05 OCAK, SALI, 2021

İnancı Az Olanın Sevgisi de Azdır

Erich Fromm’un artık bir klasik sayılan,“sevmek” eylemi üzerine düşündüğü, bunu felsefe ve psikoloji temelinde ele aldığı çalışması Sevme Sanatı üzerine bir inceleme. 

İnancı Az Olanın Sevgisi de Azdır

Sevgiden söz etmek 
“boş öğütler” vermek değildir, 
çünkü sevgiden söz etmek
en basitinden en temel ve gerçek
gereksinimden söz etmek demektir. 
Erich Fromm

Sevgi: İnsanı bir kimseye ya da şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten içsel duygu, sevme duygusu.

Hepimizin aşina olduğu ama zaman zaman unuttuğu bir eylemin sözlük anlamı ile başlamak istedim. Geçmişten bugüne baktığımızda üretilen albümlerin, filmlerin/dizilerin ya da kitapların çoğunun bir aşk hikâyesi üzerinden ilerlediğini görürüz. Hatta günümüzde birçok insanın bağımlısı hâline geldiği sosyal medya araçlarında bile genellikle bu hikâyeler kullanıcıların daha çok hoşuna gider ve öne çıkar. Özellikle de acıklı hikâyeler… Oysa tüm bunlara rağmen pek az insan bu hikâyelerin temelinde duran “sevgi” konusunda bir şeyleri merak eder ve araştırma gereği duyar. Belki de günümüzde en çok açlığını çektiğimiz şeydir sevgi. Onun eksikliğinden kaynaklı ortaya çıkar birçok problem. Buradaki bahsettiğim sadece karşıdan beklenen değil aynı zamanda insanın kendi içinde olan sevgisidir de.

Erich Fromm’un Sevme Sanatı, Işıtan Gündüz’ün çevirisi ile Say Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Dört bölümden oluşan kitabın ilk üç bölümde sevmenin bir sanat olup olmadığı, sevgi kuramı ve sevginin yozlaştırılması üzerinde durulurken dördüncü bölümde sevginin uygulanmasına kafa yoruluyor. Ayrıca “Sonsöz” kısmında yazarın biyografisi, görüşleri ve röportajlarına yer verilmiş.

“Sevgi olmasaydı, insanlık bir gün bile var olamazdı.”

Erich Fromm

Fromm, kitabına “Sevmek Bir Sanat mıdır?” başlıklı bölümle başlıyor, burada nasıl sevmemiz gerektiğini öğrenmek istiyorsak eğer müzik, resim, doktorluk ya da marangozluk gibi sanat ve meslekleri öğrenmek için ne yapıyorsak onun aynısını yapmamız gerektiği üzerinde duruyor. Bunları yapabilmek için de ilk olarak kuram konusunda, ikinci olarak da pratikte ustalaşmanın önemini vurguluyor.

“Başarı, itibar, para, güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl elde edeceğimizi öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise verecek hiçbir şeyimiz kalmaz.”

İnsan soyu ilk olarak ilkel dürtülerinden ayrılıp kendini doğadan ayırmaya ve yalnızlıktan kurtulmak için başka yollar arayarak büyümeye başladı. Zaman içerisinde ise kapitalist toplumla birlikte herkes birbirinin aynısı oldu, aynı düşünceleri ve duyguları paylaşan bireyler hâline geldi. İşte bu noktada, ikinci bölümle birlikte kuram kısmına geçiyor ve insanın varoluş sorununun yanıtı, anne babayla çocuk arasındaki sevgi ve sevginin nesnelerinden bahsediyor. “Sevgi olmadan insanlık bir gün için bile var olamaz.” diyen Fromm, “sevgi” adı verilen birlik için karşı karşıya kalınan birçok güçlükten bahsediyor. Sevme eyleminin sadece bir aşk olarak değil, insanlarla geçinmekten topluma ayak uydurmaya kadar her hayatımızın içerisinde yer aldığını belirtiyor. Aynı zamanda sevgiyi olgunlaşmış ve olgunlaşmamış yani ortak yaşam birliği olarak iki grupta ele alıyor.

​Kimimiz ailemiz bakımından şanslı kimimiz de şanssız bir şekilde dünyaya geliyoruz. Anne ve babadan sevgiyi doğru bir şekilde aldığımızda sevgiyi daha sağlıklı öğreniyor ve gösteriyoruz. En temelde, dünyaya gelmeden önce ve geldikten sonra anne tarafından verilen karşılıksız sevgi duruyor. Sevgide “verme” kısmı ilk olarak hepimiz için burada başlıyor aslında. Anne sevgisinden sonra da baba sevgisi ile tanışıyor insan. Buradaki durum anneninkinden farklı olarak karşılıksız değil biraz. Fromm, baba figürünün yol göstericiliği ve ona olan sevginin koşullu olduğundan bahsediyor. Oysa yetiştikçe, öğrenmeye başladıkça insanın tavırları değişir ve “verme” eylemi ile tanışır, tüccar kişilikli biri karşılığında bir şey alarak vermeye hazırdır ve ona göre karşılıksız bir verme tamamen kandırılmaktır. Fromm, burada en yaygın yanlış anlamanın “verme”nin bir şeylerden vazgeçme ve yoksun kalma olarak anlaşılması olduğunu anlatıyor. Ayrıca burada anne baba, kardeş, komşu sevgisi gibi çeşitli sevgiler üzerinde durup, yaşamdan bir şeyler verdikçe karşımızdakini ne kadar zenginleştirdiğimizi anlatıyor. Çünkü “en önemli verme edinimi maddi şeyler değil, insana özgü dünyadan bir şeyler vermektir.”

Sevginin sevgi üreten bir güç olduğundan bahseden Fromm, seven bir kişi olarak hayatınızı ortaya koyuyor ama sevilemiyorsanız bunun sevginin güçsüzlüğü ve şanssızlık olduğunu belirtiyor ve ekliyor: sadece sevgide vermek, almak anlamına gelmez.

Sevme Sanatı, bir nevi sevginin sürdürülebilirliğini anlatıyor. Devamlı sevgi için gerekli olan aktif ilgi, disiplin, yoğunlaşma gibi şartlar ve yapmamız gerekenler... Ve her sevgiye karşılık sevgi beklemek gibi yapmamamız gerekenler. Çünkü özüne baktığımızda “sevgi” bir emektir ve bunun için bir enerji harcamamız gerekir. Sevgi, ilgi ve bakım, sorumluluk ve saygı ister. Hayatta bir yere kadar koşulsuz şartsız sevilirken bir yerden sonra da bizim sevgi üretmemiz gerekir ve bunu göstermek için çaba harcarız.

Doğduğumuz andan itibaren başlayan bu sevgi süreci, annemizi, babamızı, kardeşimizi, komşumuzu, çevremizdekileri, ilk aşık olduğumuz kişiyi ve aslında ölene kadar süren süreçte hayatımıza giren tüm insanları ve eylemleri kapsıyor.Sevme Sanatı, yaptığımız eylemleri ve sevdiğimiz insanları kendimizden bir şeyler vererek ve emek harcayarak sevmemiz gerektiği üzerinde duruyor. Tabii ilk gördüğümüz sevgi ile gelecekteki tercihlerimize kadar hayatımızda nelerin etkilendiği ve değiştiği üzerinde de…

“Sevginin Nesneleri” adlı bölümde kardeşlik sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme, tanrı sevgisi gibi başlıklar anlatılıyor. Sevmeye kendimizden başlamamız gerektiği, karşımızdakileri de kendimizi sever gibi sevmezsek bu sevginin başarısız olacağı anlatırken, tek bir insanı severek onda sevgiyi yüceltmenin yanlış ve eksik bir tavır olduğu dile getiriliyor.

©Robert Doisneau

Fromm, kapitalist toplum yapısından bahsederken bir yandan da yalnızlıktan kaçma, cinsel doyum, ikili uyum gibi normalleştirilen, yozlaşan sevgi biçimlerinden bahsederken, çağdaş insanın kendini metaya dönüştürmesi ve yaşam gücünü bir yatırım aracı görüp kişilik pazarında yerini alması üzerinde duruyor.

“Sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacaktır.”

Sevmek, tek başımıza edinebileceğimiz kişisel bir deneyim. Aslında bu deneyimden geçmeyen bir insan yok gibidir. Sevme sanatının uygulanması kısmında Fromm, artık sevginin uygulanmasında izlenecek yolun, kitabında bahsettiği önerme ve yaklaşımların tartışmasını yaparak deneyime dökülmesi ile olacağından bahsediyor. Her şeyde olduğu gibi sevme sanatını uygulamada da disiplin, yoğunlaşma, sabır ve ilgi gibi etkenlere ihtiyaç vardır. Tüm bu faktörleri eksiksiz uyguladığımız zaman başarıya ulaşırız. Fromm bu şartları eksiksiz nasıl uygulayabileceğimizin detaylarını da anlatıyor. Mesela, sevginin en önemli faktörlerinden birisi de inanç. Burada bahsedilen inanç aklımıza ilk gelen anlamıyla Tanrı’ya olan bir inanma değil, kişinin içinde oluşan karakter özelliği. Bir işe başlamak, bir çocuğu yetiştirmek, uykuya dalmak gibi çeşitli eylemleri yaparken o inancı içimizde taşırız aslında. Ayrıca bir başka insana inanmak ve ondan emin olmak, sevgisinin değişmezliğine karşı ayrı bir güven duymak demektir bir yandan da. İnançla ilgili Fromm’un şu sözleri çok önemli: “Sevmek, kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.” 

Tüm bunların sonucunda geriye kalan tek şey eylemdir. Bu bir harekete geçme değil, kişinin gücünü verimli kullanması hâlidir. Erich Fromm tüm bunları anlatırken hümanist bir yaklaşım sergiliyor ve “sevmek” eyleminin ana hatlarını felsefe ve psikoloji temelinde ele alıyor. Verdiği örneklerle eleştirme ya da incitmekten öte çocukluktan itibaren “sevgi” ile tanışmamızı konu alıyor.

Fotoğraflar Robert Doisneau’ya aittir.

0
12650
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage