10 ARALIK, PAZARTESİ, 2018

Yaklaşan Karın Habercisi Öyküler

Kışın hâkim olduğu bir atmosferde, taşrada dolaşan öykülerden oluşan 2018 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’nün sahibi Semih Öztürk’ün Önce Dağlar Kar Tutacak kitabı üzerine bir inceleme.

Yaklaşan Karın Habercisi Öyküler

Semih Öztürk’ün Önce Dağlar Kar Tutacak kitabı henüz dosya haliyle Varlık dergisinin düzenlemiş olduğu Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görüldü ve sonra Varlık Yayınları tarafından Ekim 2018 tarihinde okurla buluşturuldu. İsminden de anlaşılacağı üzere “kar” motifleriyle süslenmiş öykülerden oluşuyor kitap. Bu yazıda Öztürk’ün kitabındaki kar metaforu üzerinden öykülerdeki kötü olayların habercisi kar, iyi ve güzel olayların habercisi niteliğindeki karın erimesi ve güneşin sıcaklığı, birçok gerçeği örten kar gibi alt başlıklar üzerinde duracağım.

Doğa olaylarına genellikle dışarıdan bakan üçüncü bir göz durumunda öyküdeki anlatıcı. Bu da elbette anlatıcının doğa olaylarına bakışını daha objektif hale getirmiş. Bu objektif bakış açısı sayesinde de hiç kuşku yok ki anlatıcı, kar metaforunun anlamsal karşılığını kendisi çözmek ya da anlatmak yerine okurun zihin ve anlam dünyasına bırakmış. Bu durumda da okurun bilinçaltında karın yağmasının belli başlı sembolik karşılıkları oluşmuş. Öykülerin geneline bakacak olursak kar yağmadan önce anlatımın sadeliği ve güzelliği dikkat çekiyor. Buradaki güzellik estetik bir güzellik değil, buradaki güzellik olayların güzelliği. Daha açık olmak gerekirse öykülerde kar başlamadan önce güzel olaylara şahit oluyor okur. Ancak karın yavaş yavaş başlamasıyla ve çoğalmasından sonra öykü kötü bir sona doğru gidiyor ya da direkt olarak kötü sonlu bir anlatıma dönüşüyor; ölüm, intihar ya da başka kötücül bir sonuç. Mevsimlere arketipsel bağlamda bakınca kışın karşılığı, tıpkı Öztürk’ün öykülerinde olduğu gibidir: ölüm ve kötü bir son. Öztürk’ün Hamal Aranıyor öyküsünde Mican’ın başına o kötü olay gelmeden hemen önce anlatıcı “ertesi gün kar daha da arttı” diyerek kötü olayın ilk haberini veriyor. Mican’ın üzerine kömür torbaları düşmeden önce gelecek olan kötü haberi yineler gibi anlatıcı da yineliyor:

“Kar iyice çoğaldı.
Bütün boşlukları doldurdu.
Cam yeniden buğulandı”

Bu cümlelerden hemen sonra Mican’ın başına o kötü olay geliyor.

Kitaptaki Kamyon öyküsüne bakacak olursak eğer, burada da yine aynı durum söz konusu. Ancak bu kez kar metaforuyla beraber ikinci bir metafor da kullanılmış.

“Bacanın kuytusuna tüneyen baykuş yağan kara aldırış etmeden uğulduyordu. Eğer çekip gitmezse bütün gece ne kadar kötülük varsa iplik gibi sarıp sarmalardı evin başına”

Anlatıcı, karın yağmasının yanına Anadolu kültüründe kötü bir anlamı ve karşılığı olan baykuşu da ekleyerek kötü haberi bas bas bağırıyor. İleriki sayfalarda da yine yer yer bu haberi tekrarlıyor. Hatta öyle ki Yâdigar’ın dedesini gördüğü bölümde kar, dedesini etkilemiyor. Öztürk’ün kara yüklediği anlama bakacak olursak burada dedesinin üzerine karın yağmaması ve karın ıslaklığının dedesini etkilememiş olması aslında karın gerçekleri de örten bir metafor konumda olmasından kaynaklanıyor.

“Kardan göz gözü görmüyordu ama dedesinin üstü başı kupkuruydu. Yağan kar dedesine değmiyordu hiç. Nasıl olurdu?” 

Öykülerde kar metaforu genellikle gerçek olanın ya da gerçekliğin üzerini örtmek için kullanılan bir sembol niteliğinde. Kötülüğün gerçekleştiğini okur anlatıcının şu cümlelerinden anlıyor:

“Soğuk hava birden odanın içine doluştu. Vücuduna saplanan keskin havaya aldırış etmeden bacaklarını pencereden sarkıtıp kendini boşluğa bıraktı. Baykuş tünediği kamyonun üzerinden havalanıp karanlığın içinde kayboldu. Gün ağardığında kar durmuştu”

Baykuşun havalanıp karanlığın içinde kaybolması ve karın durması anlatıcının okura kötünün gerçekleştiğinin söylemesinden başka bir şey değil.

Gelelim kitaba adını veren öykü olan Önce Dağlar Kar Tutacak’a. Öztürk bu öyküde de aynı metaforlar üzerinden vermiş okura karın anlamsal ve simgesel karşılığını. Arketipsel imgeler bağlamında bakacak olursak her ne kadar Öztürk bu öyküsünde güneş kelimesini kullanmamış olsa da güneşin zihin dünyasına karşılık gelen yaz mevsimini kullanmış. Arketipsel imge bağlamında güneş: gücün simgesel bir karşılığıdır. Önce Dağlar Kar Tutacak öyküsünde Rahman’ın üniversiteyi kazandığının haberini verdiği mevsim yaz mevsimi olarak verilmiş ve anlatıcının babasının henüz ölmediği vurgusu yapılmış. Babanın, erkin simgesel karşılığı olduğu düşünülürse burada arketipsel imge bağlamında güneş imgesi gizli bir imge konumunda. Kar ve ölüm/acı aynı imgesel bağlamda verilmiş ipuçları durumda bu öyküde. Rahman’ın annesinin öldüğü mevsimin kış mevsimi olması ve Rahman’ın annesinin cenazesine yetişememiş olmasının sebebini yine karın yolları kapatmasından kaynaklandığı gerçeğiyle vermiş anlatıcı:

“Annesini yitirdiği gece olmuş ne olmuşsa zaten. Üniversite ikinci sınıftaydı o zamanlar. Ben askerdeydim. Gece telefon gelmiş kaldığı yurda, ‘Anneni kaybettik’ demiş karşıdaki ses. Olduğu gibi söylemiş. Cenazeye yetişememiş Rahman. Yine böyle karlı bir vakit, yol iz kapalı”

Anlatıcının kısaca babasını anlattığı öykünün giriş kısmından sonra ileriki sayfalarda şöyle diyor:

“Kahveye döndüğümde kar iyice bastırmıştı. Sobayı yeniden yaktım, kömürü doldurdum ağzına kadar. Cehennem gibi yansın varsın. Eve gidesim gelmedi hiç, öyle güzel ısındı içerisi. Rahman bir köşeye, Bulgur da onun dibine uzandı. Işıkları söndürüp bir köşe de ben tuttum kendime. Tavanda ateşin yalavusu nazlı nazlı oynaşırken gözüm dalıp gitmiş. Rüyamda rahmetli babamı gördüm o aralıkta.”

Alıntıladığım bu kısma bakacak olursak anlatıcı, sıcaklıkla beraber babasını -yani gücün simgesel karşılığını- rüyasında görüyor. Bu durum bizi yine arketipsel bağlamda genel açıdan yaz ayına, özelde de güneş simgesini götürür.  

Öykünün sonundaysa Rahman elinde bir kürekle kapıdan çıkar ve köyün kapanan yollarını açacağını belirtir. “Kar, daha da hızlandı” ile biten öykü, okurun zihninde şu sorunun canlanmasına sebep olur: “Rahman’ın başına bir şey mi gelecek?”

Önce Dağlar Kar Tutacak’ta karın önemli olduğu öykülerden birisi de hiç kuşku yok ki Küf öyküsü. Münevver ve Kurtuluş adlı karakterlerin olduğu öykü incelikli bir aşk öyküsünün başlangıcı gibi görünüyorken öykünün sonunun hüzünle bitmesi okuyanın şaşırmasını ve ters köşe olmasını sağlamış. Öykü içerisinde yer yer karın başlaması, hızlanması ve hatta tipiye dönüşmesinden bahseden anlatıcı, karakterin öpüşmesiyle dışarıda esen rüzgârın yeni bir karın geleceğine işaret etmesi aslında sonrasında Münevver’in hazin sonuna da işaret gibi görünüyor.

Önce Dağlar Kar Tutacak’ın edebiyatımıza iyi geleceğini düşünüyorum. Kar metaforu üzerinden giden öyküler, bütünlüklü bir biçimde işlenmiş karakterler ve anlatımın zaman zaman şiirsele dönüşmesi, kitabın daha uzun süre edebiyat dünyamızda konuşulacağının göstergelerinden sadece birkaçı.

0
2668
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle