
Kaş Çevre ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen Kaş Tiyatro Günleri, 15-18 Ekim tarihleri arasında “Likya Kültürel Mirası” temasıyla beşinci kez tiyatroseverlerle buluşacak.
Bu yıl Kaş merkez dışında Myra ve Patara’ya da yayılacak Kaş Tiyatro Günleri; arkeoloji, mitoloji ve tiyatroyu bir araya getirip, yerel ve ulusal sanatçılar eşliğinde izleyicilerle bir araya gelecek. Kaş Çevre ve Kültür Derneği organizasyonu, yerel esnaf ve gönüllülerin desteğiyle hayata geçirilen festival, 12 oyunun yanı sıra atölyeler ve uzmanlar eşliğinde düzenlenecek antik kent turlarına ev sahipliği yapacak. Kaş Tiyatro Günleri kapsamındaki tüm oyunlar seyirciyle ücretsiz olarak buluşacak.
Ana sahnesi Kaş Antiphellos Antik Tiyatrosu olan etkinlik, bu yıl Myra ve Patara’daki tarihi ve kamusal alanlara da taşınacak. Program kapsamında Myra Antik Kenti ve Likya Uygarlıkları Müzesi gezisi Prof. Dr. Nevzat Çevik, Patara Antik Kenti gezisi ise kazı başkanı Dr. Şevket Aktaş rehberliğinde gerçekleştirilecek.
Festival seçkisinde bağımsız tiyatronun ilgi gören yapımlarından Sevgili Arsız Ölüm/Dirmit, Monologlar Müzesi Pavyon, Yıldız, Apsolit ve Gong yer alıyor. Programda ayrıca Yeşilköy Halk Tiyatrosu’nun Bizim Köyün Sosyetesi ve Mono Creative’in Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke oyunları sahnelenecek. Çocuk ve genç izleyiciler için ise Of Ah Oh, Kum Feneri, Dünyadaki En Güzel Şey, Karınca Kararınca ile Martıya Uçmayı Öğreten Kedi adlı yapımlar izleyiciyle buluşacak.
Etkinlik mekânları ve saatlerini içeren ayrıntılı festival programı önümüzdeki günlerde açıklanacak. Kaş Tiyatro Günleri hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Akbank Sanat, Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunda Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde hazırlanan “Garip Şeyler Oluyor” başlıklı özel bir seçkiyi sanatseverlerle buluşturacak.
Akbank Sanat, Akbank ana partnerliğinde 23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenen Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunda, “Garip Şeyler Oluyor” başlıklı özel bir seçkiyle yer alıyor. Esra Özdoğan, Gülin Hayat Topdemir ve Nazif Topçuoğlu’nun eserlerini bir araya getiren sergi; küresel dönüşümün, hızla gelişen teknolojilerin ve değişen gündelik ritimlerin bilincimizde yarattığı sarsıntıları merkezine alıyor. “Garip Şeyler Oluyor”, sanatseverleri tekinsizlik ve haz arasındaki o ince çizgiyi keşfetmeye çağırıyor.
Dünyada ve hayatın her alanında alışık olduğumuz, bildiğimiz ve tanıdık bulduğumuz ne varsa, çağın getirdiği radikal dönüşümlerle yerinden ediliyor. “Garip Şeyler Oluyor” sergisi, tam da bu “deplasman” (yerinden edilme) hissinin normatif belleğimizi ve bilinç yapılarımızı nasıl altüst ettiğine odaklanıyor. Esra Özdoğan, Gülin Hayat Topdemir ve Nazif Topçuoğlu, kendilerine has görsel dilleriyle bu yerinden edilme ve yabancılaşma hikâyelerini görünür kılıyor. Tüm nesnelerin çok tanıdık geldiği ancak bir bütün olarak tamamen yabancılaştığımız varoluşsal bir kriz, sergideki yapıtların çıkış noktasını oluşturuyor.
“Garip Şeyler Oluyor”, izleyiciyi sadece pasif bir gözlemci olmaya değil, çağımızın tekinsizliğine ve yaşanan garip olaylara doğrudan bakmaya davet ediyor. Sergi, kavramsal bütünlüğüyle izleyicide derin düşünsel dalgalanmalar yaratmayı hedeflerken, çağdaş sanatın provokatif ve iyileştirici gücünü bir kez daha Tersane İstanbul çatısı altında bir araya getiriyor.
Künye:
1. Nazif Topçuoğlu
2. Esra Özdoğan
3. Gülin Hayat Topdemir
Hélène Cixous’nun iktidarın ve dilin yapısını kökten sorgulayan, Feminist kuramın temel başvuru kaynaklarından biri kabul edilen Medusa'nın Kahkahası: 1975 Manifestosu, Nazlı Ökten’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Medusa’nın Kahkahası, Cixous’nun kadınları kendi bedenleri ve arzularıyla yazmaya çağıran, kadının susturulmuş tarihine karşı yeni bir dil ve yazı icat etmeyi savunan sarsıcı bir deneme. Bu deneme, psikanalizden yapısöküme, edebiyattan toplumsal cinsiyet çalışmalarına uzanan geniş etkisiyle, cinsiyet, kimlik, dil ve özgürlük üzerine yürütülen tartışmaların en canlı metinlerinden biri.
1975’te yayımlandığında, 20. yüzyılın ikinci yarısında dil, özne, beden ve yazı etrafında şekillenen kuramsal tartışmaların da kurucu metinlerinden biri oldu Medusa’nın Kahkahası. Hélène Cixous bu sarsıcı denemesinde kadınları yazmaya, kendi bedenlerinden, arzularından ve deneyimlerinden yola çıkarak konuşmaya çağırır. Ona göre kadınların tarihi, susturulmanın, dışlanmanın ve temsil edilmenin tarihidir; bu nedenle eser kadınların yazıdaki yerini tartışan bir manifesto olmanın yanı sıra iktidarın ve öznenin kuruluşuna ilişkin radikal bir sorgulama da sunar. Özgürleşmenin yolu, yeni bir dil ve yeni bir yazı icat etmekten geçer.
“Yaz. Kendini yaz. Dünyayı yeniden yaz."
İğneada: Caz Maz festivalinin bu yılki edisyonu, 16-18 Ekim tarihleri arasında Longosphere ev sahipliğinde müzikseverlerle buluşacak.
Üç güne yayılacak festival, farklı türlerden müzisyenleri, yoga ve pilates seanslarını, atölyeleri ve doğa dolu bir programı katılımcılarıyla bir araya getirecek. Festival kadrosunda Dilhan Şeşen, plak setleriyle Doğa Bekiroğlu ve Eren Erkman, funk, soul ve R&B repertuvarıyla Funk House Band, caz piyanisti Hakan Başar, folk ve cazı harmanlayan İdil Meşe ile Maymun Collective yer alıyor.
Etkinlik kapsamında konserlerin yanı sıra sabah yoga ve pilates seansları, atölyeler ve doğa aktiviteleri de gerçekleştirilecek. Festivalin yan etkinlikleri ve detaylı program akışı etkinlik tarihine doğru duyurulacak.
OMM-Odunpazarı Modern Müze, ETİ’nin ana destekçisi olduğu “Yeryüzü Yankıları” başlıklı yeni sergisini 26 Eylül’den itibaren sanatseverlerle buluşturacak.
Defne Casaretto’nun küratörlüğünü üstlendiği sergide, farklı kuşaklardan sanatçıların resim, fotoğraf, heykel, seramik, tekstil, video yerleştirme gibi farklı tekniklerle hayata geçirdiği 70'i aşkın eser yer alıyor. “Yeryüzü Yankıları”, anlatıların kültürler ve coğrafyalar arasında aktarılırken geçirdiği dönüşümler, farklı bağlamlarda kazandıkları anlamlar ve yeniden yorumlanma biçimlerini ele alıyor.
“Yeryüzü Yankıları” anlatıların nasıl dönüşüp değiştiğini, hangi imgelerin ve hikâyelerin taşındığını, hangilerinin geride kaldığını ve her karşılaşmada hangilerinin yeniden kurulduğunu görünür kılıyor. Sergi, yeryüzünün yalnızca gözlemlediğimiz bir dünya olarak değil, anlamların ve hikâyelerin üretildiği alan olarak altını çiziyor. 3 kata yayılan sergi; doğa, tarih, sanat ve mitoloji ekseninde farklı zaman ve coğrafyalardan gelen figürleri, imgeleri, sembolleri ve anlatıları doğrusal olmayan bir yerleşimle bir araya getirirken, anlatıyı durağan bir miras olmaktan çıkarıp, onu mekânda sürekli yeniden şekillenen canlı bir yapıya dönüştürüyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar arasında; Alev Ebüzziya Siesbye, Alican Leblebici, Belkıs Balpınar, Berkay Buğdan, Burcu Yağcıoğlu, Burçak Bingöl, Burçin Başar, CANAN, Canan Tolon, Cansu Çakar, Casper Faassen, Dilşad Ergün, Ecem Dilan Köse, Elmas Deniz, Elvan Alpay, Emir Erkaya, Emre Hüner, Erol Akyavaş, Erol Eskici, Esra Karaduman, Gizem Akkoyunoğlu, Gözde Mimiko Türkkan, Guido Casaretto, Hüsamettin Koçan, Hüseyin Aksoy, Imran Qureshi, İrem Tok, Jean-François Rauzier, Lal Batman, Lara Ögel, Mamali Shafahi, Massimo Giannoni, Massimo Listri, Maude Maris, Merve İşeri, Murat Akagündüz, Murat Morova, Mustafa Hulusi, Ozan Dursun, Özge Topçu, Selma Gürbüz, Serkan Özkaya, Tavares Strachan, Tayfun Erdoğmuş, Tayfun Gülnar, Uğur Cinel, Zoë Paul bulunuyor.
“Yeryüzü Yankıları” sergisi, 26 Eylül 2026-12 Eylül 2027 tarihleri arasında görülebilecek.
“Bir hikâye bize ulaştığında, hâlâ aynı hikâye midir?
İnsan önce merak eder, sonra gördüklerini duyduklarını anlatmak ister.
Tarih boyunca merak ettiğimiz her şey yeni karşılaşmaları, her karşılaşma yeni anlatıları, her anlatı ise yeni aktarım biçimlerini doğurdu. Mağara duvarlarına bıraktığımız izlerden sözlü anlatılara, mitlerden yazılı metinlere kadar çağlar boyunca deneyimlerimizi aktarmanın pek çok yolunu geliştirdik. Her kuşakta yeniden yorumlanan, eksilen, çoğalan ve farklı anlamlar kazanan bu anlatılar yalnızca bilgiyi taşımakla kalmadı; dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerimizi de görünür kıldı."
Künye:
1. Massimo Listri Villa Astor, Sorrento – Pane Bahçesi, 2011 Alüminyum dibond üzerine fotoğraf baskı 150 x 201 cm Sanatçı izniyle
2. Hüseyin Aksoy Bir Uygarlık İnşası Üzerine V, 2024 Tuval üzerine ceviz boyası ve toprak pigmenti 130 x 160 cm Sanatçı ve Ferda Art Platform izniyle
3. Lal Batman Uzak Bakışların Fısıltısı, 2024 Gravür dokulu kâğıt üzerine mürekkep, akrilik, yapay değerli taş ve inci 218 x 159 cm (Her biri) Emir Ali - Beste - Biricik Kapukaya Koleksiyonu
4. Emir Erkaya “Bahçeler” Serisi – Dionysos'un Bahçesi, 2025 Tuval üzerine yağlıboya 108 x 110 cm
5. Maude Maris Kahramanlık, 2015 Tuval üzerine yağlıboya 46 x 33 cm Melek Gençer Vardar Koleksiyonu
6. Zoë Paul Üzgün Olduğunda, Yalnız Olduğunda, Kimse Gelmediğinde Sana Eşlik Etmeleri İçin Ruhları Çağırabilirsin – Deukalion / Pyrrha, 2025 Kâğıt üzerine yağlı pastel 342 x 110 cm, her biri Sanatçı ve Galerist izniyle
Erman Ertuğrul’un arkeoloji meraklısı çocuk okurları tarihin derinliklerine gizlenmiş efsanelerle dolu bir serüvene davet ettiği kitabı Geçmişin Peşinde: Altının Laneti, Mundi Çocuk’tan çıktı.
Popüler bilim platformu Arkeofili’nin kurucusu Ertuğrul, iki yetişkin kitabının ardından ilk çocuk kitabıyla genç okurlarla buluşuyor.
Arkeolog amcalarının ipuçları, komşuları Nil’in eski kitapları ve her köşede beliren o parlak böcekle birlikte üç çocuk, binlerce yıllık bir sırrın peşine düşer. Ama bazı sırları çözmek, üstlerindeki toprağı temizlemekten çok daha zor olabilir. Sıradan bir yaz tatilinde bahçede keşfedilen gizemli bir taş, Eren ve Leyla’yı beklenmedik bir maceranın içine çeker. Üzerindeki eski yazı, lanetli bir nehirden ve altın kumlardan bahseder. Peki bu taş bahçeye nasıl geldi? Yazıdaki sır neyi saklıyor?
Pera Müzesi ve Liszt Enstitüsü – Macar Kültür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen Macaristan ve Türkiye’den üç viyolonsel sanatçısını buluşturan özel konser 24 Eylül Perşembe akşamı müzikseverlerle buluşacak.
“Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisinin salonunda gerçekleşecek “Barrière’den Kodály’a: Üç Viyolonsel” başlıklı konserde Ditta Rohmann, Richárd Rózsa ve Ozan Evrim Tunca; Barrière, Haydn, Kodály, Glière ve Ligeti’nin eserlerinden oluşan, Barok dönemden 20. yüzyıla uzanan bir repertuvarı üç viyolonselin ortak sesinde bir araya gelecek.
Jean-Baptiste Barrière, Joseph Haydn, Zoltán Kodály, Reinhold Glière ve György Ligeti’nin eserlerinden oluşan program, Barok dönemden 20. yüzyıla uzanacak. Solo, düet ve üçlü yapıtlara yer veren konser, viyolonselin farklı dönemlerde kazandığı ifade biçimlerini ve değişen ses renklerini bir arada sunacak. Kodály ve Ligeti’nin solo eserlerinin yanı sıra Glière, Barrière ve Haydn’ın yapıtlarını da içeren repertuvar, sanatçıların bireysel yorumlarından üç viyolonselin birlikte kurduğu müzikal diyaloğa uzanacak. Konser, Kodály’ın Háry János eserinden Intermezzo ile sona erecek.
Müze ziyaretçilerinin gezdiği sergi salonu, akşam saatlerinde sanat eserleriyle çevrili özel bir dinleme alanına dönüşecek. “Kesişen Dünyalar”ın farklı coğrafyalar arasında kurulan siyasi, sanatsal ve kültürel ilişkileri odağına alan anlatısı, üç müzisyenin birlikteliğiyle bugüne taşınacak.
“Barrière’den Kodály’a: Üç Viyolonsel” konseri hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Esat Tekand’ın “Pipetli Adam” başlıklı kişisel sergisi 3 Ekim’e kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“Pipetli Adam”, Esat Tekand’ın 2011’den bu yana çeşitli dönemlerine ait yapıtlarını bir arada izleyicinin beğenisine sunuyor. Sanatçının 30 yılı aşkındır beraber çalıştığı Siyah Beyaz Galeri ile ortaklaşa gerçekleştirilen sergi, Tekand’ın soyut resim dilinin farklı veçhelerini bir araya getiriyor.
Resim yapma ve soyutlamaya dair arayışlarını aralıksız sürdüren Tekand’ın eserleri İstanbul’da uzun zaman sonra ilk kez bu denli kapsayıcı bir sunumda beraber yer alıyor. Sanatçının büyük ebatlı 11 tuval eseri ile kâğıt üzerine 7 “karalama”sını içeren sergi, Tekand’ın eserlerindeki ritmi, müziği ve resmetme sevdasını görünür kılmayı amaçlıyor.
Künye:
1. Esat Tekand, Untitled / İsimsiz, 2024 Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya, 140 x 120 cm
2. Esat Tekand, The Swamp / Bataklık, 2017 Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya, 150 x 130 cm
Ursula K. Le Guin’in kedilere, hayata ve insan dışı dünyanın gizemine dair oyunbaz kitabı Kedi Kitabı, Özde Duygu Gürkan’ın çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
İflah olmaz bir kedi sever olan Ursula K. Le Guin, çok küçük yaşlardan itibaren hayatını kedilerle paylaşmış, onları hep büyüleyici bulmuştu. Bu kitap onun yıllar içinde kedilere dair kaleme aldığı yaratıcı ve oyunbaz eserlerden oluşuyor: Şiirler, Süperfare ile Muhteşem Pisi’nin maceralarını anlatan bir çizgi roman, kedi psikolojisinin ve felsefesinin akıl sır ermez muammalarına ışık tutarak biz naçiz insanları aydınlatan kedi mektupları ve birbirinden sevimli çizimler…
“Kediler nerede başlayıp bittiklerini gayet iyi bilir. Geçsinler diye tuttuğunuz kapıdan ağır ağır dışarı çıkarken kuyruklarını üç beş santim içerde bırakacak şekilde duraksadıklarında, ne yaptıklarının gayet farkındadırlar. Kapıyı açık tutmaya devam etmek zorunda olduğunuzu bilirler. Kuyrukları bunun için oradadır. Kedinin ilişki sürdürme tarzıdır bu.”
Sabancı Üniversitesi KASA Galeri, Art Voyage Biennial CIC iş birliğiyle, Tima Jam küratörlüğündeki “Symbolic Vault: Entanglements of Human, Nature, Machine” sergisini 24 Ekim’e kadar sanatseverle buluşturuyor.
Ecem Dilan Köse, Rebecca Najdowski ve Paulo Arraiano’nun yeni üretilen ve mekâna özgü çalışmalarını bir araya getiren sergi, hareketli görüntü, ses, heykel ve yerleştirme aracılığıyla insan, doğa ve teknoloji arasındaki değişen ilişkileri araştırıyor. İnsan ve insan-olmayan zekâ biçimleri arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiği günümüzde “Symbolic Vault”, dijital teknolojilerin ve ekolojik sistemlerin algı, hafıza ve bilgi üretme biçimlerimizi nasıl dönüştürdüğü sorusundan hareket ediyor.
KASA Galeri’nin tarihi yeraltı kasalarını serginin kavramsal ve mekânsal çıkış noktalarından biri olarak ele alan proje, “kasa” fikrini yalnızca değerli olanı koruyan kapalı bir yapı olarak değil hafıza, ritüel, mitoloji ve iktidar ilişkilerinin karşılaştığı tartışmalı bir alan olarak yeniden düşünüyor. Tarih boyunca kasalar; altını, belgeleri, kutsal metinleri, haritaları ve iktidarın vazgeçilmez gördüğü nesneleri korurken, sergi bu koruma sistemlerinin dışında bırakılan bilgi biçimlerine, kozmolojilere ve görünmez varlıklara da yöneliyor.
İstanbul’un farklı uygarlıklar, inanç sistemleri, imparatorluklar ve siyasal dönüşümler tarafından sürekli yeniden yazılan katmanlı tarihinden hareket eden “Symbolic Vault”, kenti bir tür palimpsest olarak ele alıyor. Birbirinin üzerine yerleşen bu katmanlar içinde geçmiş bütünüyle ortadan kalkmıyor, anıtların, mimarinin ve resmi anlatıların ötesinde atmosfer, jeolojik hafıza, göç, sözlü aktarım ve insan-ötesi aktörler aracılığıyla varlığını sürdürüyor.
Bu çerçevede “kasa”, giderek başka bir figüre, bir sunak fikrine dönüşüyor. Kasa sahiplik yoluyla muhafaza ederken sunak ilişki kurarak, harekete geçirerek ve davet ederek işler. Sergi de arşiv ile ritüel, koruma ile paylaşım, sahiplik ile karşılaşma arasındaki bu gerilimde konumlanıyor.
Ecem Dilan Köse, Rebecca Najdowski ve Paulo Arraiano’nun farklı coğrafyalardan ve sanatsal pratiklerden gelen üretimleri, teknoloji ve ekolojiyle kurduğumuz ilişkinin yanı sıra beden, hafıza, aidiyet, ritüel ve algı meselelerini de serginin merkezine taşıyor. Böylece KASA’nın fiziksel ve tarihsel karakteri, işlerin yalnızca sergilendiği bir mekân olmaktan çıkarak serginin düşünsel yapısının aktif bir bileşenine dönüşüyor.