08 ARALIK, CUMA, 2017

Kendi Hayatının Başrolü Olmak

Türkiye’deki ilk gösterimini Boğaziçi Film Festivali kapsamında yapan, usta yönetmen Woody Allen’ın son filmi Wonder Wheel (Dönme Dolap), kesişen hayatların hikâyesine odaklanıyor. Kaybedilen ve vazgeçilemeyen hayaller, umutsuz evlilikler ve tutkulu ilişkiler, kaçış yolları ve büyük hüsranlar gibi birbirinden zıt duyguların peşi sıra karşımıza çıktığı film, klasik Woody Allen üslubundan şaşmayarak nostaljik sahneleriyle göz doyuruyor. Filmin vizyon tarihi: 22 Aralık.

Kendi Hayatının Başrolü Olmak

Woody Allen’ın son filmi Wonder Wheel (Dönme Dolap), yönetmenin aşina olduğumuz nostaljik tarzından şaşmayarak bizi 1950’ler New York’una götürüyor. Eğlence parklarıyla ünlü Coney Adası’nda atlı karıncalar, sosisli sandiviçler arasında dolaşırken gözümüz hüzünlü bir aşk hikâyesine takılıyor. Evliliğinden mutsuz ve geçmiş ilişkisindeki hatasından pişman bir kadın, hayattan pek de beklentisi olmayan kocası, umutsuz kocanın mafyaya bulaşmış kızı ve tabii olmazsa olmaz paylaşılamayan genç, yakışıklı bir sevgili. 

Lunaparkın renkli ışıkları ve kaosunda yolları kesişen dört karakter birbirlerinin kaçış noktaları olurken aynı zamanda yollarını da tıkarlar. Yaş aldıkça ustalaşan oyuncu Kate Winslet, hayattan bir beklentisi kalmamış, umutsuz eş ve ana karakter Ginny olarak bizi selamlar. Oyunculuk hayallerinden, yıllar önce aldattığı eşinin kendisini terk etmesi sonucu sürüklendiği depresif ruh hali sırasında vazgeçen Ginny, aslında bu hayallerle birlikte kendine dair pek çok şeyden de vazgeçen bir kadın. Yaptığı hata sonucu terk edilen eski oyuncu yeni garson Ginny, terk edildiği an büyük aşk duyduğunu anlayacağı davulcu sevgilisinin anısıyla yaşamına –dibe batarak- devam ederken kaba ancak iyi kalpli Humpty hayatını kurtarır. Tatlı sert, atlı karınca operatörü Humpty (Jim Belushi) ise küçük şeylerle yetinebilen, arkadaşlarıyla bir şeyler yapmaktan hoşlanan, büyük hedefleri olmayan bir karekterdir. Ancak bu buluşmalara karısının neden dahil olmak istemediğini anlamayacak kadar da kör…

Uzaktan mutlu olarak nitelendirilebilecek; Ginny, oğlu ve Humpty’den oluşan vasat aile, yuvar teker hayatlarına devam ederken umutsuz eş Ginny’nin hayatına yakışıklı bir cankurtaranın girmesiyle taşlar yerinden oynar. Kaldı ki Ginny bu sıkışmış hayatında taşların yerinden oynaması için neyi var ne yok verebilecek haldedir. Oyun yazarı olma hayaliyle yanıp tutuşan Mickey (Justin Timberlake) umutsuz eş Ginny’nin geçmişiyle arasında bir köprü oluştururken onun vazgeçilmez kaçış noktası haline de gelir. Aynı zamanda filmde anlatıcı olarak da karşımıza çıkan Mickey karakterini canlandıran Justin Timberlake’i izlerken her ne kadar filme kattığı pek bir şeyin olmadığını hissetmeden edemesem de stratejik bir seçim olduğunu inkâr etmemek lazım. Popülistliği seven Woody Allen yine nokta atışı yapmış. İkilinin heyecanlı ilişkisine geri dönecek olursak Mickey için vazgeçilmez bir ilişki olmadığını en başından beri hissettiğimiz ve tabii ilerleyen sahnelerde örneğiyle de karşılaşacağımız bu tutkulu aşk, Ginny için benzer hafiflikte değildir. Sığınacak bir limana ihtiyacı olan Ginny için küçük kasabadaki en doğru liman sanatçı kimliğinin de etkisiyle kuşkusuz yakışıklı cankurtaran olacaktır. Bambaşka bir dünya kuran ikili birbirleriyle buluşmak için her türlü fırsatı değerlendirirler.

Ginny’nin hayatında bölünmeler yaratan bu görüşmeler kendisini bir oyuncu gibi hissetmesine yol açar. Öyle ki Mickey ile yaşadığı hayatın gerçek hayatı olduğunu düşünürken ev ve aile yaşamını sadece bir oyunculuk ve görev olarak algılayarak kendisini rahatlatmaya çalışır. İşler bir şekilde rayına oturmuş, Ginny iki hayatını da idare ederken birdenbire hayatlarına Humpty’nin küs oluğu kızı girer. Carolina babası Humpty’nin istemediği bir evlilik yaparak yıllardır onunla görüşmemiş olmasına rağmen yine bu evlilikten ve bulaştığı gangsterlerden kaçış yolu olarak babasına sığınır. Tam da, yaşamına babası ve ailesiyle devam edecek olan Carolina bu hikâyede ne denli bir değişim yaratabilir ki derken Mickey ile karşılaşması aslında her şeyin daha yeni başladığını fısıldar.

Neredeyse her sene bir filmle karşımıza çıkan Allen; birbirine düğümlenen ilişkiler, dalgalanan duygu halleri, buhranlı ama eğlenceli karakterleri ve tabii olmazsa olmaz şehir tasvirleriyle kendine has üslubunu hafızalarımıza kazımış bir yönetmen. Alıştığımız üslubunu yine ortaya koyduğu Wonder Wheel’de bir fark olarak mizahi dilinden öte hüzünlü bir hikâye anlatıyor bu defa. Bir kadının iç dünyasının kapılarını aralıyor, dramatize etmeden yaralarını gözler önüne seriyor. Ve o kadının önemsiz sayılabilecek hikâyesini, tam da onun isteyeceği şekilde başrole taşıyor.

Benim için Woody Allen filmlerinin hafif, iyi gelen, iyileştiren bir hali var. Wonder Wheel de bende bu kategorideki yerini aldı. Özellikle 1950’lerin plajlarını ve giyim tarzlarını izlemek kesinlikle bir görsel doyum uyandırıyor. Tabii bu doyuma etkisi olan, görüntü yönetmeni Vittorio Storaro’nun sihirli dokunuşlarının da altını çizmek lazım.

22 Aralık'ta vizyona girecek olan Wonder Wheel  filminin fragmanına aşağıdan göz atabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=jsQ7633OZNc

0
3834
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle