07 MAYIS, PERŞEMBE, 2015

Aslında Herkes Kendi İçinde Bir ‘Cins’

Sokak sanatının dikkat çeken isimlerinden Cins, 5- 12 Mayıs tarihleri arasında Karaköy’de gerçekleşecek Red Bull Art Around’da yer alacak sekiz sanatçıdan biri. Kendisiyle İstanbul’da ve özellikle Kadıköy’de son yıllardaki sokak sanatı gelişimi, ilk kişisel sergisi, Red Bull Art Around ve gelecek projeleri üzerine konuştuk.

Aslında Herkes Kendi İçinde Bir ‘Cins’

Sokak sanatçıları neden takma isimlere ihtiyaç duyarlar? Senin Cins ismini seçmenin hikayesi nedir?

Graffiti geleneğinden ve sokak kültüründen gelen bir şey takma isim. Bu takma isim zaman zaman insanlar tarafından söylenerek hafızalarda yer ediyor, bazense kişi kendi takma ismini kendi buluyor. Benim takma ismim benim sayemde oluştu diyebiliriz.

​Üniversite yıllarında, henüz şimdiki çizimlerim oturmamışken çizdiğim bir karaktere verdiğim bir isimdi; Cins. Zaman içinde bu ismi unuttum, sonra tekrar hatırlayarak yeniden kullanmaya başladım. Cins kelimesini sokak jargonunda; tuhaf ve garip anlamında kullanıyoruz. Ama aslında kelime anlamıyla bir tür veya çeşit anlamına sahip. Bu anlamın yaptığım çalışmalara uyduğunu fark ettim. Çalışmalarımda da organik formlar ve çeşitli çağrışımlar bulunuyor. Bu çizdiklerime ‘mutant’ ismini verdim, ‘mutasyona uğramış etler ve kemikler’ dedim, ‘cins’ kavramı da bu tanımlamalarıma oturdu diyebilirim. Cins kelimesi kısa ve net oluşu sebebiyle sound olarak da hoşuma gidiyor açıkçası. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

Graffiti ile ilgin ne zaman başladı? Bu konuda kendini nasıl geliştirdin?

Hep çizim yapıyordum zaten; beni etkileyen çizgi film karakterleri ve tasoların üzerindeki karakterler ilk çizimlerimdendi. Walt Disney’in İlk Ansiklopedim isimli serisinin her sayfasını baka baka, kopya çekmeden çizmişimdir herhalde. Ortaokul yıllarında da hiphop kültürü ve dinlediğimiz müziklerin de etkisiyle çizim tutkum daha da arttı diyebilirim.

İlk defa 2000 yılında illegal olarak boyamaya, sokağa çıktım. O zamanlar daha tipik graffiti ve yazı formatında şeyler boyuyordum. Sonra daha fazla ilerletemedim, üniversitede grafik eğitimi alırken tekrar bir patlak verdi boyama tutkusu. O süreçte de çok fazla takip ediyordum dergileri. Bizim dönemimizde internet heryerde çok yaygın değildi, görsel kaynağımız oldukça kısıtlıydı. Back Spin diye bir Alman dergisi vardı, derginin yirmi sayfa graffiti bölümü olurdu. Almanca’m yoktu ama, dergiyi alır sadece graffitilere bakardım. Sonra internet kullanımının da yaygınlaşmasıyla gitgide bir sürü siteler, bloglar açılmaya başladı. Bu mecralardan takip edip, sürekli çizip ve çok fazla deneyip şu anki dile ulaştım diyebilirim. Bazen eski defterlere, çizdiklerime bakıyorum. Vakit olsa hepsini incelesek, o geçişi daha rahat gözlemleyebiliriz.

Bu süreçte seni etkileyen, takip ettiğin isimler oldu mu?

O deneme sürecinde, dönem dönem takip ettiğim isimler oldu. Sadece graffiti sanatçılarıyla ilgili değil, genel sanat tarihiyle de ilgilenmeye başladım ve sürrealizim, pop art gibi akımlar ilgimi çekti. Birçok sanatçı bana ilham verdi diyebilirim. İşlerini çok sevdiğim sanatçılar da var ancak, benim çizgim ile çok alakalı değiller. 

Ne zamandır bu atölyedesin? Atölye çalışma tarzını nasıl etkiliyor?

Ben çok uzun süre evde, ufak bir odada çalıştım. Bu sebeple büyük boyutlu işler üzerinde çalışmakta çok zorlanıyordum, üretimler ve malzemeler arttıkça artık odaya sığamamaya başladım. Aklımdaki düşünce bir işe girip çalışmak, geceleri de graffiti yapmaktı. Sonra o hayatı çok da istemediğimi farkettim, üretimlerimden de olumlu geri dönüşler olmaya başladı. Böylelikle de bir atölye ile asıl istediğim, keyif aldığım şeyi yapmaya karar verdim. Yaklaşık üç senedir atölyede çalışıyorum, bir süredir de Yeldeğirmeni’ndeki atölyemdeyim.

Özellikle Türkiye’de bu işi yapıp devam ettiren kişi sayısı çok az, genelde yaş ortalaması da 14-25 arası. Bu yaş ortalaması artıp inebiliyor tabii, ancak artanlar bu graffiti çalışmalarını sanatsal kariyer olarak da devam ettirmeyi tercih etmiş kişiler oluyor genelde. 

Çizimlerini "organik" olarak adlandırıyorsun. Et, kemik, vücut parçaları çalışmalarında sıkça karşılaştığımız görüntüler.

Ben bu çizimlere ilk olarak ‘mutant’ diyordum. Sonrasında tanımlama aşamasında ‘organik’ kelimesinin daha uygun olduğunu gördüm ve bunu kullanmaya başladım. Aslında herkes kendi içinde bir ‘cins’ ve bu farklılıklardan bir bütün oluşturuyoruz.

Aslında çoğu ressamın yaptığı gibi çalışmalarımda ben de bir şey anlatıyorum. Belki de aynı konuyu anlatıyoruz. Ama ben belki biraz daha yamuk bakıyorum olaya, biraz daha karikatürize ediyorum, mesela depresif bir konu anlatırken tatlı pembeler kullanabiliyorum. 

2011'den beri karma sergilerde yer aldın. 2014'te ise Mixer'de 'Erör' isimli bir kişisel sergi gerçekleştirdin. Erör'den bize biraz bahseder misin? İzleyici Erör'de ne ile karşılaştı?

Karma sergilerim 2011’den de öncesine dayanıyor aslında. Erör isimli sergiden önce bir Mamut tecrübem oldu. Mamut Art Project’in ilk senesinde fuara katıldım. Daha önce karma sergilerde yer alarak, belli bir konsept üzerine işler üretmiştim. Bu işlerin adedi genelde bir, iki, üç ile sınırlı kaldı. Mamut Art Project’de ise normal bir karma sergiden daha geniş bir alanım vardı ve bu alanda daha farklı tekniklerdeki işlerimi sergileyebildim. Aslında Mamut deneyimi benim için ufak çaplı bir kişisel sergiydi.

Hep bir kişisel sergim olmasını istiyordum, çevreden de bu tarz yönlendirmeler alıyordum. Mixer ile daha önceden tanışıyorduk, Mamut sayesinde onlar da işlerimi yanyana görme fırsatı yakaladılar ve sergi teklif ettiler. Mixer’in mekânı ve dış duvar yüzeyi gibi etmenler de benim ilgimi çekti. İlk kişisel sergimde bir duvar da boyamak istiyordum, onların da bu duruma sıcak bakmaları benim için önemliydi.

Erör tek bir konsepte sahip olmayan, daha tanışma niteliğinde bir sergiydi. Teknik ve içerik olarak birçok alt başlıktan oluşuyordu. Kimi tuvaller tek başına bir anlam ifade ediyordu; ancak geneli bir erör duygusundan, bazı dertlerden bahsediyordu.  

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Kadıköy’de son yıllarda gitgide daha çok artan sokak sanatı örnekleri, Kadıköy Belediyesi’nin desteği ve Mural Fest’in bu gelişime etkileri hakkında ne düşünüyorsun?

Kadıköy’de bu kültür kazanıldı gibi geliyor bana. Biz hakikaten çok boyadık, çok silindi; boymaya devam ettik, bir daha silindi. Ben Kadıköylüyüm ve burası çok fazla sahiplendiğim bir yer. Bazı şeylerin değiştirilmesi için kendi mekânımızdan başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir dönem çok fazla boyuyorduk, yeni insanlar da bizden cesaret alarak boyamaya başladılar. Artık belediye de bu çabanın farkına vardı diye düşünüyorum.

İki yıl üst üste ‘İkametgah Kadıköy’ isimli bir sergi oldu. Bu serginin iki ayağına da katıldım, ilkinde bana Asfalt Gallery’de bir alan ayırmışlardı. Orada üç parça işim bir de bir harita tasarımım bulunuyordu. ‘Kaybolan Hayalet Mutantlar’ isimli bu haritada silinmiş graffitilerimin fotoğrafları ve Kadıköy haritasındaki yerleri yer alıyordu. O sergiyi Selami Öztürk gezmiş ve benim hazırladığım katoloğa baktığı fotoğrafları var. O günün bir etkisi bile olabilir, bu durumlara daha sıcak bakmaya başaldılar.


Mural Fest ise bizi çok heyecanlandıran bir proje oldu. Hepimizin bir cephe boyama hayali vardı, tabii bunlar izin ve prodiksiyon gereken işler. Belediye kendisini diğer belediyelerden farklı konumlandırmak ve insan çekmek için de böyle bir destek yolunda ilerliyor olabilir, karşılıklı güzel bir anlaşma var şu anda. Bu sene Mural Fest’e gelmesi planlanan, dedikoduları yapılan birkaç kişi var, onları merakla bekliyorum. Onlarla tanışmak, çalışmalarını izlemek çok önemli tecrübeler. Bir festivalde Blur’u bekliyor herkes, gelmeyince üzülüyorlar. Ben de Blu’yu bekliyorum, gelmeyince üzülüyorum. :) 

Red Bull Art Around projesiyle ilgili düşüncelerin nelerdir? Projeye nasıl dahil oldun?

RedBull Art Around’un küratörleri; Irmak ve Ceren ile daha önce de birlikte projeler yapmıştık. Onlar böyle bir teklif ile geldiler. Ne yapalım, nasıl olsun diye düşündük. Sokakta kalıcı olacak bir iş olsun istedim.

Projede farklı disiplinlerde sekiz sanatçı olacak, onlarla bir araya gelmek çok keyifli. Serginin semte yayılması ve insanları sokakta dolaşmaya itmesi projenin benim için çekici unsurlarından. Proje dahilinde işlerin farklı biçimlerde ve farklı mekânlarda sergilenecek olmasının da merak uyandırdığını düşünüyorum. 

Red Bull Art Around’da sergilemeyi planladığın iş nedir?

Henüz net belli değil ancak, biraz totemvari bir iş olacak gibi. 

Önümüzdeki projelerin neler?

Rafet Aslan, Onston ve benim bir arada olduğumuz ‘Yalancı Meme’ isimli Galeri Artist Çukurcuma’da bir üçlü sergi gerçekleştirdik. Buna bir karma sergi demeyi sevmiyoruz. Zaten mantık olarak da öyle bir iş değil. Birlikte belirlediğimiz ve tartıştığımız bir  konsept üzerine ürettiğimiz işlerden oluşuyor. Fikir olarak çok daha eski bir proje ancak altı aydır üzerinde çalışıyoruz. Üçümüz de yaklaşık on, on bir senedir arkadaşız ve yıllardır birlikte bir üretim içindeydik, birlikte projeler yaptık.

Sergi içinde işler birbiriyle paslaşıyor, mekân içinde adacıklar planladık ve onlara uygun işler ürettik. ‘Yalancı Meme’ 21 Mayıs’a dek ziyaret edilebilir. 

Not: Red Bull Art Around; Ali İbrahim Öcal, Cins, Furkan Nuka Birgün, Lakormis ve Ham, Mehmet Ali Uysal, Ozan Türkkan, Selçuk Artut ve Volkan Kızıltunç’un farklı disiplinlerde üretilmiş sekiz eseri ile 5-12 Mayıs tarihlerinde Karaköy’de gerçekleşecek. Proje kapsamında Wom, Nove, Ops Cafe, Mae Zae Tasarım Mağazası, Fransız Geçidi, Murakıp Sokak, Mumhane Caddesi ve Kemankeş Caddesi‘nde görsel ve işitsel enstalasyonlar, neon enstalasyonlar, videolar, resim ve illüstrasyon çalışmaları yer alacak. 

0
4631
0
Fotoğraf: Korhan Karaoysal
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle