
Ozan Ömer Akgül’ün hatırlamanın ve anlatmanın sınırlarında dolaşan öykülerinden oluşan kitabı Beni Öldüren Hikâyeler, Ayrıkotu Yayınevi’nden çıktı.
Akgül, bu öykülerde belleğin puslu kıyılarında dolaşırken okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Bir hikâye gerçekten anlatıldığında mı biter, yoksa tam o anda mı başlar? Babaların ve oğulların gölgesinde büyüyen suçlar, yarım kalmış hayatlar ve yeniden kurulmak istenen geçmişler bu metinlerde birbirine karışıyor. Anlatı burada yalnızca bir tanıklık değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Bir klinik odasında gece yarısı tutulan dağınık notlar, bir cinayetin ardından başka bir isimle başlayan kırılgan bir hayat, savaşın içinden çıkıp karanlık bir denizde başka bir kıyıya ulaşmaya çalışan bir genç ve çocukluk evlerinin duvarlarından yıllar sonra bile susmayan fısıltılar...
“Yazınca gerçeklik değişti. İşte o gün anladım: yazdığın her şey birini öldürüyor. Ya seni ya başkasını.”