13 MAYIS, SALI, 2014

Sarah Lucas Üzerine

Londra'daki Freud Müzesi'ne 'Mad, Bad and Sad: Women and the Mind Doctors' sergisinde Alice Anderson, Louise Bourgeois, Helen Chadwick, Tracey Emin, Anna Furse, Susan Hiller, Sarah Lucas ve Francis Upritchard'ın işleri, Freud'un meşhur 'kadınlar aslında ne ister' sorusu üzerinden bir araya getiriliyor. 

Sarah Lucas Üzerine

Freud'un Londra'daki son evi, hayatının son bir senesini geçirdiği mekânın 80’lerde müzeye dönüştürülmesi Freud'un yöntemini çalışma mekânı ile ilişkilendirerek okumak bakımından oldukça önemli. Freud'un meşhur halıları ve arkeolojik objelerinin arasına yerleşmiş olan Sarah Lucas işi, beklenmedik olduğu kadar gülümseten bir yan yanalık. Freud'un çalışma masası ile hastalarının yattığı divanın arasına konan Suffolk Bunny, Lucas'ın birçok işinde olduğu gibi mobilya ile gündelik malzemeleri birleştirerek cinsellik ile kaba bir ilişki kuruyor. Bacaklarını açarak oturmuş bir figüre benzeyen heykelin parlak mavi jartiyer çorabı, sandalyeye rahat ama şüphe uyandıran bir şekilde oturması, Lucas'ın mizah aracılığı ile cinsellikle ve cinsiyetle ilgili basmakalıplarla oynayan yerleştirmelerini tanımlayan özelliklerden. İşin ismindeki 'bunny' (tavşan) de Playboy'un zihnimize kazımış olduğu tavşan-seks ilişkisini bu minder ve bacaklar üzerinden hatırlatarak, Lucas'ın kadının objeleştirilmesi ile ilgili eleştirelliğini temsil ediyor.

Geçtiğimiz aylarda Londra'daki Whitechapel Gallery'deki Sarah Lucas retrospektifi, Freud Müzesi'ndeki davetsiz misafir hissinin bir sergi ölçeğinde işlenmesiydi. Sanatçının pratiğini geniş bir mekanda tecrübe etmeyi sağlayarak Lucas'ın sanatsal hassasiyetlerinin yıllar içindeki evrimini, takıntılarını ve malzemelerini bir araya getirdi.

90’larda Tracey Emin, Damien Hirst gibi sanatçıların dahil olduğu Young British Artists grubunun en 'uçuk' üyesi olarak tanımlansa da malzeme ile kaybetmediği yakınlığı ve işlediği temalar ile olan cüretkar ilişkisi, Lucas'ın işlerini ayrı bir yerde konumlandırmamız gerektiğini düşündürüyor. Whitechapel Gallery'deki sergide ikinci katta görülen bronz heykeller, bronzun işleri 'pahalı'laştırmadan, sıkıcılaştırmadan esnek ve kırılgan bir hale getirilebileceğinin kanıtı adeta.

Sergide sıkça görülen bir unsur da tuvalet. Duchamp'ın pisuarları ne kadar kullanılmayan objeler olarak, R.Mutt imzasıyla, beyaz ve dokunulmazsa, Lucas'ın tualetleri de bir o kadar müdahale edilmiş ve özelliksizleştirilmiş. Giriş katındaki galerinin farklı noktalarına serpiştirilmiş tuvaletlerdeki çamurumsu malzemelerin bire bir insan bedeninin fizikselliği ve boşaltımı ile ilişkilendirilebilecek olsa da Lucas'ın neon ve ışıkları bu objeleri izleyiciye yakınlaştırıyor, dönüştürüyor. Tuvaletler işlevselliklerini unutturarak Lucas'ın elinde başka bir biçime dönüşüyor ve bu biçimi işlevsellik ile ilişkilendirerek tekrar kurgulaması, sanatçının gündelik hayatla sürmekte olan bağlantısını ön plana çıkarıyor.

Lucas'ın dili görselleştirmesi, serginin alt metinlerinden biri. Kadın ve erkek vücutlarından bahsedilirken kullanılan benzetmeleri görselleştiren, sahanda yumurtanın yaptığı çağrışımları bire bir göstermeyi seçen Lucas, izleyicinin kurduğu ilişkileri ahlaksızlaştırmak yerine daha çok çocuklukla ilişkilendirebileceğimiz, objeler ve durumlarla kurulan bire bir, düz ilişkiyi anımsatıyor. Diğer bir deyişle, Lucas'ın heykelleri kaba, basit oldukları için izleyicinin estetik tecrübesini, mizah ve gündelik hayat üzerinden kurgulayarak didaktik olmaktan kaçınıyor.

Galerilerden birinin duvarını boydan boya kaplayan, yakın plan fotoğraflar, erkek cinsel organın benzeyebileceği her türlü obje ve durumları bir ortama dönüştürerek utanmadan bakmayı ve gülümsemeyi tetikliyor. Fotoğrafların kaçmayı zorlaştıran boyutları, duvar kağıdına dönüşmüş olmaları aslında bu davetkâr yiyecek-içeceklerin, görselliğin kabul edilebilir olduğunu hatırlatıyor. Fışkıran bir bira tenekesi, belki de bu benzetme dilinin en kuvvetli olduğu görsellerden biri. Sık sık karşılaştığımız bir durum, Lucas'ın sergisi çerçevesinde kışkırtıcı olduğu kadar cinsellikle olan ilişkimizi de sorgulatan bir görsele dönüşüyor. 

Yatak şilteleri de Lucas'ın sıkça kullandığı malzemelerden biri. Bir kova, salatalık, iki portakal ve  iki kavundan oluşan heykel, Hıristiyan ikonografisinde karşılaştığımız evlilik yatağı temasının güncellenmiş hali adeta. Duvara yaslanmış, oturur gözüken şilteden bize doğru işaret eden bu domestik objeler bizi aynı sahneyi evde tekrar etmemize teşvik ederken, bir taraftan da görsel indirgeme aracılığıyla söylemeye çekindiğimiz, basit tümceleri bizim için gösteriyor. Kadın ve erkeğin bir aradalığını, cinsel organları üzerinden anlatan Lucas, meyve-sebzeler ve kovalar üzerinden aslında evrensel bir dil kurguluyor. Salatalık dünyanın her yerinde salatalıksa, çağrıştırdıklarının ve gösterdiklerinin de aynı olduğu muhtemelliğini işliyor Lucas'ın çalışmaları.


Striptizcilerle ilişkilendirdiğimiz yüksek ökçeli, betonarme çizmeler de çimento tuğlalar üzerinde sergilenerek izleyicinin striptiz kulüplerindeki aşağıdan yukarı bakma deneyimini taklit ediyor. Striptizcinin yerini alan çizmeler, Lucas'ın işlerinde sık sık görülen bacaklardan farklı olarak oldukça durağan. Bu durağanlık, fetişize ettiğimiz anların ve durumların belki de o kadar geçirgen, değişken olmadığını, cinselliğin vücutla olan ilişkisinin kesintiye uğradığını düşündürüyor. Fetiş objelerinin gündelik hayatta kullanılıp kullanılamayacağı, kaidenin bozulmasının mümkün olup olmadığını sorguluyor Lucas.

Lucas'ın görsel olarak fotoğraflarında ve heykellerinde malzeme olarak kullandığı sigara da, dışlanmış, çöpleştirilmiş izmaritleri merkeze oturtarak aslında vücudumuzla ilişkilendirdiğimiz ve hoyratça kullandığımız bu maddeyi, aynı cinsellikle ilişkilendirilen görsel semboller gibi hatırlatıyor. Bu hatırlatmanın estetik olarak diğer işlere göre belki çok daha 'temiz' bir şekilde yapılması da Lucas'ın görselliğinin beklenmedik anlarda çekici, normalde çekici olanı da uzaklaştıran bir tavırda olduğunu örnekliyor.

Sigara içerken görüldüğü otoportreleri, Lucas'ın işlerindeki tezatlardan oluşan görselliği yaşadığını düşündürüyor. Tuvaletin üzerinde otururken görüldüğü fotoğraflar, Lucas'ı 'bizden biri' yaparken bir taraftan da temsiliyet ile olan ilişkimizi sorgulamamıza neden oluyor. Lucas'ın sergisinde birçok farklı malzeme ve ölçek kullanılıyormuş gibi gözükse de aslında sergiden çıkarken zihinde kalan en basit, en gündelik olanlar ile söylem üretilebileceği ve etrafımızdaki objeler ile kurduğumuz ilişkilerin ikircikli, önceden, başkaları tarafından kurgulanmış olabileceği ihtimali. Bu yabancılaşırken yakınlaşma hali, Lucas'ın işlerinin güncelliğini yitirmemesinin belki de en önemli nedeni.

0
2598
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle