
İzzet Keribar’ın “Prag & Bohemya - Tarihten Yansıyan Işık” başlıklı sergisi nisan sonuna kadar Galeri Işık Teşvikiye’de sanatseverlerle buluşuyor.
Fotoğraf sanatının önemli isimlerinden İzzet Keribar’ın hem geçmiş yıllara hem de son seyahatine uzanan güçlü görsel hafızasını yansıtan sergi, izleyiciyi zamansız bir yolculuğa davet ediyor. Yarım asrı aşan sanat yolculuğunu Avrupa’nın en şiirsel coğrafyalarından Prag ve Bohemya ile buluşturan sanatçı, bu seçkisiyle yalnızca bir coğrafyayı değil; zamanın, ışığın ve hafızanın katmanlarını görünür kılıyor.
Orta Avrupa’nın kalbinde yer alan Prag ve Bohemya, yüzyıllar boyunca sanatçıların, yazarların ve düşünürlerin ilham kaynağı oldu. Keribar, bu eşsiz coğrafyayı yalnızca belgelemiyor; adeta yeniden yorumluyor. Onun kadrajında şehir, tarihsel bir dekor olmaktan çıkarak yaşayan, nefes alan bir anlatıya dönüşüyor. İzzet Keribar’ın farklı dönemlerde gerçekleştirdiği seyahatlerden oluşan bu özel seçki, Bohemya’nın masalsı atmosferini ve Prag’ın zamana direnen estetiğini güçlü bir görsel dil ile ortaya koyuyor. Özellikle son seyahatinde çekilen fotoğraflar, Keribar’ın yıllar içinde derinleşen bakışını, sabrını ve sezgisel ustalığını çarpıcı biçimde yansıtıyor.
“Bu sergi hem Prag’ın hem Bohemya’nın olağanüstü güzelliklerine duyduğum hayranlığın bir yansıması hem de bir fotoğrafçının iç dünyasının izlerini taşıyan bir yolculuğun hikâyesi olacak” diyen İzzet Keribar, izleyiciyi yalnızca görmeye değil, hissetmeye davet ediyor.
Çekya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun katkıları ve Yüce Auto Skoda destekleri ile hayata geçirilen “Prag & Bohemya - Tarihten Yansıyan Işık” sergisi, nisan ayı boyunca Galeri Işık Teşvikiye’de ziyaret edilebilir.
William March’ın insan özünde iyidir tesellisine sırtını dönen saf bir dehşet hikâyesi anlatan kitabı Kötü Tohum, Burcu Denizci’nin çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.
Masumiyetin pembe yanaklı maskesini tek hamlede düşüren, kötülüğün genetik kodlarıyla oynayan bir roman. Kötü Tohum, yayımlandığı anda hem eleştirmenlerden hem de okurlardan büyük ilgi gördü; Oscar adayı bir filme ve Tony kazanan bir Broadway oyununa uyarlandı. Kitap yayımlandıktan birkaç hafta sonra hayatını kaybeden March, Kötü Tohum’u kaleme aldığında bir alttür şaheseri yarattığının farkında mıydı bilinmez fakat “kötücül çocuk” arketipi için öyle bir çıta koydu ki Bradbury ve King gibi bu yolun müdavimi yazarların yanına yazdırdı adını.
Sekiz yaşındaki Rhoda Penmark örnek bir çocuktur: temiz, saygılı, ölçülü. Annesi Christine için kusursuz çalışan küçük bir saat gibidir. Büyüklerin sözünü kesmez, reverans yapmayı bilir, takdirleri hak ettiğine inanır. Bu yüzden sınıf arkadaşı Claude’un okul pikniğinde iskeleden düşüp boğulması, evde uzun süren bir keder yaratmaz. Olsa olsa, yanlış kişiye verilmiş bir madalyanın telafisidir. Rhoda’nın evinde iştahla yemeğini yemesi de kimseyi şaşırtmamalıdır haliyle. Ama apartman görevlisi Leroy’un, Rhoda’nın acımasızlığına dair imaları ve Christine’in karanlık geçmişine dair anıları, kusursuz görünen küçük kızın zihninin, aslında başka türlü işlediğine dair soru işaretlerine sebep olur. Her çocuk masum doğmaz. Rhoda Penmark da istediği küçük parlak şeylere ulaşmak için önüne çıkan engelleri kaldırırken, masumiyetin ne kadar keskin bir silah olabileceğini son derece nazik biçimde gösterecektir.
“Birden, şiddet kalbin kaçınılmaz bir unsuru, belki de hepsinden önemlisiymiş gibi geldi ona; iyiliğin, şefkatin, sevginin kucaklayışının ardında yatan, kökü kazınamayan bir şey, âdeta kötü bir tohum gibi. Bazen derinlerde gizlenir, bazen yüzeye yakın durur ancak her zaman oradadır, doğru koşullar altında, mantıkdışı tüm dehşetiyle ortaya çıkmaya hazırdır.”
Casper Faassen’in “ReCollecting Anatolia” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 17 Mayıs’a kadar Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşuyor.
Leiden’daki stüdyosundan çalışan Casper Faassen, Batı müze koleksiyonlarının nasıl oluştuğunu ve kültürel otoritenin tarihsel olarak nasıl inşa edildiğini inceliyor. Faassen, “ReCollecting” olarak adlandırdığı bir süreç aracılığıyla farklı yerlere dağılmış nesnelerin izini sürüyor ve onları yeni bir bağlam içinde yeniden fotoğraflayarak koleksiyonların nasıl oluşturulduğuna dair yerleşik anlatıları sorguluyor.
Tabloda betimlenen taşınma sahnesi, Hilaire’in bölgedeki seyahatleri sırasında eşlik ettiği Fransız büyükelçisi Comte de Choiseul-Gouffier ile ilişkili. Bu sahne, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarından Batı Avrupa’ya kültürel eserlerin taşınması yönündeki daha geniş bir pratiği yansıtıyor; bu süreç çoğu zaman eşitsiz güç ilişkileri tarafından şekillendiriliyor. Faassen, tabloda görülen mermer nesnelerin izini sürerek, bu eserlerin bugün büyük ölçüde Louvre Museum koleksiyonunda bulunduğunu tespit etti. Sanatçı, bu nesneleri kendine özgü görsel dili içinde fotoğraf aracılığıyla yeniden bir araya getiriyor. Yarı saydam katmanların arkasında örtülmüş ve craquelé yüzeylerle kaplanmış heykeller; zaman, bellek ve yer değiştirme tarafından işaretlenmiş kırılgan imgeler olarak görünüyor. Tarihsel birer ganimet gibi sunulmak yerine sessiz tanıklar olarak konumlanan bu çalışmalar, kültürel eserlerin yerinden edilmesi ve müze koleksiyonlarını şekillendirmeye devam eden anlatılar üzerine düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Casper Faassen, ReCollection Series, 1014, Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 25 x 20 cm
2. Casper Faassen, Nereid Danver I, 2026 ,Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 150 x 98 x 25 cm
3. Casper Faassen, Nereid Danver II, 2026 ,Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 150 x 98 x 25 cm
4. Casper Faassen, ReCollection Series, 1014, Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 25 x 20 cm
Darkwave, post-punk, endüstriyel, gotik, new beat ve deneysel karanlık müzik türlerini dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanan Disko Anksiyete Festivali, 11 ve 12 Nisan’da Paribu Art’ta gerçekleşecek.
2025 yılında başlayan ve bu yıl festival formatıyla devam eden konser serisinde; She Past Away küratörlüğünde bir araya gelen 9 grup ve 4 DJ, Paribu Art sahnesinde iki gün boyunca müzikseverlerle buluşacak. She Past Away, uzun zamandır merakla beklenen yeni albümü Mizantrop’un Türkiye lansmanını da festival kapsamında 11 Nisan’da yapacak.
Paribu Art, Disko Anksiyete’de darkwave, post-punk, endüstriyel, gotik, new beat ve deneysel karanlık müzik janrlarını festival formatında bir araya getiriyor. Disko Anksiyete Festivali biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
11 Nisan Programı:
16.00 – Dj Set: Hakan Tamar
18.00 – ISLA OLA
19.00 – Skelesys
20.00 – She Past Away
21.15 – RIKI
22.30 – Dj Set: Leo Skiadas
12 Nisan Programı:
15.00 – Dj Set: Gülşah Turgut
16.00 – POL
17.00 – Sydney Valette
18.00 – Ductape
19.00 – Ploho
20.00 – Eddie Dark
21.00 – Dj Set: Taha Kiremitçi
Japon yazar Sanaka Hiiragi’nin birbirine hiç benzemeyen üç kişinin maceralarını merkezine alan Hayat Stüdyosundaki Mucize adlı ödüllü kitabı, Tunç Albay’ın çevirisiyle Düşbaz Kitap’tan çıktı.
Hayat Stüdyosundaki Mucize, 11. KONOMYS Ödülleri’nde “Gizli Mücevher” kategorisinde ödüle layık görüldü. Kitap, bir fotoğraf stüdyosu olan Hirasaka’nın dükkânına uğrayan biri kreş öğretmeni, biri mafya ve biri de çocuk olan üç müşterisinin hikâyelerini merkezine alıyor.
Hirasaka, araftaki fotoğraf stüdyosunu işleten bir kılavuzdur. Ölen ruhların öbür tarafa geçmeden önce, hayatlarındaki anılarını son kez gördüğü bir “döner fener” hazırlamalarında yardımcı olur. Bir nevi projektör olan bu döner fenerde gördükleri, yaşamları boyunca çekilmiş fotoğraflarıdır. Bu ruhlar, her yıl için bir fotoğraf seçer ve en sonunda bu fotoğraflar, gözlerinin önünden “bir film şeridi” gibi akar. Olur da silik bir fotoğrafı restore etmek isterlerse Hirasaka ile geçmişe dönerek o fotoğrafı tekrar çekebilirler. Tabii bu konuda da bazı kurallar mevcuttur. Geçmişe yalnızca bir günlüğüne gidilecek, etraftakilerle konuşulamayacak ve özellikle de yazgılarını değiştirmeye çalışmayacaklardır. Zaten kim yazgısını değiştirebilir ki? Öyle değil mi?
Pozitif’in müzik, şehir ve enerji odaklı etkinlik serisi Pozitif Vibrations, global müzik sahnesinin öne çıkan isimlerini İstanbul’da ağırlamaya devam ediyor. Serinin dikkat çeken konuklarından biri ise global pop sahnesinin önemli isimlerinden Zara Larsson olacak. Power FM medya sponsorluğunda gerçekleşecek konser, 9 Ağustos Pazar akşamı Bonus Parkorman’da düzenlenecek.
1997 doğumlu Zara Larsson, genç yaşta kazandığı müzik yarışmasıyla dikkat çekmiş ve kısa sürede uluslararası bir yıldız hâline geldi. “Lush Life”, “Never Forget You” ve “Symphony” gibi hit şarkılarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı, güçlü vokali ve sahnedeki enerjisiyle dikkat çekiyor. Modern pop müziğin dinamik temsilcilerinden Zara Larsson, hit parçaları ve sahnedeki yüksek enerjisiyle Pozitif Vibrations’ın ruhunu dinleyici ile buluşturacak. Konserin biletleri 13 Nisan Pazartesi günü 10.30’da Biletix, Passo ve Bubilet üzerinden satışa çıkacak.
Sanatçı Bubi’nin küratörlüğünü Dr. Zeynep Öztürk’ün üstlendiği “İkonalar” başlıklı sergisi 29 Nisan’a kadar DG Art Project’te sanatseverlerle buluşuyor.
Bubi, “İkonalar” sergisinde alışılmış ikon kavramını kendi diliyle yeniden kurarken Doğu ve Batı sanatında dinî bir karşılığı olan ikonları gündelik, kişisel ve yer yer ironik bir anlatıya dönüştürüyor. Sanatçı; sıradan insanlardan silahlara, hayvanlardan çizgi kahramanlara ve “öteki”ne uzanan figürlerle ikon üretme ve kutsallaştırma mantığını sorgulamaya açıyor. Bu yönüyle seri; izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, sorgulamanın bir parçası olmaya davet ediyor. “Superman”, “Batman”, “Red Kit” gibi figürlerden “Aile” ve “Otoportre”ye uzanan bu seri, sanatçının dünyasına ait parçalı ama tutarlı bir görsel dil sunuyor.
Sergide yer alan eserler arasında olan tank, mancınık ve top gibi araçlar üzerinden sanatçı; insanlık tarihine kanla yazılmış bu nesnelere yöneltilmiş eleştirel bir dil kuruyor. Silahların kutsallaştırılması ve bireysel kimliklerle özdeşleştirilmesine dair yaklaşımını ise şu sözlerle ifade ediyor: “Şaşırtıcı bir şekilde silahları kutsallaştırdıklarını ve kimi zaman kendileriyle özdeşleştirdiklerini düşünüyorum.”
Alışılmış malzemelerin dışında üretmeyi sürdüren sanatçı; boyanın yanı sıra karton, bez, çivi, katran dikişi, yama, varak ve dijital baskı gibi farklı teknikleri de bir araya getirmiş. Bu yönüyle “İkonalar”; yalnızca bir seri değil, aynı zamanda sanatçının yıllar içinde geliştirdiği üslubun bir özeti, bir üslup retrospektifi olarak da izleyici karşısına çıkıyor.
Biyolog Ashley Ward’ın duyularımızın işleyişini biyolojiden psikolojiye ve kültürel boyutlara uzanan geniş bir perspektiften ele aldığı çalışması Beş Duyu ve Ötesi - Dünyayı Nasıl Algılıyoruz?, Deniz Keskin’in çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Ward, dünyaya dair algımızı ilmek ilmek dokuyan duyularımızı keşfetmeye davet ediyor bizi. Nasıl duyumsadığımızın yanı sıra neden duyumsadığımıza ve her birimizin duyusal deneyimlerde birbirimizden –ve diğer bazı hayvanlardan– nasıl farklılaştığımıza dair ilginç soruların peşine düşüyor. Duyularımızın nasıl daima esnek bir iş birliği içinde olduğunu ve beynimizin bir duyusal girdi çorbasını nasıl algıya dönüştürdüğünü açıklıyor. Dahası, hepimizin aşina olduğu beş duyunun ötesinde, bizim için hayati önem taşımakla birlikte daha geri planda kalan –denge, iç duyum ve öz duyum gibi– duyulara bakış atıyor.
“Gerçeklik nedir – veya daha geniş bir çerçeveden bakacak olursak, yaşıyor olmak ne anlama gelir? Bu soruyu nasıl yanıtlamaya çalışırsak çalışalım, en belagatli teşebbüslerimiz bile tuhaf, muhteşem ve mucizevi var olma deneyimini tam olarak tarif etmekte yetersiz kalır. Bütün bu mucizenin tam orta yerinde de duyularımız yer alır. İç benliklerimiz ile dış dünya arasındaki arayüzü duyularımız oluşturur. Büyük sanat eserlerindeki ve doğanın ihtişamındaki güzelliği algılamamızı ve buz gibi bir içecekten aldığımız yudumun, kahkaha seslerinin, sevgilimizin dokunuşunun tadına varmamızı onlar mümkün kılar. Kısacası duyular hayatı yaşanmaya değer kılar.”
15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında Çelenk Bafra küratörlüğünde ve PEUGEOT ana sponsorluğunda düzenlenen 7. Mardin Bienali’nin sanatçı ve katılımcıları açıklandı.
“GÖKzemin” başlığı altında izleyiciyi hem hakikatin zeminine hem de hayal gücünün ufkuna davet eden 7. Mardin Bienali, Mardin’in çok katmanlı kültürel mirası ile çağdaş sanat arasında güçlü ve güncel bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Gök ile yer, bireysel ile kolektif, geçmiş ile gelecek arasında bir düşünce ve duygu hattı kuran bienal, izleyiciyi tezat gibi görünen uçlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Bölgenin kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan kuşlar ise bu yolculukta izleyicilere rehberlik ediyor. Mardin’in taşlarına sinmiş hikâyeleri ve coğrafyasına özgü rüzgârları ardına alan kuşlar, gökyüzü ile yeryüzü arasında süzülürken sergiler, mekâna özgü yerleştirmeler ve etkinlikler arasında görünmez rotalar çiziyor. Bienal, bu kavramsal çerçeveyle ilk kez eski şehrin sınırlarının dışına çıkarak izleyiciyi bölgeyi keşfetmeye davet ediyor. Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’deki Ateş Beyler Hamamı’nın yanı sıra Yukarı Mardin’de Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi bienale ev sahipliği yapacak.
Türkiye’den ve dünyadan 41 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiren bienalde, Mardin ve çevresinde yaşayan 6 sanatçı da yer alıyor. Bölge ve Türkiye ile kültürel ve tarihi bağları bulunan coğrafyalardan sanatçıların ağırlıkta olduğu bienalde, bazı sanatçılar yeni projeler üretirken, bazıları mevcut çalışmalarını bienalin kavramsal çerçevesine uygun şekilde Mardin’in tarihsel dokusuna uyarlıyor. Resim, heykel, video, fotoğraf, performans, ses ve mekâna özgü yerleştirmelerden oluşan sergiler, kentin taş mimarisi ve panoramasıyla ilişki kuran çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Küratör Çelenk Bafra, bienal kapsamında House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile “From the Cosmos to the Commons” adlı kamusal alanda sanat projesi bağlamında iş birliği gerçekleştirdi.
Bienalin açılış töreni 15 Mayıs Cuma akşamüstü Yukarı Mardin’de gerçekleştirilecek. Bienal mekânları aynı gün sabahtan itibaren ön izleme ve genel ziyarete açılacak. 7. Mardin Bienali, 15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Dara Antik Kenti’nin ören yeri olması nedeniyle pazartesi günleri kapalı olacağı belirtilirken, Deyrulzafaran Manastırı ziyaretlerinde manastır yönetiminin belirlediği koşul ve ücretlerin geçerli olacağı ifade edildi. Bienalin performans, atölye ve konuşmalara yer veren açılış programı 16-18 Mayıs tarihlerinde, kapanış şenliği ise 20-21 Haziran tarihlerinde, yaz gündönümüne denk gelecek şekilde planlandı.
Bienalde yer alan sanatçılar arasında Ahmet Doğu İpek, Alfredo Jaar, Ali Kaaf, Alper Aydın, Basim Magdy, Bawer Doğanay, Bi Acayip Hâne, Camila Rocha, Canan Dağdelen, Cansu Çakar, Carlos Aires, Ekin Kano, Erinç Seymen, Erkan Özgen, Esmeralda Kosmatopoulos, Fares Ayash, Gözde İlkin, Hamra Abbas, Hilal Can, Hiwa K., Hüseyin Aksoy, Isaac Chong Wai, İrem Tok, Jakup Ferri, Khalil Rabah, Kite (Dr. Suzanne Kite), Małgorzata Mirga-Tas, Maro Michalakakos, Mehmet Ali Boran, Mehtap Baydu, Michael Rakowitz, Özgür Demirci, Pelin Kırca, Rozelin Akgün, Sejla Kameric, Selçuk Artut, Slavs and Tatars, Vahap Avşar, Xul Solar, Yasmeen Al Daya ve Zahit Mungan bulunuyor.
Ertuğ Uçar’ın okurlarını öyküler, eskizler ve diyaloglarla kurulan bir düşünce ormanında dolaştırdığı kitabı Ormanda Kaybolmak, Can Yayınları’ndan çıktı.
Uçar, Ormanda Kaybolmak’ta aklına takılan, yoluna çıkan, gözüne ilişen dünyayı kelimeler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor, şeyler arasında bağlar kurup kayda geçiriyor. Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar gibi temalar etrafında döndükçe daha fazlasını girdabına çeken öykü, anı ve diyaloglarla onları bütünleyen eskizlerden oluşuyor kitabı. Bu öykülerde kaybolmak serbest.
“Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü.”