23 EYLÜL, CUMA, 2016

Aslında Nick Cave’in Saçları Her Zamanki Kadar Güzel

İKSV sezon boyunca sürecek özel film gösterimlerinin üçüncüsünü 8 Eylül’de tüm dünyayla aynı anda ve bir kereliğine One More Time With Feeling ile yapmıştı. Oğlu Arthur Cave’in vefatının ardından uzunca süre sessizliğe gömülen Nick Cave’in Skeleton Tree albümü ise gösterimin ertesi günü yayımlandı. Albümünün kayıt sürecinin yanı sıra oğlunun kaybına dair de ilk kez konuşan Cave, sanki kariyerinde artık hikayenin ortadan kalktığı yeni bir eşiğin haberini veriyor.

Aslında Nick Cave’in Saçları Her Zamanki Kadar Güzel

Birisi öldüğünde yakınlarına nasıl baş sağlığı dileyeceğimi bilemem. Ölümün, acının, kaybın karşısında doğru sözcükleri seçme kabiliyetim olmadığından kaçacak yer ararım. Bu yazıyı yazmak da istemiyorum aslında, bir kez söz vermiş bulunduğum ve kaçacak bir yer bulamadığım için yazmak zorundayım sadece. Doğru sözcükleri seçmeye çalışacağım mümkün olduğunca.

Geçen sene 14 Temmuz’da bütün sitelerin birbiri ardına girdiği habere göre Nick Cave’in 15 yaşındaki ikiz oğullarından Arthur Cave, Brighton’da evlerinin yakınındaki bir uçurumdan düşerek hayatını kaybetmişti. Bir insanın yaşayabileceği en büyük acılardan birisini yaşayan Nick Cave’den o günden sonra uzunca bir süre ses seda çıkmadı. En azından bir süre daha kabuğuna çekileceğini, ortalarda pek görünmeyeceğini tahmin etmiştim. Yakın zamanda duyduğum yeni albüm ve albümle beraber yayınlanacak belgesel film haberi de haliyle beni şaşırttı. Bu yas döneminde bir sene içerisinde hem albüm hem de film, beklenmeyen bir haberdi. Hele de 20,000 Days on Earth belgeselini izleyeli henüz iki sene olmuşken.


Nick Cave’in 9 Eylül’de yayımlanan 16. stüdyo albümü Skeleton Tree’nin bir gün öncesinde dünyada 800 sinemada sadece tek bir gösterimi gerçekleşecek olan One More Time With Feeling’in biletleri satışa çıkar çıkmaz beklenenden fazla ilgi gördü, takip eden birkaç gün dünyada bazı sinemalarda ek gösterimler düzenlendi. 8 Eylül akşamı İKSV Galaları tarafından isabetli bir seçimle herhalde İstanbul’da kalan en güzel sinema salonu olan Atlas Sineması’nda düzenlenen gösterimde de durum farklı değildi, salon neredeyse tamamen doluydu.

Nick Cave’in yalnızca dinleyicileriyle paylaşmak istediği, albümün kayıt sürecini anlatan bu filme ve tabii ki Skeleton Tree’ye dair bir şeyler yazmayı zorlaştıran büyük bir trajedi var her iki ürünün de arkasında. O yüzden bu trajedinin etkisinde kalmadan ne Skeleton Tree’nin Nick Cave diskografisinde durduğu yeri müzikal anlamda tartışmak mümkün, ne de One More Time With Feeling’in bir müzik belgeseli olarak başarısını. En azından şimdi değil, belki daha sonra. Bunları tartışmak için hepimizin biraz zamana ihtiyacı olduğu kesin. Sonuçta karşımızda bitirilememiş bir albüm var. Acıyla baş etmenin çaresini her zaman acıyı kurgulayıp ondan sanatsal bir ürün yaratmakta bulan Nick Cave için bu defa en iyi bildiği formül işe yaramamış. Skeleton Tree’nin prodüksiyon aşamasında her zamanki kadar mükemmeliyetçi davranmaktan vazgeçmiş, hatalarıyla yayınlamaya karar vermiş, bazı parçaları kaydetmekten vazgeçmiş, sonuç olarak aklındaki albümü hayata geçirememiş. Üstüne üstlük, ne albüm ne de film için yapılan çalışmalar Nick Cave üzerinde bir terapi etkisi yaratmayı başarabilmiş.

Arthur öldüğünde, Nick Cave & The Bad Seeds sekiz parçadan oluşan albümün kayıt sürecinin ortasındaymış. Bu da demek oluyor ki Skeleton Tree’deki bütün şarkılar henüz Arthur hayattayken yazılmış. Şarkı sözlerine baktığınızda buna şaşırmanız kuvvetle muhtemel zira albümün açılış şarkısı Jesus Alone “You fell from the sky, crash-landed in a field near the River Adur” diye başlayıp “With my voice I am calling you” sözleriyle devam ediyor. Ölüm, kayıp, yas temasının yanı sıra özlem duygusunun da albümün bütününde kasvetli bir biçimde hissedildiğini belirtmem gerek. Girl in Amber’daki “I knew the world would stop spinning now since you’ve been gone / I used to think that when you died you kind of wandered the world / I don’t think that any more.” sözleri albümdeki kehanetlerden bir diğeri. Adeta vaktinden önce Arthur’un kaybını ve yasını anlatan Nick Cave, One More Time With Feeling’te de şarkılarındaki kehanette bulunma özelliğine, sözcüklerin korkulacak bir yanları olduğuna değiniyor. Bu parçalardaki sözlere bakan, albümün Arthur’un ölümünün bir sene sonrasında yayınlandığını bilen fakat işin arka planını bilmeyen dinleyicilerin gelecek yıllarda Nick Cave’in bu şarkıları oğluna yazdığı gibi yanlış bir fikre kapılma olasılıkları yüksek.

Filmin açılış sahnesinden itibaren bende bıraktığı his Nick Cave’in de dinleyicilerinden bu zamanı talep ettiği yönünde. “This is fucking difficult” diye söze başlayan bir adamı mümkün olduğunca anlamaya çalışmaktan başka bir şey düşmüyor seyirciye. Bu giriş bir yandan da akla şu soruyu getiriyor: Zor olan nedir? Oğlunun kaybıyla başa çıkmak elbette. Oysa bağlam içerisinde düşünüldüğünde böyle bir filmi çekmek de olabilir pekala. Derdini bu yolla anlatmayı, paylaşmayı seçmenin doğru bir yöntem olup olmadığını sorgulayan bir Nick Cave gördüm perdede. Bir yandan onun açısından yapılacak en doğru şey bu filmi çekmekmiş gibi görünürken bir yandan da Cave’i eğreti hissettiren, huzursuz eden bir şeyler var gibi. Hem Nick Cave hem de daha önce The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford filminin soundtrack’leri için beraber çalıştığı 30 senelik arkadaşı, One More Time With Feeling’in yönetmeni Andrew Dominik için. Çünkü filmde Nick Cave’in istemediği hiçbir sahnenin yer almayacağı konusunda baştan mutabakat sağlamışlar, çünkü Arthur’un anısını değersiz göstermeyi ikisi de istemiyor, çünkü trajediyi tasvir etmek ile duygu sömürüsüne düşmek arasında zannedilenden daha ince bir çizgi var, çünkü bazen kamerayı netleyemiyorsun ve elde ettiğin bulanık görüntü fena halde göz yoruyor.

Filme dair üzerine konuşulması gerektiğini düşündüğüm en önemli nokta Nick Cave’in neden böyle bir film çekmeye karar verdiği. Özellikle Arthur’a dair konuşmaya, hatta genel olarak kamera önünde konuşmaya ne kadar isteksiz olduğunu fark eden çoğu seyirci bu soruyu sormuş olabilir. Hala bir müzik şirketiyle çalışmadan tamamen bağımsız olarak albümlerini kaydedip yayınlayan Nick Cave, Skeleton Tree’nin yayınlanmasıyla beraber bir dizi PR çalışması yapması gerektiğini fark etmiş. Konserleri bir süreliğine erteleyebilse de albümü duyurmak için röportaj vermekten kaçamayacağını da. Bu çekincesini ilk okuduğumda bir sene önce oğlunu kaybetmiş bir müzisyene gazetecilerin sorması muhtemel patavatsız sorular gözümün önüne geldi. Henüz kendisinin anlamlandırıp yorumlamaktan aciz olduğu bir kaybı, yas sürecinde başkalarına anlatmaya hazır hissetmezken bir de kendisinden mümkün olan en trajik haberi çıkartmak için yarışan gazetecilerle uğraşmayı reddetmiş Nick Cave. Anlayacağınız One More Time With Feeling bir bakıma bu reddedişin sonucunda hayata geçtiği için filmi bir medya eleştirisi olarak okumayı ihmal etmemekte fayda var. Nick Cave en mahrem deneyimini acımasızca deşecek, söylediklerini bağlamından kopartıp manşete çekerek, belki de duygu sömürüsüne elverişli biçimde değiştirerek kendisinden acınacak bir adam yaratmak için sıraya girecek gazetecileri reddetse de yaşadığı süreci dinleyicileriyle paylaşmamak içine sinmemiş. Ne de olsa Skeleton Tree Arthur’un kaybından, Nick Cave’in yasından ayrı düşünülemeyecek, yorumlanamayacak bir albüm. Bunun için de gazetecilerdense 30 senelik arkadaşı Andrew Dominik’e güvenmek bulabildiği en iyi çözüm olmuş.

Nick Cave’in kamera karşısında konuşmak istememesi üzerine Andrew ona sadece filmin ilk 20 dakikasının çekimlerini gösterip istediği zaman telefonuyla birtakım ses kayıtları yapmasını söylemiş. Nick Cave’in ses kayıtlarında anlattıkları, okuduğu -albüme giremeyen- şarkı sözleri görüntülerin üzerine eklenmiş. İki saatlik filmin ilk yarısında Arthur’un ismi bile geçmiyor, ölümünden bahsederken “olay” ve “travma” sözcükleri tercih ediliyor, film boyunca Arthur’un tek bir görüntüsüne rastlamıyoruz. Duygu sömürüsünden uzak durmak için büyük hassasiyet gösterildiği bariz. Nick Cave’in eşi Susie Brick’in Arthur’un yaptığı bir resmi gösterdiği sahne ile Nick Cave’in kendisine “Arthur kalbinde yaşıyor” diyenlerden bahsedip “Yaşamıyor. Evet, kalbimde ama yaşamıyor” dediği sahne filmin en duygusal anları olsa da bu filmde gözyaşına yer yok. Ortadaki acının büyüklüğü tartışmasız fakat ne filmde ağlayan var, ne de filmin izlendiği salonda. Duygu patlamalarına kasten yer vermediğini, yalnızca Arthur’un kaybı ile başa çıkma sürecine dair iç görü sağlayabilecek ögeleri kullandığını belirten Dominik ekliyor: “Belli bir süreçten geçmekte olan bir insanın makul portresi ile bunun keder pornosuna dönüşmesi arasındaki çizgi nerededir?”

“Hayatımda ilk defa bir sete giderken o gün neler yapacağımı bilmiyordum” diyen Andrew Dominik için belki de ilk defa yönetmen olarak kendi seçimlerinin bir önemi yoktu. Bu filmde onun için önemli olan tek şey Nick Cave’in içine sinecek bir iş ortaya çıkartabilmekti. Sahneler tamamen doğaçlama çekildi, zaten hem şarkı sözlerinde hem de hayatta “anlatı”ya duyduğu inancı kaybetmiş olan Nick Cave’in içine girdiği ruh haline paralel olarak One More Time With Feeling’te de herhangi bir anlatı bulunmuyor. Anlatıya artık inanmadığını, çünkü hayatın öyle hikayelerdeki gibi olayların birbiri ardına sırayla geliştiği bir şey olmadığından bahsediyor filmde Cave. Zaten perdede izlediğimiz de Cave’in zihni gibi dağınık, huzursuz, bir bütüne hizmet ettiği söylenemeyecek birbirinden bağımsız ve anı anını tutmayan parçalardan oluşan bir film. Daha önce 3D’den nefret ettiğini söyleyen Nick Cave’e inat edercesine 3D çekilmiş, büyük çoğunluğunu siyah beyaz çekimlerin oluşturduğu bir film. Albümdeki parçaların devasa bir stüdyoda çekilmiş performansları filmin 35 dakikasını kaplıyor. Kalan zamanda Susie Brick Cave ve Warren Ellis ile muhabbetler, adeta merdiven boşluğundan düşüp yere çakıldığımız, çakıldığımız yerden kalkıp güç bela evin içinde dolaşmaya çalışırken, yarı açık kapıların ardındakileri görmek için fark etmeden röntgenci konumuna talip olduğumuz sahneler, bir hikaye oluşturmaktan kaçınarak birbiri ardına akıyor. Görüyoruz ki artık hikaye yok, hikaye etmenin anlamını kaybettiği noktadayız ve Nick Cave için anlatı devri en azından şimdilik sona ermiş. Skeleton Tree’de Nick Cave’in duygularını en güçlü biçimde dile getirdiği parçalardan biri olan Magneto’da aynada kendisini kusarken gören adam (And in the bathroom mirror I see me vomit in the sink) One More Time With Feeling’te de göz altlarındaki torbaların ne zaman bu kadar büyüdüğüne hayret ediyor. İkisinin aynı adam olduğuna şüphe yok. Ve o adam artık saçlarını hiç mi hiç beğenmiyor. Her ne kadar saçları her zamanki kadar güzel görünse de sanırım o bir süre daha bunu fark edemeyecek.

https://www.youtube.com/watch?v=BAMZYpZi_M4

0
4642
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle