13 MAYIS, CUMA, 2016

Politik Olmamayı Seçmek de Politik Bir Karar

Erdal İnci’yi çoğumuz arka planda İstanbul varken aynı hareketi sonsuz bir çemberde tekrarlayıp kendini klonladığı gif’leriyle tanıdık. Düşünmeden edemedik: Erdal’ın bir üst modeli bir cyborg sanatçı sokaklarda kendi ordusunu mu kuruyordu? Derken geçtiğimiz Contemporary Istanbul sanat fuarının Plugin bölümünde 3 boyutlu Berlin Duvarı: Bir Veri Görselleştirmesi işiyle göz göze geldik, hem şaşırdık, hem de etkilendik...

Politik Olmamayı Seçmek de Politik Bir Karar

Sanatçının Berlin Duvarı: Bir Veri Görselleştirmesi işine ek olarak yeni teknolojik oyuncağı fotogrametri ile oynadığı başka çalışmalarının da sergileneceği “Kent Manzaraları” sergisi 7 Mayıs-5 Haziran tarihlerinde Art On’da görülebilecek. Biz de bunu bahane ederek onunla Tarlabaşı’ndaki atölye-evinde bir araya geldik ve aklımıza takılanları sorduk.

Hacettepe Üniversitesi’nde resim okuduktan sonra sokak sanatı, fotoğraf, video ve dijital sanat gibi farklı disiplinlerde üretmeye devam ediyorsun. 2009 yılında “Clones Project” isimli video serine başlıyorsun, neydi seni kendini klonlamaya iten? 

O yıllar kendime “müzik kadar etkili bir görsellik mümkün mü?” diye soruyordum. Bu yüzden biraz titreşim fiziğini, biraz da bu seslerin neden bize güzel geldiğini araştırdım, uzun uzadıya olmasa da... Zaten basit matematikler bunlar. Armonik dizilimler, ses rengi, frekans gibi doğal fenomenler aslında hep hareketle ve tekrar ile ilgili. Bu öğrendiklerimi 3D animasyonlarla görselleştirmeyi deniyordum. Bunlar hep birim tekrarı ve üst üste binen örüntüler üzerineydi. Bir gün aynı yapıyı videoda da deneyebileceğimi düşünüp video çekmeye başladım. Video klonlama tekniği fotoğrafa ve performansa olan ilgimle de birleşince benim için çok şey vaat eder hale geldi.  

Erdal İnci ve Naz Cuguoğlu ©Nazlı Erdemirel

Erdal İnci ve Naz Cuguoğlu ©Nazlı Erdemirel

2012 yılındaysa müziğin o hepimizin bildiği değişmeyen ve biricik anından da etkilenerek bu hissi videolara taşıyorsun ve bu serideki videoları optimize ederek gif formatına dönüştürüyorsun. Gif’lerini bloğunda yayınlamaya başlıyorsun ve Die Zeit, CNN, Huffington Post gibi yayınların ilgisini çekiyorsun. Aynı ilgiyi Türkiye’den yayınların da gösterdiğini düşünüyor musun?

Türkiye kaynaklı bloglar da haber yaptılar. Saydığın yayınlar beni de sevindiren nitelikli yayınlar. Ama çok haber yapılması önemli değil tabi ki. Hatta bence biraz dozu kaçtı. Bu yüzden “Clones” serisinden biraz uzaklaşmak istedim. Daha az ve nitelikli devam etmeye çalışıyorum o seriye. Yaptığım deneysel işler herhalde kendim de yaparken eğlendiğimden hızlı bir şekilde çıktı, bu da bloglara malzeme verdi. Biraz istemsiz gelişen bir durum. Türkiye’den en çok sevindiğim Arkitera’nın haberidir. Mimarların ilgisini çekmek sevindirici.

Bu gif’lerde genelde arka planda İstanbul varken seni aynı hareketi sonsuz bir çemberde tekrarlarken görüyoruz. Bu durum bu şehirde kamusal alanda kalabalıklar halinde artık var olamadığımız günümüzdeki durumumuza bir eleştiri mi? Senin bir üst modelin bir cyborg sanatçı sokaklarda kendi ordusunu mu kuruyor?

İşlerin içeriğinin bu kadar spesifik görünmesini istemem. Biçim kadar içeriğin de çeşitli, hatta muallak olmasını tercih ediyorum. Böyle yorumlar almak beni sevindiriyor, direkt olarak bunu kast etmesem de. Sahnede kalabalık görüyoruz evet ama homojen bir kalabalık, bir gösteri. Ben daha çok birim tekrarı, kalabalıklar, örüntüler, kamusal alan, performans gibi ilgilendiğim ve yapmaktan, bulunmaktan, izlemekten zevk aldığım şeyleri bir araya getirmekle ilgileniyorum. Evet bir meydana kimse fark etmeden bir gösteri koyabilmek müthiş bir imkân. Çok motive edici. Tabii dikkatli olmanız da gereken bir şey. O meydanda, sokakta vs yükünü kaldıramayacağınız birçok olay yaşanmış. Ben bunları direkt kaşımak istemem. Yaparsam pişman olacağımı bilirim. Fikirler esnek olmalı diye düşünüyorum. 

Bu esnekliğin bir işareti olarak gif’lerinde pek çok rol ve karakteri beraber üstleniyorsun: Performans sanatçısı, kareograf, direktör, editör, dağıtımcı... Bu farklı kimlikleri bir arada üstlenmek senin için ne ifade ediyor? Sanatta ‘disiplinlerarası’nın son zamanlarda yaygınlaştığı bir dönemde sen bütün bu disiplinleri tek başına üstleniyorsun. Dijital teknolojilerin gelişmesiyle bu durumun tüm sanatçılar için geçerli ve hatta belki gerekli olacağını düşünüyor musun?

Aslında oturup sadece resim yapmak istiyorum bir yandan. Müthiş dolaysız basit bir malzemesi var ve tek başınasın. Tüm duygularını ifade edebiliyorsun. Beni dijitale iten şey video ve film gibi ekip işi olan şeyleri yeni teknoloji sayesinde tek başıma yapıyor olabilmem oldu. Bir yandan da görsel sanatta bu kadar fazla disiplinin olması hep kafamı karıştırmıştır. İşit-görsel yapmamdaki motivasyonum da tam olarak bu alanlarda sadeleşme gerektiğini düşünüyor olmamdı. Müzik kadar değişmeyen kurallara sahip bir görselliğin mümkün olabileceği hayaline kapıldım ve başarısız oldum. Sonra biraz daha imkânlarım dahilinde tek başıma kotarabileceğim şeyleri denemeye başladım. Kulağa profesyonel gelmiyor ama bunların hepsini tek başına yapmak deneyselliğe, esnekliğe ve şahsi zevklere kapı açıyor. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Aynı zamanda bu gif’leri hazırlarken kamusal alanda bir performans gerçekleştiriyorsun. Hatta bazen kamera uzakta olduğu için seni izleyenler anlam veremeyebiliyor bu duruma, bu sebeple de genelde sabah çok erken saatlerde ya da gece çok geç sokaklarda oluyorsun. Yaptığın işin aynı zamanda bir ‘underground’ durumu da var diyebiliriz, Türkiye’den bir sanatçı olarak bir anlamda politik olan bu duruşun sorumluluğunu hissediyor musun?

Biliyorsun politik olmamayı seçmek de aslında politik bir karar. Kamusal alanda yaptığım videolarda aslında gerçek olmayan tek şey zaman. Mekânın üzerinde oynama yapmadığım için belge değeri de taşıyorlar. Taksim’de gerçekten bir spiral çizdim ve üzerinde yürüdüm. Ama çekim sırasında kimsenin dikkatini çektiğimi sanmıyorum. Şimdi buna böyle bakınca aslında gerçekten politik görünüyor. Ama benim asıl motivasyonum hiç bir zaman politika olmadı. Bence bir insanın gidebileceği en uç politik eylem bir manzaraya veya nesneye yabancılaşabilmesi, daha önce hiç görmemiş gibi bakabilmesidir. Bunu ressamlar bazen yakalarlar. Benim de amacım o manzaraya böyle bir kopuşla bakabilmek, sonra da şekillendirebilmek. İşleri yaparken zevk alıyor olmam önemli. Performansı veya eylemi kendim yapıyor olmamın sebebi de bu. Resmin içinde olduğumu bilmek ve bedenimle  manzaraya etki etmek...

Erdal İnci ©Nazlı Erdemirel

Erdal İnci ©Nazlı Erdemirel

Daha sonraki gif’lerinde koreografi, ışık ve kinetik heykellerin de yardımıyla kamu alanlarında deneyler yapmaya ve geometrik şekiller oluşturmaya başlıyorsun. Bu durum bir anlamda genelde tercih ettiğin tarihi mekânları ve modern binaları, zaman ve mekân algısından kopararak farklı bir yerde konumlandırıyor. Ortaya çıkan kentsel bir ütopya mı yoksa karanlık arka plan, distopya işaretlerini de beraberinde mi getiriyor sence?

Dediğin gibi önemli olanın o sahnenin zaman algımızla oynaması. Bizi kanıksanmışın dışına biraz da olsa çıkarabilmesi... Kentlerin bize ütopyayı getirmeyeceği çok açık. Yarattığımız en güzel şeylerin sanat eserleri değil kentler olduğu görüşündeyim. Bizi distopyaya götürecek olması da güzel bir paradoks. 

Bunu sana geçen günlerde de sormuştum, tekrar gündeme getirmek istiyorum. İstanbul ve Berlin arasında yaşayan bir sanatçısın, iki şehrin seni nasıl farklı şekillerde beslediğini merak ediyorum. 

İstanbul kaotik bir şehir olduğu için daha besleyici. Berlin kelimenin gerçek anlamında daha besleyici.

  • Painters4K Photogrammetry/Video2016
  • Self Portrait4K Photogrammetry/Video2016
  • Ses Theatre & Beyoglu Movie Theatre4K Photogrammetry/Video2016
  • Berlin Wall: A Data VisualizationFullHD Animation2015

Berlin Wall: A Data Visualization

FullHD Animation

2015

Bu soru aslında bizi biraz da ilk olarak Ebru Yetişkin’in küratörlüğünü üstlendiği Contemporary İstanbul’un yeni medya bölümündeki Plungin’de gördüğüm Berlin Duvarı: Bir Veri Görselleştirmesi çalışmana getiriyor. Belli ki Berlin de sana en az İstanbul kadar ilham veriyor. Ben o işi ilk gördüğümde çok heyecanlandım, seninle de paylaştım, gif’lerinin o yönde evrilebileceğini hiç düşünmemiştim sanırım, tam bir ters köşe oldu. Ardında büyük bir araştırma olduğunu biliyorum ama biraz da uzun yıllardır sürdürdüğün gif çalışmalarından sonra 3D modele geçme hikayeni merak ediyorum...

İşlerimi fikir üzerine kurguluyorum. İlgimi çeken bir konuyu nasıl görselleştirebileceğime bakarım. Eğer bilgisayarda 3 boyutlu yapılması gerekiyorsa, ihtiyacım olanı tutorial izleyip öğreniyorum. Dikkat ettiğim şey ise fikri süsleyip püslemeden tekniğin en ham haliyle yapabilmek. Örneğin bana gereken ve yeterli 3D program bilgisini internetten video izleyip öğrendim. “Clones Project”te de öyleydi. Yıllardır filmlerde kullanılan klon tekniği... Tersten de okuyabiliriz, eğer fikir süslemeye ihtiyaç duyacak gibiyse hiç başlamıyorum.

Tabii ki kendine konu olarak Berlin Duvarı ve onun dikey düzlemde kapladığı hacmi seçmiş olman da başka bir politik tercih. Dijital ortamda bu duvarı Alexanderplatz’da inşa ediyor ve ardından yıkıyorsun. Aslında loop’a alındığından bu videoyu izlemek akla tarihin tekerrür ettiğini getiriyor. Günümüzde farklı ülkelerde farklı fiziksel ya da psikolojik duvarların inşa edildiğini düşünüyor musun?

Evet duvarlar yürürlükten hiç kalkmayacak büyük olasılıkla. Ben samimiyetle bu işe Berlin Duvarı’na ait nicelikleri merak ettiğim için başladım. Sonra güzel evrildi proje. Bence asıl ilginç olan şey bana bunu merak ettirecek kadar duvarın pompalanması. Benim politik görüşüm elbette duvarlar, sınırlar kalksın vs yönünde ama bu çok sıkıcı değil mi? Bir işin konusu olamayacak kadar sıkıcı. Tabii projeye sebatla devam etmemin nedeni tüm bu politik, sosyolojik, mimari bağlamlarını araştırırken zevk almam. Ayrıca bir şeyi inşa edip sonra da yıkmak müthiş haz vericidir. Bunu biraz yaşamak istedim sanırım. Kolektif bilinç de benzer bir zevke sahip olabilir mi?

Erdal İnci ©Nazlı Erdemirel

Erdal İnci ©Nazlı Erdemirel

Bu yeni serginde bir de yeni bir ilgi alanını keşfediyoruz: Mimari yapılar ve iç mekânlar. Binaların iç ve dış yüzeylerinin yüzlerce kez fotoğrafını çekerek görüntüleri 3 boyutlu dijital modele dönüştürüyorsun. Bir yandan da sanatsal müdahaleyi sınırlı sayıda tutarak yeni bir belge-görsel anlayışı öneriyorsun. Bu müdahalelerin kısıtlı olması durumu, son zamanlarda da sıklıkla tartışılan hayatın sanatın ta kendisi olduğu fikrini ortaya çıkarıyor, bu söyleme katılıyor musun? 

“Kent Manzaraları” sergisinde Berlin Duvarı ile birlikte fotogrametri tekniğiyle yaptığım üç yeni iş sergiliyoruz. Tekniği çok yeni öğrendim ve beni çok heyecanlandırdı. Yüzlerce fotoğrafı çok küçük hata paylarıyla 3 boyutlu dijital modele dönüştürüyor. İşin güzel yanı çektiğiniz fotoğrafları da modelin üzerine kaplıyor. Bu sayede elde edilen çıktı fotoğrafların toplamından daha fazla veri içeriyor. Duvardaki çatlağa kadar görüntüleyen ayrıntıda görseller elde edebiliyorsunuz. Tekniğin bir güzel tarafı da içerden çekilen bir mekânı dışardan da görebilmeniz. Örneğin duvarda asılı olan bir resmin simetriğini dışardan görebiliyoruz. İç mekânları, bir anlamda binaların organlarını görme şansımız olmayan açılardan izleme şansı veriyor. Bu imkânı cephe görüntülemekten daha ilginç buldum. Mekân algımızı şaşırtan bir görsel ortaya çıkıyor. Binaların derilerini soyduğumuzda karşılaştığımız yapının çağrıştırdıkları gerçekten inanılmaz çeşitli. Ucu okumalara çok açık. Ben de henüz sezdiğim şeyleri yaptıkça anlamaya başlayacağımı düşünüyorum. 

Bundan sonraki projelerin neler? Gif çalışmalarına devam mı edeceksin? Yoksa çalışmaların izleyicileri şaşırtarak başka yönlere evrilme yolunda mı gidecek?

Şimdilik planım fotogrametri işlerine ağırlık vermek. Klon serisi de devam edecek aralıklarla.

1
8913
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Seracettin Çelebi
14.05.16
13:26
LOVE IT