
Pera Film, Uluslararası Müzeler Günü kapsamında Arjantinli bağımsız film kolektifi El Pampero Cine ile hazırladığı “Gündelik, Tuhaf” programını 16 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film) ile El Pampero Cine iş birliğinde hazırlanan “Gündelik, Tuhaf” başlıklı program ilişkiler, karşılaşmalar, yolculuklar ve bilinmeyenler arasında dolaşan; oyunlarla ve labirentlerle örülü bir sinema evrenine kapı aralıyor. İzleyicileri gündelik olanla tuhafın iç içe geçtiği, sürprizlerle dolu bir sinema deneyimine davet eden program, El Pampero Cine’nin türler arasında serbestçe dolaşan anlatı dünyasını odağına alıyor. Program kapsamında izleyiciyle buluşan filmler, hikâyeyi sabit bir yapı olarak değil; açıldıkça yön değiştiren, yeni katmanlar kazanan ve izleyiciyi sürekli başka ihtimallere sürükleyen canlı bir alan olarak kuruyor.
Laura Citarella, Mariano Llinás, Agustín Mendilaharzu ve Alejo Moguillansky tarafından kurulan El Pampero Cine, son yirmi yılı aşkın sürede çağdaş sinemada kendine özgü bir üretim pratiği geliştirdi. Kolektif, her filmde yeniden kurulan üretim biçimleri, düşük bütçeyle yaratılan anlatı özgürlüğü ve türler arasında dolaşan yapılarıyla sinemanın olanaklarını sürekli genişleten bir yaklaşım benimsiyor.
“Gündelik, Tuhaf” programı, bu üretim pratiğini merkezine alarak izleyiciyi kesin sınırlarla tanımlanmayan bir anlatı dünyasına davet ediyor. Gündelik hayatın sıradan akışıyla tuhaf olanın iç içe geçtiği bu yapımlarda; gerçek ile kurmaca, rastlantı ile kurgu arasındaki çizgiler sürekli yer değiştiriyor.
Programda, Laura Citarella’nın yönettiği ve dünya prömiyerini 79. Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde yapan Trenque Lauquen, iki bölüm hâlinde izleyiciyle buluşuyor. Kaybolan bir kadının izini süren anlatı, giderek çoğalan katmanlarıyla labirentimsi bir yolculuğa dönüşürken, hikâye kurma fikrini de sorguluyor.
Alejo Moguillansky’nin yönettiği Kibritçi Kız, Hans Christian Andersen’in masalından yola çıkarak müzik, opera, gündelik yaşam ve ekonomik gerçeklikler arasında dolaşan çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Sanat üretiminin kırılganlığı ile hayatın maddi koşulları arasındaki gerilim, film boyunca oyunbaz ve ironik bir dille işleniyor.
Constanza Feldman ve Agustín Mendilaharzu imzalı Clementina ise pandemi döneminde bir apartman dairesine sıkışan bir çiftin gündelik hayatını merkezine alıyor. Tek mekânda geçen film, kapanma hâlinin yarattığı zaman algısını, ilişkilerin dönüşümünü ve gündelik hayatın absürtlüğünü mizahi bir tonla ele alıyor.
“Gündelik, Tuhaf” programı hakkında detaylı bilgiye ve gösterim programına buradan ulaşabilirsiniz.
Bu sene Salt Galata ev sahipliğinde düzenlenen border_less ARTBOOK DAYS, 15-17 Mayıs tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.
Yayını olan, baskı materyalleri, metinler ve edisyonlu işler üzerine çalışan-üreten sanatçılar ve inisiyatifler ile yayım yapan müze, galeri, kurum ve enstitüleri bir araya getirerek kitap üretimleri üzerinden ortak alan yaratan border_less ARTBOOK DAYS’in sekizinci edisyonu bugün (15 Mayıs) başladı. Salt Galata’nın birinci katında yer alacak etkinlik, sanat alanında üreten, söz söyleyen ve paylaşan kişileri bir araya getirirken yayınevleri üzerinden de etkileşim zeminleri oluşturmayı amaçlıyor.
border_less ARTBOOK DAYS gerçekleşecek bu yeni edisyonunda 12 farklı ülkeden 69 katılımcıyı yan yana getiriyor. Bu sene ikinci kez, en iyi tasarlanan masa ödülü border_less ARTBOOK DAYS danışma kurulu tarafından belirlenerek katılımcılardan birine verilecek. Ödülün sahibi bir sonraki edisyon için öncelikli katılım hakkı kazanacak. Etkinlik süresince yayın pratiklerine odaklı konuşma programı da ziyaretçilerle buluşacak.
border_less ARTBOOK DAYS hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Okurların öyküleriyle tanıdığı Hakan Kökcü’nün ilk romanı, modern ilişkilerin merkezinde beliren mesafeyi izlediği Kimsenin Bizden Haberi Yok, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Kimsenin Bizden Haberi Yok sevmenin, yan yana durmanın ve kendin olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan; sessizliklerin, tekrarların ve küçük anların içinden büyüyen bir roman. İki insanın arasındaki mesafeyi –bazen el uzaklığında, bazen duvar kalınlığında– ince ince işleyen Kökcü; ilişkilerin içinde kaybolmanın ve kim olduğunu bulmaya çalışanların hikâyesini anlatıyor.
İbrahim ve Gülnihal. Ya da Gül, Azra, Su... İsimler değiştikçe hikâye de yerinden oynar; geçmiş yeniden yazılır, bugünün sureti başkalaşır. Birlikte geçirilen yıllar, birbirine değmeden çoğalan kimliklerin arasında asılı kalır. Bir akşam yemeği, bir fotoğraf karesi ya da yarım kalmış bir cümle... Giderek yoğunlaşan gerilimin taşıyıcısına dönüşür.
“Bazen hatırlayacak gibi oluyordu. Tam bir şeyin ucuna geliyordu. Sonra bırakıyordu. Ucundan tutarsa devamı gelecekmiş gibi. Devamı gelirse bir şeylerin yer değiştireceğini biliyordu. Yerinden oynayan şeyler geri konmuyordu.”
Ziya Demirel’in dünya prömiyerini 38. Uluslararası Tokyo Film Festivali’nde gerçekleştiren ikinci uzun metraj kurmaca filmi En Güzel Cenaze Şarkıları ekip katılımlı özel gösterimi ile 16 Mayıs Cumartesi günü saat 19.30’da Atlas 1948’de sinemaseverlerle buluşacak.
Dünya prömiyerinin ardından 36. Ankara Film Festivali’nden En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve SİYAD En İyi Film ve 45. İstanbul Film Festivali’nin “Yeni Bakışlar” yarışmasında En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan En Güzel Cenaze Şarkıları, emekli öğretmen Saadet’in internette tanıştığı aşırı diplomalı Doktor Erol Ergüven’le yaşadığı ilişkinin etrafında şekillenen bir trajikomediyi ele alıyor.
Esra Dermancıoğlu, Halil Babür, Çağdaş Ekin Şişman, Yıldız Kültür, Nalan Kuruçim, Gözde Mutluer, Özer Keçeci, Ayça Damgacı, Hidayet Tılı, Büşra Albayrak, Doğa Nalbantoğlu, İlyas Özçakır’ın rol aldığı geniş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken filmin senaryosu Ziya Demirel ve Yusuf Tan Demirel tarafından kaleme alınırken yapımcılığını Anna Maria Aslanoğlu (istos film) ve ortak yapımcılığını Emre Oskay (Sky Films) üstleniyor. Filmin görüntü yönetmenliğinde Doron Tempert, kurguda Henrique Cartaxo, yapım tasarımında Osman Özcan, ses tasarımında ise Cenker Kökten imzası bulunuyor.
Kayıpla arzunun, gerçeklikle absürdün iç içe geçtiği, parçalı bir yapıda ilerleyen film, yönetmen Ziya Demirel’in tanımıyla “çok konuşan, konuşmayı durduramayan ve genellikle düşünmeden konuşan bazı insanların” hikâyesini anlatıyor.
En Güzel Cenaze Şarkıları filminin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Çelenk Bafra küratörlüğünde, “GÖKzemin” başlığı altında düzenlenen 7. Mardin Bienali, 15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.
PEUGEOT ana sponsorluğunda hayata geçirilen 7. Mardin Bienali, “GÖKzemin” başlığı altında izleyiciyi hem hakikatin zeminine hem de hayal gücünün ufkuna davet ediyor. Bienal, Mardin’in çok katmanlı kültürel mirası ile çağdaş sanat arasında güçlü ve güncel bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Gök ile yer, bireysel ile kolektif, geçmiş ile gelecek arasında bir düşünce ve duygu hattı kuran bienal, izleyiciyi tezat gibi görünen uçlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Bölgenin kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan kuşlar ise bu yolculukta izleyicilere rehberlik ediyor. Mardin’in taşlarına sinmiş hikâyeleri ve coğrafyasına özgü rüzgârları ardına alan kuşlar, gökyüzü ile yeryüzü arasında süzülürken sergiler, mekâna özgü yerleştirmeler ve etkinlikler arasında görünmez rotalar çiziyor. Bienal, bu kavramsal çerçeveyle ilk kez eski şehrin sınırlarının dışına çıkarak izleyiciyi bölgeyi keşfetmeye davet ediyor. Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’deki Ateş Beyler Hamamı’nın yanı sıra Yukarı Mardin’de Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi bienale ev sahipliği yapacak.
Türkiye’den ve dünyadan 42 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiren bienalde, Mardin ve çevresinde yaşayan 6 sanatçı da yer alıyor. Bölge ve Türkiye ile kültürel ve tarihi bağları bulunan coğrafyalardan sanatçıların ağırlıkta olduğu bienalde, bazı sanatçılar yeni projeler üretirken, bazıları mevcut çalışmalarını bienalin kavramsal çerçevesine uygun şekilde Mardin’in tarihsel dokusuna uyarlıyor. Resim, heykel, video, fotoğraf, performans, ses ve mekâna özgü yerleştirmelerden oluşan sergiler, kentin taş mimarisi ve panoramasıyla ilişki kuran çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Küratör Çelenk Bafra, bienal kapsamında House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile “From the Cosmos to the Commons” adlı kamusal alanda sanat projesi bağlamında iş birliği gerçekleştirdi.
Bienalin açılış töreni 15 Mayıs Cuma akşamüstü Yukarı Mardin’de gerçekleştirilecek. Bienal mekânları aynı gün sabahtan itibaren ön izleme ve genel ziyarete açılacak. 7. Mardin Bienali, 15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Dara Antik Kenti’nin ören yeri olması nedeniyle pazartesi günleri kapalı olacağı belirtilirken, Deyrulzafaran Manastırı ziyaretlerinde manastır yönetiminin belirlediği koşul ve ücretlerin geçerli olacağı ifade edildi. Bienalin performans, atölye ve konuşmalara yer veren açılış programı 16-18 Mayıs tarihlerinde, kapanış şenliği ise 20-21 Haziran tarihlerinde, yaz gündönümüne denk gelecek şekilde planlandı.
Alice Harman’ın çocuklara Pollock’un boya dansından Warhol’un ikonlarına, Frida Kahlo’nun iç dünyasından Sophie Taeuber-Arp’ın şaşırtan işlerine kadar modern sanatı farklı bir dille anlattığı kitabı Modern Sanat Kâşifi, Serge Bloch’un resimleri, Helin Bektaş’ın çevirisiyle İlksatır Çocuk’tan çıktı.
Bu kitap çocukların sanat eserlerine uzaktan bakmasını değil, onların içine girmesini istiyor. Bazen bir tablonun içinde kaybolacak, bazen gözleri onlara oyun oynayacak, bazen de “Bunu ben de yaparım!” dedirtecek. Kitap, sanatın sadece neye benzediğini değil, nasıl düşündürdüğünü ve hissettirdiğini keşfetmeyi de sağlıyor.
Jackson Pollock’un boya sıçratan dansından, Andy Warhol’un ikonik portrelerine; Sophie Taeuber-Arp’ın “Bu da mı sanat?” dedirten heykellerinden, Frida Kahlo’nun otoportrelerine kadar modern sanatın en çarpıcı eserleri burada bambaşka bir dille anlatılıyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali’nin, 2027 ve 2028 yıllarında gerçekleştirilecek 31. ve 32. edisyonlarının küratörleri Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu oldu.
Yönetmen, tasarımcı, sanat yönetmeni ve eğitmen Naz Erayda ve yazar ve yönetmen Kerem Kurdoğlu, iki yıl süreyle İstanbul Tiyatro Festivali’nin yerli yapımlar programının oluşturulmasından sorumlu olacaklar. Festivalin uluslararası yapımlar programı ile eğitim programları ve genel operasyonu, İstanbul Tiyatro Festivali ekibi tarafından yürütülmeye devam edecek.
1989 yılında düzenlenen 1. İstanbul Tiyatro Festivali’nden bu yana festivalle uzun soluklu bir ilişki kuran Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu, farklı disiplinlere yayılan üretimleriyle festivalin gelişimine katkı sağlayan isimlerden oldular. İkilinin birlikte gerçekleştirdiği erken dönem çalışmalardan Fayton Soruşturması (1993), alternatif mekân kullanımına öncülük eden yapısıyla dikkat çekerken, Canlanan Mekan (1994) ve Kim O? (1995) Türkiye’de “mekâna özgü” ve “metinden yola çıkmayan” üretimlerin en yetkin örnekleri olarak öne çıktı. Haritadan Naklen Yayın (1996) ile disiplinlerarası anlatımın sınırlarını genişleten ikili, Everest My Lord (1997) ile tasarımın dramaturjik omurgaya dönüştüğü kült bir işe imza attı. Son yıllarda ise birlikte yönettikleri Geçen Gün (2024) ile, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin “Yılın Yönetmeni” ödülünü aldılar. Kerem Kurdoğlu’nun kaleme aldığı 26. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yapan III. Richard: Niçin Yaptım (2022) ve festival siparişi olarak yazılan İstanbul Mon Amour / Sesler (2024), klasik metinlere ve çağdaş anlatılara getirdiği güçlü yorumlarla dikkat çekti. Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu’nun küratörlüğünde hazırlanacak programıyla 31. İstanbul Tiyatro Festivali, Aygaz, Entek, Opet, Tüpraş eş sponsorluğunda Ekim-Kasım 2027’de sanatseverlerle buluşacak.
Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu, yeni görevleriyle ilgili şunalrı söyledi: “İlk yıllarından beri oyunlarımızla katılarak dahil olduğumuz ve izleyici olarak takip ettiğimiz İstanbul Tiyatro Festivali, farklı türlerden birçok yaklaşımın güçlü örneklerini içeren seçkisiyle, tanıklık eden herkesin zihninde güçlü izler bırakan önemli bir gelenek hâline geldi. Sanatçıların da birbirlerini etkileyebilmesine olanak sağlayan bir platform işlevini kazandı. Şimdi bu geleneği devam ettiren ekibin içinde yer almak, bizim için çok heyecan verici.”
Künye: Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu, Fotoğraf: Fatih Yılmaz
Ressam, yazar ve illüstratör Feridun Oral’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan son kitabı Kiremitte Alabalık - Bir Rüyanın Peşinde kapsamında hazırlanan sergi 6 Haziran’a kadar Galeri Selvin’de sanatseverlerle buluşuyor.
Çocuk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Feridun Oral’ın, özgün çizimleri ve kitabın yaratım sürecine ışık tutan özel çalışmaların yer aldığı sergi, edebiyat ve sanatseverleri yazarın düşsel dünyasında bir yolculuğa davet ediyor. Kitabın doğa, umut ve hayal gücü temalarını yansıtan çalışmaları, ziyaretçilere hem görsel hem de duygusal bir deneyim sunuyor.
Kiremitte Alabalık - Bir Rüyanın Peşinde hikâyesiyle okurları yeniden hayallerin peşinden gitmeye çağırırken, açılan sergiyle bu hikâye sanat mekânına taşınıyor. Yetişkinler kadar çocukların da ilgi göstermesi beklenen sergi, edebiyat ile görsel sanatların buluştuğu özel bir atmosfer oluşturuyor.
Depo, Maxim Gorki Tiyatrosu’nda iki yılda bir düzenlenen Berliner Herbstsalon adlı çağdaş sanat festivalinin yedinci ve son edisyonunun küçük ama önemli bir seçkisini bir araya getiren “Aşk, Mark ve Ölüm” sergisine, 27 Haziran’a kadar ev sahipliği yapıyor. “Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi kapsamında düzenlenen kamusal program ise sanatseverlerle buluşuyor.
“Aşk, Mark ve Ölüm”
Kamusal Program
14 Mayıs Perşembe
18.00: Küratöryel Ekip ile Sergi Turu (Türkçe)
15 Mayıs Cuma
17.30: Küratöryel Ekip ile Sergi Turu (Türkçe)
19.00: Göç, Emek ve Toplumsal Cinsiyet: Almanya’ya Giden İlk Kuşak Kadın İşçiler
Sunum: Ayfer Bartu Candan
Moderatör: Hülya Karcı (Türkçe)
Türkiye ile Almanya arasındaki ilk işgücü anlaşmasının üzerinden altmış yıldan fazla zaman geçti. Almanya'ya göç eden işçi imgesi hâlâ genç erkek figürü üzerine kurulu. Ayfer Bartu Candan’ın sunumunda işgücü anlaşması kapsamında Almanya'ya giden kadın işçilerin görünmez hikâyeleri üzerinden göç, emek ve toplumsal cinsiyet konuları tartışılacak. Arşiv araştırması ve etnografik yöntemlere dayanan bu çalışmada ilk kuşak işçi kadınların deneyimleri yalnızca "gelenek" ve "kültürel normlar" üzerinden değil; istihdam, konut ve göç politikaları gibi yapısal faktörler ile kültürel değerler ve aile dinamikleri gibi toplumsal etkenler aracılığıyla anlaşılmaya çalışılacak.
16 Mayıs Cumartesi
17.30: Sema Poyraz Filmleri Gösterimi ve Yönetmenle Söyleşi
Türhüter, 1988, 17’ (Almanca; Türkçe ve İngilizce altyazılı)
Fremd. Yaban., 2007, 18’ (Almanca; Türkçe ve İngilizce altyazılı)
Moderatör: Tunçay Kulaoğlu (Türkçe)
Yönetmen olarak birçok belgesel filme imza atan, oyuncu olarak sayısız televizyon ve sinema filmi ile tiyatro yapımında yer alan Sema Poyraz ile gerçekleştirilecek söyleşiden önce sanatçının iki kısa filmi gösterilecek. Biri belgesel, diğeri kurmaca iki filmden yola çıkarak, Türk-Alman Sineması ve Göç Sonrası Tiyatro olarak anılan akımlar, Sema Poyraz’ın 50 yılı aşan sanat yolculuğu bağlamında tartışılacak. Almanya’da “yabancı”, Türkiye’de “Almancı” olarak algılanan sanatsal pratikler, iş göçü, emek ve çoklu kimlikler çerçevesinde ele alınacak.
19.00: Stresemannstrasse Kadın İşçi Yurdu Sakinleri ile Söyleşi
Mevhibe Çetin, Nuran Dirlikli, Aysel Göksu ve Sabahat Tezyel ile
Moderatörler: Hülya Karcı ve Mürtüz Yolcu (Türkçe)
1964 sonbaharında Telefunken firmasında çalışmak üzere Berlin’e giden sayısız kadın arasında Mevhibe Çetin, Nuran Dirlikli, Aysel Göksu ve Sabahat Tezyel de vardı. Yolları Stresemannstrasse 30 adresindeki işçi yurdunda kesişen katılımcılarla yapılacak söyleşide, her birinin çok farklı nedenlere dayanan göç hikâyelerine kulak verilecek. Yaklaşık bir yıl boyunca paylaştıkları yurt odalarında ve çalıştıkları fabrikadaki hayatları ile temelleri Stresemannstrasse’de atılan göçmen tiyatrosu üzerine konuşulacak.
“Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi ve etkinlik programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Nedim Gürsel, bugün (14 Mayıs) 16.00-18.00 saatleri arasında son kitabı Paris’in Türk Ressamları’nı imzalamak için 42 Maslak ArtPlatform’da okurlarıyla buluşacak.
42 Maslak ArtPlatform, Gürsel’i 20. yüzyıl boyunca yolu Paris’ten geçen altı önemli ressamın yaşamını ve yapıtlarını kaleme aldığı son kitabı Paris’in Türk Ressamları vesilesiyle okurları ile buluşturacak. Buluşma ücretsiz ve herkesin katılımına açık olacak.
Kitap hakkında: “Nedim Gürsel, “Paris’in Türk Ressamları” kitabında Paris’i bir “sanat başkenti” olarak değil, sanatçıyı sınayan bir kent olarak ele alıyor. Gönüllü ya da zorunlu sürgünlük, geçim sıkıntısı, yalnızlık, kimlik arayışı ve yabancılık duygusu; bu ressamların hem hayatlarını hem de estetik tercihlerini belirleyen temel dinamikler olarak karşımıza çıkıyor.
Kitapta, Paris’le sanat arasında kurulan bu gerilimli ilişki; Fikret Muallâ’nın bohem yalnızlığı ve renk cümbüşü, Abidin Dino’nun çizgisel dili ve entelektüel duruşu, Ömer Kaleşi’nin Balkan yasını taşıyan yüzleri, Mehmet Güleryüz’ün erotik ve eleştirel figürleri, Utku Varlık’ın düşsel kadınları, Onay Akbaş’ın tuhaf kuklaları üzerinden inceleniyor.
Paris’in Türk Ressamları, Türkiye sanatının Avrupa’daki dolaşımını sorgularken şu temel soruyu da gündeme getiriyor: Sanatçı yaşadığı yere mi aittir, yoksa üretimiyle kurduğu dünyaya mı? Bu kitap, yalnızca Paris’te üretmiş ressamların izini sürmekle kalmıyor; modern Türkiye kültür tarihinin Avrupa’yla kurduğu çok katmanlı ilişkinin de resmini çiziyor. Hem sanat tarihi meraklıları hem de edebiyat ve kültür dünyasına ilgi duyan okurlar için güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde.”
Adres: 42 Maslak, 42 AVM 5.Kat ArtPlatform (Modül İstanbul)