29 OCAK, PAZARTESİ, 2018

Sevgisizlik Ayrıntıda Gizlidir

Andrey Zvyagintsev’nin 70. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday olup, Jüri Ödülü’nün sahibi olan Loveless (Nelyubov) filmi, 90. Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında aday gösterildi. 2014’te Leviathan filmi ile Altın Küre'de Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü'nü kazanan yönetmenin son filmi Loveless’ı değerlendirdik.

Sevgisizlik Ayrıntıda Gizlidir

Andrey Zvyagintsev, 2003 yılında çektiği ilk uzun metraj filmi The Return ile Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan ödülünü alarak oldukça ses getirmiş devam eden yıllarda The Banishment (2007), Apocrypha (2009), Elena (2011) ve 2014’te çektiği Leviathan ile de beğeni toplamıştı. Yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi olan Loveless (Nelyubov), ülkemizde de 2017 Filmekimi programında yer alarak seyirciyle buluşmuştu. Filmin oyuncu kadrosunda Maryana Spivak, Aleksey Rozin, Marina Vasilyeva, Andris Keiss, Matvey Novikov, Vladimir Vdovichenkov ve Yanina Hope yer alıyor.

Andrey Zvyagintsev’nin Loveless filmi, yine bir aile kurumu üzerinden mikrodan makroya yahut makrodan mikroya bir bakışla sevgisizlik sarmalının toplumsal ve bireysel izdüşümlerini ifade etmeye çalışıyor. Yönetmenin, Ingmar Bergman’ın Scener ur ett äktenskap (Bir Evlilikten Manzaralar) filminin günümüz bakışı olarak ifade ettiği filmi, Rusya’nın siyasal ve toplumsal yapısını oldukça modern ve çekirdek bir aile yapısı üzerinden aktarıyor. Bergman’ın bireylerin modern portrelerini çizmek konusundaki ustalığı üzerine bir yaratım olarak Loveless’ı düşündüğümüzde; Rus toplumunun siyasal temellerinden gelen huzursuzlukla bağıntılı sevgisizliği ve pratik yaşamdaki gizil yansımasını neden-sonuç ilişkisiyle görebiliyoruz. Dolayısıyla günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev; şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş hayalleri yıkılınca, ağlamayı bile unutmuş Rus toplumunun en modern portresini çizmiş bu filminde. 

Zhenya (Maryana Spivak) ve Boris (Aleksey Rozin) bıkkınlık, nefret ve karşılıklı suçlamalarla tükenen evliliklerini sonlandırmak üzeredir. Aynı evde yaşamalarına rağmen kısıtlı bir iletişim ve daha çok telefonlarıyla meşgul oldukları bir yaşam sürdürmektedirler. Her iki tarafın da artık evle bir ilgisi kalmamış olmasına ve prosedür bir rol-model ilişkisi yürütmeye çalışmalarına rağmen sorumluluklarıyla ilgileri kaybolmuş olduğundan her kriz daha da büyük noktalara varmaktadır. Boşanma işlemlerini başlatmadan çok önce hayatlarına birileri girmiş olan ikili yalnızca yeni bir başlangıç yapmak için sabırsızdır. Evdeki tartışmalarından birine kulak misafiri olan 12 yaşındaki oğulları Alyosha (Matvey Novikov) ortadan kaybolunca da ikilinin yaşamlarının eskisi gibi devam etmesi mümkün olmaz.

Loveless ilk bakışta dağılmak üzere olan günümüz küçük çekirdek ailelerinden birini konu alıyor gibi görünüyor. Mutsuz iki insanın mutluluğu bambaşka kişilerde araması ve bunu ararken diğer tüm olanları görmezden gelmesini aktarıyor bize. Hemen göz önünde duran manzaralardan biri; Zhenya ve Boris’in tahammül, sağduyu ve vicdandan uzaklaşmış bir kimliğe bürünmüş oldukları ve bu kimlikleriyle başarıdan ziyade sevgiye giden her yol mubahtır motivasyonuyla önlerine çıkan her şeyi yok ettikleri oluyor. Mikro olarak bakabileceğimiz, çekirdek yapıdaki mutsuzluğun ülke geneline nasıl yayıldığı ise onların hayatlarına yeni giren hayat arkadaşlarında ve toplum panoramasında ifade buluyor. Zhenya bir anne olarak oğlu Alyosha’dan hoşlanmıyor. Boris ise çalıştığı tutucu kurumdaki tek boşanan kişi olma korkusunu yaşayarak türlü endişelerine fikirler üretmeye çalışıyor. Zhenya’da bir güzellik merkezinde üst düzey denebilecek bir konumda çalışıyor ancak konumu tam olarak geçmese de yer yer anlaşılır olabiliyor. Biz Zhenya’yı güzellik ve zenginlik düşkünü olarak hemen her sorumluluğundan kaçmak istediği bir konumda görüyoruz. Şu haliyle Boris’i inançlı bir erkek olarak toplumun ve kurumun ona dayattığı görünmez baskısı altında çözümler ararken, Zhenya’yı ise popüler ve tüketim kültürünün ona dayattığı prestij göstergelerine sahip olma refleksinde görüyoruz. Zhenya, kafasını telefona gömmüş, günümüzün hastalıklı “timeline” gezen ve sürekli sosyal medyada yaşayıp, boş vakit değerlendirmelerinin çoğunu orada tamamlayan biri. Zhenya ve Boris toplumda belirli bir yüzde içinde kaybolmuş ve onlara verilen enformasyonu bir elekten geçirmediği için rafine edilmemiş tepkileriyle sosyal yaşamlarında var olmaya çalışıyorlar. Zhenya toplumda idealize edilmiş bir figüre gözü kapalı bir biçimde gitme gayretinde ve manipülatif yollardan (televizyon, sosyal medya, magazin dergileri) kafasına yerleştirilmiş ideal kadına ulaştığı zaman mutlu olacağına inanan biri. Bu sebepten idealize edilen o kişi olana kadar çocuğundan ve onu bu yolda engelleyecek tüm çapaklardan arınmayı içgüdüsel olarak mubah görüyor. Boris ise Zhenya’ya oranla biraz daha ihtiyatlı ancak Zhenya’ya olan ilgisizlik ve sevgisizliği net bir biçimde anlaşılabiliyor. Boris için önemli olan, “kim ne der ve iş yerinde bu boşanma nasıl karşılanır?” soruları oluyor.

Örneğin Boris’in Zhenya’dan ayrılıp daha naif, çıtı pıtı ve görece genç sayılabilecek Masha ile olan ilişkisine baktığımızda da birkaç yıl içinde ortaya çıkacak olan kaosu görebiliyoruz. Böylece iki grup olarak bakabileceğimiz yeni Zhenya ve Anton ile Boris ve Masha çiftinin yapay bir biçimde yarattığı anlık kaçış ve suni keşiflerinin geçiciliği net bir biçimde gözler önüne seriliyor. Boris ve Zhenya’nın bir tartışması esnasında açık olan bir televizyondan servis edilen bakanlıktaki bir yolsuzluk haberi veya arabada giderken hararetli bir konuşmayla beraber radyoda akan başka bir iç savaş veya siyasal problem haberi dikkatimizi çevreye de vermemiz gerektiğini bize hatırlatıyor. Pratik yaşam içinde kapıldığımız kişisel entrikaların, bencil tatminlerimizin veya materyalle olan arzulu ilişkimizin topluma ve kendimize karşı bizi körleştirdiğini anlatmaya yetiyor. Ekonomik ve siyasal nedenlerin birey üzerinde yarattığı gizli mutsuzluk, tekinsizlik ve akabinde gelişen sevgisizlik, bugün kabul edilebilir bir durum olurken kişi mutsuzluğunun ve sevgisizliğin muhatabını daima yakın çevresinde ve hayatında arayarak bu boşlukları tüketerek ve daha ideal bir yaşama çaresizce ulaşmaya çalışarak gidermeye çalışıyor. Bunun yanı sıra tüm gün mecralardan yolsuzluk, savaş, katliam ve ayrımcılık gibi kitleleri etkileyen haberlere (farkında olarak veya olmayarak) maruz kalan bir toplumun bireyleri gittikçe kaosu bir norm olarak görmeye de başlıyor. Bu da mikro yapıdaki çekirdek ailemizin orta ölçekli bir makrodan nasıl etkilenebileceğini, iç huzursuzluğunu ve sevgisizliğini bize açıklayabiliyor. Aynı şekilde tüm bu olanlara karşı gösterilen bireysel irade ve farkındalık ise makroyu değiştirebilecek bir güç olabileceğini de optimist bakışa bir önerme olarak karşımıza çıkıyor. Bunu yaparken de tahakküm içeren bir anlatım yerine “siz bilirsiniz pek bir şey kalmadı “günün sonunda attığınız taş size çarpıyor” diyor adeta. 

Filmin bu eşleşmeler ve ilişki ağının dışında aktardığı toplumsal problemler deyim yerindeyse kör göze parmak olmayan ayrıntılarla verilmeye çalışılmış. Boris ve Zhenya’nın bir tartışması esnasında açık olan bir televizyondan servis edilen bakanlıktaki bir yolsuzluk haberi veya arabada giderken hararetli bir konuşmayla beraber radyoda akan başka bir iç savaş veya siyasal problem haberi dikkatimizi çevreye de vermemiz gerekliliğini bize hatırlatıyor. Pratik yaşam içinde kapıldığımız kişisel entrikaların, bencil tatminlerimizin veya materyal olanla olan arzulu ilişkimizin topluma ve kendimize bizi körleştirdiğini anlatmaya yetiyor. Başta da ifade ettiğim makro-mikro mutsuzluk bakışların iç içe geçişliliği de tam olarak burada ifadesini buluyor. Toplumdaki bireylerin mutsuzluğu özellikle son yıllarda kişisel duygu durumları dışında küresel ekonomi ve dolayısıyla ülkedeki siyasal atmosfer ile manipüle edildiğinden Boris ve Zhenya’nın da bu dayatılmış mutsuzluktan etkilenmesi kaçınılmaz oluyor. Ekonomik ve siyasal nedenlerin birey üzerinde yarattığı gizli mutsuzlukları, tekinsizlikleri ve akabinde gelişen sevgisizliği bugün kabul edilebilir bir durum olurken kişi mutsuzluğunun ve sevgisizliğin muhatabını daima yakın çevresinde ve hayatında arayarak bu boşlukları tüketerek ve daha ideal bir yaşama çaresizce ulaşmaya çalışarak gidermeye çalışıyor. Bunun yanı sıra tüm gün mecralardan yolsuzluk, savaş, katliam ve ayrımcılık gibi kitleleri etkileyen haberlere (farkında olarak veya olmayarak) maruz kalan bir toplumun bireyleri gittikçe kaosu bir norm olarak görmeye de başlayacaktır. Bu da mikro yapıdaki çekirdek ailemizin orta ölçekli bir makrodan nasıl etkilenebileceğini, iç huzursuzluğunu ve sevgisizliğini bize açıklayabiliyor. Aynı şekilde tüm bu olanlara karşı gösterilen bireysel irade ve farkındalık ise makroyu değiştirebilecek bir güç olabileceği de optimist bakışa bir önerme olarak karşımıza çıkıyor

Loveless adından da anlaşılacağı gibi sevgisiz bir film. Hem de Rus toplumunun kuşaklardır mutsuz olduğunu aktaran ve gelecek için de yeni filizlerin cılız olduğunu anlatan bir film.  Zhenya’nın annesiyle olan karşılaşmasındaki muazzam sevgisizlik ve öfkesi üç kuşak sonrasını yani Zhenya’nın oğlu Alyosha’nın belki de sevgisizliğine ve sonuçlarına sebep oluyor. Bu da Rus toplumunun (ve aslında birçok toplumun) geleceğini kaybetmesi anlamını da taşıyor. Ancak yönetmen elbette bunların sadece bireysel iradeden kaynaklanmadığını da anlatıyor. Rus toplumunun kendine ve geleceğine el birliği ile sahip çıkmadığını vurucu bir biçimde anlatıyor ve siyasal taşlamasını yapmaktan çekinmiyor. Kolaycılıktan, tüketimden, hemen köşeyi dönmekten ve her şeyi elde etmekten önce kişinin topluma duyarlı olması gerekliliğini, iç huzurun aslında bu gibi umursamazlıklardan sağlanamadığını aktarıyor. Bunu yaparken de tahakküm içeren bir anlatım yerine “siz bilirsiniz pek bir şey kalmadı günün sonunda attığınız taş size çarpıyor” diyor adeta. 

Andrey Zvyagintsev’nin Loveles’ı oyunculuk performansı, sinematografisi ve anlatısındaki usta işi inceliği sebebiyle görülmeye değer bir film. Zaten Zvyagintsev’in filmlerinde görsel estetiğin onun olmazsa olmazları arasında olduğunu da bir kez daha kavramış oluyoruz. Filmin Türkiye’deki toplum yapısına oldukça yakın olduğu da görülüyor. Elbette küreselleşmeyle birlikte prototipleşen toplumlar düşünüldüğünde Loveless’ı evrensel bir insan ve toplum filmi gibi düşünmek mümkün. Bu sebepten Zvyagintsev’i tebrik ederek filminin bu yıl ortaya konulan en iyi işlerden biri olduğunu söylemek gerek.

https://www.youtube.com/watch?v=FnQ8eqW9GcM

0
3949
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle