
Geri Verilen Kız romanının yazarı Donatella Di Pietrantonio’nun gerçek bir trajediden esinlenildiği, aidiyet ve kırılganlığın derinliklerine indiği romanı Kırılgan Çağ, Eren Yücesan Cendey’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Otuz yıl önce, Kurt Dişi denilen tepede dehşet dolu bir gece her şeyi değiştirir. İki genç kadın öldürülmüş, bir diğeri ölümün kıyısından dönmüştür. Lucia o gece kurtulur ama geçmiş peşini bırakmayacaktır. Yıllar sonra Lucia, kızı Amanda’yı Milano’ya okumaya gönderirken onun gözlerindeki parıltıyı görmenin mutluluğunu yaşar. Ta ki Amanda ansızın eve dönene dek. Ağzını bıçak açmaz, odasından çıkmaz, her saniye tedirgindir. Lucia kızına ulaşabilmek için, uzun zamandır kilitli tuttuğu korkunç geçmişin kapısını artık aralamak zorundadır.
“Gençtik ama yenilmez değildik. Kırılgandık. Her yeni an düşebileceğimizi, yitebileceğimizi ve hatta ölebileceğimizi keşfediyordum.”
Bu sene 19’uncu yaşına girmeye hazırlanan Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, 13-21 Haziran’da izleyicilerle buluşacak.
Documentarist İstanbul Belgesel Günleri’nin bu yılki onur konuğu Portekizli belgeselci Susana de Sousa Dias olacak. İran konuk ülke olurken, 3x3 bölümünde ise İspanya’dan Concha Barquero & Alejandro Alvarado ikilisi, İran’dan Maryam Tafakory ve Türkiye’den Berke Baş yer alıyor. Festivalin gösterim ve etkinlikleri Fransız Kültür Merkezi, Aynalı Geçit, Pera Müzesi ve Postane’de gerçekleşecek.
Festivalin bu yılki onur konuğu Susana de Sousa Dias, çoğunlukla arşiv malzemesiyle çalışarak, devletin ürettiği imajlarda faşizm hayaletinin izini süren filmler üretiyor. Bu bölümde, 48 yıl süren Salazar diktatörlüğünün terör ve işkencelerini siyasi mahpusların sabit portreleri ve tanıklıkları üzerinden anlattığı başyapıtı 48’in (2009) yanı sıra yönetmenin Natureza Morta (Still Life, 2005), Belirsiz Işık (Obscure Light, 2017), Fordlândia Malaise (2019) ve Fordlândia Panacea (2025) adlı filmleri gösterilecek. De Sousa Dias, filmlerinin gösterimine katılmak ve bir sinema dersi vermek üzere yapımcısı ve eşi Ansgar Schaefer ile birlikte festivale konuk olacak.
Festivalin gelenekselleşen 3x3 bölümlerinden biri İspanya’dan Concha Barquero ve Alejandro Alvarado ikilisine ayrıldı. Programda gösterilecek olan son filmleri Direniş Bobinleri (Caja de resistencia, 2024) festivalleri dolaşarak ödüller toplamaya devam ederken, ne yazık ki Concha Barquero bu yılın başında beklenmedik bir anda hayata veda etti. Alejandro Alvarado festival kapsamında, meslek ve hayat arkadaşı Concha Barquero’nun anısına, filmlerinin ana karakteri olan İspanyol yönetmen Fernando Ruiz Vergara’nın yarım kalmış projeleri üzerine bir performatif sunum yapacak.
Bir diğer 3x3 bölümünde, günümüz deneysel sinemasının en özgün seslerinden Maryam Tafakory’nin İran sinemasının görsel hafızasını ve arşivi yeniden yapılandırarak oluşturduğu dört kısa filmi gösteriliyor. 3x3’e Türkiye’den seçilen Berke Baş ise, iki sene önce Documentarist’te ödüller kazanan son filmi Dargeçit dahil filmografisinin üç filmiyle bir kez daha festivale konuk oluyor.
Hollanda Başkonsolosluğu, Portekiz Büyükelçiliği, CultureCIVIC, Camões Institute, Slovenya Büyükelçiliği, Fransız Enstitüsü, Cervantes Enstitüsü, Avusturya Kültür Ofisi, Brezilya Başkonsolosluğu, Continental Hotels desteği, Kurgucular Dayanışması, Pera Müzesi, Fransız Enstitüsü, Aynalı Geçit, Postane, Manifold, Bianet ve Fol Studio iş birliğiyle gerçekleşen festival hakkında bilgiye ve programına buradan ulaşabilirsiniz.
Türkiye yapımı filmlerin ve tüm yan etkinliklerin ücretsiz olduğu festivalde, diğer filmlere biletler mekân girişlerinde temin edilebilir. Kombine bileti ise buradan satın alabilirsiniz.
Osmanlı hattatlarının yazı alıştırmalarını, karalama ve meşklerini bir araya getiren “Karalamalar, Meşkler” sergisi Sakıp Sabancı Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
SSM Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’ndan seçilen karalama ve meşkler ile Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı koleksiyonundaki eserlerden oluşan seçki, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan dönemin usta hattatlarını bir araya getiriyor. Hattatların gelişigüzel eskizlerden kusursuz harf kompozisyonlarına uzanan çalışma süreçlerini yansıtan seçkide Ahmed Karahisarî, Şeyh Hamdullah geleneğini sürdüren Hafız Osman, Karalamacı Hamdi Efendi, Mahmud Celâleddin, Kazasker Mustafa İzzet, Bakkal Ârif, Hasan Rıza ve İsmail Hakkı Altunbezer gibi hattaların eserleri yer alıyor.
“Karalamalar, Meşkler” sergisi kapsamında, 16 Haziran Salı günü saat 14.00’te, Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu Yöneticisi Dr. Ayşe Aldemir’in rehberliğinde küratörlü bir sergi turu gerçekleştirilecek.
Künye:
1. Ölçülü talim meşki, Abdurrahman Hilmi, sülüs hat ile, 18. yüzyılın ikinci yarıs
2. Derviş Ali, sülüs hat ile, 1666-67
3. Karalama, Hasan Rıza, sülüs, nesih ve rıka hat ile, 1880-81
Çözüm Bakanlığı kitabının sevilen yazarı Sanne Rooseboom'un macera dolu yeni romanı Ravi ve Son Büyü, Sophie Pluim’un resimleri ve Ömür Akyüzlü Lüker'in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
9 yaş ve üzeri okurlara dayanışmanın önemini öğreten romanın başkahramanı Ravi, annesi ve kardeşiyle bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Komşularının doğal gaz sobası patlayınca herkes evinden geçici olarak ayrılmak zorunda kalır. Belediye Ravi ve ailesine bir huzurevinde yer bulur. Fakat burada yaşayanlar sıradan insanlar değil, emekli büyücülerdir ve hâlâ eser miktarda büyü gücüne sahiplerdir. Bir de yakınlardaki spor salonunda yaşayan üç kötü büyücü vardır, hain planları için bir an önce harekete geçmek isterler. Ravi çok geç olmadan onları durdurmayı başarabilecek midir? Ve tabii bir daha kendini gerçekten bir yere ait hissedebilecek midir?
“Bayan Rosalie onlara üç odayı da gezdirdi. Ravi daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Hangi odanın daha müthiş olduğuna karar veremiyordu. Önce Alfons'un odasına gittiler. Bir perdenin arkasında, küçük bir ormana açılan bir kapı vardı. Ravi içeri girer girmez sıcak ve yapışkan havayı hissetti. Islak toprak ve tropikal çiçeklerin kokusunu aldı. Duvarda gözalıcı parlaklıkta yeşil bitkiler büyüyordu. Ortadaysa küçük bir şelalenin süslediği, önünde minik bir masa ve hasır sandalye bulunan taşlık bir bahçe vardı. Bitkilerin ve şelalenin üst tarafında, tavanın az aşağısında yere yağmur damlaları bırakan bir sis tabakası asılı duruyordu.”
Alternatif rock sahnesinin en güçlü ve köklü seslerinden Garbage, Let All That We Imagine Be The Light albümünün turnesi kapsamında %100 Müzik katkılarıyla 3 Temmuz Cuma akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
1993 yılında Wisconsin’da bir araya gelen Shirley Manson, Duke Erikson, Steve Marker ve Butch Vig’den oluşan ve 30 yılı aşkın kariyerleri boyunca “Stupid Girl”, “Only Happy When It Rains”, “Push It” ve “Cherry Lips” gibi zamansız hitleriyle kuşakları aşan Garbage, İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Müziğindeki elektronik melodileri rock müzikle harmanlayarak kendine güçlü bir yer edinen grubun son albümü Let All That We Imagine Be The Light, aşk, kayıp ve yeniden ayağa kalkma temalarını müzikseverlerde ortak bir duyguya dönüştürüyor.
%100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Garbage konserinin biletlerinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Serkan Yüksel’in “Yılların Köpüğü” başlıklı kişisel sergisi 11 Haziran-18 Temmuz tarihleri arasında x-ist’te sanatseverlerle buluşacak.
Serkan Yüksel’in sergideki çalışmaları, belirli edebi metinlerden yola çıksa da onları doğrudan görselleştirmeyi amaçlamıyor. Julio Cortázar, Samuel Beckett ve Boris Vian gibi yazarların metinleri, sanatçının uzun yıllardır üzerine düşündüğü meselelerle buluşarak yeni anlatıların çıkış noktası hâline geliyor. Yüksel’in pratiğinde tekrar eden figürler, bitkiler, kafesler, kökler, sular ve mimari yapılar; tek bir anlatıya değil, zaman içerisinde katmanlaşan deneyimlere işaret ediyor. Sanatçının farklı dönemlerde ürettiği desenlerin güncel çalışmalar içerisinde yeniden ortaya çıkması, geçmiş ile bugün arasında doğrusal olmayan bir ilişki kuruyor. Böylece eserler yalnızca bugünün değil, yıllar boyunca birikmiş düşüncelerin, kaygıların ve gözlemlerin izlerini taşıyor.
Sergide yer alan figürler çoğunlukla bekleyen, sıkışan, dönüşen ya da bulunduğu çevreyle bütünleşen varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman bir kafesin taşıyıcısı, kimi zaman durgun suların içerisinde kaybolan bir beden, kimi zaman ise kökler ve dikenler arasında yeniden şekillenen bir organizma olarak görünüyor. Bu dönüşüm hâli bireysel bir ruh durumunun ötesine geçerek toplumsal bir okuma alanı açıyor. Yüksel’in eserlerinde sıkça karşılaşılan ilaç kutuları, koruyucu yapılar, dikenli bitkiler ve organik formlar; iyileşme ile yaralanma, korunma ile hapsolma, umut ile bekleyiş arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Bu nedenle çalışmalar yalnızca bireysel deneyimlere değil, sanatçının uzun süredir üzerinde düşündüğü “hastalıklı toplum” fikrine de temas ediyor. Buradaki hastalık biyolojik bir durumdan çok, birey ile içinde yaşadığı toplumsal yapı arasındaki kırılgan ilişkinin metaforu olarak beliriyor.
“Yılların Köpüğü”, sanatçının farklı dönemlerde ürettiği imgelerin, düşüncelerin ve anlatıların yeniden karşılaşma alanı olarak okunabiliyor. Geçmişte ortaya çıkan soruların bugün hâlâ güncelliğini koruması; bekleyiş, dönüşüm, sıkışmışlık ve direnç gibi temaların zaman içerisinde farklı biçimlerde geri dönmesi, serginin temel izleğini oluşturuyor.
Künye:
1. Kaplan Pozu, Kalıp kağıdı ve ilaç kutularına elle kesim, kolaj, sprey boya, 95.5 x 144.5 cm çerçeveli | framed, 2026
2. Beklemek 2, Kalıp kağıdı üzerine elle kesim, kolaj, sprey boya | Hand-cut on mold paper, collage, spray paint, 93 x 83 cm çerçeveli | framed, 2026
3. İç Sularda, Kalıp kağıdı ve ilaç kutularına elle kesim, kolaj, sprey boya | Hand-cut on mold paper and medicine boxes, collage, spray paint, 118 x 89.5 cm çerçeveli | framed, 2026
Yönetmen Ridley Scott’ın başrollerini Jacob Elordi, Josh Brolin, Margaret Qualley, Guy Pearce, Benedict Wong ve Allison Janney’nin paylaştığı yeni filmi Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars)’dan fragman ve afiş yayımlandı.
Peter Heller’ın romanından yola çıkarak senaryosunu Mark L. Smith’in kaleme aldığı filmin yapımcılığını Ridley Scott (p.g.a.), Michael Pruss (p.g.a.), Mark L. Smith ve Cliff Roberts (p.g.a.) üstlenirken; Lily Brooks-Dalton, Brandon Scott Smith, Peter Heller ve Aidan Elliott da yürütücü yapımcı olarak görev alıyor. 20th Century Studios imzalı sürükleyici ve epik gerilim filmi, hayatta kalmanın bir içgüdü; insanlığın ise bir seçim olduğu kıyamet sonrası bir dünyaya izleyicileri davet ediyor.
Film, askeri bir hayatta kalma uzmanı olan Bangley (Josh Brolin) ile birlikte acımasız, kıyamet sonrası bir dünyada verimli ama izole bir yaşam alanı kuran genç pilot Hig’in (Jacob Elordi) hikâyesini anlatıyor. Ancak Hig, gizemli bir telsiz yayını aldığında, hâlâ var olduğuna inandığı umut ve insanlığın peşinden bilinmeyene doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor.
Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars)’, 28 Ağustos’ta sadece sinemalarda gösterime girecek. Fragmanı buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=3nQ3ne9Mx5E
Avrupa müzik sahnesinin özgün seslerinden Sharon Kovacs, 9 Aralık’ta Ankara’daki Jolly Joker’de, 11 Aralık’ta İzmir’deki SoldOut Mavibahçe’de, 12 Aralık gecesi ise İstanbul’da IF Performance Hall Beşiktaş’ta müzikseverlerle buluşacak.
Güçlü vokali, sinematik atmosferi ve karanlık soul estetiğiyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan Hollandalı sanatçının konserinin biletleri 12 Haziran’dan itibaren BuBilet üzerinden satışa çıkacak.
Amy Winehouse’un kırılgan duygusallığını, Portishead’in karanlık dokusunu ve Shirley Bassey’nin dramatik gücünü kendi özgün yorumuyla harmanlayan Kovacs, yıllar içinde Avrupa alternatif müzik sahnesinin en dikkat çekici isimlerinden biri hâline geldi. Uluslararası çıkışını yaptığı “My Love” ile milyonlarca dinleyiciye ulaşan sanatçı; Glastonbury ve Sziget gibi dünyanın en önemli festivallerinde sergilediği performanslarla da adından sıkça söz ettirdi.
Türkiye ile kurduğu bağ ise yalnızca konserlerinden ibaret değil. Sanatçının büyük beğeni toplayan Child of Sin albümünde bir Türk çingene orkestrasıyla çalışması, bu coğrafyanın müzikal ruhuna duyduğu ilgiyi ve yakınlığı ortaya koymuştu. Şimdi ise Kovacs, çok daha yeni ve cesur bir dönemin eşiğinde dinleyicilerinin karşısına çıkıyor.
2026’nın ikinci yarısında yayımlanacak yeni albümünde Berlin’in endüstriyel tekno estetiğini 70’lerin elektronik müzik mirasıyla buluşturan sanatçı, tüm bu ses dünyasını kendine has derin ve ruhani vokaliyle bir araya getiriyor.
Black Label Events organizasyonuyla gerçekleşecek Türkiye turnesi kapsamında Sharon Kovacs, 9 Aralık akşamı Ankara’daki Jolly Joker sahnesinde dinleyicileriyle buluşacak. Turnenin ikinci durağı 11 Aralık’ta İzmir’deki SoldOut Mavibahçe olurken, sanatçı Türkiye konserlerini 12 Aralık gecesi İstanbul’da IF Performance Hall Beşiktaş’ta vereceği performansla tamamlayacak.
Arter’in “Yapım Aşamasında” başlıklı grup sergisi kapsamında düzenlenen “Yapım Aşaması” Üzerine başlıklı etkinlik dizisi kapsamında 13 Haziran’da Taşlar Konuşuyor eseriyle Aslı Çavuşoğlu, 27 Haziran’da ise Boğaz Turu eseriyle Gözde İlkin Arter’e konuk olacak.
Arter’in dış cephesinde başlayıp, giriş ve -1. katta yer alan galerilerinin yanı sıra, binanın çeşitli işlevlerdeki kamusal mekânlarına yayılan “Yapım Aşamasında”, geçmiş sergilerden bugüne çağırıp bünyesine dahil ettiği yapıtları, birlikte oluşturdukları mekânsal ve ilişkisel bağlamlar içinde yeniden yorumlarken, bu sergi için özel olarak üretilen eserler yoluyla Arter’in üretim dağarcığına yenilerini de eklemiş oluyor. Giriş kat galeride yer alan yapıtlar dünyayla kurduğumuz ilişkiyi ‘iz bırakma’, ‘doğanın yeniden kurgulanışı’, ‘tarihsel anlatılar oluşturma’ gibi temalar etrafında tekrar düşünmeye davet ederken, bir alt kattaki galeri, Arter’in yapım aşamalarını da kendi kapsamına alarak, mimari referanslar eşliğinde, “kültürel ve mekânsal bellek”, “uzamın örgütlenmesi”, “iç” ile “dış”, “kamusal” ile “özel” gibi tema ve ikiliklerin izini süren yapıtlara yer veriyor. Sergi, dışarıda başlayıp Arter’in iki galerisini içine alarak izleyiciyi binanın derinlerine, performans salonlarının bulunduğu -3. kata kadar yönlendiren güzergâhıyla, mekânsal bir deneyim sunmayı da hedefliyor.
Koç Topluluğu’nun 100. yılında, Koç Holding’in katkılarıyla düzenlenen “Yapım Aşamasında”, sanatsal ve düşünsel süreçlerin zamana yayılan, devingen ve çok boyutlu doğasını yansıtacak şekilde iki etap hâlinde kurgulandı. Serginin Ekim 2026’da ziyarete açılacak ikinci bölümünde, ilk bölümde yer alan eserlerin birçoğu yerini farklı eserlere bırakacak ve bu bağlamda hayata geçirilecek yeni eserler de sergiye dahil edilecek.
Sergi kapsamında düzenlenen “Yapım Aşaması” Üzerine başlıklı etkinlik dizisinde 13 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’de Aslı Çavuşoğlu, 27 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’de ise Gözde İlkin Arter’e konuk olacak. Çavuşoğlu Taşlar Konuşuyor (2013) başlıklı yapıtının, İlkin ise Boğaz Turu (2014–2015) başlıklı yapıtının araştırma, hazırlık ve üretim aşamalarını izleyicilerle paylaşacaklar. Sanatçı eşliğinde sergi alanında gerçekleşecek turun ardından program, katılımcıların soru ve izlenimleriyle derinleşecek bir sohbet için Arter binasının -1. katında bulunan Atölye’ye taşınacak.
Künye:
1. Aslı Çavuşoğlu Taşlar Konuşuyor 2013 Arkeolojik eser kopyaları ve çeşitli malzemelerle oluşturulmuş 71 parçalık seriden seçilen 32 obje, aydınger üzerine yapılmış orijinal desenler Etütlük eser çizimleri: Işıl Çelik Değişken boyutlar Arter Koleksiyonu Sergiden yerleştirme görüntüsü: Yapım Aşamasında, 2026 Fotoğraf: Murat Germen
2. Gözde İlkin, Boğaz Turu’nun üretim sürecinden
Uykusuzlukla boğuşan Theresia Enzensberger’in uykunun ve uykusuzluğun izini adım adım sürdüğü kitabı Uyku, Levent Tayla’nın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Gece boyunca katettiğimiz uyku evrelerini adım adım takip ederken, hafif uykunun diş gıcırdatmalı huzursuzluğuyla söze başlayan: Uykunun ahlaki boyutu, rüyanın siyasi bir metafor olarak anlamı ve kronik uyku eksikliğinin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine bir deneme bu kitap. Derin uykuya geçildiğinde metin de dönüşüyor; neredeyse fark edilmeden daha içsel, daha kişisel bir tona bürünüyor. Dünya, sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşan bu bölüm, okuru yazarın zihninin en sakin ama en derin katmanlarına davet ediyor. Rüya ise ancak REM evresinde sahneye çıkıyor.
Enzensberger gerçekliğin sınırlarını geride bırakarak bilinmeyene doğru cesur bir adım atıyor. Hem kontrolümüzün çok ötesinde duran hem de hepimizin paylaştığı o temel insani ihtiyacın özünü kavramaya çalışan bir çalışma sunuyor.