
Eşiğe bir sınır değil, bir dönüşüm alanı olarak yaklaşan, farklı mecralarda üretim yapan sanatçıların eserlerini Nil Nuhoğlu küratörlüğünde bir araya getiren “Geçiş” sergisi, 21 Haziran tarihine kadar Çubuklu Silolar Dijital Sanatlar Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Geçiş” sergisi, bir yerden başka bir yere gitmek kadar bir durumdan diğerine geçmenin de bir dönüşüm olduğunu hatırlatarak, geçiş kavramını mekânsal, algısal ve zamansal boyutlarıyla düşünmeye davet ediyor. Küratörlüğünü Nil Nuhoğlu’nun üstlendiği sergi, Selçuk Artut, Doğa Ünyaylar, ha:ar, Riccardo Giovinetto, Playmodes ve Studio Baillat’nın eserlerinden oluşuyor.
Bugün görünürlük ve hareket çoğu zaman farkında olmadığımız sistemler, filtreler ve eşikler tarafından belirleniyor. Neyin geçeceğini, neyin tutulacağını ya da görünür olacağını belirleyen bu görünmez sınırlar, gündelik deneyimlerimizi de şekillendiriyor. Sergi, “geçiş” fikrini bu bağlamda ele alarak, izleyiciyi bu eşiklerin nasıl kurulduğunu ve nasıl aşıldığını düşünmeye çağırıyor. “Geçiş” sergisi, bu kavramı yalnızca fiziksel bir hareket olarak değil, aynı zamanda algısal ve zamansal bir deneyim olarak düşünmeye davet ediyor. Öte yandan “Geçiş”, geçişlerin yalnızca kişiye dayatılan süreçler olmadığını da hatırlatıyor. Dinlemek, bakmak ya da hatırlamak gibi temel eylemler bile bir eşikten geçmek anlamına geliyor. Bu anlamda bedenin kendisi de bir eşik hâline geliyor ve dünya onun içinden geçerken dönüşüme uğruyor. İzleyiciyi eşikleri uzaktan gözlemlemek yerine onların içinden geçerek değişimin ritmini ve dokusunu hissetmeye çağıran “Geçiş” sergisi, kesin yanıtlar vermekten çok bir deneyim alanı açmayı amaçlıyor.
Künye:
1. Playmodes, Spin
2. Riccardo Giovinetti_H U M Ī , 2026
3. Doğa Ünyaylar, Teraryum, 2026
4. StudioBaillat,Light amplification by the stimulated emission of radiation.
5. haar, mindflow
6. Selçuk Artut, Desenlerin Ritmi, 2026
Frédéric Gros’un İtaat Etmemek’in devamı niteliğindeki kitabı Utanç Devrimci Bir Duygudur, Olcay Kunal’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Gros, Utanç Devrimci Bir Duygudur’da, Kıta Avrupa felsefesine özgü zorlu kavramsallaştırmaların uzağında, dünyanın içinde bulunduğu duruma dair sade ama etkili felsefi yorumlarda bulunuyor. Karl Marx’ın “utanç devrimci bir duygudur” sözünden hareketle yeni mücadele yöntemlerine kapı aralayan bir utanç felsefesi inşa eden Gros, deyim (i bozmak) yerindeyse, sol gösterip sol vuruyor. Kitap, Annie Ernaux’dan Didier Eribon’a, Primo Levi’den Jacques Lacan’a pek çok ismin metinleriyle birlikte, toplumun bu önemli duyguyla ilişkisini tersyüz ederek yeniden tanımlıyor.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), yirminci yüzyılın müzikal zenginliğini bir araya getiren özel bir programı 16 Nisan Perşembe akşamı Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda müzikseverlerle buluşacak.
İngiliz romantizminden Sovyet ironisine ve beyazperdenin çarpıcı dünyasına uzanan bu program, üç farklı müzikal evreni aynı sahnede buluşturarak dinleyicilere eşsiz bir panorama sunacak. Şef Carlo Tenan yönetimindeki BİFO’ya çağımızın en önemli keman virtüözlerinden Daniel Hope’un eşlik edeceği gece, İngiliz romantizminin doruğu Edward Elgar’ın Keman Konçertosu ile başlayacak, Dmitri Şostakoviç’in 6. Senfonisi ile devam edecek. Konserin finalinde ise Nino Rota’nın 8½ film müziğinden La Passerella d’addio seslendirilecek.
Sahneyi BİFO ve Carlo Tenan ile paylaşacak konuk solist, yorumlarıyla günümüzün en önemli keman virtüözlerinden biri kabul edilen Daniel Hope olacak. Anne-Sophie Mutter’in davetiyle genç yaşta sahneye adım atan ve efsanevi kemancı Yehudi Menuhin’in himayesinde yetişen Hope, dünyanın önde gelen orkestraları ve şefleriyle uluslararası arenada başarılı performanslara imza atıyor. Sınırları aşan projeleriyle de geniş kitlelere ulaşan sanatçı; dünyaca ünlü müzisyen Sting ile If on a Winter’s Night ve Escape to Paradise albümlerinde bir araya gelerek güçlü müzikal köprüler kurdu. Pandemi döneminde milyonlara ulaşan Hope@Home ev konserleri serisiyle büyük yankı uyandırdı ve Opus Klassik ödülüne layık görüldü.
Üç farklı dönemin ve üslubun ruhunu yansıtan programın açılışında, İngiliz müzik tarihinin en duygulu ve görkemli eserlerinden biri olan Edward Elgar’ın Si minör Keman Konçertosu yer alıyor. Ezgisiyle ve tekniğiyle son derece etkili olan bu yapıt, Daniel Hope’un zarif ve güçlü icrasıyla birleşecek. Konserin ikinci yarısında BİFO, Şostakoviç’in 1939 yılında tamamladığı ve alışılmış senfonik formları kıran özgün yapıtı 6. Senfonisi'ni seslendirecek. Gecenin finalinde ise sinema dünyasına unutulmaz ezgiler armağan eden Nino Rota’nın, usta yönetmen Federico Fellini’nin 8½ (Otto e mezzo) filmi için bestelediği La Passerella d’addio seslendirilecek.
“Yirminci Yüzyılın Ezgileri” konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Agnes Waruguru’nun “Yağmur Yağacak Gibi” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 8 Nisan-16 Mayıs tarihleri arasında SANATORIUM’da sanatseverlerle buluşacak.
Venedik Bienali 60. Uluslararası Sanat Sergisi “Foreigners Everywhere”e katılımıyla uluslararası sanat sahnesinde öne çıkan Agnes Waruguru’nun işleri, “Yağmur Yağacak Gibi” sergisiyle ilk kez mekâna özgü bir ses yerleştirmesiyle birlikte sunuluyor. Sergide kumaş ve kâğıt üzerine üretilmiş işleri, yağmurun, hafızanın ve geçmiş deneyimlerin duygusal manzaralarını araştıran mekâna özgü bir ses yerleştirmesiyle bir araya getiriyor. Suyu birleştirici bir unsur olarak ele alarak Waruguru’nun tekrar eden motifleri aracılığıyla Nairobi ile İstanbul arasında şiirsel ve soyut bir hat kuruyor. Bu hatta yağmur hem yaşam veren hem de silip süpüren, besleyen ve arındıran bir güç olarak öne çıkarken sergi, izleyiciyi doğa ritimlerinin, hafızanın ve geçmiş deneyimlerin iç içe geçtiği duygusal bir manzaranın içine davet ediyor.
Waruguru’nun pratiği, kimlik, toplumsal cinsiyet ve ilişkisel ekosistemler etrafında şekillenirken; kişisel olanla kolektif olanı mecazi ve alegorik anlatım biçimleriyle buluşturuyor. Sanatçının işleri, organik ile endüstriyel olan, görünür ile görünmez olan ve doğa ile insan yaşamının zamansal döngüleri arasındaki bağlantıları araştırıyor ve kumaş, dokuma ve kâğıt üzerine karışık tekniklerle üretilen bu çalışmalar, geleneksel malzemeleri hafıza, ritüel ve kolektif bilginin taşıyıcılarına dönüştürüyor. Her bir iş, kuşaktan kuşağa aktarılan jestleri barındırırken; ev içi ve ailevi pratikler genişleyen sembolik dünyalara dönüşüyor.
Sergiye eşlik eden ve RUMINA iş birliğiyle üretilen ses yerleştirmesi, saha kayıtlarından oluşarak izleyiciyi çevreleyen fiziksel ve şiirsel bir atmosfer kuruyor. Mekâna yayılan bu çok katmanlı yapı, görsel işleri duyusal bir deneyim alanına dönüştürerek izleyiciyi düşünmeye, hatırlamaya ve hissetmeye davet ediyor.
Tülin Kozikoğlu’nun yazdığı, Seda Mit’in resimlediği ana karakteri işitme engelli bir kız çocuğu olan Yedi Yaşıma Girmeden Önce Bilmem Gerekenler adlı öykü kitabı, Redhouse Kidz ve SEV Amerikan Koleji’nin (SAC) ortaklaşa yürüttüğü sosyal sorumluluk projesiyle Türk İşaret Dili’ne uyarlandı.
Kitap, nitelikli çocuk edebiyatına erişimin her çocuğun hakkı olduğu bilinciyle ve farkındalık yaratmak amacıyla anlamlı bir sosyal sorumluluk projesine dönüştü. Öykünün ana kahramanının işitme engelli olmasından yola çıkarak başlatılan proje kapsamında, kitabın son sayfasına yerleştirilen karekodu okutan her çocuk, işaret dili eğitmeni Belgüzâr Aksoy Gürer’in desteğiyle hazırlanan ve kitabın özgün çizimlerinin de yer aldığı videoya erişebilecek.
Flamenko’nun ham duygusunu, filtresiz enerjisini ve kadim ruhunu sahneye taşıyan Naturalmente Flamenco, 16 Mayıs Cumartesi akşamı saat 20.00’de Caddebostan Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Flamenko’yu yalnızca izlenen bir performans olmaktan çıkarıp adeta solunan bir deneyime dönüştüren Naturalmente Flamenco, müziğin ve dansın en yalın ve en içten hâline açılan bir sahne yolculuğu sunuyor. İspanyol dansçı Patricia Ibáñez Romero ve ekibi, yeni gösterileriyle izleyiciyi Endülüs’ün büyüleyici atmosferine davet ediyor.
Gecenin merkezinde yer alan Patricia Ibáñez Romero, flamenkonun doğduğu topraklardan gelen güçlü bir sahne enerjisine sahip. Jerez kökenli sanatçı; Farruquito ve Rafaela Carrasco gibi flamenkonun önde gelen ustalarıyla çalışmış, Ballet Flamenco de Andalucía’da baş dansçı olarak yer almış seçkin bir isim. Sahnedeki varlığı, teknik ustalığı ve duygusal yoğunluğu ile flamenkonun hem köklü mirasını hem de çağdaş yorumunu bir arada sunuyor. Gösteride Patricia Ibáñez’e, flamenkonun efsanevi Amador ailesinin mirasını taşıyan virtüöz gitarist Luis Amador ve Cádiz geleneğinin içli vokal rengini sahneye taşıyan güçlü cantaor Sebastián Sánchez eşlik ediyor. Üç sanatçının sahnedeki uyumu, ritim ve duygu arasındaki görünmez bağı seyirciye doğrudan hissettiriyor.
Uluslararası standartta sahne estetiği ve otantik flamenko ruhunu bir araya getiren Naturalmente Flamenco konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Akbank’ın katkılarıyla, 25 Haziran’dan itibaren çağdaş sanatın en etkili isimlerinden Yoko Ono’nun kapsamlı bir sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
İspanya’nın León kentindeki MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) iş birliğiyle hazırlanan “Yoko Ono: Insound and Instructure” sergisi, MUSAC’taki gösteriminin ardından İstanbul’da izleyici karşısına çıkacak. Yoko Ono’nun 1960’lardan bugüne uzanan ve şiir, desen, fotoğraf, video, heykel ve enstalasyon gibi farklı mecraları kapsayan eserlerini bir araya getiren sergi, sanatçının “izleyici katılımını” merkeze alan yaklaşımına odaklanıyor. Ono’nun zihinsel ve fiziksel katılıma dayanan üretimleri, izleyiciyi edilgen konumdan çıkararak, sürecin aktif bir parçası olarak konumlandırıyor.
Sergide, Ono’nun sanat tarihine damga vuran Grapefruit, Cut Piece, Sky Ladders ve Mend Piece gibi erken dönem yapıtların yanı sıra 1990’lardan itibaren gerçekleştirdiği büyük ölçekli enstalasyonlar ve izleyiciyle birlikte tamamlanan katılımcı çalışmalar da yer alacak. SSM’de açılacak “Yoko Ono: Insound and Instructure”; Londra Tate Modern, Berlin Gropius Bau ve Chicago Museum of Contemporary Art’ta sanatseverlerle buluşan Music of the Mind ile birlikte, Yoko Ono’nun sanat pratiğini son yıllarda en kapsamlı biçimde ele alan iki önemli sergiden biri olma niteliği taşıyor.
MUSAC ve SSM’yi aynı üretim sürecinde buluşturan ve SSM’nin uluslararası iş birliklerine dayalı yaklaşımının güncel bir yansıması olan sergi, 25 Haziran’dan itibaren altı ay süreyle, Akbank’ın destekleriyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
Karşı Atölye’nin sahnelediği, Frederik Brattberg’in kara mizah dolu metni Eve Dönüşler İstanbul, Ankara ve Bursa’da tiyatroseverlerle buluşuyor.
Fırat Aygün’ün yaratıcı yönetmenliğini üstlendiği, Ferdi Çetin’in Türkçeleştirdiği ve hareket düzenini Yasin Yürekli’nin yaptığı oyunun oyuncu kadrosunda Nazan Yerli, Fatih Pazvantoğlu ve Baran Can Eraslan yer alıyor. Eve Dönüşler; aile, kayıp, yas ve kabulleniş üzerine absürt ve grotesk bir ritüele dönüşüyor. Oyun, seyirciye alışılagelmiş anlatı yapısını bozan ve sahne plastiğini yeniden tanımlayan bir performans sunuyor. Eve Dönüşler’de bir anne ve baba kaybolan çocuklarının yasını tutarken oyun açılır. Fakat hikâye çocuğun tekrar eve dönmesiyle tuhaf bir döngüye girer. Çocuk eve geri döner, ancak kısa bir süre sonra tekrar kaybolur. Bu kayıp ve geri dönüş döngüsü, oyunda defalarca tekrarlanır. Oyun, acıklı, trajik unsurlarla ironik kara komedi unsurları arasında gidip gelir. Oyun boyunca ailenin ritüelleri, tepkileri ve özellikle de travma ile kurdukları çarpık ilişki her tekrar edilişte daha grotesk, daha trajikomik bir hâl alır. Oyun alışkın olduğumuz aile yapısını, ebeveyn ve çocuk ilişkisini ve hatta alıştığımız yas tutma biçimlerini sorgulayan bir yapıyı sahne üzerinde kurar. Sahnedeki bu grotesk ve absürt dünya ebeveyn olma, sorumluluk, umut ve yas gibi konuları tekrar düşündürür.
Eve Dönüşler’i 10 Nisan ve 7 Mayıs’ ta Kadıköy Pax Sahne’de, 16 Nisan’da Kült Kavaklıdere’de ve 8 Mayıs’ta Ekim Sanat Bursa’da izleyebilirsiniz.
KÜNYE
Yazar: Frederik Brattberg
Çevirmen: Ferdi Çetin
Yönetmen: Fırat Aygün
Hareket Düzeni: Yasin Yürekli
Müzik Tasarımı: Umut Eser
Oyuncular: Nazan Yerli, Fatih Pazvantoğlu, Baran Can Eraslan
Teknik: Barış Kuş
İletişim, Basın & Turne Organizasyon: Serhan Karataş
1 Saat, Tek perde, +16
Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali’nin yedinci edisyonu, 15-18 Nisan tarihleri arasında Arter’de gerçekleştirilecek.
Dokuz farklı ülkeden sanatçı ve müzik profesyonellerini müzikseverlerle buluşturmaya hazırlanan Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali’nin programında, solo ve ikili doğaçlama konserlerin yanı sıra paneller, atölye çalışmaları ve bir film gösterimi de yer alıyor.
Tahran merkezli Hermes Records tarafından 2017 yılından bu yana uluslararası birçok paydaşın desteğiyle düzenlenen Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali, festivalin kurucusu da olan Ramin Sadighi küratörlüğünde gerçekleştirilecek. Anlık yaratımı merkezine alarak alışılagelmiş sınıflandırmaların ve kalıpların ötesine geçmeyi amaçlayan Show of Hands, icracıları ve dinleyicileri evrensel değerleri müzik aracılığıyla birlikte kutlamaya davet ediyor. Festival, konserlerin ötesine geçen disiplinlerarası ve kapsamlı programıyla katılımcılara geniş bir kültürel deneyim sunuyor.
Show of Hands Doğaçlama Müzik Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.
Ali Ekber Kumtepe’nin “Ben bir şey yapmıyorum” başlıklı kişisel sergisi, 15 Nisan’a kadar Bursa’da yer alan Konum Balat’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Marcus Graf küratörlüğünde gerçekleşecek olan sergi, Ali Ekber Kumtepe’nin malzemenin fiziksel yapısını ve kültürün yankılarını kendine özgü bir görsel dile dönüştürdüğü çalışmalarını bir araya getiriyor. Ali Ekber Kumtepe, düşünce manzaralarında doğayı medeniyetin kalıntılarıyla birleştirerek dinamik bir gerilim yaratıyor. Sanatçıya göre her katman, neyi gördüğümüz üzerine bir sorgulamadır. Bu deneysel form, doğa ve eleştirinin birleşimi, sanatçının resimlerine günümüz resim söylemi içinde yankılı bir güç ve anlamlı bir yer kazandırıyor.
Ali Ekber Kumtepe’nin resimleri, peyzajı çağdaş bir dönemde yeniden hayal ediyor. Pastoral sahneler yerine, mekânları boşaltılmış, insan varlığının sadece çitler, yollar, kapılar gibi kültürel kalıntılarla ima edildiği isimsiz harabeler… Bu eserler evrensel, fakat ıssız bir atmosfer uyandırıyor, uzak, belki kaybolmuş bir medeniyeti yansıtıyor. Kumtepe’nin sahneleri bir yol filminden kareler gibi ama aynı zamanda nostaljiyi veya idealleştirmeyi reddediyor; bunun yerine, insan yokluğuna dair eleştirel, neredeyse distopik bir yansıma öneriyor.