GÜNDEM
  • 20-08-2026

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film), sinema tarihinin zamana meydan okuyan kült klasiklerinden oluşan “Şimdi Uzaklardasın” programını 9 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda sinemaseverlerle buluşturacak.

    Geçmişe duyulan özlemin popüler kültürde giderek daha görünür hâle gelmesinden yola çıkan seçki; Quentin Tarantino’dan David Lynch’e, Coen Kardeşler’den Brian De Palma’ya usta yönetmenlerin imzasını taşıyan yapımlarla sinemanın özgür, cesur ve ezber bozan ruhunun izini sürüyor.

    Programda modern sinemanın anlatı kalıplarını sarsan ve 1990’lar bağımsız sinemasını küresel bir fenomene dönüştüren Quentin Tarantino imzalı Ucuz Roman (Pulp Fiction), absürt mizahı ve kült karakteri “The Dude” ile sinema tarihinde iz bırakan Coen Kardeşler klasiği Büyük Lebowski (The Big Lebowski) yer alıyor. Brian De Palma’nın yaklaşık 13 dakikalık kesintisiz açılış sekansı ve bölünmüş ekran tekniğiyle görsel ustalığını konuşturduğu Yılan Gözler (Snake Eyes) ile David Lynch’in geleneksel anlatıyı reddeden ses tasarımıyla 1970’lerin “Gece Yarısı Sineması” simgesine dönüşen ilk uzun metrajı Eraserhead de seçkide dikkat çeken diğer yapımlar arasında bulunuyor.

    “Şimdi Uzaklardasın”, gençlik sinemasının kuşaklar boyu karşılık bulan örneklerini de izleyicilerin beğenisine sunuyor. John Hughes’un lise çağındaki gençlerin etiketleri, aile baskılarını ve ergenlik sancılarını paylaştığı simge filmi Kahvaltı Kulübü (The Breakfast Club), Richard Linklater’ın 1976 Teksas’ında lisenin son gününe odaklanarak yetişkinliğe geçişin belirsizliğini ve özgürlük hissini yakalayan yapımı Genç ve Heyecanlı (Dazed and Confused) programda izleyiciyle buluşuyor. Programda ayrıca ölüm takıntılı 20 yaşındaki Harold ile yaşam dolu 79 yaşındaki Maude’un sıra dışı karşılaşması üzerinden yaşama tutunmayı anlatan Hal Ashby klasiği Harold ve Maude (Harold and Maude) filmi de bulunuyor.

    ​Pera Film’in “Şimdi Uzaklardasın” başlıklı yeni programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    287
  • 20-08-2026

    Sanatçı ve akademisyen Prof. Erol Eti’nin sanatsal vizyonuna, akademik mirasına ve özgün geometrik uzam anlayışına odaklanan “Düşünen Göz 2” başlıklı kişisel sergisi, 3 Eylül-13 Ekim tarihleri arasında Bodrum Turgutreis Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

    Sanatçının farklı dönemlerine ait yapıtlarını Bauhaus vizyonuyla buluşturan sergi; mekân, zaman, bellek ve sonsuzluk kavramlarının izini biçim, renk, çizgi ve doku elemanları üzerinden soyut bir düzlemde sürüyor. Görünenden çok bellekte kalanın, biçimden çok düşüncenin izini süren Erol Eti; mimari bellek ile geometrinin kesiştiği özgün bir görsel dil oluşturarak rasyonel düşünce ile imgelemi dengeli bir biçimde bir araya getiriyor.

    Erol Eti’nin resimleri görünenden çok bellekte kalanı, biçimden çok düşüncenin izini sürüyor. Sanatçı mekân, zaman ve sonsuzluk kavramlarını biçim, renk, çizgi ve doku elemanlarıyla soyut bir yaklaşımla ele alıyor. Mimari bellek ile geometrinin kesiştiği özgün bir dil oluşturur. Bu tematik örüntü; sanatçının eserlerinin birbirinden bağımsız parçalar olmadığını, aksine sonsuzluk ekseninde gelişen, son derece sağlam ve akademik bir bütünlük taşıyor.

    ​Geometri temelli çalışmalarında Erol Eti, rasyonel düşünce ile imgelemi dengeli biçimde birleştiriyor. Matematiksel temeller üzerine kurduğu geometrik uzayda çizgi, form ve renkle özgün bir estetik arıyor. Erol Eti’nin düşünsel ve görsel evrenine ışık tutan retrospektif sergisi “Düşünen Göz 2” sanatçının üretim süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla izleyiciye sunuyor.

    0
    0
    315
  • 20-08-2026

    Tanya Lieske’nin bir sınıfın dünyalar dolu hikâyesini anlattığı Biz Dünya Sınıfıyız, Sybille Hein’in resimleri, Ayşe Sarısayın’ın çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.

    Bu kitap 8 yaş ve üzeri okurları çeşitliliği, mizahı ve sıcacık hikâyesiyle bu sınıfa, keşfedilecek kocaman bir dünyaya davet ediyor.

    Biz dünya sınıfıyız!

    Bizimle dünyanın dört bir yanını keşfedebilirsiniz; hem de sınıftan çıkmanıza hiç gerek kalmadan.
    Ailesi Polonya'dan Almanya'ya taşınan Adam, yeni bir okula başlar. Neyse ki çabucak arkadaş edinir. Sınıfındaki herkes farklı bir yerlerden gelmiştir.

    ​Heyecanlı müze gezileri, fareli okul şenlikleri, korku dolu pijama partileri derken, Adam ve yeni arkadaşlarının canları asla sıkılmaz. Üstelik sınıf öğretmenleri Bayan Meister'in her zaman muhteşem fikirleri vardır, bir dinozor yapmak gibi mesela. Ama bu hiç de kolay değildir; sonuçta dinozor devasa bir şeydir.

    0
    0
    271
  • 19-08-2026

    Callum Turner, Riley Keough, Jamie Bell, Elle Fanning ve Pamela Anderson’ın başrollerini paylaştığı Karim Aïnouz imzalı Gül Budama (Rosebush Pruning), 21 Ağustos’tan itibaren MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak.

    Görünmez Yaşam, Motel Destino, Firebrand gibi filmlerin ödüllü yönetmeni Karim Aïnouz’un son filmi Gül Budama (Rosebush Pruningayrıcalığın ve kuşaktan kuşağa aktarılan aile sırlarının çürüttüğü bir dünyanın izini sürüyor. Dünya prömiyerini 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren yapımın senaryosu Oscar adayı senarist Efthimis Filippou imzası taşıyor.

    ​Aïnouz’nun kendine özgü görsel dünyasını absürt mizahla buluşturan, patriyarkal aile yapısının aşırılıklarını odaklanan filmin oyuncu kadrosunda Callum Turner, Elle Fanning, Riley Keough, Jamie Bell, Lukas Gage, Elena Anaya, Tracy Letts ve Pamela Anderson yer alıyor.

    0
    0
    331
  • 19-08-2026

    DG ART Gallery & Project, İtalyan sanatçı Francesco Maccapani Missoni’nin “Can Colors Remember Each Other?” başlıklı kişisel sergisini, 20 Eylül’e kadar ZAI Bodrum’da sanatseverlerle buluşturuyor.

    Eş küratörlüğünü Begüm Güney ve Elvin Gürenli’nin üstlendiği sergi, rengi yalnızca estetik bir unsur olarak değil; hafıza, karşılaşma ve ilişkisellik içinde var olan dinamik bir yapı olarak ele alıyor. Francesco Maccapani Missoni’nin dokuma temelli üretim pratiğinde dokuma, yalnızca bir teknik değil, düşüncenin maddesel karşılığına dönüşüyor. Eserlerde yer alan her ilmek kendisinden öncekini taşırken aynı zamanda yeni ilişkilerin kurulmasına alan açıyor. Böylece yapıtlar, renklerin birbirlerinin tonunu, ritmini ve görünürlüğünü sürekli yeniden belirlediği canlı yüzeyler hâline geliyor.

    Yakından bakıldığında yüzlerce kumaş şeridinin oluşturduğu mikro geçişler, uzaktan bakıldığında ise bütünlüklü renk alanları görünür kılıyor. Bu çift yönlü deneyim, izleyiciyi yalnızca renkleri değil, renklerin birbirleriyle kurduğu görünmez ilişkileri de fark etmeye davet ediyor. Dokuma, temsil eden bir yüzey olmaktan çıkarak hafızanın, zamanın ve karşılaşmaların görünür hâle geldiği bir düşünme alanına evriliyor.

    ​Hafıza, oluş ve birlikte var olma üzerine odaklanan sergi, “Renkler birbirlerini hatırlayabilir mi? Birbirlerine dönüşebilir mi? Henüz karşılaşmadıkları renklerin olasılığını taşıyabilir mi?” soruları üzerinden izleyiciyi renkler arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye çağırıyor.

    0
    0
    387
  • 19-08-2026

    Charles Williams’ın okurunu zaman ve mekânın çöktüğü, gerçeklik perdesinin yırtıldığı bir kozmik gerilimin içine çektiği romanı Cehenneme İniş, Kerem Sanatel’in çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.

    C. S. Lewis ve T. S. Eliot gibi edebiyat devlerine ilham veren Williams başyapıtı olarak görülen bu kitabında kibir dolu ruhumuzla bizi yüzleştiriyor. Hatta T. S. Eliot bu kitap hakkında şunları söylüyor: “Williams’ın iyilik ve kötülüğe, cennetin zirvelerine ve cehennemin derinliklerine dair derin kavrayışı, romanlarına hem sarsıcı bir heyecan hem de kalıcılık kazandırıyor.”

    ​Battle Hill kasabasında ölülerle dirilerin arasındaki sınırlar kalkmış, arafta sıkışmış ruhlar yaşayanların dünyasına sızmıştır. Bu doğaüstü kaosta herkes kendi ruhani sınavıyla yüzleşmek zorundadır. Genç Pauline, sokaklarda peşini bırakmayan tekinsiz ikizbedeni yüzünden çıldırmanın eşiğine gelse de korkusunu başkasıyla paylaşarak gerçekliğe tutunur. Kibirli tarihçi Lawrence Wentworth ise bambaşka bir yolu seçer. Âşık olduğu Adela tarafından reddedilmeyi gururuna yediremeyen adam, acımasız gerçekle yüzleşmek yerine odasında beliren karanlık bir lütufa boyun eğer: Sevdiği kadının sadece kendisine itaat eden, kusursuz bir hayaliyle yaşamaya başlar. Bu yanılsamaya sarıldıkça adım adım kendi cehennemine iner.

    0
    0
    361
  • 18-08-2026

    Art Seasons organizasyonuyla İstanbul’a gelen Novaya Opera / Balet Moskva’nın çağdaş bale prodüksiyonu Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil, 11 ve 12 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sanatseverlerle buluşacak.

    Altın Maske ödüllü koreograf Pavel Glukhov’un klasik Fındıkkıran anlatısını I. Dünya Savaşı’nın gölgesinde yeniden yorumladığı yapım; Çaykovski’nin müziğini, aşk, travma, hafıza ve iyileşme üzerine bambaşka bir hikâyeyle buluşturuyor.

    Bolşoy Tiyatrosu’nun Romeo ve Juliet ve Kuğu Gölü prodüksiyonlarını İstanbul seyircisiyle buluşturan Art Seasons, bu kez Moskova’nın köklü sanat topluluklarından Novaya Opera / Balet Moskva’yı İstanbul’a getiriyor. 35 yıllık geçmişe sahip topluluk, klasik repertuvarı çağdaş sanatın yeni disiplinleriyle buluşturan prodüksiyonlarıyla tanınıyor. Geçtiğimiz şubat ayında Moskova’da prömiyerini yapan Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil (The Nutcracker. Not a Fairytale), Çaykovski’nin dünyaca ünlü eserine alışılmışın dışında bir perspektiften yaklaşıyor. Eserin müziği herhangi bir kesinti ya da tempo değişikliği yapılmadan canlı olarak seslendirilirken, topluluk aynı zamanda dans ekibi ile aynı sahneyi paylaşıyor ve sahne tasarımında meydandaki gerçek bir orkestra olarak konumlanıyor.

    Pavel Glukhov ve Tatyana Belova tarafından kaleme alınan libretto, I. Dünya Savaşı’na giden ve savaştan sağ dönmesine rağmen yaşadıklarının izlerini taşıyan genç asker Nataniel’in hikâyesini merkezine alıyor. Geçmişin anıları arasında yaşayan Nataniel’in hafızasını takip eden izleyici; bir oyuncak bebek ustasının atölyesinden Noel için süslenmiş bir Fransız kasabasının meydanına, oradan da savaş meydanına uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Savaşın gölgesinde yaşama sevincini ve ilk aşkın heyecanını kaybeden Nataniel’in yeniden hayata bağlanmasında ise sevgilisi Clara’nın sevgisi belirleyici oluyor. Geçmiş ile bugünün, anılar ile düşlerin iç içe geçtiği yapım, Fındıkkıran’ın bilinen masal dünyasını bu kez insanın yaşadığı travmayla, hafızayla ve aşkın iyileştirici gücüyle ilişkilendiriyor.

    11 ve 12 Eylülde Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil’in biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    Künye:
    Koreograf ve Yönetmen: Pavel Glukhov
    Müzik Direktörü ve Orkestra Şefi: Anton Torbeev
    Libretto: Pavel Glukhov ve Tatyana Belova
    Sahne Tasarımı: Larisa Lomakina
    Kostüm Tasarımı: Svetlana Tegin
    Işık Tasarımı: Tatyana Mishina ve Andrey Kostyuchenkov
    ​Video Tasarımı: Alexey Bychkov

    0
    0
    484
  • 18-08-2026

    Artgalerim ve 184 Dereköy iş birliğiyle düzenlenen “Aynı Rotalar” başlıklı sergi, 11 Eylül’e kadar Bodrum’da yer alan 184 Dereköy’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Aynı Rotalar”, resim, fotoğraf ve heykel disiplinlerini bir araya getirerek, her sanatçının kendine özgü üretim dilini ortak bir kavram zemininde bir araya getiriyor. Emel Karakozak, Gülnaz İmren, Mine Zabcı, Nilay Özenbay, Seda Eyüboğlu ve Salih Zeki Sayar’ın eserlerinden oluşan sergideki her eser, farklı bir yaşam deneyiminin, farklı bir estetik arayışın ve kişisel bir yolculuğun izlerini taşırken, sergi bütünü içinde izleyiciye çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu üretimler, sanatın evrensel dili sayesinde ortak bir duygu ve düşünce ekseninde kesişiyor.

    Sergi, farklı ifade biçimlerinin birbirini tamamlayan yönlerine odaklanıyor. Fotoğrafın belgeleyen hafızası, resmin yoruma açık anlatımı ve heykelin mekânla kurduğu fiziksel ilişki, izleyiciyi yalnızca eserlere bakmaya değil, bu disiplinler arasında kurulan diyaloğu deneyimlemeye davet ediyor. Sergi, farklı rotalardan gelen sanatçıların üretimlerini ortak bir buluşma noktasında bir araya getirirken, çeşitliliğin yarattığı zenginliği görünür kılıyor. Çünkü sanat, farklılıkları ortadan kaldıran değil, onları yan yana getirerek yeni anlamlar üreten bir karşılaşma alanıdır. “Aynı Rotalar”, izleyiciyi her eserde yeni bir keşfe, her karşılaşmada yeni bir bakış açısına davet eden bir yolculuğun izini sürüyor.

    ​Adres: Dereköy, Derekoy Yolu No:184, 48960 Bodrum/Muğla

    Künye: 
    1. Nilay Özenbay, 2025, Love Yourself, 44x20x16
    2. Emel Karakozak, 2018, Yaşam Çiçeği VI, e.1/5, 98x98cm, fotoğraf _ c-print ve diasec mount
    3. Mine Zabcı, 2021, Hayallerde Kalacağız, 85x114cm, tüa
    4. Seda Eyüboğlu, 2020, George "Modunu Seç", e.1/1, 26x15x15cm, heykel/kompozit, akrilik boyama, karışık teknik 
    5. Gülnaz İmren, 2026, Sünger Bob, 110x110cm, tüa ve gümüş varak
    6. Salih Zeki Sayar, 2021, The Crown, 65x32x15cm, heykel/polyester, bakır kaplama

    0
    0
    478
  • 18-08-2026

    Minyoung Kang’ın kadın öfkesini, kara mizahı ve gerilimi harmanladığı ilk romanı Çiçekçi Kadın, Selen Demirtaş’ın çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.

    Dosan'ın sakin bir mahallesindeki küçük bitki dükkânı, kapısından içeri giren herkese huzur vadeder. Özenle bakılan saksılar, yaprakların arasından gelen toprak kokusu ve her bitkiyi sevgiyle büyüten Yuhui... Burası yalnızca bitkilerin değil, hayata yeniden tutunmaya çalışan insanların da sığınağıdır. Ancak güneş battığında, dükkânın kapıları kapansa da Yuhui'nin mesaisi sona ermez. Hayatlarındaki bir erkeğin sonsuza dek yok olmasını isteyen kadınlar, çözümü onun bahçesinde aramaktadır.

    ​Çok geçmeden kasabada insanlar gizemli biçimde ortadan kaybolmaya başlar. Yoohee ise her sabah dükkânını aynı sakinlikle açar, bitkilerini sular ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam eder. Peki, en huzurlu görünen bahçeler gerçekten göründükleri kadar masum mudur?

    0
    0
    515
  • 17-08-2026

    Yunus Ak’ın “X: Bir Sergi Olarak” başlıklı kişisel sergisi, Filiz Ağdemir küratörlüğünde 22 Ağustos’a kadar Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    ​Dil göstergeleri sınırında duran “X” kavramını merkeze alan sergi, kökeni Arapça “şey” sözcüğüne dayanan bu harfin ve simgenin çok katmanlı yapısına odaklanıyor. Sayısal bilimlerde girdiye göre sürekli değişen bir dinamizm taşıyan, sosyal bilimlerde ise sistemin sınıflandıramadığı bir belirsizlik ve direniş alanına dönüşen “X”, sanatçının mekâna özgü ürettiği yapıtlar aracılığıyla görsel ve fikirsel bir oyuna dönüştürülüyor. Sergi, yapıtları sorgulamaya açık tutarak izleyiciyi bilinmeyenin, değişimin ve tanımlanamayanın yeni biçimler kazanmasına tanıklık etmeye davet ediyor.

    0
    0
    568
DAHA FAZLA
Geldanlage