28 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2017

Her Şeyin Mekânı Olmak

ArtBizTech’in düzenlediği bang. prix yarışması sayesinde tanıştığımız genç sanatçılardan bir diğeri Oğuz Emre Bal. Mimarlık ve tasarım araştırmalarına yeni bir boyut ekleyerek İçlek Sanat projesine odaklanan Bal, çalışmasının merkezine “her şeyin mekânı” olmak tanımını yerleştiriyor.

Her Şeyin Mekânı Olmak

Bir mekânı deneyimlemek için içine girmek gerekir mi? Her mekânın belli sınırları olmak zorunda mıdır? Mekânın sınırlarını ortadan kaldırmak onu diğer tüm şeylerle birleştirir ya da yok eder mi? Oğuz Emre Bal ile tüm bu sorular etrafında şekillenen İçlek Sanat çalışması, bang. prix’e katılma süreci, “her şeyin mekânı” kavramı ve ITU Çekirdek üzerine konuştuk.

bang. prix’e başvuru süreci ve sonrasında nasıl aşamalar yaşadın, üretim sürecin nasıl geçti?

Başvuru süreci öncesinde, yeni nesil mekân imkânlarına odaklanmış mimarlık ve tasarım araştırmalarım vardı. Bu çalışmalara ek olarak mekâna yeni bir boyuttan bakmak istedim. Tasarladığım mimari mekânların felsefesini başka bir boyuta taşıyıp, mimari mekânların ötesinde, her şey için mekân kavramını nasıl tasarlayabilirim diye düşünürken İçlek sanatı oluşturdum. Sanat bu anlamda gerçekten özgür bir ortam ve mekânı anlamada yeni boyutlar açıyor. Üretim süreci zorluydu ama çok şey öğrendim.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Çalışmandan biraz bahsedebilir misin?

“Her şeyin mekânı” bu projenin genel düşüncesi diyebilirim. Çünkü her zeka bir mekâna ihtiyaç duyar (ki ta kendisidir). Bana göre evrenin en küçük biriminden en büyük birimine kadar gösterdiği bazı ortak ve farklı özellikler olabiliyor. Mekân oluşturmak da böyle bir şey. Proje üç aşamadan oluşuyor ve bu ortak özellikleri aynı eserde farklı mekân deneyimleri ile birleştirmeyi amaçlıyor. Projenin ilk aşaması: Fiziksel heykellerin 3 boyutlu baskısıydı, 26 farklı eser tek tek modellenip,  3 boyutlu baskı yöntemiyle üretildi. Her birinin üretiminin yarım gün sürdüğü düşünülürse, fiziksel modellerin üretimi gece gündüz çalışan bir makineyle toplamda 13-14 gün sürdü diyebilirim. 

İkinci aşama: AR (Artırılmış Gerçeklik) boyutunun eklenmesiydi. Günümüzde kullandığımız malzemeler ve teknikler bizi bir noktada kısıtlayıp o işe dahil olma biçimimizi engelleyebiliyor. AR bu noktada fiziksel dünyanın imkânlarının üzerine geçmemizi sağlıyor. AR sayesinde opak olan heykellerin içindeki hikâyeleri görebiliyoruz. Bu durum hem fiziksel dünyada deneyimlediğimiz, hem de deneyimleyemediğimiz duvarları kaldırabilen bir yapı sunuyor. Farklı bir boyuta girmemizi sağlıyor.

Projenin üçüncü aşaması olan VR kullanımındaysa, bedensel imkânlarımız yeniden tanımlanabiliyor ve ölçek sınırlanmasından kurtuluyoruz. Bu sayede birebir sanat eserini kendi bedenimizle ilişkilendirmiş oluyoruz. Bu durum sanat eserinden edindiğimiz deneyimi zengileştirerek bizi başka bir dünyaya sokuyor.

Bu üç aşamayı düşündüğümüzde aslında yavaş yavaş eserin içine girmeye başladığımız bir deneyim söz konusu. Bu çalışmanın üç aşaması da bu yüzden çok önemliydi.

​Örneğin, mimari mekânlarda içine giremezseniz o mekânı kullanamazsınız. Ama bu heykellerin içine girmeden onları deneyimleyebilirsiniz. Bu da bedenin imkânlarının üstüne çıkıp, gerçekliği dolayısıyla mekânı tekrardan farklı bir şekilde deneyimlemenizi sağlıyor. Bu da bir nevi mekânın sınırlarını ortadan kaldırmaya ya da mekânın sınırlarını farklı bir şekilde deneyimlemeye yol açıyor. Gözlük takmadığınızda içine giremediğiniz heykellerin gözlük taktığınızda içine girebiliyorsunuz.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bu çalışman mekân ve sınırlarını sorguluyor diyebilir miyiz? 

Evet, mekânlar aslında bizim evrimimizi ve canlılığımızı devam ettiren şeyler. Kendileri de evrimleşen yapılar. Bu çalışma ile, aslında mimari mekân kavramı dışına çıkarak, onu daha büyük ölçekte ele aldım. Eğer bir mekân dışarıdan içeriye ya da içeriden dışarıya harekete izin veriyorsa devamlı evrimleşmeye açık bir yapı özelliği sergiliyor. Projede de 26 heykelin hepsi farklı bir deneyim ve evrimini temsil ediyor. Bu yüzden hepsinin üzerine 26 tane farklı yıldız sistemi koydum.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Aynı çalışmayla İTÜ Çekirdek’e hak kazanadığını duyduk. Bu süreçten bahsedebilir misin? Nasıl gerçekleşti? 

Evet, ITU Çekirdek, İçlek Sanat Projesi bir sanat-tasarım-inovasyon projesi olduğu için önemli bir fırsattı. Orada bu projeyi geliştirmeyi sanatın inovasyonla buluşması açısından çok istiyordum. Sanırım onlar için de böyle bir sanat-tasarım projesinin kabulu ilk olabilir. Bu anlamda daha çok mühendislik projelerine destek veren kuruluş ilk defa bir sanat-tasarım projesine girişimci desteği verdi. Bu süreçte projenin İTÜ Çekirdek’in sağladığı mentor ve altyapı desteği ile daha çok gelişmesini ve daha çok kişiye ulaşamasını bekliyorum. 

0
4058
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle