GÜNDEM
  • 03-07-2026

    “Eşik” grup sergisi, Mardin’deki ilk gösteriminin ardından 17 Temmuz’a kadar Galeri / Miz’in Teşvikiye’deki mekânında sanatseverlerle buluşuyor.

    Ayşe Ebru Eryılmaz, Ayşe Topçuoğulları, Belmin Pilevneli, Cemil Güç, Doğukan Çiğdem, Gül Ilgaz, Işıl Esen, Kaan Tanhan, Metin Kalkızoğlu ve Tuba Önder’in üretimlerini bir araya getiren “Eşik” sergisi, çok katmanlı hikâyelerden yola çıkarak hafıza, geçiş, aidiyet ve karşılaşma üzerine düşünmeye davet ediyor. Sergi Mezopotamya’yı coğrafya olmaktan çok, üst üste binmiş zamanların, anlatıların ve bilgi rejimlerinin çakıştığı katmanlı bir yüzey olarak ele alıyor. Mitler, ikonlar ve sanatsal izler aracılığıyla kurulan kadimlik söylemi, yalnızca bir birikimi değil; aynı zamanda kayıp, kopuş ve müdahale edilmiş tarihsel anlatıları da örten bir temsili araştırıyor. Simgesel olarak görünür olan ile temsil edilemeyenin ürettiği yoğunluğa odaklanıyor.

    ​Sanatçıların mekâna özgü ürettiği çalışmalarında; Ayşe Ebru Eryılmaz, farklı zamanlara ve bilgi rejimlerine ait izleri üst üste bindirerek doğrusal olmayan bir okuma öneriyor. Ayşe Topçuoğulları, hafızada bedenden bedene taşınan ve zamanı geldiğinde bir nar gibi açılarak çoğalan saklı bilgiyi araştırıyor. Belmin Pilevneli, miti sabit bir anlatı olmaktan çıkararak güncel bir bilgi biçimi olarak yeniden kuruyor. Cemil Güç Mezopotamya Ovası’nın serapla denize dönüştüğü hayali bir düzlemde, ruhumuzla görebildiğimiz bir var oluşun izini sürüyor. Doğukan Çiğdem, mitlerin ideolojik aygıtlar içinde dönüşümünü ve kolektif hafızanın yeniden yazımını ele alıyor. Gül Ilgaz, özgürlük kavramını sezgisel bir düzlemde ele alarak tüm coğrafyalarda ortak bir sorunsal olarak yeniden sorguluyor. Işıl Esen, beden, mit ve sembol arasındaki geçirgenliği araştırıyor. Kaan Tanhan, geçmişin bilgisini güncel teknolojilerle birleştirerek yeni bir geçit aralıyor, Metin Kalkızoğlu, yeraltı ve yerüstü arasındaki eşiği ve görünür tarihin altında saklı hafızayı araştırıyor. Tuba Önder, Mezopotamya mirasını toprağın derinliklerindeki kök hareketiyle birleştirerek saklı kalmış bilgiyi yüzeye taşıyan dinamik bir köprü kuruyor.

    0
    0
    38
  • 03-07-2026

    Maude De Bel’in bir aile hikâyesini hayal gücüyle şekillenen bir macerayla anlattığı kitabı Dedemiz Dede Olmadan Önce Kimdi?, Quentin Greban’ın resimleri ve Hazel Bilgen’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.

    5 yaş ve üzeri okurlar Léa ile Oscar'ın yaz tatilinde yaşadıklarına eşlik ediyor bu hikâyede. Tatilde Léa ile Oscar, dedelerinin evinde büyük bir gizemi çözmek için beraber fikir yürütür, hayallere dalarlar. Acaba dedeleri eskiden, henüz onların dedesi olmadan önce kimdi? Mesleği neydi? Bir astronot muydu, veteriner mi, yoksa aşçı mı? Léa ile Oscar'ın macerasına eşlik edip bir tahminde bulunmaya ne dersiniz?

    “… BİR İTFAİYECİYDİ!”;
    Léa kahkahalarla gülmeye başladı.
    “Dedem itfaiyeci miydi diyorsun? Evet ama arabasının rengi kırmızı bile değil!”
    “Olabilir… Ama doğum günümde pastamın üzerindeki mumları söndürmeme yardım etmişti, hem de tek nefeste.
    Bir defada, puf diye söndürdü hepsini! Yanan tek bir mum bile kalmadı!”

    0
    0
    260
  • 02-07-2026

    ENKA Açıkhava Tiyatrosu, yaz sezonunu Türk rock müziğinin önemli gruplarından Mor ve Ötesi’nin Avrupa turnesinin ardından gerçekleştireceği akustik performansla 3 Temmuz Cuma akşamı açacak.

    ENKA Açıkhava Tiyatrosu, bu yaz da etkinlik programıyla yaz akşamlarını sanatla bir araya getirmeye hazırlanıyor. 3 Temmuz’da başlayıp, 21 Ağustos’a kadar devam edecek programda özgün repertuvara sahip konserler, ses getiren tiyatro yapımları ve açık hava film gösterimleri yer alacak.

    Programın açılış etkinliği olan, 3 Temmuz Cuma akşamı Türk rock müziğinin öncü gruplarından Mor ve Ötesi’nin gerçekleştireceği akustik performans, grubun 30 yıla yayılan müzikal yolculuğunun farklı dönemlerinden sevilen şarkılarını, bu kez en yalın ve etkileyici halleriyle dinleyiciyle buluşturacak. Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, 6 Temmuz Pazartesi akşamı müzikseverler için özel olarak tasarlanmış seçkin bir programla sahne alacak. Bu özel gecede Say’a, flütte Aslıhan And Say eşlik edecek ve birlikte yorumlayacakları “Bosphorus Romance”, Boğaz’ın zarafetini ve şiirselliğini müzikal bir anlatıya dönüştürecek. Gecenin bir diğer bölümünde, vokalde Seda Kırankaya ile seslendirilecek “Çılgın Nar Ağacı”, güçlü anlatımı ve duygusal derinliğiyle dinleyicilere etkileyici bir deneyim sunacak. Programın dikkat çeken eserlerinden biri de saksafon sanatçısı Asya Fateyeva ile gerçekleştirilecek “Saksafon Suiti” olacak. Türkiye’nin en özel vokallerinden, geniş ses aralığı ve derin, duygusal yorumuyla öne çıkan sıra dışı yetenek Cem Adrian, “Seçkiler” başlıklı konseriyle 8 Temmuz Çarşamba akşamı sahne alacak. Erdal Erzincan ve Jehan Barbur’un da konuk olarak yer alacağı konserde sanatçı; Telli Turnam, Neredesin Sen, Mihriban ve Ne Ağlarsın gibi Anadolu’nun derin köklerinden beslenen türkülere kendine özgü yorumuyla yeniden hayat verecek. Kariyerinin başından itibaren Bolshoi Tiyatrosu, Wiener Staatsoper ve Arena di Verona gibi dünyanın en prestijli sahnelerinde yer alan, Türk müziğini çok sesli yorumlarla dünyaya taşıyan ülkemizin önde gelen tenorlarından Murat Karahan, Avrasya Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştireceği “Romantikler” konseriyle 13 Temmuz Pazartesi akşamı izleyiciyle buluşacak. Onur Aydemir (klarnet), Cihan Tanrıverdi (elektro gitar), Fırat İkisivri (akustik gitar), Serkan Keskin (bas gitar), Özgür Taş (davul), Serkan Polat (perküsyon) ve Sibel Altan’dan (perküsyon) oluşan kadrosuyla Barabar, 17 Temmuz Cuma akşamı yeni projesi “HepBarabar”la sahne alacak. Geleneksel ezgileri modern düzenlemelerle harmanlayan grup, bu kez sahnesini Aslı İnandık, Canan Ergüder, Celil Nalçakan, Özgür Çevik, Selen Öztürk ve Umut Kurt gibi tiyatro ve sinema dünyasının güçlü isimleriyle paylaşacak. Oyunculuk kariyeri boyunca hikâyelerin peşinden giden Bergüzar Korel’in, 27 Temmuz Pazartesi gecesi “Hatırladıkça” başlıklı konserinde çocukluğumuza, gençliğimize, ilk heyecanlarımıza eşlik etmiş şarkılar; sesi, yorumu ve sahnedeki hikâye diliyle yeniden hayat bulacak. Mustafa Haybat’ın piyano ve müzik direktörlüğünde sahnede Korel’e Erdem Sökmen (gitar), Erhan Seçkin (davul), Cemil Tatlıpınar (bas gitar), Tunç Çakır (perküsyon), Batu Şallıel (saksafon/flüt), Hakan Güven (keman) ve Yonca Kocadağ (back vokal) eşlik edecek.

    Semaver Kumpanya repertuvarında 10 yıldan fazla yer alan Metot, yenilenen kadrosuyla 20 Temmuz Pazartesi akşamı sahnelenecek. İspanyol Jordi Galceran’ın kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyan oyunda, iş görüşmesine gelen dört kişi, çarpıcı bir eleme sistemine dönüşen sınavlarla yeteneklerinden çok nelerden vazgeçebildikleriyle yüzleşecek. Yönetmenliğini Serkan Keskin’in yaptığı Metot, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Şebnem Hassanisoughi ve Yavuz Pekman’ı aynı sahnede buluşturacak. 24 Temmuz Cuma akşamı ise Peter Danish’in kaleme aldığı, Sevin Okyay’ın Türkçeye çevirdiği, Okan Bayülgen, Celal Kadri Kınoğlu ve Nihal Usanmaz’ın rol aldığı, ülkemizde ilk kez sahnelenen Devlerin Savaşı, müzik tarihinin iki efsane ismini tiyatro sahnesine taşıyacak. Oyun, 20. yüzyılın en büyük orkestra şeflerinden Leonard Bernstein ve Herbert Von Karajan’ın yarım asrı aşan rekabetini merkezine alacak. Hikâye, ikilinin Viyana’daki efsanevi Sacher Oteli’nin barında karşılaşmalarıyla başlayacak ve hem birbirleriyle hem de kendi iç dünyalarıyla yüzleştikleri tek gecelik bir hesaplaşmaya dönüşecek. Ayşe Balıbey ve Kaan Sekban’ın sevilen interaktif gösterisi Gömercin Kuşları ise günlük hayatın absürt anlarını, insan ilişkilerini ve popüler kültürü kendine özgü bir dille 29 Temmuz Çarşamba akşamı sahneye taşıyacak.

    ​Ağustos programı, ulusal ve uluslararası festivallerde öne çıkan ödüllü yapımlardan ve yeni filmlerden bir seçki içeriyor. Programda Hamnet 3 Ağustos Pazartesi; Sarı Zarflar 5 Ağustos Çarşamba; Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) 7 Ağustos Cuma; Sentimental Value (Manevi Değer) 10 Ağustos Pazartesi; İsimsiz Eserler Mezarlığı 12 Ağustos Çarşamba; Epic: Elvis Presley in Concert (Epic: Elvis Presley Konserde) 14 Ağustos Cuma; One Battle After Another (Savaş Üstüne Savaş) 17 Ağustos Pazartesi; Marty Supreme (Muhteşem Marty) 19 Ağustos Çarşamba; Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi) 21 Ağustos Cuma akşamı sinemaseverlerle buluşacak.

    0
    0
    282
  • 02-07-2026

    Yönetmenliğini Onur Saylak’ın üstlendiği, senaryosunu Sevgi Yılmaz’ın kaleme aldığı, Aras Bulut İynemli’nin başrolünde yer aldığı yeni Netflix dizisi Eve Giden Yol’un setinden yeni kareler paylaşıldı.

    Ay Yapım imzalı Eve Giden Yol dizisinde, Aras Bulut İynemli aynı zamanda yeni kurduğu yapım şirketi A-Game Medya ile ortak yapımcı rolü de üstleniyor. Anadolu’nun ücra köşesinde yaşanan bir trafik kazasının ardından köyde mahsur kalan bir grup insanın kendi vicdanları, sırları ve geçmişleriyle yüzleşme hikâyesini konu alan Eve Giden Yol’da İynemli’ye Nilperi Şahinkaya, Alper Çankaya, Özge Törer, Durukan Ordu ve Saygın Soysal gibi isimlerden oluşan güçlü bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. 

    “Anadolu’nun ücra köşesinde yaşanan bir trafik kazasının ardından köyde mahsur kalan bir grup insan, açlık, korku ve açıklanamayan olaylarla çevrilirken yalnızca doğayla değil, kendi vicdanları, sırları ve geçmişleriyle de yüzleşmek zorunda kalır. Köyde yaşanan esrarengiz olaylar, dağılan hayatını ayakta tutmaya çalışan Kemal’in ve diğer kazazedelerin gerçeklik algısını gitgide sarsarken, insan ilişkileri giderek ilkel bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Peki insan gerçekten kendi kaderinden kaçabilir mi?”

    0
    0
    408
  • 02-07-2026

    Aimée de Jongh’un fotoğrafın ve başkalarının trajedisine tanıklık etmenin anlamını düşündüren, ödüllü grafik romanı Kum Günleri, Birsel Uzma’nın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.

    ABD, 1937. Büyük Buhran’ın yaralarını sarmaya çalışan çiftçilere destekle görevli bir devlet kurumu, 22 yaşındaki foto muhabiri John Clark’ı işe alır. Görevi, Oklahoma, Kansas ve Teksas arasında uzanan, Toz Çanağı olarak bilinen bölgeye gidip sadece tarım ve hayvancılığı değil, yaşamayı bile imkânsız hale getiren yıkıcı kuraklık ile toz fırtınalarını, fotoğrafın sessiz ama sarsıcı diliyle belgelemek, felaketi görünür kılmaktır.

    Ama oraya vardığında insanlar bu genç muhabire şüpheyle bakar. Ölümcül toz fırtınalarına karşı birkaç fotoğraf… Ne faydası olabilir ki? John çektiği her bir fotoğrafla umutsuz çiftçi ailelerine biraz daha yakınlaşır ve yaşanan trajedide kendi rolünü daha fazla sorgulamaya başlar. Bu yolculuk onun için sadece doğanın sertliğiyle değil, bakmanın, görmenin ağırlığıyla da yüzleşmek anlamına gelecektir.

    0
    0
    322
  • 02-07-2026

    Japon metal grubu BABYMETAL, 1 Temmuz akşamı Neo Events organizasyonuyla LifePark İstanbul’da sahne aldı. Yaklaşık 10 bin müzikseverin katıldığı konserde grup, metal müziği Japon pop kültürü ve yüksek prodüksiyonlu sahne şovuyla buluşturdu.

    ​“BABYMETAL DEATH” ile başlayan yaklaşık 90 dakikalık performansta “PA PA YA!!”, “METALI!!”, “Monochrome”, “RATATATA”, “Headbanger!!”, “Gimme Chocolate!!” ve finalde seslendirilen “Road of Resistance” gibi grubun sevilen parçaları yer aldı. Özellikle “Gimme Chocolate!!” sırasında tüm konser alanı şarkıya eşlik ederken, “Monochrome” telefon ışıklarıyla gecenin en duygusal anlarından birine dönüştü. Senkronize koreografiler, ışık tasarımı, pyro efektleri, CO₂ gösterileri ve LED prodüksiyonuyla dikkat çeken konser, farklı kuşaklardan dinleyicileri aynı alanda buluşturdu.

    Fotoğraf: Cem Gültepe

    0
    0
    381
  • 02-07-2026

    G-art Galeri’de sanatseverlerle buluşan Yonca Karakaş’ın “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” başlıklı kişisel sergisi 10 Temmuz tarihine kadar uzatıldı.

    “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” sergisi, insanlığın “sonrası”na dair tüm senaryoların varsayımsal ve temelsiz doğasını görünür kılıyor. Hibrit kompozisyonları ve kurguladığı steril, gerilim yüklü düzenlemeleriyle tanınan Yonca Karakaş, bu sergide insan zihninin evrimsel olarak geliştirdiği tehdit odaklı seçicilikten yola çıkarak, medya ve kolektif bellekte yer etmiş, tekrar eden felaket anlatılarına odaklanıyor. Sanatçı, bunun düşünceyi sınırlayan ve olasılık alanını daraltan bir algı rejimi olduğuna işaret ediyor.

    Savaşlar, çevresel krizler ve yok oluş senaryoları yalnızca tarihsel deneyimlerle değil; kültürel üretim ve medya aracılığıyla yeniden dolaşıma girerek geleceğe dair düşünme biçimlerini de etkiliyor. Bu tekrar, bazı felaket biçimlerini daha görünür kılarken, diğer olasılıkların geri planda kalmasına yol açabiliyor. Karakaş’ın pratiği ise bu noktada, öngörülebilir senaryoların sınırlarında dolaşarak daha az temsil edilen, paylaşılmayan ve kolektif bellekte karşılığı bulunmayan risk biçimlerine yöneliyor. Sanatçı, bu çok katmanlı kontaminasyon hâlini fotoğraf, video ve enstalasyonlar aracılığıyla mekânsal bir kurguya dönüştürüyor. Kurulan eşik mekân ve yerleştirilen fare figürü, bir geçiş ihtimaline işaret etse de bu alanın yönü ve karşılığı belirsizliğini koruyor. Sınırların ortadan kalktığı bir düzlemde ise geçiş fikri işlevini yitirerek kendi anlamını askıya alıyor.

    ​​Sergi, insanlığın geleceğe dair tahayyüllerinin, geçmişten ve kolektif bellekten taşınan, tekrar eden felaket anlatılarıyla kirlenmesini ifade ederken; bir “sonrası” ya da olası bir çıkış fikrini kesin bir önerme olarak sunmak yerine, bu varsayımları yeniden düşünmeye açıyor.

    0
    0
    895
  • 02-07-2026

    Jean-Philippe Arrou-Vignod’un iki kardeşin gizli bir doğa ânına tanıklık edişini anlattığı, okuru doğanın mucizelerini keşfetmeye çağırdığı kitabı Sihirli Saat, François Ravard’ın resimleri, Azade Aslan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.

    Sihirli Saat, doğal mucizelerle karşı karşıya gelince duyumsanan heyecanı aktarıyor. Kardeşlik bağını ve sabrın güzelliğini yalın bir anlatımla sunuyor.

    ​“Pier ve Lisa, her yaz tatilinde, dedelerinin gizli yerine gitmek için hevesle bisikletlerine atlarlar. Sürekli pedal çevirip yokuşları çıkar, giderek kararan orman yollarını geçer ve geniş çayırlığa ulaşırlar. Gözetleme kulesine tırmanan iki kardeş, dürbünü ayarlayıp beklemeye başlar... Sonsuz gibi hissettiren bir sürenin sonunda, bekledikleri an gelir ve sihirli saat, sabırlı kardeşleri ödüllendirir...

    0
    0
    319
  • 01-07-2026

    OMM- Odunpazarı Modern Müze, yaz akşamlarını sinema ile buluşturan Açık Hava Sineması programıyla temmuz ayı boyunca dünya sinemasının öne çıkan yapımlarını izleyicilerle buluşturuyor.

    Çağdaş sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren OMM, yaz programında sinemayı da kültürel üretimin önemli bir parçası olarak ele alıyor. Farklı coğrafyalardan ödüllü yapımları bir araya getiren seçki; aşk, hafıza, müzik, sanat, yalnızlık, dostluk ve yeniden başlama gibi evrensel temalar etrafında şekilleniyor. Bir Film iş birliğiyle hazırlanan seçki, romantik klasiklerden biyografik anlatılara, kara mizah örneklerinden çağdaş festival filmlerine uzanan geniş bir yelpaze sunuyor.

    İzleyiciler, Fransız sinemasının unutulmaz yapımlarından Cesaretin Var mı Aşka?; İran sinemasının dikkat çeken filmi En Sevdiğim Pastam; Vermeer’in dünyasını perdeye taşıyan İnci Küpeli Kız; Vincent van Gogh’un yaratım sürecine odaklanan Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında ve müzik tarihinin en önemli bestecilerinden birinin yaşamını anlatan Chopin Chopin ile sanatın farklı alanlarında ilham veren hikâyeleri keşfetme fırsatı bulacak.

    OMM Açık Hava Sineması Temmuz 2026 Programı
    1 Temmuz Çarşamba – Cesaretin Var mı Aşka?
    4 Temmuz Cumartesi – Çatıda Biri Var
    8 Temmuz Çarşamba – En Sevdiğim Pastam
    11 Temmuz Cumartesi – Nasıl Katil Olunur
    15 Temmuz Çarşamba – Müthiş Eleanor
    18 Temmuz Cumartesi – Chopin Chopin
    22 Temmuz Çarşamba – Yeni Baştan
    25 Temmuz Cumartesi – İnci Küpeli Kız
    29 Temmuz Çarşamba – Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında

    OMM Açık Hava Sineması hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    349
  • 01-07-2026

    Pg Art Gallery, Metin Ertürk’ün varoluş üzerine şekillendirdiği sergi dizisinin üçüncü ve son halkası olan “Süreç: Ham & Löv” başlıklı sergisini 25 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Metin Ertürk bu sergide odağını sonuca değil, dönüşümün kendisine yöneltiyor. İnsan yaşamı boyunca karşılaştığı deneyimler, ilişkiler, kırılmalar ve yüzleşmeler aracılığıyla sürekli değişir; geride kalanlar ise yalnızca anılar değil, kişiliği ve varoluşu biçimlendiren katmanlar hâline gelir. “Süreç: Ham & Löv”, tam da bu dönüşüm alanını görünür kılmaya çalışıyor.

    Sergide mekân, içsel bir çözülme ve yeniden kurulma sürecinin izlerini taşıyan bir alana dönüşüyor. Tavandan sarkan metal yapı üzerinde yer alan formlar, yaşanmışlıkların ardından geriye kalan duygu, düşünce ve deneyimlerin maddesel karşılıkları olarak beliriyor. Bir bütünü temsil etmekten çok, parçalanmış ve yeniden şekillenmekte olan bir varoluşun izlerini taşıyorlar. Duvarlarda yer alan yüzey çalışmaları ise bireyin kendi iç dünyasında ve toplumsal yaşam içerisinde karşılaştığı tutumların, çatışmaların ve kırılma anlarının kayıtlarını taşıyor. Bunlar geçmişe ait sabit belgeler değil; zamanla anlam değiştiren, yeniden yorumlanan ve yaşamaya devam eden hafıza katmanları.

    ​Sergi, insanın yaşam boyunca bıraktığı, taşıdığı ve dönüştürdüğü katmanlara odaklanıyor. Sergi boyunca karşılaşılan formlar, tamamlanmış hikâyelerden çok, hâlâ sürmekte olan bir iç yolculuğun parçaları olarak beliriyor.

    0
    0
    375
DAHA FAZLA
Geldanlage