkusunu manastır duvarlarının ardına gizleyen eski bir rahibe. Hepsi, bir psikanalistin muayene odasından süzülüp gelen; arzu, kalp kırıklığı ve sevgiye ışık tutan hikâyeler…
“Işığı görmek için karanlığa inmeniz gerekir.”
Post-punk sahnesinin güçlü ve politik isimlerinden DEADLETTER, %100 Müzik katkılarıyla 19 Nisan’da Blind sahnesinde konser verecek.
Yorkshire çıkışlı, Güney Londra merkezli DEADLETTER; The Fall’ın sivri öfkesiyle LCD Soundsystem’ın dengesiz ritimlerini harmanlayarak, karanlık temaları dans edilebilir bir enerjinin içine yerleştiriyor. Doğumlarından beri arkadaş olan grup üyeleri arasındaki içgüdüsel uyum, müziklerine eşsiz bir dinamizm ve hareket kazandırıyor.
So Young Magazine onları “Londra’nın en heyecan verici gruplarından biri” olarak tanımlarken, Steve Lamacq (BBC 6Music) “Genç gruplar neden artık politika hakkında yazmıyor?” sorusuna yanıt olarak DEADLETTER’ı işaret ediyor. DIY Magazine ise kısaca özetliyor: “DEADLETTER şu anda oradaki en heyecan verici yeni gruplardan biri.” Squid, Viagra Boys ve Pip Blom gibi isimlere verdikleri destek performanslarıyla dikkat çeken DEADLETTER, şarkılarında bürokrasi, kimlik kaybı ve modern tüketim kültürü gibi temaları ele alıyorlar.
%100 Müzik Sunar: DEADLETTER konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Eda Şarman’ın “Suyla Oyun” başlıklı kişisel sergisi 21 Haziran tarihine kadar Bebek Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Suyla Oyun” sergisi, izleyicileri İstanbul’un tarihi sarnıçlarından yola çıkarak suyun şehir, beden ve doğa arasındaki dolaşımını yeniden düşünmeye davet ediyor. Şarman, 2023’te başlattığı projesiyle aynı başlığı taşıyan sergisinde, suyu dolaşıma sokan sarnıçların taşıyıcı görevini kendi üslubuyla yeniden keşfe çıkıyor.
Pratiğinde suyun şekillendirdiği yeryüzünü ve suyun taşıdığı canlılığı izleyen Eda Şarman’ın “Suyla Oyun” projesi, İstanbul’un tarihi su yapılarından sarnıçları merkezine alarak suyun şehirle, doğayla ve insan bedeniyle kurduğu çok katmanlı ilişkiyi araştırıyor. Bir zamanlar ormanlardan ve derelerden akarak şehre ulaşan suyun toplandığı bu yapılar, kentleşmenin yarattığı düşük su geçirgenliği nedeniyle bugün büyük ölçüde işlevini yitirmiş durumda. Sanatçının, projeyle aynı başlığı taşıyan yeni sergisi, bu tarihsel altyapıyı yeniden düşünmeye açarken suyun hâlâ şehirde, bedende ve doğada dolaşmaya devam eden varlığını görünür kılıyor.
“Suyla Oyun”, İstanbul’daki Bebek Sanat’tan yola çıkarak suyun yokluğuna rağmen onun izlerini takip ediyor. Martıların suya yakınlığımızı hatırlatan varlığı, kedilerin huzursuzluğu ya da kentin molozları arasından süzülen akışlar, suyla kurduğumuz ilişkinin hem gündelik hem de tekinsiz yönlerini ortaya koyuyor. Su, dönüşen kentin sıkışık borularından ve katmanlı tarihinden geçerken canlı ve cansız pek çok hikâyeyi de beraberinde taşıyor.
Künye:
1. Suyla Oyun
2. Burun Teri
3. Su Yakin Olmali
İş Sanat’ın edebiyatçılarımızın eserlerini müzikle buluşturan dinletilerinde 14 Nisan akşamı Sabahattin Ali’nin hikâyeleri izleyicilerle buluşacak.
“Bu Dünya Böyledir İşte!” başlıklı dinletide, Anadolu insanının yaşam mücadelesini ve karşılaştığı çaresizlikleri yalın bir dille aktaran yazarın “Katil Osman”, “Ayran”, “Kafa Kâğıdı” ve “İki Kadın” adlı hikâyeleri seslendirilecek. Metnini Atilla Birkiye’nin hazırladığı, sahne uygulamasını Mehmet Birkiye’nin üstlendiği, eski bir radyo stüdyosu ortamı yaratılan dinletide eserler, tiyatro sanatçıları Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek’in sesinde hayat bulacak. Hikâyelere Şemsa İdil Ural (çello), Seda Subaşı Yalçın (keman) ve müzik direktörü Serdar Yalçın (piyano) eşlik edecek.
14 Nisan Salı 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda düzenlenecek “Bu Dünya Böyledir İşte!” başlıklı dinletiye ücretsiz olarak Biletix’ten rezervasyon yaptırabilirsiniz. Geçmiş şiir ve hikâye dinletilerinin videolarını İş Sanat’ın YouTube kanalından izleyebilirsiniz.