31 EKİM, ÇARŞAMBA, 2018

Ferzan Özpetek: “Napoli’nin Hep Sakladığı Bir Şey Var Gibi”

26 Ekim’de sinemaseverlerle buluşan Ferzan Özpetek’in yeni filmi Napoli’nin Sırrı, uzun zamandır merak ettiğimiz filmler arasındaydı. Gösterime girdiği ülkelerde büyük beğeniyle karşılanan film Türkiye’de de oldukça ilgi çekeceğe benziyor. Alışık olduğumuz Ferzan Özpetek filmlerinden farklı bir tatta izlediğimiz Napoli’nin Sırrı bizi gizem, tutku, gerilim dolu bir aşkın serüvenine davet ediyor. Film hakkında merak ettiklerimizi usta yönetmen Ferzan Özpetek’e sorduk.

Ferzan Özpetek: “Napoli’nin Hep Sakladığı Bir Şey Var Gibi”

Napoli’nin Sırrı, estetik kaygısı yüksek, müzik detaylarıyla etkileyici, şiirsel diliyle dikkat çeken ve aşkın odak noktası olduğu bir film. Şehrin güzelliğini gözler önüne seren, bu güzelliği sanat tarihiyle harmanlayan, tutku dozajı yüksek bir hikâye. Kıskanma, sahiplenme, aldatma ve tüm bunların eşiğinde aşk için gerekirse her şeyi yapabilme duygularının ön planda olduğu sırlarla dolu bir açmaz.

Birçok duyguyu aynı anda hissettiren Napoli’nin Sırrı vesilesiyle Ferzan Özpetek ile sohbet etme fırsatı yakaladık. Usta yönetmenle filmlerindeki müzik seçimlerinden estetik diline, son filmindeki hikâyenin ortaya çıkışından oyuncu seçimine, aşktan Napoli’ye dek pek çok şeyi konuştuk. Şiirsel görselliğiyle gizem dolu bir yolculuğa çıkmak, Napoli’de sanatsal bir seyre dalmak, sırlarla boğuşarak biraz da kafanızı karıştırmak için Napoli’nin Sırrı’nı listenize eklemeyi unutmayın.

Genel bakış açınızdan ve geçmiş filmlerinizden bildiğimiz estetik algınız son filminiz Napoli’nin Sırrı’nda biraz da güzel sanatlara girerek dozajını arttırıyor. Sıklıkla kullandığınız şehir motifleri, tarihi evler gibi detaylar sanat tarihi ve heykel çalışmalarıyla harmanlanıyor. Filmin başındaki tarihi apartmanın merdiven açılarından Arkeoloji Müzesi sahnelerine dek gördüğümüz karelere hayran kalıyoruz. Filmlerinizi bir fotoğrafçı gibi işlediğinizi düşünmüşümdür hep, siz bu yönelimi nasıl ifade edersiniz? 

Napoli gibi bugüne kadar çektiğim filmlerdeki bütün şehirler bu anlamda sayısız güzelliği barındıran mekânlar sunuyor. Şöyle ki bu güzellikleri görmek ve yakalamak çok önemli sinemada. Mekân, oyuncular, kostümler, dekor, renkler, ışık bunların hepsinin sinemada özellikli ve etkileyici olması gerekiyor benim için. Çok titiz çalışıyorum. Benimle birlikte art direktörüm, görüntü yönetmenim ve filmin tüm ekibini işin içine dâhil ederek en iyi görselliği yakalamaya çalışıyorum.

Geçmiş filmlerinizde karşılaştığımız etkileyici müzik detayları ve ince elenmiş sık dokunmuş dokunuşlar son filminiz Napoli’nin Sırrı’nda da karşımıza çıkıyor. Filmde bu konuya Pasquale Catalono imza atıyor. Merak ediyorum bu müzik seçimleri sahneler aklınızda belirirken mi netleşiyor yoksa son aşamada mı ortaya çıkıyor?

Ben aklımın içinde bir hikâyeye başlarken müziği de yanımda taşıyorum. Biriktiriyorum sanırım. Henüz senaryo aşamasında ya da çekimin başlarında aklımda bir müzik belirebiliyor ya da son anda da duyduğum bir şarkı beni bambaşka bir yola sokabiliyor. 

Eserlerinizde tutku ağır basan duygulardan biri. Napoli’nin Sırrı’nda da güçlü bir şekilde ve cesaretle perçinlenerek karşımıza çıkıyor. Biraz daha agresif bir biçimde hatta. Siz tutkuyu nasıl tanımlıyor ve filmlerinize nasıl yansıtmayı tercih ediyorsunuz? 

Ben işime, sevdiklerime ve hayatıma tutku duyuyorum. En iyi yaptığım şey sanırım, çok çalışıyorum, sürekli merak ediyorum, özen gösteriyorum, sevdiğim her şeye sımsıkı tutunuyorum. Aşka inanıyorum. Ve tüm bunları filmlerime de yansıtıyorum. 

Tutkuya eşlik eden kıskanma, sahiplenme ve aldatma duyguları dikkat çekiyor. Hem güncel karakterlerde hem de diğer aile bireylerinde, hikâyenin temelinde. Siz aldatma güdüsünün filmdeki yeri hakkında ne söylersiniz?

Kıskanmak, sahiplenmek aşkın ve tutkunun içinde olan duygular. Aşık olduğun kişiyi başkasıyla düşünmeye tahammül edemezsin, paylaşamazsın. Filmde tüm bu duygularla ilgili hem kişisel hem de ailevi dramlar yaşanıyor. 

Bir de cezbedilicilik konusu var. Kadın ve erkeğin bir Yunan heykeli estetiğinde büyüleyiciyi çekiciliği... Filmlerinizde bedeni ve dış güzelliği nasıl konumlandırıyorsunuz? 

Ben kusursuz güzelliğin peşinde biri olmadım hiçbir zaman. Hayat kusursuz değil öncellikle. Cezbedici olmak konusu ise kafayla ilgili. 

Şu sözleriniz Napoli’nin Sırrı’nın ana temasını çok güzel tanımlıyor: “En yakın hissettiğiniz insanların her şeyini bildiğinizi iddia edebilir misiniz? Sizden mutlaka sakladıkları çok gizemli ve tehlikeli sırları vardır. Benim de sırlarım var. Hem paylaştığım hem de paylaşmadığım”. Sırlar film boyunca karşımıza kilit kelime olarak çıkıyor. Bir sonuca bağlanmayan, bağlanacak sandığımız noktada bizi şaşırtmayı başaran, tam her şey netleşecek derken iyice sarpa saran. Tüm bu sorular film boyunca bize eşlik ediyor. Bu soru işaretleriyle izleyicide bırakmak istediğiniz etki nedir?

İşte tam olarak da bu etki. Her şey çok da açık olmak zorunda değil. Tabii ki birtakım şeyler havada asılı kalacak. Bu filmde de öyle. 

Filmdeki en ağır ögelerden biri bana göre gizem hissi. Hatta bir gerilim filmi olarak değerlendirmemizin sebebi de bu bence. Ancak bizi gerecek bir şey görmememiz, rahatsız edici hiçbir şeyle karşılaşmamamızın da yarattığı bir bağlayıcılık var. Bu kesinlikle klasik bir gerilim filmi değil. Siz filmi nasıl tanımlıyorsunuz?

Napoli’nin Sırrı, insanı hem hüzünlendiren, hem şaşırtan, çarpan, tedirgin eden, yani bir sürü duyguyu aynı anda hissettiren bir film. Şehrin kendisi gizemli. Din, bilim, putperestlik ve Hristiyanlık, batıl inanç ve rasyonalite… Tüm farklılıkların birbiriyle çatışmadan hatta kaynaşarak yaşadığı bir şehir. Bir kere Vezüv Yanar Dağı’nın eteğine kurulmuş bir şehir. Yeraltıyla çok bağlantılı. Sakladığı bir şey var gibi hep.

Filmin senaryosu ise sizle birlikte Gianni Romoli ve Valia Santella’ya ait. Fikir nasıl ortaya çıktı ve nasıl bir yazım süreci oldu?

12 yıl önce İstanbul’a geldiğimde Serra Yılmaz’ın evindeki bir akşam yemeğinde çok hoş bir kadınla tanışmıştım. Uzun süre çok güzel sohbet ettik. Aniden kalkması gerekti ve yarın sabah erkenden otopsiye gireceğim dedi. Meğer o güzel kadın, adli tıp doktoruymuş. O giderken arkasından düşündüm. Ertesi gün otopsi yaptığı tanıdık biri çıksa nasıl olurdu diye… Bu fikir o zaman aklımın bir kenarına yazıldı ve sonrasında hikâyeyi buradan başlattım.

Giovanna Mezzogiorno ve Alessandro Borghi filmin başrolünde dikkatimizi çeken iki isim. Giovanna Mezzogiorno ile unutulmaz filminiz Karşı Pencere’de de birlikte çalışmıştınız. Oyuncu seçim süreciniz nasıl gelişti?

Oyuncularımı her zamanki gibi seçtim. Rollerine uygun olup olmamaları üzerine. Giovanna Mezzogiorno’yu ise daha konuyu yazarken aradım. Adriana gibi bir kişilik senin ilgini çeker mi, diye sordum. Derinliği olan ve zor bir roldü. Karşımda gencecik bıraktığım bir genç kızın 18 yıl sonraki hâli vardı. Güzel ve alımlı bir kadın. Ve Adriana karakterini ete kemiğe büründürdü.

Film İtalya'da David di Donatello ödüllerinde En İyi Yönetmen dâhil olmak üzere 11 dalda aday oldu. Ve İtalya’nın bu seneki Oscar adayı olacak gibi görünüyor. Bu konuda görüşleriniz neler ve film İtalya’da nasıl tepkiler aldı? 

İtalya’da film çok beğenildi. Özellikle Napolililer filmle ilgili çok gururlular. Çünkü alışılagelmiş bir Napoli dışında bir şehir çıkıyor karşılarına. Gerçek Napolililerin bile bilmediği bir şeyleri anlatıyor film. Napoli’nin Sırrı dünyanın pek çok ülkesinde gösterildi ve vizyona girdi. Gittiğim her festivalde farklı kültürlerden insanların ilginç yorumlarıyla karşılaştım. Hiç bilmedikleri bir Napoli şehriyle karşılaşmış olmaları onları çok şaşırtmıştı ve filmin her detayını keşfetme çabaları inanılmaz güzeldi. 

0
2377
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle