
Sacha Heemels’in yazıp resimlediği, ormanda herkesten farklı bir yeteneği olan sarılma ustası minik dostun hikâyesini anlatan Sarılma Yeteneği üzerine bir yazı.
Herkes yetenekli olmak ister. Çünkü yetenekli olanları herkes sever. Güzel söz söylemek, yazı yazmak, resim çizmek, şarkı söylemek, hızlı koşmak, yükseğe sıçramak, rol kesmek, topa iyi vurmak, taşa biçim vermek, gülleyi en uzağa atmak gibi birbirinden pek çok farklı yetenek olabilir. Böyle bir yeteneği olan insan, bir anda ötekilerin arasından sıyrılıp fark edilir. Bu sebeple herkes kendinde saklı bu türden bir yeteneği keşfedip gözler önüne sermek ister. Fakat yeteneğin doğuştan gelen bir ilahî lütuf olduğuna inanıldığından, Tanrı’nın veya kaderin çoğumuza böyle bir yetenek bahşetmediğini de kolayca kabulleniriz. Oysa yeteneğin illa özel, göz alıcı ve tantanalı olması şart değildir. Çoğu kez basit ve sıradan görünen sevme yeteneği aslında bizi birbirimize yaklaştıran ve birbirimiz için vazgeçilmez kılan en fark yaratıcı yetenektir. Hatta diğer bütün yetenekler bile sevme yeteneğinin, yani bir sevgi hikâyesinin çocuklarıdır. Sevme yeteneği olan birinin, sevdiği her insan ve her konuda mutlaka fark yaratacak bir yeteneği vardır. Dahası bu yetenek yüce bir varlık tarafından bahşedilmez, aksine sevdiğiniz iş veya kişiyle vakit geçirirken öğrenilir.
Sacha Heemels’in hem yazıp hem de çizdiği, Türkçeye Sinan Çakmak tarafından tercüme edilen Can Çocuk'tan yayımlanan, basit fakat sıcak ve zihinde yer eden yeni kitabı Sarılma Yeteneği, aslında severek öğrenebileceğimiz ve öğretebileceğimiz böyle sıradan ama fark da yaratan bir yeteneğin hikâyesi.
Hikâye ormandaki üç hayvanın tanımlayamadıkları tuhaf bir canlıyla karşılaşmalarıyla başlıyor. Küçük Kurt, Su Samuru ve Karatavuk ilk defa böyle ters dönmüş ve hareketsiz bir hayvan görmüşlerdir. Acaba kimin nesidir ve daha da önemlisi onu başkalarından ayırt eden bir yeteneği var mıdır? Varsa alametifarikası nedir?
Hayvanlar tek tek kendi özel yeteneklerini sergiler. Küçük Kurt hızlı koşmaktadır ama bu tuhaf yaratık koşamaz. Su Samuru suda yüzer, oysa ormandaki bu yabancı hayvan yüzmeyi de beceremez. Karatavuk, neticede bir kuş olduğunda kanatlarını çırparak uçar fakat bu garip hayvanın alametifarikası yüzmek de değildir.
Koşarken düşen Küçük Kurt kendileri için bir muamma olan bu hayvana sarıldığında düşmenin verdiği acıyı unutur. Su Samuru bu bilinemez hayvana sımsıkı sarıldığındaysa yüreğinin cesaretle dolduğunu keşfeder. Karatavuk o gece hayatlarına yeni giren bu hayvana sarılıp yattığındaysa mışıl mışıl uyur. İyi de bu hayvanın kendine has yeteneği ne olabilir? Doktorluk mu, cambazlık mı, yoksa çok daha başka bir şey mi?
Sonra ormanın içinde bir çocuğun seslendiğini işitirler. Çocuk, “Pofuduk!” diye seslenmektedir, “Pofuduk! Seni çok özledim.” O vakit hayvanlar için her şey anlaşılır hâle gelir. O küçük çocuk, adı Pofuduk olan bu tuhaf mavi hayvana sarılmadığında düşünce canı acımakta, onsuz çok korkmakta ve uyuyamamaktadır. Demek ki Pofuduk’un yeteneği, sarılma yeteneğidir. O sarılarak acıları dindirmekte, korkuları gidermekte ve sarıldığı kişinin huzurla uyumasına yardımcı olmaktadır.
Hayvanlar evvela küçük çocukla beraber ormandan giden bu mavi hayvanın sarılmasını çok özleyeceklerini düşünüp üzülürler. Fakat sonra bu yeteneğin, aslında diğer yetenekler gibi, öğrenilebilir olduğunu ve kendilerinin çoktan sarılmayı öğrendiklerini fark ederler. Tam bir sarılma ustası olan Pofuduk’tan sarılmayı öğrenmiş yeni sarılma ustalarıdır onlar artık. Bunu da kitabın sonundaki o sıcak ve tatlı sürprizle biz okurlar da öğreniriz.
İşte insanda sarılma isteği uyandıran sevgi dolu, sıcak mı sıcak bir hikâye!