GÜNDEM
  • 13-09-2026

    İspanyol dansının uluslararası yıldızı Aída Gómez ve topluluğu, tutkunun ve özgürlüğün zamansız simgesi Carmen ile 4 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sanatseverlerle buluşacak.

    Edebiyat ve sahne sanatlarının en güçlü karakterlerinden biri olan Carmen, İspanyol dansının önde gelen isimlerinden Aída Gómez’in koreografisiyle İstanbul’a geliyor. Yapımda, Georges Bizet’nin klasikleşen besteleri, ünlü flamenko gitaristi ve besteci José Antonio Rodríguez’in bu gösteri için özel olarak hazırladığı müziklerle bir araya geliyor. Flamenko ile geleneksel İspanyol dansını buluşturan performans; Carmen’in tutku, kıskançlık ve özgürlük arayışını sahneye taşıyor. Gómez’in yorumunda Carmen, sadece trajik bir figür olarak değil, tercihlerinin arkasında duran ve özgürlüğünden ödün vermeyen güçlü bir kadın olarak ele alınıyor.

    Kariyerine 14 yaşında Ballet Nacional de España’da başlayan ve 3 yıl sonra baş dansçılığa yükselen Aída Gómez, 1998 yılında 30 yaşındayken kurum tarihinin en genç sanat yönetmeni oldu. Londra’daki Royal Albert Hall ve Milano’daki Teatro alla Scala gibi dünyanın önde gelen sahnelerinde yer alan sanatçı, 2004 yılında İspanya Kültür Bakanlığı tarafından verilen Ulusal Dans Ödülü’ne layık görüldü.

    Carmen gösterisinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    168
  • 13-09-2026

    Devin Oktar Yalkın’ın “Nebulous” başlıklı kişisel sergisi 25 Eylül-24 Ekim tarihleri arasında EVİN’de sanatseverlerle buluşacak.

    Devin Oktar Yalkın’ın Türkiye’deki ikinci kişisel sergisi “Nebulous”, sanatçının Türkiye’ye duyduğu özlemi, sadece bir coğrafyaya duyulan özlemin ötesinde Yalkın’ın görme biçimini şekillendirmeye devam eden bir olgu olarak ele alıyor. Yıllar içinde dünyanın farklı köşelerinde çekilen bu fotoğraflar, bir yere duyduğumuz aidiyetin başka coğrafyalara da bizimle birlikte taşınabileceğini hissettiriyor. Türkiye, Yalkın’ın çalışmalarında duygusal bir merkez olmayı sürdürüyor; anısı, sanatçı başka yerlerdeyken bile dünyaya bakışını şekillendirmeye devam ediyor.

    ​​İngilizcede “belirsiz”, “bulanık”, “sisli” gibi anlamlara gelen nebulous kelimesi, aynı zamanda biçimi ve sınırları tam olarak belirlenemeyen bir hâli tanımlıyor. Sergi, adını aldığı bu kavram üzerinden hafıza, aidiyet ve özlemin zaman ve mesafeyle bulanıklaşan, dönüşen ve yeniden şekillenen doğasına işaret ediyor. Manzara, figürler, hayvanlar, iç mekânlar ve doğa arasında hareket eden fotoğrafları birbirine bağlayan coğrafyadan çok ortak bir duyarlılık. Su hem ayrılığın hem de geçişin bir unsuru olarak izleyicinin karşısına çıkıyor; bir yandan mesafe yaratırken diğer yandan bu mesafeyi aşmanın bir yolunu sunuyor. “Nebulous” ile tanıdık olan, hafifçe belirsiz bir hâl alıyor; hafıza ve özlem yalnızca bir yerin nasıl hatırlandığını değil, o yerin ötesindeki dünyanın nasıl görüldüğünü de değiştirmeye başlıyor. Sergi, izleyicileri Devin Oktar Yalkın’ın bakışı aracılığıyla bir keşif yolculuğuna davet ediyor; özlem, aidiyet ve hafıza kavramları üzerine düşünmeye alan açıyor.

    0
    0
    218
  • 13-09-2026

    Aurora Venturini’nin edebiyatın sınırlarını esneterek güzelle çirkini, tiksintiyle kahkahayı, masumiyetle zalimliği bir araya getirdiği romanı Kuzenler, Seda Ersavcı’nın çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.

    ​Çağdaş Arjantin edebiyatının en özgün seslerinden biri olan Venturini, kendini ifade etmek için var gücüyle çabalayan güvenilmez anlatıcısıyla erkeklerin kötülük dışında pek bir şey yapmadığı bir dünya kuruyor ve kadınlar arasında, kendi farklılıklarıyla büyüyen iki kız çocuğunun öyküsünü anlatıyor. Kuzenler; engelli bir çocukluktan aile içi şiddete, istismardan cinayete, eğlenceden rezalete uzanan bir curcunada büyümek ve sanatla özgürleşmeye dair “büyüsüz’’ gerçekçi bir hikâye.

    0
    0
    207
  • 12-09-2026

    Fatoş İrwen’in “Rû Bi Rû” başlıklı kişisel sergisi 15 Eylül-21 Kasım tarihleri arasında Zilberman İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

    “Rû Bi Rû”, Fatoş İrwen’in iktidar temsilleri, devlet politikaları, gelenek ve inanç sistemleri karşısında bireyin özgürlük mücadelesi etrafında şekillenen pratiğini, yüzleşme düşüncesi üzerinden ele alıyor.

    “Rû Bi Rû”nun önerdiği yüzleşme, yalnızca hatırlamak ile sınırlı tutmayarak; karşısına almak kadar karşısında durmayı ve inkâr edilmiş olan bir coğrafyanın bakışına maruz bırakmayı da gerektiriyor. Fatoş İrwen’in bastırılarak görünmez kılınan, kaydı dahi tutulamamış ve sözlü olarak aktarılarak bugüne ulaşmış gerçeklikler ile kurduğu ilişki, sergideki yüzleşmenin zeminini oluştururken izleyiciyi de kendi dilinde inşa ettiği alana davet ediyor.

    0
    0
    254
  • 12-09-2026

    Gülin Hayat Topdemir’in tanıdık imgeleri dönüştürerek gerçek ile düş arasındaki sınırları sorguladığı kişisel sergisi “Beyond the Familiar”, 10 Ekim’e kadar x-ist’in Gümüşsuyu’ndaki mekânında sanatseverlerle buluşuyor.

    “Beyond the Familiar”, izleyiciyi hayvanlar, kadın figürleri, çiçekler, oyuncaklar, maskeler, balonlar ve gündelik nesnelerden oluşan tanıdık bir evrenin içinden geçiriyor. Ancak bu görsel düzene biraz daha uzun bakıldığında tanıdıklık hissi çözülmeye başlıyor; figürler yer değiştiriyor, bedenler başkalaşıyor ve insan ile hayvan arasındaki sınırlar geçirgen bir alana evriliyor. Gerçek ile düşün birbirine karıştığı bu eşikte kadın figürleri bir masal kahramanına, mitolojik bir varlığa ya da çağdaş bir ikona dönüşürken; hayvan bedenleri içgüdü, hafıza, korku ve bilinçdışının izlerini taşıyor.

    Antik çağların melez yaratıklarını ve fantastik arketiplerini günümüzün popüler kültür imgeleriyle buluşturan sanatçı; balon, kulaklık, kurdele ya da sandalye gibi sıradan nesneleri mitolojik figürlerle aynı anlatıda harmanlayarak kişisel bir mitoloji inşa ediyor. Bir yanında miti, diğer yanında popüler kültürü barındıran bu görsel dünyada peinture kavramı ve resmin maddeselliği öne çıkıyor. Kumaş, deri, metal ve boyanın tuval yüzeyindeki karşılaşması; ilk bakışta zarafet ve oyun hissi uyandıran, yakından bakıldığında ise tekinsiz katmanlarını açığa vuran bir atmosfer yaratıyor. Sergide, tanıdık olanın güvenli sınırlarından çıkıp imgelerin henüz adlandırılmamış olduğu aralığa odaklanıyor.

    Künye:
    1. Gülin Hayat, The Other Side of the Dream, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 85 x 85 cm
    2. Gülin Hayat, A Silent Alliance with the Hound, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 80 x 75 cm
    ​3. Gülin Hayat, Welcome To The Wrong Fairy Tale, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 75 x 65 cm

    0
    0
    276
  • 12-09-2026

    Bilimkurgu ve gerçekdışı öyküleriyle çağdaş Kore edebiyatının öne çıkan yazarlarından biri hâline gelen Bora Chung’ın kara mizahının ve kapkaranlık masallarının kapılarını aralayan öykülerinden oluşan kitabı Kimse Bilmez, Sevda Kul’un Korece aslından çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.

    Uluslararası Booker ve Ulusal Kitap ödülleri finalisti Chung’ın dilimizde de yayımlanan Lanetli Tavşan kitabına uzanan yolun edebi köklerini açıyor bu kitap. Chung; bastırılmış bir kinin, duvardaki sıradan bir lekenin veya sinsi bir saplantının insanın zihnini ve hayatını nasıl usulca çürüttüğünü son derece soğukkanlı bir dille anlatıyor.

    ​Mitoloji, korku ve fantastiğin birbirine düğümlendiği tekinsiz bir araf. Şefkat dilenen canavarlar. Asla affetmeyen kurbanlar. Sanrılar. Sırlar. Hezeyanlar. Bu öykülerde diri diri gömülen çocuğun biri etobur bir ağaç olarak filizleniyor; adamın biri bir lekenin cazibesine esir düşüyor; bir zaman yolcusu gittiği gelecekte akıl hastanesine kapatılıyor; kurbanlarının son nefesine muhtaç bir varlık, ampute bir kadının boş sol ayakkabısına gizleniyor; hava aracı ormana düşen bir kaçak, sadece ıslıkla konuşan vahşi bir şifacının gönüllü tutsağı oluyor; dondurucu bir sürgünde, yıllarca beklenen kanlı intikam hayali kusursuz bir mutluluğa dönüşmek için fırsat kolluyor.

    0
    0
    260
  • 11-09-2026

    Muse Contemporary, Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” başlıklı kişisel sergisini 18 Eylül-18 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle bir araya getirecek.

    Canan Savaş’ın yeni üretimlerini bir araya getiren “Çakal Düğünü”, kişisel hafızayı kültürel mirasla buluşturarak doğa, insan ve insan doğası arasındaki ilişkiyi evrensel bir anlatı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Savaş’ın sanat pratiğinin merkezinde, doğa ile insan arasındaki görünmez bağları araştıran bir yaklaşım yer alıyor. “Çakal Düğünü”, sanatçının yıllar önce babasından dinlediği bir hikâyeden yola çıkarak şekillenen ve kişisel belleğin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını sorgulayan güçlü bir anlatı sunuyor.

    Serginin çıkış noktası, Akira Kurosawa’nın Düşler (Dreams) filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesi ile Karadeniz’in Çayeli ilçesine bağlı Arsovos’ta aynı doğa olayı için kullanılan “Çakal Düğünü” anlatısı arasında kurulan beklenmedik bağdan doğuyor. Asya kültüründe güneşli bir havada yağan yağmuru tanımlayan “Tilki Düğünü” kavramı ile Karadeniz’de aynı doğa olayının “Çakal Düğünü” olarak adlandırılması, farklı coğrafyalarda ortak sembollerle yaşayan kültürel hafızanın izlerini görünür kılıyor. Bu karşılaşma, sanatçının çocukluğunda babasından dinlediği hikâyeyi yalnızca kişisel bir anı olmaktan çıkararak kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir mirasın parçasına dönüştürüyor. İki farklı coğrafyada aynı doğa olayının benzer imgelerle anlatılması, kültürler arası ortak bilinçaltına ve sözlü kültürün zamana meydan okuyan gücüne işaret ediyor.

    Künye:
    1. Canan Savaş-“Uskuli I” 170 x 100 cm,  İplik, yağlı boya ve ahşap üzerine reçine, 2026
    2. Canan Savaş, Paluri, İplik, ahşap üzerine yağlı boya, 2026, Detay
    ​3. Canan Savaş

    0
    0
    283
  • 11-09-2026

    Zorlu PSM’nin sahne sanatları alanında yeni yetenekleri desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PSM Atölye’nin beşinci döneminde üretilen dört özgün oyun, yeniden 12 ve 13 Eylül’de izleyicilerle buluşacak.

    Haziran ayındaki “Kısalar” programında ilk kez sahnelenen yapımlar, 12 ve 13 Eylül’de Zorlu PSM %100 Studio’da tiyatroseverlerin karşısına çıkacak. Program kapsamında sahnelenecek oyunlar arasında Afaki (5 Harf), Blackout, Otostop ve Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma yer alıyor.

    Küratörlüğünü Serdar Biliş’in üstlendiği PSM Atölye; Dramatik Yazarlık, Tiyatro Yönetmenliği ve Tiyatro Yapımcılığı olmak üzere üç ana alanda eğitim veriyor. Katılımcıların üretim süreçlerini profesyonel sahne standartlarıyla buluşturan atölye, 2021 yılından bu yana 108 mezun vererek toplam 40 özgün oyunun sahnelenmesine katkı sağladı.

    Künye:
    1. Afaki (5 Harf) 
    2. Blackout 
    3. Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma 
    4. Otostop

    0
    0
    279
  • 11-09-2026

    Murat Çelik’in kişisel hafızayla toplumsal hafızanın iç içe geçtiği, insanı dönüştüren küçük karşılaşmalara, kesitlere odaklandığı romanı Hâlâ Birinin Özür Dilemesini Bekliyorum, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

    Çelik geçmişten bütünüyle kurtulmanın mümkün olup olmadığını sorguladığı bu romanında hatırlamanın, kaybetmenin ve yaşamı sürdürmenin farklı yüzlerini anlatırken okuru da hikâyesine ortak ediyor. Roman, yaşamın farklı dönemlerine yayılan anların peşinden gidiyor. Kardeşliği, aileyi, aşkı, dostluğu ve gündelik hayatın görünmeyen yüklerini merkeze alan bir anlatı kuruyor.

    “Bir zaman diliminde, istiyorsun ki vapura bindiğinde güneşin nereden gelip seni rahatsız edeceğini yanında biri hesaplasın. Sen bunun için kafa yorma. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki biri eve gelirken o gün ekmeğe ihtiyaç duyup duymadığınızı bilsin. Seni hiç aramasın, senin markete uğramayacağından emin olsun. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki sevgini göstermek için soytarılık yapma. O seni gözlerinden, bakıştan bilsin.”

    0
    0
    428
  • 10-09-2026

    SANATORIUM, Christiane Peschek’in “Anka Kuşu Kalesi” başlıklı kişisel sergisini 17 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

    “Anka Kuşu Kalesi”, dünyayı insan merkezli bir bakışın ötesinde; hafıza biriktiren, dönüşen, çözülen ve yeniden üreten canlı bir sistem olarak ele alıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri bedensel ve duygusal deneyimlerle buluşturarak ziyaretçiyi dönüşüm, madde, bellek ve zaman arasındaki ilişkiler üzerine düşünmeye davet ediyor.

    ​“Anka Kuşu Kalesi”, Gaia’yı insan yerleşiminin ötesinde, sürekli dönüşüm hâlinde yaşayan ve algı sahibi bir sistem olarak düşünmenin yollarını araştırıyor. Sergide dünya; kaybı içine çeken, belleği depolayan, zamanı biçimlendiren ve yaşamı sonsuz oluş ve çöküş döngüleri aracılığıyla yeniden üreten bir organizma olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri yalnızca fiziksel olgular olarak ele almak yerine; tortulaşma, sıkışma, kök salma, erozyon, duman, kül, arınma ve yenilenme gibi süreçleri duygulanımsal hâllerle ilişkilendiriyor. Serginin içinden geçmek, bu yeryüzü hâllerinin birbirini izlediği bir yürüyüşe dönüşürken ziyaretçiye depolamak, kompostlamak, parçalanmak, sıkışmak ve yeniden başlamak gibi gezegensel süreçlerin insan bedeninde ve kolektif hafızada da karşılık bulduğunu hatırlatıyor. Peschek’in yaklaşımında gezegensel bilinç, yerleştirmeler aracılığıyla bir mikrokozmosta görünürlük kazanıyor. Ritüeller, nesneler, sesler ve yazı üzerinden genişleyen mimari, ziyaretçiyi insanın Dünya ile kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

    0
    0
    463
DAHA FAZLA
Geldanlage