03 AĞUSTOS, PAZARTESİ, 2015

Sözün Özü

Dinleyenler, benim oldukça iyi bir konuşmacı olduğumu söylemişlerdir; sanırım öyleyim. Şu var: Bir yazarın iyi konuşmacı olması ille de gerekmez. Son derece tutuk konuşmacılar çıkar yazarların arasından, örneğin Patrick Modiano neredeyse özürlü gibidir. Çevremde bu özelliğin en hafifinden sevecenlik uyandırdığını gözlemliyorum; belki de iyi ya da etkili konuşanda bir tür üstünlük taslama eğilimi görülüyordur.

Sözün Özü

İyi konuşmak elde edilen bir sonuçtan çok, doğuştan gelen bir özellik bana kalırsa. Kendi payıma, konuştuğum gibi konuşmak için hiçbir çabam olmadı diyebilirim. İyi konuşmakla düzgün konuşmak da bir tutulmamalı: Çok düzgün konuşan, ama tatsız tuzsuz üslûplu olan bir dolu insan dinlemişimdir. Ve ne’si cılız bir sözün nasıl’ının önemi var mıdır?

Antik çağdan bu yana kurcalanıyor Konuşma Sanatı. İki alanda belirleyiciliği tartışılmaz: Siyaset ve sesli-görsel Medya. Karizma’nın asal bölgeleri onlar. Bir üçüncü alandan sözetmeden olmaz: Eğitim. Hocalığın yarısı donanım, birikim ise, öteki yarısı bunu en etkili yoldan aktarmak.


Didi-Huberman’ı dinlerken, yazı yoluyla kendini ifade ettiğinde tutturduğu düzeyin konuştuğunda hayli altında kaldığını farkettim. Oysa, hocalık serüveni ağır basan biri bu değerli sanat tarihçisi ve kuramcısı. Tutukluğu söylediklerinde ciddi boşluklar oluşturuyordu. 1970’li yılların ilk yarısında seminerlerini izleme olanağı bulduğum düşünür-hocalarda retorik güç(lülük) belirgindi: Lacan, olağanüstüydü; Foucault, Deleuze, Derrida sıkı konuşmacılardı; Eco, yabancı dilde bile lezzetli üslûbunu işe koşardı.

Epikarmos’un “konuşma ehli değilsin, bir de susmayı bilmiyorsun üstüne üstlük” sözü, Eski Yunan’dan Latin dünyasına, oradan Ortaçağa ve Hümanistlere çeşitlenerek yinelenmiştir. “Susmayı bilmiyorsan, konuşmayı da bilemezsin”, farklı dillere sıçramış bir özlü söz.

Pek çok konuda öyle olmuyor mu, fasıl geliyor Sokrates’e dayanıyor: Platon’un kayda geçirdiği konuşan adam — o ki, Gorgias boyunca sözü, söylevi, konuşmayı delikdeşik etmiş âdem.

İyi bir konuşmacı olduğumu söyledim, gelgelelim “iş”im sayılmaz bu, hiç konuşmasam da olur! Gerçi çok sayıda sözlü etkinliğe katıldım yılların içinde; açık oturum, konferans, kamu önünde diyalog, ekran “deneme”leri, dersler, seminerler — yazar kimliğimle hiçbirini yapmasam olurdu, giderek, ola ki daha da iyi olurdu!

Gerçek iyi konuşmacı, benim kendimle ilgili savımdaki saptamayı, doğuştan gelen yetenek konusunu pek ciddiye almaz, almamalıdır: İyi ya da güzel konuşma sanatı doğal yeteneğin geliştirilmesi esasına dayanır. Antik Dünyada, söz yazıyı önem açısından öncelemiştir. Birkaç temel metni anımsayalım: Platon’un Gorgias’ı, Aristoteles’in Retorik’i, Cicero’nun De Oratore’si. Biribirilerinin tekrarı değil bu temel yapıtlar, biribirilerini bütünlerler. Sokrates hınzırı, o yazıya hepten güvensiz konuşmacı, sözü de baştan uca sorgular Gorgias’ta: Doğruluk, içtenlik, ne dediğini bilmek bir yakada; kandırma, gözboyama, bile göre aldatma karşı yakada, düğümler ve çözer, çözümler. Retorik, söylev sanatının içine yerleştirdiği derin katmanlarda, gerçekte bir ‘akıl yürütme’ dersi verir. Cicero, kendi zorlu deneyimine bağlı biçimde hatip nasıl yetkinliğe doğru yolalır, gösterir.

Sözün özü: Doğal yeti bir yana, iyi konuşmak, tıpkı doğru düşünmek gibi öğrenilen şey. 

Görsellerin sanatçıları: Umberto Daina ve Multiple Owners 

0
3676
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage