19 EKİM, PAZARTESİ, 2026

Şiirin Gürültüsü

Latife Tekin’in grafiklerin, algoritmaların ve finans dilinin hayatı kuşattığı bir dünyada yaşan, geleceği çalınmış gençleri konu edinen romanı Para Gürültüsü üzerine bir eleştiri yazısı.

Şiirin Gürültüsü

Latife Tekin’in yayımlanan son romanı Para Gürültüsü, daha ilk sayfalarda okurunu alışılmış bir anlatının içine davet etmiyor. Şiir parçaları, piyasa haberleri, sosyal medya paylaşımları, grafikler, yatırım yorumları ve iç monologlar aynı metinde birbirine karışıyor. Roman, daha en başından biçimiyle konuşuyor. Kapitalizmin, algoritmaların ve finans dilinin kuşattığı çağdaş hayatı yalnızca konu edinmeyi değil, onun parçalı ritmini romanın yapısına taşımayı amaçlıyor.

İlk karşılaşmada bu tercih heyecan uyandırıyor. Latife Tekin, uzun zamandır Türk romanının pek uğramadığı bir alana giriyor. Finans piyasasının diliyle şiiri aynı cümlede buluşturmayı deniyor; algoritmaları, altını, coin’leri ve aşkı aynı anlatı evreninde dolaştırıyor. Romanın ilk sayfalarında hissedilen yenilik duygusu da buradan kaynaklanıyor. Okuma ilerledikçe bu ilk etki yerini başka bir duyguya bırakıyor. Başlangıçta ritim kuran biçimsel çeşitlilik, zamanla kendi üzerine kapanıyor. Şiir, slogan, piyasa dili, sosyal medya korosu ve anlatı aynı sırayla tekrar ediyor; her yeni bölüm, öncekinin başka bir varyasyonu gibi okunuyor. Roman kapitalizmin tekrar üreten dilini göstermek isterken, kendi estetik hareketini de tekrar etmeye başlıyor.

Bu tekrar yalnızca yapısal değil, romanın karakterlerinde de hissediliyor. Bir süre sonra kendimi ilginç bir durumun içinde buldum. Karakterleri değil, onların çevresinde dolaşan kavramları hatırlıyordum. Altın, coin, algoritma, merkez bankaları, yatırım yayınları… Buna karşılık Bakacyo’nun sesini zihnimde yeniden kuramıyordum. Eserya’nın yüzü, Marcus’un öfkesi ya da Freya’nın yalnızlığı belirsizleşiyordu. Roman boyunca insanların söylediklerinden çok, temsil ettikleri düşünceler belirginleşiyordu.

Oysa Latife Tekin’in ilk romanlarında bunun tersi yaşanırdı. Sevgili Arsız Ölüm’ü yıllar sonra düşündüğümüzde önce Dirmit gelir aklımıza; kullandığı dil sonra hatırlanır. Çünkü orada şiirsellik karakterlerden doğar. Dil, yaşanmışlığın sonucudur. Para Gürültüsü’nde ise çoğu zaman yaşanmışlık, şiirsel dilin malzemesine dönüşüyor. Romanın ağırlık merkezi de bu noktada yer değiştiriyor.

Bu değişimin en belirgin sonucu imgelerde ortaya çıkıyor. Latife Tekin’in erken dönem romanlarında imgeler açıklama istemezdi; çünkü hayatın içinden yükselirdi. Burada ise birçok imge, yaşanmaktan çok kurulmuş hissi veriyor. “Finansal şair”, “Dolunayda ölü mezarı açtırıp altın diş söktüreceksin bize Bako” ya da romanın sonunda karşımıza çıkan “Cümlelerin evim oldu benim” gibi cümleler ilk anda dikkat çekiyor. Ancak roman ilerledikçe bu dikkat yerini bir tür retorik yorgunluğuna bırakıyor. İmge, dünyayı başka türlü görmemizi sağlamaktan çok kendi parlaklığını görünür kılıyor.

Romanın en güçlü olduğu yerler ise en sessiz olduğu anlar. Zengin bir evde ayakkabıları sayan çocuğun şaşkınlığı, Eserya’nın Bakacyo’ya yetişememesi ya da bilgisayarın çökmesi gibi sahnelerde Latife Tekin’in eski anlatıcısı yeniden beliriyor. Bu bölümlerde metin hiçbir iddiada bulunmadan yalnızca bir hayatı izlememize izin veriyor. Dünya kendiliğinden konuşmaya başlıyor. Ne var ki roman bu sessizliğe uzun süre güvenmiyor. Çok geçmeden yeni bir piyasa metaforu, yeni bir dijital koro ya da yeni bir şiirsel sıçrama geliyor. Kitabı okurken en sık hissettiğim duygu buydu: Bu roman biraz daha eksilse, çok daha güçlenecekti.

Para Gürültüsü’nün temel sorunu burada aranmalı. Roman, kendi en iyi sahnelerine güvenmiyor. Her güçlü dramatik anın üzerine yeni bir düşünce katmanı, yeni bir metafor, yeni bir ses bindiriyor. Böylece anlatı derinleşmek yerine yoğunlaşıyor. Yoğunluk arttıkça dramatik etki güçlenmiyor; tersine silikleşiyor. Çünkü her cümle aynı anda hem şiir olmak hem düşünce üretmek hem de çağın eleştirisini yapmak istiyor.

Romanı bitirdikten sonra dönüp son sayfayı yeniden okudum. “Cümlelerin evim oldu benim.” İlk anda etkileyici görünen bu cümle üzerine düşündükçe başka bir soru belirdi: Roman bana bunu zaten hissettirememiş miydi de şimdi açıkça söyleme ihtiyacı duyuyordu? Final, romanın poetikasını tamamlamaktan çok onu açıklıyor. Oysa güçlü romanlar, okurun zaten deneyimlediği şeyi yeniden adlandırma ihtiyacı duymaz.

Bütün bunlara rağmen Para Gürültüsü kolayca gözden çıkarılabilecek bir roman değil. Aksine, son yıllarda edebiyatımızda kapitalizmin dilini biçim düzeyinde sorgulamaya çalışan en iddialı metinlerden biri. Aksadığı yerler de bu iddiadan kaynaklanıyor. Roman, kapitalizmin bitmeyen dolaşımını eleştirirken zaman zaman kendi poetikasını da aynı dolaşımın içine bırakıyor. Sürekli konuşan, sürekli açıklayan, sürekli yeni imgeler üreten bir dile dönüşüyor.

Kitabı bitirdiğimde geriye en çok cümleler kaldı. Güzel, parlak, zekice kurulmuş cümleler. Ama Bakacyo’nun hayatı değil. Eserya’nın sessizliği değil. Oysa Latife Tekin’in ilk romanları yıllar sonra bile önce insanlarını hatırlatır; dilleri o insanların ardından gelir.

​Sonunda geriye, şiirini kurmuş ama romanını bütünüyle kuramamış bir metin kalıyor.

0
375
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage