02 HAZİRAN, PAZARTESİ, 2014

'The Leather Age - Anatolia ∞' Üzerine

Geçtiğimiz haftalarda Hatice Gökçe'yi Deri Tanıtım Grubu beraberliğinde hayata geçirdiği "The Leather Age - Anatolia ∞" isimli projesi hakkında konuşmak üzere atölyesinde ziyaret ettik. Anadolu topraklarında varlığını sürdürmüş sekiz medeniyetten ilham alan ve on altı tasarımdan oluşan proje ve Gökçe'nin tasarım serüveni üzerine keyifli sohbet ettik.

'The Leather Age - Anatolia ∞' Üzerine

Ne zamandır moda sektöründesiniz, nasıl başladı her şey?

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Tekstil ve Moda Tasarımı bölümünde okudum, on üç yıldır bir tasarım ofisim var, yaklaşık on yedi yıldır moda sektöründeyim. Mezun olur olmaz iş  dünyasında çalışmaktansa kendi oyun alanımı genişletmek adına, kendime bir atölye kurmaya karar verdim.

Tasarımlarınızda sık sık deneysellik, kavramlardan beslenme ve farklı disiplinler ile ortak projeler gerçekleştirme girişimlerine şahit oluyoruz. Kendinizi cesur bir tasarımcı olarak tanımlıyor musunuz?

Aslında hayal ettiğim ve gerçekleştirmek istediğim çok fikirlerim var ama bir avantajım -eğer belki cesur diye nitelendirilebilecekse- ticari kaygımın olmaması. Benim önceliğim; hayal ettiğim ve düşündüğüm şeyleri gerçekleştirmek, ondan sonra ticaret geliyor. Türkiye’de bu kadar sosyal baskı ile şekillenmiş bir erkek giyimine alternatif sunmak bile zaten yeterince zorken, ben on üç yıldır erkek giyimi tasarlıyorum ve son üç, dört yıldır gerçekten ektiğimi biçiyorum.

Türkiye’de erkek giyimi ile ilgili bir arşiv bile yok, birkaç yıldır Mimar Sinan Üniversitesi’nde 18.yy’dan günümüze erkek profilini yaratmak üzere bir tez hazırlıyorum. Amacım Türk erkek profilini çizmek ve böylece kendi alanımı da genişletebilmek. Son üç, dört yıldır yeni erkek giyimi tasarlayan arkadaşlarımız çıkmaya başladı, bu durum tasarım sektöründeki yerimizi biraz daha kuvvetlendiren, bize dikkat çeken bir durum. Sektörün rekabet ortamı olmadan gelişebilmesi çok imkansız, tek olmak avantaj gibi görünür ama asla öyle değildir aslında.

Klasik giyim algısı kırılamadığı için erkekler için yapılan yeni her şey feminenmiş gibi algılanıyor. Biraz renkli, desenli ve çizgilerin dışında detaylar kullanıldığında direkt feminen tanımı yapılıyordu. Dünya modasını yakından izleyen ve karşılaştırma yapabilen bir nesil var artık, bu klişeler yıkılıyor.

Cesur denebilir, neye göre kime göre bilmiyorum. Ama daha da cesur olunabilineceğini söyleyebilirim.

Türkiye'de erkek giyimi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden birisiniz. Erkeklere giydikleri ile kendilerini dışa vurma imkânı sunduğunuz söyleniyor. Son yıllarda kadın kıyafetleri de tasarlamanıza rağmen, tasarım serüveninize erkek kıyafetleriyle başladınız. Türkiye'de bu alanda bir boşluk olduğunu düşünmeniz sizi erkek kıyafetleri tasarlama konusunda yönlendirmiş olabilir mi?

Aslında bu önemli noktalardan bir tanesi ama, sektöre girerken de nerede bir boşluk var oradan gireyim gibi bir düşüncem olmadı. Benim için erkek giyimi; tamamen içgüdüsel gelişen bir durum. Birincisi; çizgim çok yatkındı, hayal ettiğim şey bir erkek profili ve onun üzerinde birtakım deneysel çalışmalar yapabilmekti. İkincisi; evet boş bir alan olduğunun farkındaydım ve sektöre giriş sürecim bu yüzden kolay oldu. Fakat bir taraftan da bu tür gelişmemiş alanların bir de gelişmemiş bir ticari ortamı var. İstediğiniz kadar cesur kıyafetler hazırlayın, alternatif, avangard diyebileceğimiz kıyafetler tasarlayın, eğer onları sunabileceğiniz bir mecranız yoksa o zaman çok anlamlı olmayabiliyor yaptığınız şey.

İlk altı yılım beklemekle geçti diyebilirim ama bu bir taraftan da çok iyi oldu, çünkü bir İtalyan bir İngiliz sitilinden bahsedilirken niye bir Türk stilinin olmadığı ile ilgili sorularım iyice belirginleşmeye başladı ve bununla ilgili birtakım araştırmalar yapmaya ve daha derine inmeye çalıştım. 

En önemli şeylerden biri bir ölçü sistemimizin olmayışı aslında. Mesela İtalya için bir şey hazırladığınızda bir ölçü sistemi geliyor elinize ve ona göre bir şey tasarlıyorsunuz. Ama Türkiye’de böyle bir şey yok, Türkiye’de üretim yapılıyorsa ölçüsü bilinmeyen bir insan grubuna, yani ithal bir ölçü sistemi kullanılarak yapılıyor. Bu sektör için oldukça olumsuz bir durum ve niçin sektörde bir şeylerin ilerlemeyip gelişmediğinin de bir göstergesi aslında. Ticaretle uğraşmaktansa bu tür konularla ilgilenmek için zamanım oldu.

Ölçü sisteminin olmayışının sebebi nedir?

Ölçü çalışmalarına başlanmış aslında, fakat doğu ve güneydoğu bölgelerinde tamamen soyunarak ölçüm yapılmasına çok sıcak bakılmadığı için uygulama yarım kalmış ve ihmalkârlık da etkili olmuş olabilir. Şimdi gelişen teknoloji ile birlikte üç boyutlu bir kabin içerisinde kıyafetlerinizle birlikte ölçüm yapılabilme imkânı var ama bu da maliyetli bir yöntem tabii. 

Erkek kıyafeti tasarlarken Türkiye’nin sosyokültürel birikiminin size sınırladığını düşündüğünüz oluyor mu?

Ben şirketimi kurduğumdan beri önceliğim ticaretten öte, hayal ettiğim şeyi gerçekleştirmek oldu. Yaptığım şeyleri tasarım bilinci olan, farkındalığı yüksek, malzeme bilgisine ve yüksek alım gücüne sahip bir profil için tasarladım. Bende klasik parça bulmak neredeyse imkânsız, zaten bunu çok güzel ve uygun fiyatlara yapan birçok firma varken benim bu tarz üretimler yapmamın bir anlamı yoktu. Şuana kadar beni kısıtlayan hiçbir şey olmadı, özgürce istediğim kumaş ve malzemeyi kullandım. Kendi sektörümün içinden bile zaman zaman ‘feminen’ yorumları alıyorum, bu biraz üzücü ama bu durumlar zamanla aşılacak. Yurt dışı bağlantılarım ve yurt dışına özel tasarımlarım var, bu alanlarda aldığım yorumlar beni mutlu ediyor. 

Argande isimli bir sosyal sorumluluk projeniz var, biraz bahsedebilir misiniz bu projeden?

"Argende" isimli projeyi 2008 yılından beri yürütüyoruz. Ondan önce bölgede çeşitli workshoplara katılmıştım, bu sırada bölgedeki kadınları yakından tanıma fırsatım oldu. Orada çok amaçlı toplum merkezleri var ve kadınlar bu toplum merkezlerinde devamlı bir şeyler öğreniyorlar ancak yaptıkları şeylerin satışıyla ilgili bir işlemi gerçekleştiremiyorlar. Bir meslek sahibi oluyorlar fakat bir gelir elde edemiyorlar. Birleşmiş Milletler Türkiye’den Gönül Sulargil bölgedeki kadınların istihdamını sağlamaya yönelik bir proje hazırladı, projenin bir de markaya dönüşmesi gerekiyordu. Ancak bu şekilde proje sürdürülebilirlik kazanabilirdi. O yüzden ben gönüllü olarak bu projenin tasarım koordinatörü olmak istedim ve 2008 yılından beri projenin tüm aşamalarında yer alıyorum. 

Yaklaşık on sezon geçirdik birlikte, Türk tasarımcılardan tasarımlar alarak Batman’daki atölyemizde bölgedeki kadınlar üretimlerini gerçekleştirdiler. Bu üretimler Mudo’nun on yedi mağazasında satışa sunuluyor ve bütün gelir de kadınlara gidiyor. Proje İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle gerçekleşiyor.

Türkiye'deki tasarım ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye'den ve yurt dışından hangi modacıları takip ediyorsunuz?

Ben ‘nekadar az görürsem o kadar iyi olur’ düşüncesiyle hareket ediyorum ve o yüzden modayı takip etmiyorum açıkçası. Bir şekilde dergilerde ve tanıtımlarda elbet görüyorsunuz bir şeyleri ama özellikle takip etmeye çalışmıyorum. Çünkü ben modanın bu hızından olabildiğince uzaklaşmaya çalışıyorum ve yaptığım şeyi başka bir dille ifade etmek istiyorum. Modanın hızla değişen, kimsenin gerçekten emeğinin karşılığını alamadığı bir döngüsü var. Bunlardan arınmış bir şekilde, hayal ettiklerimi belli bir zemine oturtarak gerçekleştirmek istiyorum.

Gelelim "The Leather Age - Anatolia ∞"ya. Bu proje kapsamında Deri Tanıtım Grubu desteğiyle, Anadolu topraklarının köklü medeniyetlerinden ilham alarak on altı tasarım oluşturdunuz. Nasıl ortaya çıktı bu fikir?

Projeyi Deri Tanıtım Grubu’na ben önerdim, sektöre deri tasarım yarışması ile girmiş bir tasarımcıyım. İstanbul’da düzenlenen bir deri tasarım yarışmasında finale kalmıştım ve o sıralar karar vermiştim moda sektörü ve deri ile ilgileneceğime. Deri tanıtım grubunun bu tür projelere sıcak baktığını biliyordum, daha önce böyle işbirlikleri yapmışlardı. Projenin bir taslağını hazırlayıp onlara sundum, çok heyecanlandılar. İki ayı tasarım süreci olan, yaklaşık yedi aylık bir çalışma sürecimiz oldu. Modanın dilini kullanarak hazırlanan bir proje değil bu; amacımız Türk derisinden hazırlanmış, sadece deri kullanılarak, özel dokularla farklı giysiler ve tasarımlar hazırlamaktı. 

Sekiz medeniyet seçtim, biraz geriye gitme sebeplerimden bir tanesi de projenin bir defaya mahsus olmasını istememem. Anadolu inanılmaz bir kaynak, deri de insanoğlunun varolduğundan beri kullandığı vazgeçilmez bir malzeme. O yüzden bukadar kıymetli bir malzeme ile bir şeyler üretmek, o malzemeyi olduğu halinden daha farklı bir yapıya sokmak benim için önemliydi. Bir de malzemeyi uzun zamandır kullandığım içn onu tanıdığımı düşünüyorum. Tamamen doku aşkından doğan bir istekle bu projeyi hazırlamış oldum, derinin hiç düz halini kullanmadan, onu yorarak formlar vermeye çalıştım. 

Serideki parçalar provokatif, asi ve kışkırtıcı olarak tanımlanıyor. Mevcut moda anlayışı dışında yeni bir soluk getiren bir proje; "The Leather Age - Anatolia ∞". Bizi bu sergide neler bekliyor, bir de sizden dinleyelim?

Moda içerisinde dönen öyle hızlı bir döngü var ki, tasarımcıların bu döngü içerisinde istediklerini gerçekleştirmeleri bir hayli zor. Ben bu lüksü bulabildiğime inandığım için, bu projeye başladım.

Projenin tasarım sektöründeki kişileri de heyecanlandıracağını düşünüyorum. Tasarımın sanatla ilişkisi gittikçe kuvvetleniyor, ikisi de birbirlerinin dilini kullanmaya çok yakınlar. Ben projenin sadece heyecanlandıracağını ve kışkırtacağını düşünüyorum. 

"The Leather Age - Anatolia ∞"  bu topraklar üzerinde yaşamış 8 medeniyetin yansımalarını taşıyor. Tasarım aşamasında Hitit, Lidya, Arzawa, Frig, İyon, Urartu, Asur ve Troya 'nın da aralarında bulunduğu bu 8 medeniyet hakkında araştırma süreciniz nasıldı? Medeniyetlerin en çok hangi özelliklerinden etkilendiniz ve nasıl dökümanterlerle karşılaştınız?

İstanbul Beyoğlu’nda yaklaşık iki yıl once Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi kurulmuş. Burada görsel ve yazılı birçok kaynağa ulaşabildim, medeniyetlerin herbiriyle ilgili görseller elde ettiğimde çeşitli ortak özelliklerini yakaladım. Çoğunda bir mücadele ve varolma halinin sözkonusu olduğunu farkettim. Savaşlarla ilgili birçok kalıntı var, bu birikimleri deriye aktarmaya çalıştım. Derinin lazer kesim, sıcak baskı yöntemi, kabartma işlemi, sulu lazer kesim, dikiş teknikleri ve nakış özellikleri gibi birçok farklı teknik ile şekillendirilebilmesi de çok etkili oldu. 

Her medeniyetin kendine özgü bir yapısı var, mesela Asurlular çok zalim, gaddar ve savaşçı medeniyetken; İyonyalıların en medeni medeniyet olması gibi. Hepsinin bende kalan tortuları var. Ben sadece bir tasarımcı olarak böyle bir konuya girdim, bir sanat tarihçisinin derinliğinde, bukadar kısa sürede böyle bir işe soyunmam mümkün değil zaten. İlham kaynağım medeniyetler, oradaki bazı fikirleri deri ile birleştirmek ve bu şekilde tanıtmaktı benim isteğim. Deri Tanıtım Grubu’nun da amacı Türk derisini yurt dışında tanıtmak. Türk derisi; Tokyo, Çin İtalya, Moskova gibi ülkelerde tanıtılmak isteniyor. Bu işin hem ticari hem de kültür tarafı var, sunumumuzun ilkini Pekin’de gerçekleştirdik. Proje çok ilgi gördü, birçok yerden de davet aldık. 
 
Sadece giysiler üzerine değil, her medeniyetin bir karakterini de oluşturmak için çalıştık. Yaklaşık altmış model arasından en doğru on altı modeli seçip medeniyetlerle eşleştirdik. Sekiz kadın, sekiz erkek model yer aldı projede, Dahan Gürkan fotoğraf çekimlerini gerçekleştirdi. İstanbul Modern’de hem bir video, hem fotoğrafların sergilendiği bir alan, hem de tasarımların sergilendiği bir bölüm yer aldı. Müziğimizi de Can Hatipoğlu ve Volkan Şanda hazırladılar. Sunum sonrası misafirlerimize Bülent Erkmen’in tasarladığı kitaplarımızı hediye ettik.

0
1677
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle