06 ŞUBAT, CUMA, 2015

İran Sana Söylüyorum, Türkiye Sen Anla…

İranlı belgesel yönetmeni Mehran Tamadon’un ilk kez geçen yıl Berlin Film Festivali’nde gösterilen yeni filmi İranlı/Iranian, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin en ‘özel’ yapımlarından birisi olarak dikkat çekiyor.

İran Sana Söylüyorum, Türkiye Sen Anla…

Hayır, mesele bu kez, 90’ların sonu 2000’lerin başında yükselen İran sinemasının orijinal örneklerinden biriyle karşı karşıya olmamız değil. İranlı sinemacıların estetik buluşlarının yarattığı hayranlıkla da çok alakası yok. Aksine, İranlı’nın estetik olarak -hele de belgesel sinemasının bugün geldiği nokta düşünüldüğünde- ‘zayıf’ olduğu bile söylenebilir. Ama içerik açısından bakıldığında o meşhur “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” atasözünü doğrularcasına Türkiye’ye dair tartışmaların da odağında duran bir film.

Kuşkusuz, elimizdeki film İran koşularında ve özelinde çekilmiş. Ama yapmaya çalıştığı şey, bizim son dönemde sıkça karşılaştığımız bir ‘sosyal’ problemi anlamaya çalışmak. Belki de çok yakında karşılaşacağımız ‘siyasal’ bir soruna dikkat çekmek. O da şu: Laiklerle, İslamcılar bir arada yaşayabilir mi? Birbirlerinin yaşam biçimlerine karışmadan, saygı duyarak var olabilirler mi?

Mehran Tamadon bu soruyu, belki de olumlu yanıt almasının en zor olduğu ülkelerden birinde soruyor. Paris’te mimarlık okuduktan sonra ülkesine dönen ve aynı zamanda belgesel filmler de çeken Tamadon, kendisini seküler (laik) olarak tanımlıyor. Filmde bunu açık biçimde ifade etmese de ‘ateist’ olduğunu hissedebiliyoruz. Tamadon, üç yıl boyunca kendisiyle bir süre yaşayacak din adamlarını arıyor. Tahran’da yaptığı çalışmalar sonucunda dört kişiyi aileleriyle birlikte iki günlüğüne kendi evine taşınmaya ikna ediyor. Tamadon’un amacı bu iki gün boyunca birbirlerine saygı göstererek, birbirlerinin görüşlerine tahammül ederek aynı ülkede var olunup, olunamayacağını görmek. 

  • İranlı / Iranian
  • İranlı / Iranian

İranlı / Iranian

Tamadon’un misafirleri çocukları ve eşleriyle birlikte geliyor. Büyükçe bir villada herkes kendi odasına yerleşiyor. Ortak alan olarak düzenlenen salonda ise erkekler belirli aralıklarla bir araya gelip hayat algılarını, siyasi ve dini düşüncelerini ortaya koyuyor ve karşısındakinin bu konuda neler düşündüğünü tartmaya çalışıyor.

İranlı, böylesi bir ‘deney’ için çeşitli riskler taşıyor hiç kuşku yok ki. Örneğin, hadisenin İran’da geçiyor olması kendi başına bir sorun. Çünkü film boyunca Tamadon, evin bir laboratuvar olduğu hissini taşıyamıyor. Çünkü dışarıdaki iktidar durmadan içeriye sızıyor. Özellikle konuklardan biri, birçok tartışmayı “Bu ülke İslam cumhuriyeti” sözleriyle bitiriyor. Filmin ilginç noktalarından biri de ‘ortak’ bir hayat tartışması gündeme geldiğinde kadınların kamusal alandaki varlığının sorgulanması. Konukların hemen hepsi, kadınların kamusal alandaki varlığının kendileri için bir ‘tehdit’ oluşturabileceğini vurgularken, Tamadon bunu anlamakta zorlanıyor. Tamadon’un, konuklarına eşlerinin de sohbete katılması yönündeki telkinleri ise karşılık bulmuyor. Hatta tepki çekiyor.

Filmdeki sohbetlerin ağırlığı Tamadon’un iradesi dışında kadınlar üzerine oluyor. Filmin bu içeriği, bugün Türkiye’de kimi İslam alimlerinin 26 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenilebileceği’, ‘annemiz de olsa diz kapağı üstünün tahrik edici olduğu’ gibi sözlerinin aslında ‘evrensel’ bir karşılığı olduğunu göstermesi açısından dikkat çekici. Öte yandan, konuklardan birinin ısrarla ‘milli irade’ vurgusu yapması da filmi izlerken tebessüm etmemize neden oluyor. Konuk, özellikle İran rejimi ve rejimin ‘özgürlükler’ konusundaki tutumuna dair yapılan sohbetleri ‘çoğunluğun böyle istediği’ şeklinde özetlenebilecek bir tespitle kesiyor. Tamadon’un ‘azınlıkların istekleri, hayat biçimlerine dair beklentileri ise yine ‘milli irade’nin gölgesinde kalmaya mahkûm ediliyor. Bu durum da son dönemde yaşadığımız tartışmaları akla getirmiyor değil. 

İranlı / Iranian

İranlı / Iranian

Tabii İran’ın, konuklardan birinin ısrarla vurguladığı gibi ‘İslam Cumhuriyeti’ olması, kanun ve yasalarını buna göre düzenlemesi durumu, Türkiye’yi ayrı bir noktaya taşıyor. Ama sosyolojik açıdan bugün Türkiye’ye baktığımızda yaşanan tartışmalara dair önemli tespitlerin olduğunu da görmezden gelmemek lazım. Özellikle son birkaç yıldır ülkedeki laik ve İslami kesimler arasında giderek açılan uçurumun yaratacağı boşluğu görmemiz açısından film özgün deneyimlerle dolu.

Burada, bir noktanın altını da çizmek gerekiyor. Bizler filmi Tamadon’un gözünden izliyoruz. Ülkesinde yaşama olanakları elinden alınmış bir ‘laik’ olduğu için, diğerlerinin iktidar olarak gördüğümüz için ona odaklanıyoruz. Ama Tamadon’un argümanlarının da kendi içinde açmazları var. Tamadon da meseleyi siyasal bir düzlemde tartışmaktan ziyade ‘tahammül, saygı, hoşgörü’ gibi soyut kavramlarla anlamlandırmaya ve karşısındakileri böyle ikna etmeye çalışıyor. Bunu anlayabiliriz. Çünkü mesele tam da filmde sıkça tekrarlanan ‘İslam Cumhuriyeti’ vurgusunda. Zaten sınırları belirlenmiş, kuralları konulmuş bir siyasal zeminde ortaya çıkan tahammülsüzlük, ancak o siyasal zeminin değiştirilmesiyle giderilebilir. Ama Tamadon’un bunu söyleyebilmesi zor. Belki bu deneyim Tahran’da değil de Paris’te yaşansaydı bambaşka sonuçlar ortaya çıkabilirdi.

İranlı, dinin siyasallaşıp iktidar olduğu ve günlük hayatı da düzenler hale geldiği koşullarda, iktidar dilinin çoğu zaman ‘tanrı kelamı’ ile eş değer hale gelebileceğini; ama aynı şekilde safça bir sekülerizmin de meselenin çözülmesinde yeterli olmadığını gösteren mütevazı bir deneyim.  

İranlı / Iranian

İranlı / Iranian

Yine de İranlı, birlikte yaşayabilmek için hareket edilecek noktayı da gösteriyor bir sahnesinde. Siyasi tartışmalardan uzak, günlük hayatın dertlerinin konuşulup şakalar yapıldığı bir mangal partisinde Tamadon, konuklarına siyaset konuşulmadığı zamanlarda ne kadar iyi anlaştıklarını, birçok ortak noktaları olduğunu söylüyor. Ama mesele ciddileştiğinde ‘siyasi’ bilinç kişiliklerin önüne geçmeye başlıyor ve her şey bir ‘üst’ dille ifade ediliyor.

“Konuşmaya kendi cümlelerimizle başladığımızda, hareket edecek bir zemin de buluruz” demeye getiriyor adeta!


Gösterim tarihi:

16 Şubat 13.00

Cinemaximum Fitaş Salon 4

0
2522
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle