28 HAZİRAN, PERŞEMBE, 2018

Rutinlerin Grisine Karşı Tutkuların Renkleri: Nova Norda

Boşver! ve Dinozorlar şarkılarıyla oldukça beğeni toplayan Nova Norda ile bir araya gelip kurumsal hayattan "rengârenk" şarkılara uzanan yolunu, yalnızca beş ay önce yayımlamaya başladığı şarkılarını ve karanlıkta yönünü bulmasını sağlayan Kuzey Yıldızı’nı konuştuk.

Rutinlerin Grisine Karşı Tutkuların Renkleri: Nova Norda

Şubat ayından bu yana yalnızca dört single yayımlayarak dikkatleri üzerine çekmeyi ve yüksek dinlenme sayılarına ulaşmayı başaran Nova Norda, önceden başka projelerden tanıdığım bir sima değildi. Edindiğim bilgilere göre kurumsal hayatı bırakıp tam zamanlı olarak müzikle iştigal etmeye başlamıştı. Yine de şarkılarına, basın bültenlerinde anlatılan hikâyesine, allı pullu styling ve simli artwork çalışmalarına bakılırsa bu işte acemi olması pek de mümkün sayılmazdı. Görsel anlamda da öne çıkmasıyla merakımı cezbetmeyi başaran Nova Norda, ilk bakışta gözüme ince elenip sık dokunmuş bir projenin neon renklerdeki egzotik meyvesi gibi görünmüştü. Kendisiyle tanışınca yanılmadığımı anladım, A'dan Z'ye her ayrıntısı üzerinde geniş bir ekibin çalıştığı bu proje hep büyümeye, başımıza büyük işler açmaya ant içmiş. Üstüne üstlük sinerjinin gücünü erken keşfettiğinden olsa gerek, tüm duvarları kendi renkleriyle bezerken dostlarının elini hiç bırakmamaya kararlı. Ne de olsa koro tozu yutmuş, kolektif işler yapmanın tadını öğrencilik yıllarında Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü'nde almış.

​Nova Norda, kendi müziğini "hip-hop, R&B, trap ve rap’ten ilham alan elektro pop" olarak tanımlıyor; popüler müziğin kara sularında dolaşmaktan gocunmuyor. Kurumsal hayat onu yormamış; aksine, yaratıcı sektörde edindiği deneyim ve iş disiplini Nova Norda'nın hızlı yükselişinde bir hayli etkili. Şimdilerde onu heyecandan uyku tutmuyor, sabahın beşinde kalkıp ilk dinleyişte dile dolanacak şarkılarını yazıyor. Öyle ki bu röportajı hazırladığım günlerde, karşı apartmandaki tanımadığım komşum, beni ve tüm sokağı üst üste Dinozorlar parçasını son ses açarak uyandırıyordu. Anlaşılan o ki, müziğini paylaşmak için sabırsızlanan bu kadını "herkes yavaş yavaş fark ediyor". 

Şubat ayında ilk single çalışman Çıktım Bi Yolayı yayımladın ve ardından hızla dinleyici kitleni genişlettin. Müziğinin bu kadar hızlı bir geri dönüş alacağını tahmin ediyor muydun? Yerli sahnede senin ulaştığın dinlenme sayılarına ulaşmak için çoğu zaman uzun seneler süren azimli bir çalışma sergilemek gerekirken sence sana gösterilen yoğun ilginin sebebi nedir?

Her gün şükredip tahtalara vuruyorum; hakikaten çok güzel başladı... Daha parçalar demo hâlindeyken arkadaşlarıma dinlettiğimde “bu iş çok büyüyecek” tepkisini alıyordum ama işi büyütmek için ne denli büyük bir efor sarf etmek gerektiğini o zamanlar henüz bilmiyordum. Hayal etmek ne kadar kolaysa gerçekliğe dökmek de bir o kadar zormuş meğer. Heyecandan uyuyamadığım için neredeyse her gün sabah 5.00’te kalkıp kafa patlatarak, üreten diğer arkadaşlarımla beyin fırtınaları yaparak aklımdakileri gerçekliğe dökmeye çalışıyorum. Zaten şu an yaptığım işten çılgın bir keyif aldığımdan yaptıklarım bana iş gibi gelmiyor. O yüzden sabah akşam kafa patlatmak da batmıyor, hiç yorgun hissetmiyorum. Azimli çalışmak gerektiğini hakikaten düşünüyorum ben de. Belki de kurumsal hayatı bırakınca müzikal kariyerime öyle bir sarıldım, öyle çok çalıştım ki o süre biraz kısalmış oldu. Başka bir etken de yaratmayı ve üretkenliği sevdiğim için hayatımda da ister istemez benim gibi insanların yer alması oldu bence. Hayatımda müzisyenler haricinde muhteşem videolar çeken, muhteşem kıyafetler tasarlayan, muhteşem illüstrasyonlar yapan bir sürü insan olduğu için kolektif bir biçimde yarattık Nova Norda’yı. Müziğimin de Türkçe müzik içerisinde bir karşılığı pek bulunmadığından dikkat çekmesiyle beraber ivme giderek artmaya başladı. Ben bunlara bağlıyorum.

  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir

©Fatih Demir

"Kurumsal hayatı bıraktı, müzik yapmaya başladı" ifadesi tanıtım metinlerinde sık sık geçse de müzikle ilişkin çok daha erken yaşlara dayanıyor. Nova Norda'dan önceki müzikal geçmişinden biraz bahseder misin?

Müziğe yedi yaşımda ailemin aldığı bir Casio org ile başladım. 10 yaşımdan ergenliğime kadar piyano eğitimi aldım. O zamanlar kendi kendime besteler yapıyordum ama müzisyenliğimi besleyen esas unsur Boğaziçi Üniversitesi’ne başladığım gün Müzik Kulübü’ne girmek oldu. Şimdi şahane müzisyenlere dönüşmüş pek çok arkadaşımla o zamanlardan tanışıyorum. Armoniyi, vokal tekniklerini, doğaçlamayı, düzenleme yapmayı orada hep birlikte imece usulü öğrendik. Çok gurur duyduğum, düşündüğümde hep “iyi ki” dediğim bir kulüp benim için BÜMK. Üniversitenin ilk senesinde soluğu kulüpteki Rock Korosu’nda aldım. Şarkı söyleyebildiğimi bile bilmiyordum o zaman. Piyano çaldığım için orkestraya yardımcı olurum diye düşünerek seçmesine girdiğim Rock Korosu’nda önce koristlik, sonra şef yardımcılığı, sonra koro şefliği yaptım. Koroda bulundukça şarkı söylemeyi, müziği dinlemeyi öğrendim. Rock parçalarını a capella’ya çevirip, düzenlemelerini yaptıkça aranjmana dair birikimim arttı. Söyleyip çaldıkça kaydetmeye başladım, prodüksiyona dair fikrim oldu. Üniversitenin bitmesi ve iş hayatımın başlamasıyla aktif olarak müzik yapmaya üç senelik bir ara versem de nihayetinde dayanamayıp Nova Norda olarak tekrar kavuştum müziğe. Nasıl özlemişim...

  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir

©Fatih Demir

Nova Norda, senin icat ettiğin, "Kuzey Yıldızı" anlamına gelen bir ifade. Hikâyeni düşününce, yön gösteren bir yıldızın ismini kendine mahlas olarak seçmen bir hayli tutarlı. Senin hayattaki Kuzey Yıldızın nedir veya kimdir? Karanlıkta yönünü bulmak için neyi kerteriz alırsın?

Ne kadar güzel bir soru! Ben de bunun üzerine sık sık düşünüyorum. Ben hepimizin Kuzey Yıldızı’nın kendi iç seslerimiz olduğunu düşünüyorum. Düşünsene, bir şey içine sinmediğinde kalbin sıkışıyor; doğru yerde olduğunu hissettiğindeyse kalbin deli gibi çarpıyor. Bazen bir işle uğraşırken o kadar kaptırıyorsun ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. İşte tam bu hislerin bize Kuzey Yıldızı gibi yön gösterdiğini düşünüyorum. Bize en iyi gelecek olan doğrultuyu, yani kendi kuzeyimizi gösterecek ipuçları veriyoruz kendimize her gün. Mesele bu seslere kulak vermek... Bu ipuçlarını dinledikçe kötü geçecek bir hayat düşünemiyorum ben. Kurumsal dünyaya karşı müziği seçmem de tam olarak böyle oldu. Baktım her fırsatta müzik yapıyorum, işteyken bile müzikten başka bir şey düşünemiyorum, mesai biter bitmez piyanomun başına koşuyorum... İşte geçirdiğim bir saat, piyano başında geçirdiğim bir saatten kat kat daha uzunmuş gibi hissettiriyor. Bunları birer ipucu kabul edip, “ustalık tutkudan gelir” diyerek sadece müzikten oluşan paralel evrene geçiş yaptım diyebilirim. Yola çıktıktan sonraysa sahne ismimi bu iç seslere ithaf etmek istedim. Ne de olsa başından beri hayatımın hangi paralel evrenine ait olduğumu bana fısıldayan onlardı.

Projenin ismi, hikâyesi, styling, artwork, konsept gibi ögeler düşünüldüğünde Nova Norda yalnızca bir müzik projesi değil, her anlamda üzerine etraflıca düşünülmüş bir proje gibi görünüyor. Bu projenin planlanmasında ne tür çalışmalar yapıldı, kimlerin projeye hangi anlamda katkısı oldu?

Çok doğru bir gözlem! Detaylıca anlatayım. Olabildiğince iç dünyamı dışarı yansıtmaya çalıştım. Mesela gündelik hayatımda neon renkler giyen, simli makyajlar yapan biri değilim. Ama bestelerimi piyano başında oluşturduktan sonra elektronik altyapıya oturturken öyle bir enerji çıkıyor ki içimden, rengarenk hissediyorum. Nova Norda’nın renkleri de buradan geliyor. Bunun gibi unsurları baştan belirlemek için 2017 sonunda farklı disiplinlerden çok yetenekli bir grup arkadaşımla bir masanın çevresinde toplandık, bu müziği en iyi nasıl yansıtırız diye kafa patlattık. O masada bir illüstratör, bir sosyolog, bir mimar, bir oyuncu, bir giysi tasarımcısı, bir müzisyen, bir fotoğrafçı vardı. Hep beraber bütünlüğü oturtmak için baştan konuşup içimde nasıl bir dünya varsa onu olabildiğince ortaya çıkarmaya çalıştık. Mesela şu soruyu bile sorduk: Nova Norda’nın -o zaman ismi bulmamıştım gerçi ama olsun- hayatta değer verdiği kavramlar nelerdir? Cesareti, tutkuyu, içgüdüleri bir değer olarak o masada somutlaştırdık ve bu değerler görsel/işitsel dünyamıza ışık tuttu. Rutinlerin grisine karşı tutkuların renklerini koyduk artwork’üme, sahneme. Çünkü sahne gündelik hayattan çok daha özgür bir alan. Sokakta yapamadığın şeyleri sahnede yapabiliyorsun ve yadırganmıyorsun. İç dünyanı olduğu gibi yansıtmak için daha uygun bir yer düşünemiyorum. O masada konuştuklarımızla hem kendimi daha iyi tanıdım hem de o gün ilk kez Nova Norda ile tanıştım.

  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir

©Fatih Demir

İlk konserinde seyirciden aldığın reaksiyon nasıldı?

İlk konserim sanırım hayatımın en mutlu günüydü. Galatasaray Üniversitesi’nin bahar şenliklerinde gerçekleşti konser. Çok güzel bir kalabalık vardı ve herkes daha yeni çıkış yapmış olmama rağmen şarkıları ezbere söylüyordu! Hiç beklemediğim için sahnede şok geçirdim. Daha ilk konserden mikrofonu seyirciye tutacağımı, hep beraber deli gibi dans edeceğimizi hayal etmemiştim; resmen hayal edebileceğim en güzel senaryodan bile daha güzeldi. Acayip şanslı hissettim kendimi ve doğru yolda olduğuma inancım kuvvetlendi. Ertesi gün bir uyanışım var, görmen lazım. :) Yataktan mutluluktan dans ederek çıktım!

Ajda Pekkan'ın Palavra Palavra parçasının bir rap cover'ını yaptın ve parçayı "Palavra’nın 43 sene sonra çıktığı kalbi yaralı, eli maşalı yolculuk huzurlarınızda" ifadesiyle sundun. Ajda Pekkan'ın, sözleri Fikret Şeneş'in kaleminden çıkan Palavra Palavra aranjmanı ile senin yorumun arasında söz yazımı anlamında nasıl bir üslupsal fark görüyorsun?

Ajda Pekkan’ın Palavra’sında, hazırda birtakım numaraları olan, bu numaraların işe yarayacağını zanneden bir zampara karakterin bozguna uğrayışına tanık oluyoruz. Ajda Pekkan da parçada bu karaktere o zamanların diss’ini atıyor. Konu günümüz ilişkileri olduğunda da Ajda’nın 43 sene önce ustalıkla dile getirdiği o yapay dünyanın hâlâ devam ettiğini düşünüyorum. Birkaç değişkenle tabii: Teknoloji, çöpçatanlık uygulamaları, “ıssız adam”lığın “cool”laşması, tek gecelik içi boş maceraların erkek gözünden birer “skor” olarak algılanması... Ben bu bakış açısıyla barışmakta güçlük çekiyorum. Bu nedenle Ajda’nın Palavra’sındaki zamparanın yalan söyleyerek “aman tanrım ne kadar da büyüledin beni” demeye getirdiği “N’oldu bana bu akşam? Ne garip!” sözlerini kendi uyarlamamın altyapısında kullanıp anlamını değiştirmeye karar verdim. Benim uyarlamamda bu cümleler palavralar uydururken özgüven patlaması yaşayan bir erkeğe değil, yaşadığı boş hayatı fark ettiğini dürüstçe itiraf eden, biraz kaybolmuş bir erkeğe ait. Karşısında konuşan kadın olarak da bu karaktere “inanmam sana” değil de “İnanıyorum sana, aklın başına geliyor galiba. Yine de kırdın god damn it!!” demek istedim sanırım. :) 

Nova Norda'nın müziğini "hip-hop, R&B, trap ve rap’ten ilham alan elektro pop" olarak tanımlıyorsun. Rap müziğe bu kadar tutkun olduğun için son zamanlarda yerli rap sahnemize dair görüşlerini öğrenmeden geçmek istemem. Aklında rapçilerle featuring işler yapmak gibi fikirler var mı?

O kadar çok istiyorum ki bunu! Rap’in beni transa geçiren bir büyüsü var, rap dinleyip sokakta yürürken kendimi yenilmez hissediyorum. Kendi müziğimde de dinleyicilerimde aynı hissiyatı uyandıracak sound’ları kovalamaya gayret ediyorum. Bir rapçi ile feat yapmak bu yüzden çok anlamlı geliyor. Yerli rap sahnesi ise apayrı bir gurur. Son yıllarda öyle güzel yükseldi ki, resmen hep beraber el ele tutuşup uzaya fırladılar. Bana çok ilham veriyor. Benzer müzik tarzlarında müzisyenler beraber işler yaptıkça birlikten kuvvet doğuyor, beraber büyüyorlar. En büyük hayallerimden biri de Türkiye’de bunu elektro pop alanına taşıyabilmek. Elektro pop tarzında Türkçe müzik yapan az isimden biri olmak güzel olsa da benim gibi işler yapan müzisyenlerin artmasını her şeyden çok istiyorum. Ne kadar çok olursak Türkiye dinleyicisinin kulağı o kadar alışacak stilimize ve kendi alanımızı kendimiz açacağız.

©Fatih Demir

©Fatih Demir

"Pop" sözcüğü alternatif müzikte gerek müzisyen gerekse dinleyicilerde alerji yaratan bir tanım. Çoğunluk bu terimden kaçınırken senin pop müzik ile barışıklığının temelinde ne yatıyor?   

Geçen sene Ezhel’in bir röportajını izlememe dayanıyor. Yanlış hatırlamıyorsam bir Azeri YouTube kanalı ile sohbet ediyorlardı ve Ezhel’e benzer bir soru yöneltilmişti. Ezhel de pop müziğin her tarzdan olabileceğini, çünkü pop’un “popüler müzik” anlamına geldiğini açıklıyordu. Bu mantıkla baktığımda rap’in günümüzde pop müzik içerisinde yer edindiğini söyleyebiliyorum. Tıpkı indie’nin bir müzik tarzını değil bağımsız müzik alanını temsil etmesi gibi, pop da ana akıma ulaşmış müziğin alanını temsil eden bir kelime. O yüzden bu kavramdan kaçınmayı gereksiz buluyorum. 

Nova Norda parçalarının düzenlemeleriyle de uğraşıyorsun. İleride kendi çalışmalarının prodüksiyon aşamasına daha fazla dâhil olmak gibi planların var mı?

Parçaların prodüksiyonunu, altyapıları, düzenlemeyi, yani neredeyse tamamını kendi başıma yapıyorum. Son aşamadaysa ses mühendisi arkadaşlarımla oturup aklımdaki sound’u mükemmelleştirmeye gayret ediyorum. Dolayısıyla prodüksiyon sürecinin başından sonuna iş üstünde oluyorum. Bu şekilde çalışmak en çok içime sinen senaryo oluyor, o yüzden hep böyle devam etmeyi planlıyorum.

Son yayınladığın Boşver! single'ı Canozan ile ortak çalışmanız. Canozan'ın elektronik altyapılara meraklı olduğunu daha önceki çalışmalarından biliyoruz. Sizin iş birliğiniz nasıl gelişti?

Her şey Sedef Sebüktekin’in beni Radyo Gusto’nun bir paylaşımında keşfetmesiyle başladı. Instagram’da mesajlaşmaya başladık; birbirimize acayip kanımız kaynayınca “hadi buluşalım” dedik. Buluşacak yer belirlemeye çalışırken Ortaköy’de komşu olduğumuzu fark ettik ve gecenin bir yarısı, mesajlaşmamızdan on dakika sonra buluştuk. Bir insanla bu kadar hızlı “click” olduğumu hatırlamıyorum. Ertesi gün beraber Karabalık'a (müziğimizi ürettiğimiz stüdyo) gittik ve orada Canozan ile tanıştım. O gün de Cano’yla acayip iyi anlaşınca sinerji gitgide büyüdü, önünü alamadık. :) Tam o aralar daha demo hâlinde olan Boşver!’i çıkarmayı planlıyordum; tam yerine rast geldi manzara koyduk. Cano’yla güçlerimizi birleştirirsek ortaya acayip bir iş çıkacağını hissettik ve hemen başladık. Ben hiç bu kadar güle eğlene, kahkahalar ata ata şarkı çıkarmamıştım! 

  • ©Fatih Demir
  • ©Fatih Demir

©Fatih Demir

Parçanın video klibinin yönetmenliğini "Çakal Lezzetler" programı ile de tanıdığımız müzisyen Emir Yargın üstlenmiş. Klibin konsepti senin önceki çalışmalarında sergilediğin görsel dili devam ettiriyor. Farklı kişilerle çalışırken Nova Norda'nın görsel dilindeki tutarlılığı nasıl sağlıyorsunuz? 

İşte akıllı, vizyonlu insanlarla çalışmanın güzelliği! Emir benim yaratıcılık, üretkenlik, çalışkanlık, hayata ve insanlara bakış açısı anlamında kendime en çok benzettiğim insan. Emir ile klip henüz fikir aşamasındayken de klibi çekerken, kurgularken de leb demeden leblebiyi anlama seviyesindeydik. O da Nova Norda evrenini ve perspektifini çok hızlı bir şekilde çok iyi anladığı için ortaya çok kısa sürede, çok başarılı bir iş çıktı. Etrafında gurur duyduğun yetenekli insanların olması ve onlarla beraber proje üretebilmek muhteşem bir his.

Nova Norda projesi yaklaşık dört ay gibi kısa bir süredir aktif olmasına rağmen şimdiden başka projelerden tanıdığımız müzisyenlerle kolektif işler üretmeye başladın. Sence kolektif üretimin gücü uzun vadede yerli bağımsız müzik sahnesi üstünde dönüştürücü bir etkiye sahip olabilir mi?

Kesinlikle evet. Benim kendime çıkardığım en büyük notlardan biri bu oldu; sinerji bambaşka bir şeymiş. Şunun şurasında Türkiye’de bağımsız kalarak kaliteli işler yapmaya çalışan bir avuç insanız. Birbirimizi tanıdıkça, beraber iyi projeler üretmeye devam ettikçe çok büyük işler başaracağımızı düşünüyorum. Madem gitmedik, madem buradayız, rahatça var olabilmek için yaşadığımız ülkenin üretim yaptığımız alanında kendi dünyamızı kendimiz yaratıp, o dünyayı büyütmemiz gerekiyor. Bu da kolektif bir biçimde gerçekleşiyor. Ben açıkçası çok umutluyum!

Son olarak, henüz yolun başında bir proje olan Nova Norda'nın yakın dönem planları ve hayalleri neler?

Eylül-Ekim gibi gerçekleştireceğim çok büyük bir projeye hazırlanıyorum. Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız, görünce de kendi ülkemizde gördüğümüz için mutlu olacağımıza inandığımız işler peşindeyiz. Dev bir ekip olarak devamlı toplantılar yapıyor, detaylıca kurguluyoruz. Sürprizi bozmak istemediğim için anlatamıyorum ama acayip sabırsızlanıyorum! Şunu söyleyebilirim: Bir sürü yetenekli, yaratıcı insanla kafa kafaya verip, yarın yokmuşçasına dans ettiren bir sahne deneyimi tasarlamak üzere kolları sıvadık.

Yakın zamanda Boşver!’in akustik versiyonunun da yayınlanacağına dair bir duyum aldım. Bu gelişme akustik canlı performanslar da sergileyeceğinin habercisi mi?

Boşver! Akustik geliyor, evet! 29 Haziran’da yayımlayacağım. Akustik versiyon çok güzel oldu, dans ederek değil de daha “chill” bir edayla söylettiriyor. Mayışık mayışık “Boşver!” demenin de tadı bir ayrı oluyormuş. Özellikle akustik performanslar yapmayı planlamıyorum ama belki arada bir yapılabilir tabii. :)

https://www.youtube.com/watch?v=nZXaNIxoVVc

0
5588
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle