12 KASIM, PERŞEMBE, 2015

Bu Heykeli Görmeden Contempo'dan Dönmeyin!

Contemporary İstanbul çok ilginç Amerikalı bir sanatçıyı ağırlıyor: Kris Kuksi! Birçok prestijli uluslararası ödülün sahibi sanatçının işleri, R&B sanatçısı Usher, NIKE CEO'su Mark Parker ve birçok Hollywood aktörünün koleksiyonunda yer alıyor. İşleri Black Sails dizisi tarafından izinsiz kullanılınca diziyle davalık olan Kuksi, bu konuda konuşmak istemedi ama onun dışında neredeyse her konu hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Bu Heykeli Görmeden Contempo'dan Dönmeyin!

Özellikle inanılmaz detaylardan oluşan, göz kamaştırıcı heykellerinizle biliniyorsunuz. Uzun çalışma saatleri gerektiren benzersiz bir teknik kullanıyorsunuz. Bu tür heykellere ilginiz nasıl başladı?

Minyatürler ve model kurma konusuna ilgim çok küçükken başladı. Sanırım yetişkin hayatımda, işlerim vasıtasıyla bu ilgim bir şekilde ortaya çıkmak zorundaydı. Çizim ve boyama teknikleri konusunda eğitim almış olsam da heykeller her zaman stüdyomda bir şekilde kendini gösteriyordu. Heykeller nihayet bir sanatçı olarak kariyerimi ele geçirdi ve bence bu durum benim için iyi oldu.

Bize çalışma süreciniz hakkında daha fazla bilgi verebilir misiniz? Nasıl çalışırsınız?

Bunu açıklamanın için en iyi yolu: 3-boyutlu kolaj. Çalışmalarımda heykeller, biriktirilebilir nesneler, model kitleri ve model tren aksesuarları gibi malzemeler kullanırım. Önce ahşap ve plastik ile çalışmamın çekirdek yapısını oluştururum, böylece sonradan onun üzerine yığılacak en önemli unsurları ve küçücük ayrıntıları destekleyebilirim. Boya ve yıpranmış etkileri sonrasında kullanarak yaratıcı, gerçeküstü bir manzara ve mikro sahte bir dünya yaratırım.

Ayrıca, çalışmalarınızın kavramsal yapıları, felsefeye, Tanrılara ve Tanrıçalara, din ve ahlak konularına referanslarla dolu. Heykelini yapacağınız hikayeyi nasıl seçiyorsunuz?

Kaynaklar aslında bir anlamda tiyatrodaki oyuncular gibi. Önce oyuncuları seçiyorum, sonra onlara uygun bir hikaye yaratıyorum. Tıpkı insanların zaman geçerken anılarını kaydetme şekilleri gibi, tarih ve hikayeler yanlış anlaşılıyor ve değişiyor. Bunu aklımda tutarak eski dünyadan yeni hikayeler ve fikirler sunmayı seviyorum, böylece geçmişi modernize ederek onu zamansız hale getiriyorum.

İstanbul Bienali’nin toplumun yaralarını sarmak için çabalaması gibi, siz de sanat izleyicisi için yeni bir farkındalık düzeyi yaratmak istiyorsunuz. Sanatçı olarak böyle bir sorumluluk hissettiniz mi?

Sanatçı olarak doğunca,insanlığa karşı sorumluluk duyuyorsunuz. Toplumun nasıl olduğunu, kusurlarını ve işlerin nasıl daha iyi olabileceğini onlara göstermek istiyorsunuz. Bu yolu kabul etmek ve her gün kendime hatırlatmak durumundaydım. Böyle bir etki yaratabilmek ve çalışmalarıma hayranlık duyanlar olduğunu görmek benim için büyük bir zevk.

Birçok ödül aldınız ve işleriniz kamu ve özel koleksiyonlarda yer aldı. Bu konuda nasıl hissediyorsunuz? Koleksiyonerler ile ilişkileriniz nasıl?

İşlerimin başkaları tarafından görülebilir olması benim için önemli. Kimsenin görmesine izin vermemek bencillik olurdu. Son derece etkili kişiler onlara sahip olduğu ve daha büyük bir kitleyle paylaştığı için kendimi şanslı hissediyorum. Gerçekten minnettarım!

Bu yıl, Contemporary Istanbul’nda Gama Gallery’de Sedation işinizle katılıyorsunuz. İşinizi biraz açıklayabilir misiniz?

Sedation, insanlar arasındaki aşk ve düşmanlık gibi sarhoş edici bağlılık duyumlarını işliyor. Kadının üzerindeki parçalı ok, duygu ve huzur gibi yapay etkileri hatırlatıyor. Bu, artan teknoloji sonucu sahip olduğumuz kısıtlı yüz yüze etkileşimin yer aldığı modern dünyada birbirimizden nasıl etkilendiğimize dair bir fikir sunuyor. Unuttuğumuz bu bağlılık duygusunu hatırlamak için neye ihtiyacımız var? Sonuçta her birimiz güçsüz yönlerimizi o kadar gizledik ki artık sadece yalnız bir kabuktan ibaretiz. Ya da Eros’un attığı ok hikayesi bizi birbirimize çeken kimyasallardan başka bir şey değil mi?

Amerikalı bir sanatçı olarak, İstanbul sanat dünyası hakkında neler düşünüyorsunuz?

İstanbul’daki sanat dünyasının inanılmaz bir hızda geliştiğini görmek benim için çok heyecan verici. Toplumun hem bireysel hem de toplumsal seviyede kendini ifade etmeye ne kadar hazır olduğunu gösteriyor. Gerçekten çok sevindirici.

  • Kris Kuksi
  • Kris Kuksi

Kris Kuksi

Amerika ve Türkiye’deki sanat dünyalarını karşılaştıracak olsanız neler söylersiniz?

Bu karşılaştırmayı yapmak benim için çok zor ama kültürel tarih ve etkilerini karşılaştırabiliriz. ABD her zaman tarihsel olarak iyi bir sanat desteğine sahip oldu ama diğer kültürlerden çok fazla ödünç aldı. Neredeyse dünyanın her bölgesinden insanların toplandığı bir alan haline geldi. Türkiye'ye gelince, zengin tarihi ve kültürel geçmişi, modern sanat ve kendini ifade etme yöntemlerinin bir araya gelmesine izin veriyor. Sanat fuarları, bu bağlamda, yaratıcı ve ekonomik ifadeleri bir araya getirerek milli kimlik oluşumuna destekte bulunuyor. 

Gelecekte neler olacak? Sizi nerelerde göreceğiz?

Yeni eserler ve yeni fikirler… Türkiye'nin yaptığım işe karşı bu kadar misafirperver olmasından çok mutluyum. Bu yönde gelişmeler görmeyi çok isterim.

0
5426
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle