08 KASIM, PERŞEMBE, 2018

“Çocukluğumdan Beri Bambaşka Bir Dünyanın Varlığına İnanıyorum”

Sanatçı Haluk Akakçe, “Meme Kanseri Farkındalık Ayı”nda meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla gerçekleştirilen Kalbimi Asla projesiyle karşımıza çıktı. GE Sağlık tarafından, 42 Maslak’ta gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesi, sanatçının özgün yorumuyla tasarladığı pembe kurdele ile yeni bir boyut kazandı.

“Çocukluğumdan Beri Bambaşka Bir Dünyanın Varlığına İnanıyorum”

Haluk Akakçe ile son projesi Kalbimi Asla vesilesiyle bir araya geldik. Sanatçıyla İstanbul’a geri dönmesinden şehirlerin üretimine etkisine, son sergilerinden üzerinde çalıştığı kitaba, kıyafet tasarımlarından Kalbimi Asla projesine dek pek çok şeyi konuştuk. 

Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra İstanbul’a döndünüz ve artık burada yaşıyorsunuz. Nasıl oldu bu dönüş, sizdeki etkileri neler?

Bir sene kadar önce İstanbul’a, bienale paralel gerçekleşen Dirimart’taki sergim için geldim. Bu bir pop up sergiydi. O ay boyunca galeride çalışmaya devam ettim. 25 işle gelmiştim ancak burada da üretmeye devam ettim, bir atölyeye çevirdim orayı. Daha önce de sergi için geldiğimde bütün zamanımı sergiye ayırmam gerekmişti. Ailemle hiç vakit geçirememiştim, özellikle annemle. Dört senedir de Türkiye’ye gelmiyordum. Skype, Facetime gibi teknolojik unsurlar mesafeleri ortadan kaldırıyor aslında. Eskisi gibi değil. Ben e-mail öncesi dönemi de yaşadığım için biliyorum. Mektup diye bir şey vardı o zamanlar, telefon bile her yerde bulunmazdı. Amerika’ya öğrenci olarak gittiğimde iki sene Türkiye’ye gelememiştim okul ve iş nedeniyle. Ama çok özlüyordum ailemi çünkü çok nadiren telefonla konuşuyorduk. Cep telefonu da yoktu o zamanlar. Bir anda ulaşamıyorsun öyle olunca, saat farkı da bunu etkiliyor. Ben arıyorum onlar evde olmuyor, onlar arıyor ben işte oluyorum. Birbirimize sesli mesaj bırakabiliyorduk. Artık öyle değil tabii. Teknoloji öyle ivmesi artan bir hızda gelişiyor ki farklı alanlarda etkilerini görüyoruz.

Tüm bu mesafe ve özlem nedeniyle kalışımı biraz uzatmaya karar verdim, sonra biraz daha uzattım, biraz daha. Aile ve özlem gibi faktörlerin yanı sıra biraz benimle de alakalı oldu bu. Ben gittiğim yerden geri dönemiyorum. Seyahat etmeyi sevmiyorum. Bir hafta için Tokyo’ya gitmiştim üç ay kaldım. Kendim dönemiyorum, birisi gelip beni toparlar hep. Uçmaktan, seyahat etmekten, havaalanlarından, kalabalıklardan korkuyorum. Bir yere gidince ise hemen yerleşip çok çabuk adapte olabiliyorum. Bir şeyi kısa sürede geri bırakmak benim için zor. 25 seneye yakın zamandır Amerika’dayım, arada Londra’da da yaşadım.

  • ©Deniz Ezgi Sürek
  • ©Deniz Ezgi Sürek
  • ©Deniz Ezgi Sürek

©Deniz Ezgi Sürek

Yaşadığınız şehrin üretimlerinizi etkilediğini düşünüyorum. 

Kesinlikle öyle. İstanbul muhteşem bir şehir. İnsan daha da bilinçli olduğu zaman ve yaş da ilerledikçe mesafe ve zaman hissi yok olmaya başlıyor. Hatta yaşlar da yok olmaya başlıyor. Ben “Kim kaç yaşında?” diye düşünmüyorum artık. İnsanlar tamamen sizinle kurduğu iletişimle seviyelerini belli ediyor ve siz kendinizi o seviyeye göre ayarlayabiliyorsunuz. Londra, Paris, New York gibi şehirlerde yaşadım. Kısa süreli olarak da Japonya ve İtalya gibi ülkelerde yaşadım. Ama Türkiye bambaşka bir yer. Çok değerli. Amerikan sistemi gibi, farklı ırklar ve kültürler birleşimi. Zenci birisi de Orta Asyalı birisi de Türk olabilir. Türk’ün bir tanımı yok artık.

Tanımsızlık konusuyla yakından ilgilendiğinizi biliyorum. Sergilerinizin ana teması olarak da sık sık karşımıza çıkıyor bu konu.

Evet tanımsızlık beni çok çeken bir konu. İlk sergimin adı da “Definition”dı. Çünkü tanım denen olay aslında algı ile zamana bağlı ve devamlı değişen, nereden bakıldığına bağlı olan bir şey. Çok korkunç ve kötü görünen bir şey başka bir açıdan bakıldığında aslında başınıza gelmiş en iyi şey olabilir. Ki çoğu zaman öyle oluyor. Sizi en hayal kırıklığına uğratan şey aslında hayatınızda yepyeni bir sayfa ve boyut açan önemli bir şey olabilir. Din, dil, ırk, cinsiyet gibi kategorilerin dışında hepimiz bambaşkayız. Hepimizin özünde farklı bir şey var. 

Pek çok insanın İstanbul’dan ayrılmak istediğini söylediği, yeni bir arayışı olduğu bir dönemde siz buraya yerleşmeyi tercih ettiniz. 

Bir de o var. Ben öyle görmüyorum. Türkiye’de ışığı görebiliyorum. Gitmek kesinlikle bir çözüm değil. Bireysel olarak bir aydınlanma ve hedefine ulaşma gibi bir amaç varsa nerede olduğunun çok da bir önemi yok. Sen kendi sınırlarını belirlediğin sürece dış dünyanın seni etkilemesine izin vermiyorsun. Nerde olursan ol. Herkesin gitmek istediği bir dönemde burada olmak bir avantaj bile olabilir. Özellikle ayrıcalıklı bir aileden gelmiyorsanız ve belli bir ekonomik seviyeniz yoksa. Ben ayrıldığım Türkiye’den daha farklı bir ülkede olduğuma inanıyorum. Daha çok seviyorum burayı. Ben de daha farklıyım tabii ki.

  • ©Deniz Ezgi Sürek
  • ©Deniz Ezgi Sürek

©Deniz Ezgi Sürek

Üretim biçiminiz seneler içinde videodan daha çok resme yöneldi, siz kendi dilinizin geçirdiği değişim/dönüşümü nasıl tanımlarsınız? 

Eskiden eğitimimle de alakalı olarak (iç mimari eğitimi, mimari ve güzel sanatlar yüksek lisansı) çok daha kontrollü ve grafik işler yapıyordum. Estetik denge ve mükemmeliyet çok önemliydi benim için. Bir süre ara verdikten sonra bu yıkıldı. Serbest bıraktım kendimi, ellerimi. Uzun bir süre kendimi ressam olarak görmedim, güzel şeyler yapan, yapmak isteyen bir insan olarak görüyordum. Şimdi artık ressam diyebilirim diye düşünüyorum, o hakkı görüyorum kendimde. Yaptığım hiçbir şeyden utanmıyorum çünkü, zorla da yapmıyorum. İş iyi mi, kötü mü, kaygısı olmadan, dürüst olduğuna inanıyorum yaptığım işlerin. Kendime ait görsel bir lisan oluşturduğumu düşünüyorum. Eskiden daha deneysel düzeyde olan bu lisanımla artık kendimi zorlamadan bir hikâye oluşturabiliyorum. O yüzden benim için güzel bir dönem. Eskiden video sanatımla tanınmıştım şimdi daha çok tablolarım var. Kendime ait bir dünyada var olmanın, yaratmanın keyfini çıkarıyorum. Beş senedir bir film projem var üzerinde çalıştığım. Onun dışında bir kitap üzerinde çalışıyorum.

Bu kitap projenizden biraz bahsedebilir misiniz?

Benim gibi insanların olduğuna inanıyorum. Syd Mead diye bir tasarımcı var; Blade Runner, Star Trek: The Motion Picture, Aliens, Timecop, Johnny Mnemonic ve Mission: Impossible III, Tron filmlerinin tasarımcısı. Aynı zamanda Chrysler araba firmasının da baş tasarımcısı. Şaman Abdi Assadi var. Başka boyutlara geçmenizde ve diğer boyutlarla aynı frekansta buluşmanıza yardımcı olmaya çalışıyor. Onun dışında, Master Okawa var. Japonya’daki Happy Science adlı inancın lideri. Bu gibi isimlerle konuşmalarım yer alacak kitapta. Kendi konusunda otorite sahibi olan sosyal bilimciler, sinemacılar, tasarımcılar katılımcı oldu. Gördüğümüzün çok daha ötesinde bir dünyanın varlığına daha çok inanıyorum şu anda. 

  • ©Deniz Ezgi Sürek
  • ©Deniz Ezgi Sürek

©Deniz Ezgi Sürek

Kıyafet tasarımlarınızdan da biraz bahsetmek istiyorum.

Ben çocukluğumdan beri bambaşka bir dünyanın varlığına inanıyorum. Bütün süper kahramanlar kendi kıyafetlerini kendileri yaparlar, filmlerde görürüz. Benim ki de öyle bir şey. Farklı olduğum için ve kendimi soyutlamak için kendi kıyafetlerimi yapıyorum. Bir de piyasada olan kıyafetler olmak istediğim kişinin bedeninde değil. Belki bir gün üretime de başlayabilirim. Düşünüyorum zaman zaman.

​Ben güzelliğe, insan yeteneğine, el işçiliğine hayranım. Bu edebiyat ya da müzikten farklı değil. Yaratımın her alanında farklı bir düzeyde var olan sofistike bir seviye var. Modada da bu böyle. Kumaştaki desen ya da dekorasyon beni o kadar etkilemiyor ancak vatka, kemer gibi formu değiştiren şeyler benim için daha önemli. İnsanın formunu kendi enerjisiyle yansıtması benim daha çok ilgimi çekiyor.

  • ©Deniz Ezgi Sürek
  • ©Deniz Ezgi Sürek

©Deniz Ezgi Sürek

Kalbimi Asla projesi fikri nasıl doğru?

Bizim ailede anneannem, büyük teyzem, anneannemin annesi hep meme kanserine yenik düştüler. Hepsinin teşhisi çok geç oldu. Teknoloji o kadar gelişmemişti, insanlar o kadar çok doktora da gitmiyorlardı. Şimdi bile öyle aslında. Muayeneye gitme oranı çok düşük. Doğru zamanda teşhis yapılırsa bu hastalık ölümle sonuçlanmak zorunda değil. Türkiye bu farkındalık konusunda en son sıralamalarda ne yazık ki. Bu tür projelerle farkındalığa dikkat çekmek çok önemli o yüzden.

​Anneannem çok iyi bir yüzücüydü, gülmeyi çok severdi, kahkahaları çok meşhurdu, yaşam doluydu. Yüzmeye giderdik sık sık. Ameliyattan sonra tek göğsü alınınca protez takmamıştı. Ben denge ve simetri olarak nasıl olacak diye düşünürken o şöyle bir cevap vermişti “Evladım göğsümü alabilirler ama kalbim hâlâ burada”. Kalbimi Asla ismi oradan geliyor. Bu projede gönülden ve isteyerek yer aldım. Benim için önemliydi.

0
1035
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle