15 ARALIK, CUMA, 2017

Bu Senin Portren Mi?

Pera Müzesi geçtiğimiz günlerde “Bana Bak!: “la Caixa”  Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar” adlı sergiyi sanatseverlerin beğenisine sundu. Sergi, portre kavramının tekrar sorgulanması adına ziyaretçilere etkileyici bir kapı aralıyor.

Bu Senin Portren Mi?

Oldukça sıradan ama bir o kadar da sıra dışı bir konu ile karşımıza çıkıyor Pera Müzesi. “Bana Bak!: “la Caixa” Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar” sergisi, “la Caixa” Vakfı ve Pera Müzesi’nin iş birliği ile ülkemize konuk oldu. İspanya merkezli “la Caixa” Vakfı Çağdaş Sanat Koleksiyonu, ilk olarak 1985’te oluşturulmuş. Bin eserden oluşan bu koleksiyon genellikle savaş sonrası Avrupa sanatı üzerinden yola çıkarak günümüze ulaşmış durumda.

Tarihte ilk olarak “portre”ye Romalı Yaşlı Plinius’un, savaşa giden sevgilisinden ayrıldığı esnada, güneşin, duvara yansıttığı yüzünün gölgesinin çevresini kömürle çizen Korintli genç kızın hikâyesinde rastlıyoruz. Bu portrenin yapılmasındaki sebep askerin hatırasını saklamak, onu kayıt altına almak olsa da, Yunanlı Narkissos’un anlattığı bu efsane üzerine portrenin aslında bir “ben” ifşası olduğu yorumu da getirebilir.


Sanat tarihi boyunca Yaşlı Plinius ile başladığını ön gördüğümüz bu hikâyenin farklı versiyonları her daim karşımıza çıkmıştır. Dünya varlığını kayıtlama, iktidarını kanıtlama, güzelliğini belgeleme gibi nice arzu ile tuvalin karşısına geçilmiş, fotoğrafın hayatımıza girmesiyle durum günümüz selfie’lerine dönüşmüştür. Portre, insanın kendi imgesini oluşturma hususunda uçsuz bucaksız bir derya gibidir. Nasıl yansımak isterse o şekilde yansıyabilmenin verdiği psikolojik dürtüler doğrultusunda gerçeklikten uzaklaşmayı tercih edenler olduğu gibi, olağanın çiğliği ile toplumsal kimlikleri gün yüzüne çıkaranlar da olmuştur. Sergi tüm bu iki taraflı algıyı farklı noktalarıyla (portreyi oluşturan ve portredeki) ele alarak “Sahnelenen Duygular”, “Kimliğe İlişkin Uzlaşımlar”, “Maskeler ve Diğer Kurmacalar” ve “Yüzün Hafızası” başlıkları altında dört temaya ayrılıyor.


Sergi salonuna girdiğimiz anda bizi Roni Horn imzalı ... Muayenehanesi adlı enstalasyon karşılıyor. “Kimliğe İlişkin Uzlaşımlar” teması altında sergilenen bu çalışma, boyutu gereği zaten insanın dikkatini daha ilk dakikada çekiyor. Kaybolan bir silüet halinde olan palyaço figüründen gözlerinizi ayıramıyorsunuz. Palyaço insan duygularını ve tavırlarını referans alır ve her bir insanın alter egosu olarak algılanır. İnsanı kendi benliğinden uzaklaştırarak saklar, kimliğinden uzaklaştırır ve bir maske edinmesini sağlar. Çalışmada Horn, 36 imajdan oluşan, hareket halinde bir palyaçoyu belgeliyor. Palyaçonun tüm belirginliğinin yanında eşkaline dair sadece “belirsizliği” bulabiliyorsunuz. Kırmızı dudaklı ve burunlu bir kimlik…


Bruce Nauman’a ait İyi Oğlan Kötü Oğlan adlı enstalasyon ise yine bu bölüme ait. Bir video çalışması olan bu eserde, Nauman doğrudan izleyiciyi hedef alıyor. İki farklı ekranda bir kadın ve bir erkek figürü mevcut. Cevaplanamayacak bir hızda yöneltilen varoluşsal sorular bir süre sonra izleyiciyi sorguya düşürüyor. İki oyuncu da aynı 100 cümleyi 5 farklı söyleyişle tekrar ediyor. Toplumsal değerleri baz alan, iyi ile kötü arasındaki o ince çizgide gelgitleri olan tüm bu cümlelerin en sonuncusu ise tüm sorulardaki kimliksel ayrıntıların ötesinde: “Ölmek istemiyorum. Ölmek istemiyorsun. Ölmek istemiyoruz. Ölüm korkusu.”

  • Roni Horn - ... Muayenehanesi
  • Bruce Nauman - İyi Oğlan Kötü Oğlan
  • Bruce Nauman - İyi Oğlan Kötü Oğlan
  • Carlos Pazos - Milonga

Carlos Pazos - Milonga

Sergide adı sık anılan bir başka sanatçı ise Cindy Sherman. 1970’lerden bu yana üretmeye başladığı fotoğraf çalışmalarıyla temsiliyeti sorgulayan Sherman, postmodern ve feminist teorileri ele alıyor. Derin otoportreleri ile fotografik gerçekliğe başvuruyor.

Erkek gözünden kendi kadınlığını, bir kadın gibi, yani onun tabiriyle “kadın kılığına girmiş bir kadını” canlandırdığı fotoğrafları kadın kimliğinin fetişleştirilmesinin altını çiziyor.


“Kimliğe İlişkin Uzlaşımlar” temasına dahil edilen bir başka ilginç çalışma ise Janine Antoni’nin büst heykelleri. Sanatçının neoklasik tarzda yaptığı bu otoportre heykeller, çikolata ve sabundan oluşuyor. Antoni bu çalışmasıyla çikolata ve sabun maddellerini kullanarak kendi kırılganlığı ve gelip geçiciliğini vurguluyor.

“Sahnelenen Duygular” bölümünde yer alan Şaşkınlık, kibir, ıstırap, vesaire, vesaire adlı video çalışması sonsuzluk, mevcudiyet, zaman, tekrar gibi kavramları bir çırpıda karşımıza çıkaran otoportrelere yer veriyor. Esther Ferrer’in çalışması, ruh hali ve duygulara ait geçiş repertuvarını kendi jest ve mimikleriyle aktarıyor.


Maskeler benlikten uzaklaşma adına en büyük kalkan olarak görülür, bireye özgü yüz hatlarının yerini alan bir yeni benliğe dönüşür. “Maskeler ve Diğer Kurmacalar” temasına göz attığımızda ise New York sokaklarının hicivli grafiticisi Jean – Michel Basquiat’ ın Canavar adlı çalışmasını buluyoruz. Şematik fırça darbelerinin görüldüğü bir maske tasviri olan bu çalışma; sanat, edebiyat, popüler kültür ve Karayip geleneğine göndermelerde bulunuyor.

  • Cindy Sherman - İsimsiz #85
  • Jean-Michel Basquiat - Canavar
  • Rineke Dijkstra - Vondelpark, Amsterdam, 12 Mayıs 2006 
  • Eduardo Arroyo - Ressam

Eduardo Arroyo - Ressam

Bu bölümde bulunan bir başka Cindy Sherman otoportresi, kültürel uzlaşımlarla bağlantılı olarak kimlik ve toplumsal cinsiyete değiniyor. Rönesans resimlerini andıran bu Judith portresi ironik bir maske niteliğinde.


“Yüzün Hafızası” teması için serginin en ilginç alanı demekte bir sakınca görmüyorum. Bu alanda bizi Christian Boltanski imzalı bir yerleştirme karşılıyor. Toplumsal hafızaya bir pencere açan bu çalışma, 1952 – 1997 yılları arasında İspanya’da yayımlanan ve adli vakalara odaklanan haftalık El Caso gazetesinin 1987 yılına ait arşivinden alınmış suç mahalli fotoğraf ve portrelerinden oluşuyor. Boltanski, bu fotoğrafların boyutlarını büyültüp neredeyse tanımlanamaz hale getirerek, küçük lambaların cılız ışığıyla aydınlatılan bir duvarda sergiliyor. Karşılaştığımız bu anonimlik bir noktada rahatsız ediciyken, katil ile kurbanın öznelliğini yitirip hiçbir şey bilmediğimiz bir sıradanlığa dönüşmesini sağlıyor.


Bir başka ilginç çalışma ise Curro González‘e ait Süt Ormanı. Sanatçı karanlık bir ormanın içine yerleştirdiği portreler ile keşif arzusunu izleyiciye aşılıyor. Bu portrelerde karşımıza çıkanlar arasında Franz Kafka, Vincent Van Gogh, Sigmund Freud, W.A.Mozart, Karl Max  gibi dünya isimleri yer alıyor.


Bir insanın kaç maskesi vardır? O sahiden insan mıdır? Beni gördüğün gibi mi hatırlayacaksın yoksa gösterdiğim gibi mi? Peki ya bir toplumun portresini nasıl betimlersin? Tüm bu soruları hem sordurtacak hem cevaplandıracak nitelikte olan “Bana Bak!: “la Caixa”  Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar” sergisi, 4 Mart tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

0
4462
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle