07 TEMMUZ, PAZAR, 2024

“Kadınsı Kafa Karışıklığı”na Karşı Fikirler

Feminist felsefe üzerine çalışan Manon Garcia’nın “Kadınlık Üzerine Bir İnceleme” alt başlığıyla yayımlanan, kadına dayatılan teslimiyet davranışını ve beklentisini çözümlediği İtaat Etme adlı kitabı üzerine bir yazı.

“Kadınsı Kafa Karışıklığı”na Karşı Fikirler

Kadın-erkek ilişkisinde eşitlik hayli önemli bir konu ve bu manadaki kazanımlar uzun yıllara yayılan mücadelelere dayanıyor. Feminizm tarihi bu mücadelelerle yazıldı diyebiliriz.

Feminist felsefe üzerine çalışan Manon Garcia ise bu konuya biraz daha farklı bir açıdan yaklaşarak iki cinsiyet arasındaki ilişkide kadının erkeğe teslimiyetine kafa yoruyor ve cinsiyetler hiyerarşisini yapıbozuma uğratarak Simone de Beauvoir’ın görüşlerinden hareketle “kadınsı kafa karışıklıklarına” yoğunlaşıyor.

​“Kadınlık Üzerine Bir İnceleme” alt başlığıyla yayımlanan İtaat Etme’de Garcia, kadına dayatılan teslimiyet davranışını ve beklentisini çözümlüyor.

Mazoşistik Bir Teslimiyet Bekleyen Erkekler

Garcia, hayatî bir soruyla koyuluyor yola: “İlk adımı erkeklerin atmasını bekleyip hâlâ cinsiyet eşitliği talep edebilir miyiz?” Kadınsı kafa karışıklığı tam bu noktada başlıyor; yazar da kadınlara teslimiyet rolü biçenlerin yanı sıra hemcinslerini eleştirmeye yine bu anda koyuluyor: “Kadınsı kafa karışıklıkları, gündelik hayatta yahut bir ‘kadın’ dergisini açtığımız anda göze çarpar: Kadınlar özgürlüklerini ele almaya, kendi kariyerlerine sahip olmaya ve erkeklerin küçültücü davranışlarını kabullenmemeye davet ediliyor. Oysa bu dergiler, aynı zamanda cazibeli bir cinsel nesne, yardımsever bir eş, mükemmel bir anne olmanın en iyi yolları hakkında tavsiyeler ve kurallarla dolup taşıyor.”

Garcia, “kadınsı kafa karışıklığı”nın cinsiyet hiyerarşisinden ve erkek egemenliğinden kaynaklandığını; özgürlüğünden ve benliğinden sıyırdığı kadını mutlak bir itaate zorladığını hatırlatıyor. Böyle bir zorlama, “zayıf” olarak nitelenen kadının “ahlaken yoksun” diye yaftalanmasını da kolaylaştırıyor. Yazar bu gerçekler arasında ters birkaç soruyla konuyu genişletiyor: “Kadınlar, erkek egemenliğine o veya bu şekilde katılır mı? Cevabın evet ise söz konusu katılımın gönüllü olduğu düşünülebilir mi, yoksa bu yalnızca erkek egemenliğinin her zaman her yerdeki mevcudiyetinin bir sonucu mu? Ayrıca, hiç şüphesiz tartışma yaratacak bir biçimde sorarsak teslimiyet illa kötü bir şey mi? Boyun eğmekten alınan, ufak da olsa bir zevk yok mu?”

Teslimiyeti ve hâkimiyeti, hem kavram hem de eylem olarak birbirinden ayıran Garcia, konunun etraflıca tartışılması gerektiğini düşünüyor: “Eril hâkimiyete kadınların bakış açısından, bu tahakkümün onlara yaşattığı üzerinden bakmak, kadınların teslimiyetini çekici ve itici olabilecek tüm karmaşası içinde görmektir. Kadının boyun eğmesini yine kadınların bakış açısından incelemek, eril hâkimiyetin devamlılığından sadece kadınların sorumlu olduğunu söylemek değil, aksine eril hâkimiyetin kadınlara ne yaptığını, kadınlar tarafından nasıl deneyimlendiğini ve kadınların seçimleri ile arzularını metodolojik cinsiyetçiliğinden kurtulamayan klasik felsefenin kavrayamayacağı bir biçimde nasıl yapılandırıldığını göstermektir.”

​Garcia’nın ifadesiyle bir kadının efendisi hâline gelecek erkeğin istediği şey mazoşistik bir teslimiyet. Hâkimiyet ilişkisi ise çoğunlukla tahakküm içeriyor ve teslimiyeti de işin içine katıyor. Teslimiyette bir tür kölelik ve mağlubiyet bulunurken itaatte teslimiyet seçilmiş gibi görünür. Bir feragat içeriyor bu durum.

Tabuları ve Kabulleri Konuşma Çağrısı

Kadını doğası gereği teslim olması ve itaat etmesi gereken bir varlık ve cins diye görenlere karşı Garcia, bir çıkış yapıyor: “Kadınsı teslimiyet, ister doğal ister belirlenmiş veya yapılandırılmış olarak anlaşılsın, bu yaklaşımlarda eksik bir unsur var: Kadınlıktan, kadınlardan daha çok bahsederek söylemlerinin betimleyici ve kuralcı boyutu arasındaki farkı gölgelerler. Teslimiyetin bir bileşeni olan kadınlık, tüm kadınların kadınlığı mıdır, yoksa sadece bazı kadınların mı?”

Kadınlara belli roller biçen ve onlardan belli görevleri yerine getirmesini bekleyen erkeklerin görüşlerini eleştirirken ve Beauvoir başta olmak üzere, kadın benliği ve özgürlüğünden bahsedenlerin fikirlerini anımsatırken Garcia, her türlü kadınsı özü reddediyor. Aynı zamanda çizilen sınırlara ve kadının uyması gereken “normlar”a da şüpheyle yaklaşıp itaat ve teslimiyet gibi dayatılan davranışları kabullenmiyor. Ancak kadınlara dair teslimiyet, itaat ve tahakküm ile yazılan tarihi dikkatle inceleyip bunun felsefi sorgulamasına yöneliyor: “Kadınların teslimiyetini felsefi açıdan incelemek son derece zor: Günlük bir deneyime gönderme yaptığı müddetçe sürekli olarak analizden kaçar. Ayrıca güce bakış açısının tersine çevrilmesini gerektirir ki bu imkânsız görünür çünkü bu, bir yandan yalnızca ezilenler tarafından gerçekleştirilebilir ama öte yandan, baskı onların deneyimlerinden bahsetmesini ve incelemesini engellemekten ibaret olduğundan, erişemeyecekleri bir noktada durur.”

Garcia, zor da olsa bu süreci inceliyor ve Beauvoir’ın, teslim bayrağı çeken ve erkekler tarafından ezilen kadınların başkalaştığına ve nesne hâline getirildiğine dair görüşünü hatırlatıyor. Erkeğin “başka” olarak görmesi, kadını yabancılaştırıyor diyen Beauvoir’ın fenomenolojik ve varoluşçu bakış açısını, İkinci Cinsiyet başlıklı kült kitabının adını anarak hatırlatıyor.

Garcia, Beauvoir’ın kitaplarını ve fikirlerini yorumlayarak nesne olmanın, teslimiyet ve itaatin kökenlerine ilişkin bir not düşüyor: “Genç kız, ten olduğu yani erkeklere göre bir nesne olduğu gerçeğini kaçamayacağı bir kader diye algılar. Gerçekten de ona durmaksızın av rolüne direnmemenin kendisine sağlayacağı faydalar gösterilir. Dolayısıyla bu baştan çıkarıcı edilgenliği seçme özgürlüğüne sahiptir, kaldı ki böyle bir seçimin ahlaki bir hata olduğu da tam manasıyla söylenmez çünkü bedenini her zaman zaten nesnelleştirilmiş şekilde deneyimleyen genç kız artık “başka” olmaktan öte seçeneği bulunmadığına inanmıştır.”

Garcia, itaatin kadınlara bir “kader” gibi hatırlatılması, hatta aşılanmasına rıza gösterilmemesi ve bunun kabullenilmemesi gerektiğini belirtirken “kadının doğası” söyleminin, erkek şiddetini meşrulaştırmanın bir yolu ve aracı olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda İtaat Etme, yazarın tabuları ve kabulleri enine boyuna konuşma çağrısı olarak öne çıkıyor.

İtaat Etme, Manon Garcia, Çeviren: Ayşen Sarı, Minotor Kitap, 200 s.

0
689
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage