GÜNDEM
  • 25-09-2026

    Kreşendo tarafından hayata geçirilen, İstanbul’un müzik buluşması “Bu Festival Bizim” beşinci edisyonu ile 12, 13 ve 14 Kasım tarihlerinde Paribu Art’ta ve Komünite’de müzikseverlerle buluşacak.

    Kreşendo tarafından, Paribu Art iş birliği ile düzenlenen “Bu Festival Bizim”, müzik programının yanı sıra bu yıl da konuşmalar, atölyeler ve buluşmalara ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Beşinci edisyonu ile katılımcılarını ağırlamaya hazırlanan festival, bu yıl 13 ve 14 Kasım’da Paribu Art’ta gerçekleşecek. Festival kapsamında Paribu Art sahnesinde; Realizm ile masallar arasında gidip gelen liminal ses evreniyle Melody’s Echo Chamber, R&B, hip-hop ve pop’un kesiştiği yerde kendi kurallarını yazan Güneş, ana akım pop müziği yeni bir ses dünyasıyla tanıştıran aisu, köklerini kulüp kültürünün kalbine taşıyan ve Boiler Room performanslarıyla öne çıkan Lady Shaka, hipnotik enerjisi ve anlatı odaklı müziğiyle Dilan Balkay, dinleyiciyi duygular ve hikâyeler arasında bir yolculuğa çıkaran ARKADAŞ, en iyi partilerin ev sahipleri 2MUCH!, deneysel melodileri akıldan çıkmayan pop dokularıyla harmanlayan Okay Vivian ve yüksek voltajlı enerjileriyle en sevdiğimiz girl band’lerden OD BAND dinleyicilerle bir araya gelecek.

    Paris doğumlu vokalist ve DJ Stella Zekri ile İtalyan prodüktör Ed Longo’nun unutulmuş ritimlere ve 1980’lerin çok kültürlü Fransız prodüksiyonlarına duyduğu ortak tutku ile hayata geçen Stella & The Longos 12 Kasım’da Komünite iş birliği ile “Bu Festival Bizim” sahnesinde müzikseverlerle buluşacak. Almanya, Fransa, İtalya ve Latin Amerika’dan müzisyenleri bir araya getiren ekip hem nostaljik hem de yenilikçi bir tını yakalıyor. Canlı performanslarında duygusallık ile enerjiyi iç içe geçiren Stella & The Longos, dinleyiciyi doğrudan ritmin kozmik merkezine çeken ritmik bir eritme potası sunuyor.

    “Bu Festival Bizim” biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    197
  • 25-09-2026

    Ergin Soyal’ın “İkinci El Bir Bumerang Fırlatıldıktan Sonra Eski Sahibine mi Geri Döner?” başlıklı kişisel sergisi 29 Kasım’a kadar Eldem Sanat Alanı – FIRIN’da sanatseverlerle buluşuyor.

    Bir nesne ile onu kullanan beden arasında zamanla oluşan tanışıklıktan yola çıkan sergi; aidiyet, hafıza ve mülkiyet kavramlarını nesnelerin el değiştirmesi, dolaşıma girmesi ve geride bıraktıkları izler üzerinden ele alıyor. Projenin merkezindeki bumerang ise geri dönme potansiyeli ile sahiplik ve deneyim arasındaki ilişkiyi sorgulamaya açıyor.

    Tekrarlanan kullanım içinde bir eşyanın bedenin hareketlerine ve alışkanlıklarına dahil olabileceği fikrinden hareket eden Soyal, nesneye sinen bu hafızanın el değiştirdiğinde devredilip devredilemeyeceğini inceliyor. Sanatçı bu soruyu sanat alanında üretim yapan sekiz kişiye yöneltiyor; içlerinde ahşap bir bumerang ve kendi mektubu bulunan sekiz özdeş kutuyu PTT kargo aracılığıyla katılımcılara gönderiyor. Başlangıçta aynı koşullarda yola çıkan bu paketler; farklı temaslar, yanıtlar, beklemeler ve olası sapmalarla birbirlerinden ayrışarak yolculuğun izlerini taşıyor.

    Kutular, bumeranglar, mektuplar, lojistik belgeler, videolar ve sanatçının süreç içinde tuttuğu günlükten oluşan mekâna özgü bu yerleştirme; sanatçının kontrolünde başlayan eylemin zamanla beklemeye, belirsizliğe ve başkalarının müdahalelerine açılmasını görünür kılıyor.

    Künye:
    1. Ergin Soyal, İkinci El Bir Bumerang Fırlatıldıktan Sonra Eski Sahibine mi Geri Döner?, MDF, huş kontrplak, PVC üzerine baskı, çelik taşıyıcı konstrüksiyon, çelik halat, fotoğraf, video ve katılımcı müdahaleleri, değişken ölçüler, 2026, FIRIN, SAHA Sürdürülebilirlik Fonu katkısıyla gerçekleştirilmiştir
    2. Ergin Soyal, In Transit, video, 6’05’’, 2026, FIRIN, Ergin Soyal, In Place, video, 4’40’’, 2026, FIRIN
    3. Ergin Soyal, İkinci El Bir Bumerang Fırlatıldıktan Sonra Eski Sahibine mi Geri Döner? (detay), 2026, FIRIN
    4. Ergin Soyal, Günlük, A4 kâğıt üzerine dijital baskı, 24 sayfa, metal askı aparatları, değişken ölçüler, 2026, FIRIN

    0
    0
    208
  • 25-09-2026

    Andri Snær Magnason’un yazdığı, Áslaug Jónsdóttir’in resimlediği insanın bencil doğası, “olmak - sahip olmak” ikilemi ve gezegenimizin kırılgan dengesi üzerine düşündüren romanı Mavi Gezegenin Öyküsü, Cenk Pamay’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.

    İzlanda Edebiyat Ödülü’ne layık görülen, 34 dile çevrilen ve dünyanın farklı yerlerinde tiyatroya uyarlanan Mavi Gezegenin Öyküsü, çocukların doğayla kurduğu dolaysız ilişkiyi yetişkin dünyasının “daha fazla” arzusuyla karşı karşıya getirirken mutluluk, adalet ve sahip olmak üzerine yalın ama giderek rahatsız edici hâle gelen sorular soruyor. Magnason bütün bunları ağır bir ders anlatısına dönüştürmeden; uçan çocuklar, elektrik süpürgesiyle toplanan kelebek tozları, gökyüzüne çivilenen bir güneş ve karanlık mizahla örülü sınırsız bir hayal gücüyle anlatıyor.

    ​Uzayın derinliklerinde mavi bir gezegen. Yetişkin yok. Kural yok. Sadece gönüllerince yaşayan çocuklar. Brimir ile Hulda için hayat özgür, vahşi ve sürprizlerle doludur. İstedikleri zaman oyun oynar, istedikleri zaman yıkanır, istedikleri zaman uyurlar. Bir gün, gizemli ve tuhaf bir adam gökyüzünden düşer ve her şey değişmeye başlar. Neşeli Bay Günaydın çocuklara kelebek kanatlarındaki tozları kullanarak uçmayı, sonsuz eğlenceyi, sonsuz güneşi vaat eder. Ancak tüm bunların elbette bir bedeli vardır; ağırlığını ufak ufak gezegenin tümüne hissettirecek korkunç bir bedel...

    0
    0
    383
  • 24-09-2026

    Ercan Akın ve Ayşegül Veryeri’nin yakın dönem çalışmalarını İbrahim Cansızoğlu küratörlüğünde bir araya getiren “Wab-sabi” başlıklı sergi 14 Kasım’a kadar Bozlu Art’ta sanatseverle buluşuyor.

    Çiçek tasarım stüdyosu ZOI iş birliğiyle düzenlenen sergide, Tokyo’da çalışan Ercan Akın’ın ahşap, kâğıt ve fotoğraf gibi farklı malzemelerle resimsellik ve paradoksları araştırdığı eserleri izleyiciye sunuluyor. Akın’ın çalışmalarına, Ayşegül Veryeri’nin Uzak Doğu’da edindiği seramik tekniklerini farklı çamur, pişirim ve astar uygulamalarıyla harmanladığı çanakları eşlik ediyor. Sergiye özel bir düzenleme hazırlayan ZOI ise "wabi-sabi" felsefesini temel alarak taşlar üzerinde yükselen kurumuş dallarla canlı çiçekleri buluşturuyor.

    “Kökeni Zen felsefesi ve Taoizm’e dayanan wabi-sabi hem estetik hem de manevi anlamlar içeren bir kavram olarak sanattan zanaate, tasarımdan yaşam tarzına kadar geniş bir yelpazede yorumlanır. Etkileri ortaya çıktığı Japonya’nın sınırlarını aşarak farklı coğrafyalara da taşınan wabi-sabi kavramını özetlemek, başka kültürlerdeki tam karşılığını bulmak veya farklı dillere çevirmek oldukça güç hatta neredeyse imkansızdır. Farklı medyumlarda çalışmalarını sürdüren iki sanatçının ve bir çiçek tasarım stüdyosunun üretimlerini bir araya getiren sergi, bu kavram etrafında örüldü ve serginin başlığında Japonca ifade değiştirilmeden, çevrilmeden bırakıldı.

    ​
    Wabi-sabi kavramı, geçiciliği, fani oluşu, eksiklik ve kusurları oldukları hâliyle kabul edebilmeyi, sadeliği, alçakgönüllülüğü ve sıradan şeylerdeki güzelliği görebilme yetisini içerir. Ömrün bir sonu olduğu gerçeğini zarif bir melankoliyle kucaklamak, şimdiki zamana dingin bir takdirle yaklaşmak wabi-sabi kavramını estetiğin alanından spiritüel boyuta taşır. ‘Wabi-sabi’ sergisi bir yaşam biçimine işaret eden tüm bu tavırları ve var oluş hallerini rüzgârda savrulan ağaç dallarında, gökyüzünde sürüklenen bulutlarda, dalgaların köpüklerinde, pişmiş toprağın dokusunda ve kurumaya yüz tutmuş çiçeklerde arar.”

    0
    0
    337
  • 24-09-2026

    Fotoğraf sanatçısı Atilla Alp Bölükbaşı’nın uzun yıllara yayılan gözlem, renk ve ışık yolculuğuna odaklanan “YANSI – Soyut Yansımalar / Abstract Reflections” başlıklı sergisi İstanbul ve Ankara Rahmi M. Koç Müzeleri’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    Fotoğraf sanatçısı, araştırmacı yazar ve belgesel yapımcısı Atilla Alp Bölükbaşı’nın 40 edisyon fotoğraf eserinden oluşan “YANSI – Soyut Yansımalar” sergisi, 30 Eylül’e kadar İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nde, 6-18 Ekim tarihleri arasında ise Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde sanatseverlerle izleyici karşısına çıkıyor. Suyun yüzeyinde ansızın oluşan ve bir daha aynı biçimde tekrarlanmayacak görüntülerden doğan “YANSI”, fotoğrafın gerçekliği ile soyut resmin özgürlüğü arasında kendine özgü bir görsel anlatı dili kuruyor. Sergi, suyun, ışığın, rengin, rüzgârın ve zamanın birlikte oluşturduğu geçici görünümleri fotoğraf aracılığıyla görünür ve kalıcı hâle getiriyor.

    Atilla Alp Bölükbaşı, eserlerinde görünen gerçekliği doğrudan kaydetmek yerine onun su üzerindeki dönüşümüne odaklanıyor. Doğanın kendi hareketiyle ortaya çıkan renkler, formlar ve ritimler, sanatçının kadrajında gerçeklikten bütünüyle kopmadan soyut bir görsel dile dönüşüyor.

    YANSI serisindeki görüntüler, çoğu zaman gözün fark edemeyeceği kadar kısa süren anları fotoğraf aracılığıyla görünür kılıyor. Eserler, izleyicide ilk bakışta soyut bir resimle karşı karşıya olduğu duygusunu uyandırırken fotografik kökenleriyle farklı bir algı katmanı oluşturuyor. Her çalışma, bir yandan doğada yaşanmış gerçek bir ana tanıklık ederken diğer yandan izleyicinin kişisel çağrışımlarına açılan bağımsız bir görsel dünyaya dönüşüyor.

    ​Yaklaşık yarım asırdır fotoğrafla kentlerin, insanların, denizin ve doğanın belleğini kaydeden Atilla Alp Bölükbaşı, YANSI serisinde kamerasını görünen dünyanın ardındaki görünmeyen dile çeviriyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca su üzerindeki görüntülere bakmaya değil; ışığın bıraktığı izleri, zamanın görünmeyen hafızasını ve gerçekliğin dönüşebilir doğasını yeniden düşünmeye davet ediyor.

    0
    0
    391
  • 24-09-2026

    Chieri Uegaki’nin müziğin gücünü ve bir çocukla dedesinin hiç kopmayacak özel bağını anlattığı hikâyesi Hana Haşimoto, Altıncı Keman, Qin Leng’in resimleri, Dila Altındiş Balcı’nın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.

    Hana Haşimoto, Altıncı Keman, insanın kendini gönlünce ifade etmesinin değerini anlatıyor okuruna.

    ​Hana, okulun yetenek gösterisinde keman çalmaya karar verdi. Bunu duyan ağabeyleri ona güldü. Çünkü Hana keman çalmaya daha yeni başlamıştı. Fakat Hana, moralini bozanlara aldırış etmedi. Çalıştı, çalıştı… Küçük kız, usta bir kemancı olan dedesiyle Japonya’da geçirdiği günleri hep kalbinde taşıdı. Derken, gösteri günü geldi çattı… Peki her şey Hana’nın umduğu gibi gidecek mi?

    0
    0
    520
  • 23-09-2026

    İstanbul Modern Sinema, yeni sezonunu 24 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında çağdaş Güneydoğu Asya sinemasına odaklanan “Muson Hayalleri” adlı özel seçkiyle açıyor.

    İstanbul Modern Sinema, Filipinler İstanbul Başkonsolosluğu, Tayland Ankara Büyükelçiliği, Malezya İstanbul Başkonsolosluğu desteğiyle, uluslararası festivallerde giderek daha fazla görünürlük kazanan çağdaş Güneydoğu Asya sinemasına odaklanıyor. Filipinler, Malezya, Tayland ve Kamboçya’dan 2020’lerin öne çıkan 11 filmini bir araya getiren “Muson Hayalleri”, bölgenin toplumsal dönüşümlerini, siyasal gerilimlerini, gündelik yaşamını ve değişen kimliklerini özgün sinema dilleriyle ele alıyor.

    Programda, Kayıp Resim ile Oscar’a aday gösterilen Kamboçyalı usta yönetmen Rithy Panh’ın Ormanın Meyveleriyiz (2025) filmi ile Cannes’ın “Yönetmenlerin On Beş Günü” bölümünde dünya prömiyerini yapan ve Tayland’ın bu yılki Oscar adayı olarak gösterdiği Cennete 9 Tapınak gibi yakın dönemin öne çıkan yapımları yer alıyor. Usta isimlerle yeni kuşak sinemacıları yan yana getiren seçkide, Panh ve Pen-ek Ratanaruang gibi bölge sinemasının önemli yönetmenlerinin yeni filmleri, ilk uzun metrajlarıyla dikkat çeken genç yönetmenlerin çalışmalarıyla buluşuyor.

    İstanbul Modern’in film küratörü Müge Turan seçki hakkında şunları söyledi: “İlk kez Güneydoğu Asya sinemasına odaklanan bir program hazırlıyoruz. Usta yönetmenlerden ilk filmlerini çeken genç sinemacılara uzanan seçki, hızla dönüşen şehirlerden doğayla kurulan ilişkilere, toplumsal ve siyasal değişimlerden kişisel hafızalara kadar çok farklı dünyaları yan yana getiriyor. Bizim için bu program, aynı zamanda bu coğrafyadan yeni hikâyeler, yeni sesler ve farklı sinema dilleriyle karşılaşmanın bir yolu.”

    ​“Muson Hayalleri” seçkisi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    364
  • 23-09-2026

    Kaş Çevre ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen Kaş Tiyatro Günleri, 15-18 Ekim tarihleri arasında “Likya Kültürel Mirası” temasıyla beşinci kez tiyatroseverlerle buluşacak.

    Bu yıl Kaş merkez dışında Myra ve Patara’ya da yayılacak Kaş Tiyatro Günleri; arkeoloji, mitoloji ve tiyatroyu bir araya getirip, yerel ve ulusal sanatçılar eşliğinde izleyicilerle bir araya gelecek. Kaş Çevre ve Kültür Derneği organizasyonu, yerel esnaf ve gönüllülerin desteğiyle hayata geçirilen festival, 12 oyunun yanı sıra atölyeler ve uzmanlar eşliğinde düzenlenecek antik kent turlarına ev sahipliği yapacak. Kaş Tiyatro Günleri kapsamındaki tüm oyunlar seyirciyle ücretsiz olarak buluşacak.

    Ana sahnesi Kaş Antiphellos Antik Tiyatrosu olan etkinlik, bu yıl Myra ve Patara’daki tarihi ve kamusal alanlara da taşınacak. Program kapsamında Myra Antik Kenti ve Likya Uygarlıkları Müzesi gezisi Prof. Dr. Nevzat Çevik, Patara Antik Kenti gezisi ise kazı başkanı Dr. Şevket Aktaş rehberliğinde gerçekleştirilecek.

    Festival seçkisinde bağımsız tiyatronun ilgi gören yapımlarından Sevgili Arsız Ölüm/Dirmit, Monologlar Müzesi Pavyon, Yıldız, Apsolit ve Gong yer alıyor. Programda ayrıca Yeşilköy Halk Tiyatrosu’nun Bizim Köyün Sosyetesi ve Mono Creative’in Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke oyunları sahnelenecek. Çocuk ve genç izleyiciler için ise Of Ah Oh, Kum Feneri, Dünyadaki En Güzel Şey, Karınca Kararınca ile Martıya Uçmayı Öğreten Kedi adlı yapımlar izleyiciyle buluşacak.

    ​Etkinlik mekânları ve saatlerini içeren ayrıntılı festival programı önümüzdeki günlerde açıklanacak. Kaş Tiyatro Günleri hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    583
  • 23-09-2026

    Akbank Sanat, Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunda Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde hazırlanan “Garip Şeyler Oluyor” başlıklı özel bir seçkiyi sanatseverlerle buluşturacak.

    Akbank Sanat, Akbank ana partnerliğinde 23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenen Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunda, “Garip Şeyler Oluyor” başlıklı özel bir seçkiyle yer alıyor. Esra Özdoğan, Gülin Hayat Topdemir ve Nazif Topçuoğlu’nun eserlerini bir araya getiren sergi; küresel dönüşümün, hızla gelişen teknolojilerin ve değişen gündelik ritimlerin bilincimizde yarattığı sarsıntıları merkezine alıyor. “Garip Şeyler Oluyor”, sanatseverleri tekinsizlik ve haz arasındaki o ince çizgiyi keşfetmeye çağırıyor.

    Dünyada ve hayatın her alanında alışık olduğumuz, bildiğimiz ve tanıdık bulduğumuz ne varsa, çağın getirdiği radikal dönüşümlerle yerinden ediliyor. “Garip Şeyler Oluyor” sergisi, tam da bu “deplasman” (yerinden edilme) hissinin normatif belleğimizi ve bilinç yapılarımızı nasıl altüst ettiğine odaklanıyor. Esra Özdoğan, Gülin Hayat Topdemir ve Nazif Topçuoğlu, kendilerine has görsel dilleriyle bu yerinden edilme ve yabancılaşma hikâyelerini görünür kılıyor. Tüm nesnelerin çok tanıdık geldiği ancak bir bütün olarak tamamen yabancılaştığımız varoluşsal bir kriz, sergideki yapıtların çıkış noktasını oluşturuyor.

    “Garip Şeyler Oluyor”, izleyiciyi sadece pasif bir gözlemci olmaya değil, çağımızın tekinsizliğine ve yaşanan garip olaylara doğrudan bakmaya davet ediyor. Sergi, kavramsal bütünlüğüyle izleyicide derin düşünsel dalgalanmalar yaratmayı hedeflerken, çağdaş sanatın provokatif ve iyileştirici gücünü bir kez daha Tersane İstanbul çatısı altında bir araya getiriyor.

    Künye:
    1. Nazif Topçuoğlu
    2. Esra Özdoğan
    ​3. Gülin Hayat Topdemir

    0
    0
    442
  • 23-09-2026

    Hélène Cixous’nun iktidarın ve dilin yapısını kökten sorgulayan, Feminist kuramın temel başvuru kaynaklarından biri kabul edilen Medusa'nın Kahkahası: 1975 Manifestosu, Nazlı Ökten’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Medusa’nın Kahkahası, Cixous’nun kadınları kendi bedenleri ve arzularıyla yazmaya çağıran, kadının susturulmuş tarihine karşı yeni bir dil ve yazı icat etmeyi savunan sarsıcı bir deneme. Bu deneme, psikanalizden yapısöküme, edebiyattan toplumsal cinsiyet çalışmalarına uzanan geniş etkisiyle, cinsiyet, kimlik, dil ve özgürlük üzerine yürütülen tartışmaların en canlı metinlerinden biri.

    1975’te yayımlandığında, 20. yüzyılın ikinci yarısında dil, özne, beden ve yazı etrafında şekillenen kuramsal tartışmaların da kurucu metinlerinden biri oldu Medusa’nın Kahkahası. Hélène Cixous bu sarsıcı denemesinde kadınları yazmaya, kendi bedenlerinden, arzularından ve deneyimlerinden yola çıkarak konuşmaya çağırır. Ona göre kadınların tarihi, susturulmanın, dışlanmanın ve temsil edilmenin tarihidir; bu nedenle eser kadınların yazıdaki yerini tartışan bir manifesto olmanın yanı sıra iktidarın ve öznenin kuruluşuna ilişkin radikal bir sorgulama da sunar. Özgürleşmenin yolu, yeni bir dil ve yeni bir yazı icat etmekten geçer. 

    ​“Yaz. Kendini yaz. Dünyayı yeniden yaz."

    0
    0
    516
DAHA FAZLA
Geldanlage