
Bu yıl üçüncü kez müzikseverlerle buluşmaya hazırlanan K-Pop Festivali, 5 Eylül’de LifePark’ta gerçekleşecek. Festivalin ana sahnesinde K-pop grubu P1Harmony yer alırken, AleXa da festivalin açılış performansını üstlenecek.
Keeho, Theo, Jiung, Intak, Soul ve Jongseob’dan oluşan P1Harmony, 2020’deki çıkışlarından bu yana uluslararası müzik listelerinde yakaladıkları başarı, güçlü sahne performansları ve kendilerine özgü konsept evrenleriyle K-Pop’un yeni jenerasyon temsilcileri arasında gösteriliyor. “Killin’ It”, “Back Down”, “Do It Like This” ve “Jump” gibi hit parçalarıyla dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan P1Harmony, LifePark sahnesinde dinleyicilerle buluşacak.
P1Harmony öncesinde ise AleXa sahne alacak. Güçlü vokali, dinamik sahne performansı ve fütüristik konseptleriyle tanınan sanatçı, 2019’daki çıkışından bu yana global K-Pop sahnesinde dikkat çeken isimlerden biri oldu. American Song Contest 2022 birinciliğiyle uluslararası alanda büyük ses getiren AleXa, “Wonderland”, “Bomb” ve “Back in Vogue” gibi parçalarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Festival günü, saat 15.00’te kapıların açılmasıyla birlikte ziyaretçiler; K-Pop temalı aktiviteler, dans performansları ve interaktif etkinliklerle gün boyu sürecek bir deneyimin parçası olacak. Saat 17.30’da AleXa sahne alırken, P1Harmony ise saat 20.00’de ana sahne performansıyla dinleyicilerle buluşacak. Festivalin bir diğer önemli parçası olan K-Pop dans cover grupları da gün boyunca sahne alacak.
K-Pop Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Müzik prodüktörü, besteci ve ses sanatçısı Erdem Tunalı’nın “Aktüel Bellek (Durée)” başlıklı kişisel sergisi 18-31 Temmuz tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi KASA Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.
Henri Bergson’un “Durée” (süre) kavramı ile Alfred North Whitehead’in süreç felsefesindeki Aktüel Varlık (actual entity) kavramından hareketle kurgulanan sergi, ses, video ve mekâna özgü yerleştirme aracılığıyla, zamanı doğrusal bir akış olarak değil, sürekli yeniden kurulan ve yeniyi doğuran canlı bir oluş süreci olarak ele alıyor.
Serginin merkezinde sanatçının Karain Mağarası, Göbeklitepe, Milet, Efes, Patara, Aspendos ve İncirliin Mağarası’nda gerçekleştirdiği yedi video ve özgün ses kompozisyonu yer alıyor. Gerçek zamanlı olarak, doğrudan üretildikleri mekânlarda bestelenen bu çalışmalar, insanlık tarihinin farklı eşiklerini temsil eden kadim coğrafyaları yalnızca tarihsel alanlar olarak değil geçmiş, şimdi ve geleceğin sürekli birbirine temas ettiği yaşayan bellek mekânları olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.
Sergi kapsamında her çalışma galeride ayrı bir ekranda sunulurken, son bölümde yer alan mekâna özgü enstalasyonda bu yedi video çok katmanlı bir projeksiyon olarak yeniden bir araya geliyor. Böylece izleyici, tekil deneyimlerden kolektif bir görsel ve işitsel hafıza alanına uzanan, bütüncül bir kurgu içerisinde sergiyi deneyimliyor.
Herakleitos’un “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden başka sular akar.” sözü serginin düşünsel çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Bergson’un süre kavramı ve Whitehead’in süreç felsefesiyle birlikte düşünüldüğünde sergi, belleği donmuş, ölü bir şey olarak değil her karşılaşmada ve her şimdide yeniden kurulan, dönüşen, çoğalan ve yeniyi yaratan yaratıcı bir kuvvet olarak ele alıyor. Tunalı’nın müzikleri de önceden tasarlanmış kompozisyonlar olmayıp, mekânla ve süre (durée) ile kurduğu ilişkinin anlık bir edimselleşmesi olarak ortaya çıkıyor.
Ses, görüntü ve mekân ve süre arasında kurulan bu ilişki, izleyiciyi tarihsel mekânların ve süreçlerin temsilinden çok, kesintisiz olarak sürmekte olan aktüel belleğin dinamik ve yaratıcı yapısıyla karşı karşıya getiriyor. Her video kendi sürecini ve mekânsal deneyimini yaratırken, serginin sonunda ortak bir enstalasyon içerisinde yeniden birleşerek, sürecin hâlen devam ettiği, belleğin sürekli aktüelleşen yapısını görünür ve işitilebilir kılıyor.
İsmet Meltem Çetinkök Afşar’ın erken Cumhuriyet’in kendisini nasıl gördüğü kadar nasıl görünmek istediğini de sergileyen eseri Cumhuriyet'i Fotoğraflamak- Erken Cumhuriyet Dönemi Fotoğraf Sanatı, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
“Cumhuriyet kendini nasıl görünür kıldı?” sorusunun peşine düşen Çetinkök Afşar, kitabında yeni bir devletin kuruluş sürecinde, Cumhuriyet ideallerinin ve anlatısının oluşturulmasında fotoğrafın üstlendiği rolü ele alıyor. Bunu yaparken fotoğrafın nasıl araçsallaştırıldığı konusuna geniş bir perspektiften bakarak bellek ve ideoloji kavramlarını kültür, sanat ve kitle iletişimiyle ilişkileri çerçevesinde değerlendiriyor.
Cumhuriyet'i Fotoğraflamak; cumhuriyetin ilanıyla fotoğraf alanında yürütülen çalışmaların sadece yeni rejimin ve Atatürk imgesinin inşasına değil, fotoğraf sanatının gelişimine sağladığı katkıları etraflı biçimde yansıtıyor. Halkevleri, Halkodaları, Matbuat Umum Müdürlüğü gibi kurumlar aracılığıyla sağlık, eğitim, kültür, kadın ve gençlik politikaları; ekonomik ve sosyal yatırımlar, bayındırlık faaliyetleri gibi birçok alanda toplumu ikna etmek için fotoğraftan yararlanıldığını gösteriyor. Dönemin gazete, dergi, albüm, katalog ve broşürlerine değinmeyi de ihmal etmeyen kitap, fotoğrafın bir devlet ideolojisini nasıl cisimleştirdiğini ortaya koyuyor.
Latin Grammy ödüllü ve dört kez Grammy adaylığı bulunan Buika’nın yeni İspanyolca teklisi “Bailando” Gülbaba Records ve Eastcote Recordings ortaklığıyla yayımlandı.
Prodüktörlüğünü Buika ve Grammy ödüllü Martin Terefe’nin üstlendiği “Bailando”, sanatçının derin flamenko köklerini modern Latin ritimleriyle bir araya getiriyor. Güneşli atmosferi, sıcak melodileri ve özgürlük hissi veren groove yapısıyla şarkı, Buika’nın kendine özgü ruhunu çağdaş bir dokunuşla yansıtıyor.
“Bailando”, kaygısız yaz ruhunu ve dans etmenin evrensel neşesini kutlayan enerjik yapısıyla öne çıkıyor. Kariyeri boyunca güçlü yorumu ve eşsiz vokaliyle uluslararası müzik sahnesinde özel bir yer edinen Buika, “Bailando” ile hem sadık dinleyicilerine hem de yeni keşfedenlere sıcak, samimi ve hayat dolu bir müzik deneyimi sunuyor.
“Bailando” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
EArt Galeri’nin gelenekselleşen yaz sergisi “Summer Edition Vol. V”, 15 Ağustos’a kadar Akaretler Sıraevler No:47’de sanatseverlerle buluşuyor.
Büşra Akman, Candan İşcan, Dilara Pak, Mehmet Ali Yıldız, Sema Maşkılı, Serenay Gülyağcı ve Sümeyye Gül’ün eserlerinden oluşan “Summer Edition Vol. V”, farklı üretim dillerinin yan yana gelişini bir karşılaşma alanı olarak ele alıyor. Bu yılki seçki, ortak bir tema ya da estetik bütünlük kurma arayışından ziyade, farklı yaklaşımların bir aradalığından doğan ilişkilenme biçimlerine odaklanıyor. Her sanatçının üretimi kendi özgün bağlamını korurken, sergi mekânında kurulan komşuluklar aracılığıyla yeni okuma olanakları ortaya çıkıyor.
“Summer Edition Vol. V”, benzerlikler üzerinden kurulan bir uyum fikri yerine, farklılıkların görünür kalabildiği bir birliktelik öneriyor. Seçkide yer alan eserler; malzeme, biçim ve yaklaşım bakımından birbirinden ayrışırken, aynı sergi kurgusu içerisinde yan yana gelerek karşılıklı ilişkiler kuruyor. Bu birliktelik, eserlerin tekil anlatılarını korurken izleyiciye farklı üretim biçimlerini birlikte değerlendirebileceği bir alan sunuyor. Bir aradalığı benzerlik üzerinden değil, farklılıkların korunabildiği bir karşılaşma zemini olarak ele alan “Summer Edition Vol. V”, sanatçıların bireysel üretimlerini kolektif bir sergi deneyimi içerisinde yeniden düşünmeye olanak tanıyor. Böylece sergi, birbirinden farklı seslerin ve yaklaşımların yan yana gelişinden oluşan çok katmanlı bir görsel alan sunuyor.
Künye:
1. Dilara Pak, “Kavuşmalar II”
2. Serenay Gülyağcı, “Microgreens, AMARANTH” & Sema Maşkılı “Kızıl Gerilimler Serisi 7-8”
3. Mehmet Ali Yıldız, “The Naked Citizen” ve “The Same Umbrella”
4. Dilara Pak, “Kavuşmalar I”
Kültürel psikoloji uzmanı Michael Morris’in kabileciliğin modern yaşam üzerindeki etkisi üzerine kaleme aldığı kitabı Kabile: Bizi Ayıran Kültürel İçgüdüler Bir Araya Gelmemizi de Sağlayabilir mi?, Ramazan Kılınç’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Bu kitap, kabileciliği dünyayı kutuplaştıran ve tedavi edilmesi gereken bir hastalık gibi etiketlemek yerine, insan psikolojisinin yapıtaşı ve dahası parçalanmış toplumları yeniden bir arada tutabilecek güçlü bir kaldıraç olarak düşünmeye davet ediyor.
İnsanlık tarihinin büyük bir kısmı, hayatta kalmanın tek yolunun kabileye sadakatten geçtiği karanlık ve vahşi coğrafyada yazıldı. Bugün, gökdelenlerde çalışıyor, kıtalararası mesajlar gönderiyoruz ancak beynimiz hâlâ kadim savana düzlüklerinde, etrafını çitlerle çevirdiği küçük bir grubun güvenliğini arıyor. Morris, Kabile’de bizi bu evrimsel mirasla yüzleştiriyor. İnsanı diğer türlerden ayıran en güçlü özelliğin kabile kurma yetimiz olduğunu savunan Morris’e göre, kabile kavramı bir anıdan çok daha fazlası. Modern şirketlerin yönetim kurulları, siyasi kitleler, devasa dijital topluluklar ve gündelik hayatımızdaki görünmez ağlar dahi kabile dinamikleriyle işliyor. Davranışlarımızı şekillendiren kabile güdüleri, basit bir aidiyet hissini değil, kime güveneceğimizi, değişime nasıl tepki vereceğimizi, performansımızı ve düşünme biçimimizi de etkiliyor.
2021 yılında prömiyerini yapan ve beş sezondur kapalı gişe oynanan DasDas prodüksiyonu Deli Bayramı, 2-6 Eylül tarihleri arasında DasDas’ta gerçekleşecek son beş temsiliyle sahne yolculuğunu tamamlamaya hazırlanıyor.
Beş yılda 100 temsili geride bırakan ve DasDas’ın en uzun soluklu prodüksiyonlarından biri olan Deli Bayramı’nın süpervizörlüğünü usta sanatçı Metin Akpınar, yönetmenliğini ise Mert Fırat üstleniyor.
Turgut Özakman’ın 1987 yılında kaleme aldığı ve Devekuşu Kabare ile ölümsüzleşen Deliler oyunundan uyarlanan Deli Bayramı, tüm karakterlerin DasDas’ı ele geçirdiği özgün kurgusuyla izleyiciyi kahkaha ve düşünce arasında gidip gelen sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyor. 1980’li yıllara yaptığı göndermelerle komedinin dönüştürücü gücünü sahneye taşıyan oyun, beş yıldır farklı kuşaklardan tiyatroseverleri aynı salonda buluşturuyor.
Ali Çakır, Ayşegül Cengiz, Büşra Alnıtemiz, Cansu Boz, Didem Balçın, Duhan Çebi, Erdi Güçlü, Mert Fırat, Nila Fırat ve Özgün Aydın’ın rol aldığı Deli Bayramı, 2, 3, 4, 5 ve 6 Eylül tarihlerinde DasDas’ta son kez izleyiciyle buluşacak. Detaylı bilgi ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Bu yıl beşinci kez Marmara Adası’nı edebiyat ile buluşturacak Marmara Adası Edebiyat Festivali, 6-9 Ağustos tarihleri arasında “Umut Kelimelerden Doğar” temasıyla gerçekleşecek.
Festival, söyleşiler, film gösterimleri, yazar-okur buluşmaları, dans performansları ve müzik etkinliklerinden oluşan programıyla dört gün boyunca edebiyat ve sanatseverleri bir araya getirecek. Festivalin bu yılki konukları arasında Anastasia Laukkanen, Aslı Atasoy, Ayşe Kulin, Ayşe Övür, Ayşegül Devecioğlu, Christina Schray, Eylem Ata, Güzin Değişmez, Hakan Günday, Hikmet Hükümenoğlu, Murat Meriç, Murathan Mungan, Nazlı Ökten, Oya Baydar, Özgür Mumcu, Rafet Kemancı, Sevengül Sönmez ve Taner Sayacıoğlu yer alacak.
Program; film gösterimleri, “Sabahattin Ali Akşamı”, söyleşiler, yazar-okur buluşmaları, dans gösterileri ve müzik dinletileriyle dört gün boyunca zengin bir içerik sunacak. Festivalin sunuculuğunu ise bu yıl yazar ve yayıncı Aslı Tunç üstlenecek.
2022 yılından bu yana Marmara Adası’nın edebiyat ve sanat belleğini görünür kılmak amacıyla düzenlenen MAEF, beşinci yılında da farklı kuşaklardan yazarları, sanatçıları ve okurları buluşturuyor. Galimi Çınarlı Kırsal Kalkınma ve Turizm Derneği, Gündoğdu Köyü Güzelleştirme Derneği ve Marmara Adası Dostları Derneği’nin ortak çalışmasıyla düzenlenen MAEF; Marmara Adalar Belediyesi, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ile yerel kurum ve kuruluşların katkılarıyla hayata geçiriliyor. Gönüllüler, sivil toplum kuruluşları ve yerel kurumların ortak katkısıyla büyümeyi sürdüren festival, adanın kültürel mirasını yaşatmayı ve köklü edebiyat geleneğini geleceğe taşımayı amaçlıyor.
Marmara Adası Edebiyat Festivali’ne katılımın ücretsiz olacak. Ayrıntılı festival programına www.maef.com.tr ve sosyal medya hesaplarından ulaşılabilirsiniz.
Aslı Çelikel ve Ferit Katipoğlu’nun ilk duo sergisi “Başkalarının Denizleri –miş gibi”, 1 Ağustos’a kadar Tokyo’daki Laid Bug Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Fotoğraf, video, ses ve yerleştirmeyi bir araya getiren sergi, kişisel hafızanın farklı coğrafyalarda nasıl yeniden kurulduğuna ve kayıpların ardından oluşan yeni aidiyet biçimlerine odaklanıyor.
Ortak bir kaybın ardından başlayan uzun bir dönüşüm süreci serginin çıkış noktasını oluşturuyor. İstanbul’dan Tokyo’ya uzanan bu yolculuk, iki sanatçının bireysel üretimlerini ortak bir anlatıda buluşturuyor. Başlıktaki “-miş gibi” eki ise, başkasına ait bir yere, anıya ya da manzaraya geçici olarak yerleşebilme fikrini; ait olmadan yakınlaşmanın ve başka bir hafızada kısa süreliğine var olmanın ihtimalini işaret ediyor.
Sergi boyunca İstanbul ve Tokyo birbirine eklemlenen iki şehir olmaktan çıkıyor; sesler, imgeler ve gündelik nesneler aracılığıyla ortak bir iç coğrafyaya dönüşüyor. Vapurların sesi, kalabalıkların uğultusu, martılar, Fuji’nin silueti, Boğaz kıyıları ve ev içlerinden taşınan parçalar aynı anlatının katmanları hâline geliyor.
Bu yaklaşımın en yoğun karşılığını, sergi için üretilen Akrabamızın Evi başlıklı yerleştirme oluşturuyor. Kürasyon danışmanlığı ve metin yazarlığını Kıvılcım Akay’ın üstlendiği serginin ses tasarımını Burak Sander gerçekleştirirken, müziklerini ise Yağız Oral tarafından bestelendi.
Carmen Mola’nın eşitsizliği, adaleti, halkı kâr uğruna hiçe sayan politikacıları, yoksulluğu ve idealler uğruna nereye kadar gidilebileceğini sorgulayan polisiye romanı Canavar, Süleyman Doğru’nun çevirisiyle Mundi’de çıktı.
1952’den beri verilen İspanya’nın en prestijli edebiyat ödülü Planeta sahibi Canavar sıra dışı polisiye hikâyesi anlatıyor.
Yıl 1834: Surlarla çevrili Madrid, tüm şehri kırıp geçiren koleraya ve siyasi çekişmelere teslim olmuş halde. Bu esnada surların dışında, yoksulların hayatta kalma mücadelesi verdiği yerde, küçük kızları parçalara ayıran Canavar kol geziyor. 14 yaşındaki Lucía ise eski polis tek gözlü Donoso ve meraklı gazeteci Diego’nun yardımıyla, kaybolan kardeşi Clara’yı canlı halde bulmak için şehirde girilmedik delik bırakmıyor. Lucía’nın şehrin karanlık dehlizlerinde bulduğu sırlarsa boyunu aşan ve asla peşini bırakmayacak türden…