
Evrencan Gündüz, geçtiğimiz aylarda yayımladığı “Sen de İnanma” teklisinin ardından dinleyicisini hem yerel hem modern hem de nostaljik bir yolculuğa davet ettiği yeni albümü Anadolu Funk: Vol 1 ile buluşturdu.
Gündüz, Anadolu Funk: Vol 1 ile 70’lerde çok popüler olan “Anadolu Rock” sound’unu modern bir yorumla “Anadolu Funk”a dönüştürüyor ve dinleyiciyi kimsenin birbirine yabancı olmadığı zamanlarda yolculuğa çıkartıyor. Albüm, Moğollar, Cem Karaca Barış Manço, Yavuz Çetin ve bu ülkeye emek vermiş daha pek çok müzisyeni anıyor ve geçmişteki güzel günlere davet ediyor. Gündüz, yerel ve Batılı tarzı bir araya getirerek iki müzik arasında pek de fark olmadığını gösteriyor.
Beş yıldan beri bu albümü kurguladığını söyleyen Evrencan Gündüz şöyle diyor: “Önceki işlerimde yaptığım hataların hepsini not aldım. Böylece o hataları bu albümde yapmadım. 17 yaşımdan beri bu albüme koymak için beklettiğim şarkılarım vardı” ve ekliyor “Türk insanının kendini bir aile gibi hissettiği o zamanları hatırlatmak istiyorum. Aslında sahip olduğumuz en büyük güçlerden biri olan birlik ve beraberlik çok şeyi olumlu şekilde değiştirebilir”
SALT’ın onuncu yılına özel olarak 2011’den bu yana devam eden “Bak kim var?” konuşmaları, kurumun çalışmalarını ve iş birliklerini konu alan bir video serisi olarak izleyiciyle buluşuyor.
“Bak kim var?” konuşmalarının bu haftadaki bölümüne araştırmacı Firuzan Melike Sümertaş ve akademisyen Ahmet Ersoy konuk oldu. SALT’ın 2017’de düzenlediği “İşveren Sergisi” için imparatorluk döneminde kadınların İstanbul’da inşa ettirdiği yapıları haritalandıran Firuzan Melike Sümertaş, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla bu yapıların toplum hayatına dair neler söylediğini değerlendirdi. Diğer bir konuk olan Ahmet Ersoy ise haritanın hazırlığında başvurulan zengin bir kaynak olarak Ali Saim Ülgen Arşivi odağında, SALT Araştırma’daki çok katmanlı koleksiyonların değerini anlattı.
Garanti BBVA’nın kurucusu ve destekçisi olduğu SALT bünyesinde çeşitli araştırma projelerine, sergi ve programlara katkıda bulunan davetli katılımcılarla gerçekleştirilecek videolar birer hafta arayla saltonline.org ve SALT Online sosyal medya kanallarında yayımlanacak. Yayımlanan “Osmanlı’da Kadın Baniler” başlıklı bölümü buradan izleyebilirsiniz.
Künye: Pertevniyal Valide Sultan Camii, Aksaray, İstanbul, SALT Araştırma, Ali Saim Ülgen Arşivi
Rutger Bregman’ın doğamızın olumlu yanlarını öne çıkartarak insanlığı farklı bir perspektiften ele aldığı kitabı Çoğu İnsan İyidir – Yeni Bir İnsanlık Tarihi, Gül Özlen’in çevirisiyle Mundi’den çıktı.
Bregman’ın The New York Times çoksatarı olan Gerçekçiler İçin Ütopya ve Çoğu İnsan İyidir kitapları bugüne kadar kırktan fazla dile çevrildi.
Çoğu İnsan İyidir'in argümanı “İnsanların iyi olduğunu varsaymak hem gerçekçi hem de devrimci bir eylemdir.” Bregman insanların cana yakınlığına ve özgeciliğine inanmanın farklı bir düşünce tarzının temelini atacağını, toplumumuzda hakiki bir değişikliğe yol açabileceğini gösteriyor; buna inanmanın da iyimserlik değil gerçekçilik olduğunu söylüyor.
Çağıl Bocut’un yazıp yönettiği Sardunya isimli ilk uzun metraj filmi 11 Temmuz’da 40. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek.
Festivalde hem Ulusal Yarışma’da hem de Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü için yarışacak Sardunya, bir baba kız arasındaki ilişkiyi ölüm, adalet ve etik kavramları üzerinden ele alıyor. 19 yaşındaki Defne’nin, babasının felç geçirmesi nedeniyle memleketine dönmek zorunda kalması üzerine burada babasıyla arasındaki kırılgan ilişkiye odaklanan filmde İlayda Elif Elhih, Ali Seçkiner Alıcı, Evren Duyal, Zeyno Eracar, Tansu Biçer ve Ahsen Eroğlu rol yer alıyor. Dünya festivallerinde yolculuğuna devam eden Sardunya’nın yapımcılığını Çağlar Bocut ve Aslı Erdem, ortak yapımcılığını ise Susanne Mann üstleniyor.
Sardunya 11 Temmuz Pazar akşamı 40. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma kapsamında Uniq Açıkhava Sineması’nda Türkiye’de ilk kez izleyiciyle buluşacak. Film 2018’de Köprüde Buluşmalar’a, Cottbus Film Festivali ve Almanya-Türkiye Ortak Film Fonu’na seçilirken, Cinephilia Bound Cannes başta olmak üzere çeşitli film platformlarında da yer aldı.
Sardunya filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Sanatçı SABO, 3 Haziran - 17 Temmuz tarihleri arasında Versus Art Project’te sanatseverlerle buluşan “Time Machine” başlıklı sergisi kapsamında 10 Temmuz’da bir sergi turu gerçekleştirecek.
“Time Machine” sergisinin ortaya çıkış fikrini, hazırlık sürecini, eserlerin hikâyelerini, aralarındaki diyalog ve sanatçının üretim pratiğini kendisinin anlatacağı sergi turu 10 Temmuz Cumartesi saat 14:00’te Versus Art Project’te yapılacak.
SABO, Versus Art Project’teki ikinci kişisel sergisi olan “Time Machine”de insan doğasına ilişkin gözlemlerini kendi doğasıyla harmanlayarak ele alıyor. Sanatçının eskiz defterleri ve desenlerinin kendi içindeki yolculuğu serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek kurgusunda temellenen “Time Machine”, sanatçının figürleri üzerinden zamanda bir yolculuğun kapılarını aralıyor. Sanatçının alışık olduğumuz fantastik ve kurgusal dünyasını yansıtan sergi kapsamında zaman ve mekânın aurasıyla kendi yaşamından parçaları kullanarak kurgusal bir döngü yaratan sanatçının hayal gücü zamanın ironisini hatırlatıyor.
SABO’nun “Time Machine” başlıklı sergisini 17 Temmuz’a kadar Versus Art Project’te görebilirsiniz.
Künye:
1- It Sucks To Be You Serisi, 2020, Tuval üzerine yağlıboya
2- Time Machine, 2019, Tuval üzerine yağlıboya, 170x170 cm
Yazar, yayıncı ve psikiyatrist Cem Mumcu’nun sıradan dünyadan bahsedip okurunu o sıradanlıktan çıkarmak için farklı bir bakış açısına davet ettiği kitabı Ölmeden Önce Mümkünse Yaşamanız Gereken Bir Hayat, Okuyan Us Yayınevi tarafından yayımlandı.
Mumcu, bu kitabı “dialogger” isimli YouTube söyleşileri üzerine kaleme aldı. Söyleşilerde 100’e yakın birbirinden farklı insanın sormuş olduğu soruların tamamı büyük bir ekip çalışmasıyla, titizlikle dinlenerek kitaba alındı.
Kaygılarımla nasıl başa çıkacağım? Öfke kontrol edilebilir bir şey mi? Neden aldatılıyoruz? Neden aldatıyoruz? Aşk gerçekte nedir? İnsan neden gider? Gerçekten kaçabilir miyiz? Teknoloji ve sosyal medya bize ne yapıyor? Tüm bu soruları ve daha onlarcasını, birbirinden farklı yaşlardan, mesleklerden, geçmişlerden, cinsel kimliklerden gelen ‘oyun arkadaşları’, “dialogger” isimli YouTube söyleşilerinde Cem Mumcu’ya sordu. Yanıtlar aldı, yeni sorularla karşılaştı. Sonucunda bütün bu söyleşiler dev bir kitaba dönüştü.
KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar serisinin Sattas, Bosphoroots ve AtlasRB’nin sahne alacağı ikinci konseri 1 Ağustos Pazar akşamı gerçekleşecek. Farklı müzik türlerinden yerli sanatçıların performansları Freefall ve URU ortak organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park’ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe’de müzikseverlerle buluşacak.
2019’dan beri yerli ve bağımsız müzik sahnesinden isimleri ağırlayan KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar kapsamında, 1 Ağustos Pazar akşamı, 2004 yılında Orçun Sünear ve Derya Eke tarafından kurulan ve reggae tarzında yaptığı İngilizce ve Türkçe müziklerle festivallerin aranılan ismi hâline gelen Sattas sahne alacak. Sattas’ın hemen öncesinde İstanbul’da roots reggae ortak temelinde kurulan Bosphoroots müzikseverlerle buluşacak. 2015’te “This is How I Want” şarkısıyla çıkış yapan grup, 2016 yılında ise tematik içerikli ilk kısaçaları 3 Azgın’ı yayımladı. Kasım 2018’de “Başka Sokak” şarkısıyla müzikseverlerin karşısına çıkan Bosphoroots, KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar sahnesinde “Rizom” albümünden şarkılarını seslendirecek. 1 Ağustos Pazar akşamının açılışını DJ kabininde Alphadub gerçekleştirirken, hemen ardından Atlas RB sahneye çıkacak. Onur Uğur, Oğuzhan İçer ve Ömer Adil tarafından 2016 yılında kurulan ve müziklerinde başta reggae, blues, rock ve rap gibi farklı tarzlardan esintilere yer veren Atlas RB, KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar sahnesinde olacaklar.
Normal kapasitesi 2000 kişilik olan ancak pandemi nedeniyle sınırlı sayıda kapasite ile gerçekleşecek KüçükÇiftlik Bahçe’deki konserin biletlerine Biletix’ten ulaşabilirsiniz.
Bilsart, görsel sanatçı ve yönetmen Sena Başöz’ün “Astronomik Hareketler” başlıklı kişisel sergisini 30 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Denizlili emekli coğrafya öğretmeni Veli Altıntaş evrenin işleyişini evinin salonunda anlatırken, yüzlerinde gezegen maskesi taşıyan bir ailenin hayatını izlemeye başlarız. Ailenin olağan hayatı zaman zaman dışarıda yaşanan gerginlik ve çatışma nedeniyle sekteye uğrar.
Dünyanın, ayın ve güneşin hareketleri dünyada yaşanan tüm acı ve sevinçten bağımsızdır. Astronomik Hareketler, ana olarak bu tezat ekseninde ilerler ve periferiden merkeze uzanırken insan hayatına ve evrene dair büyük soruları ele alır.”
Sena Başöz’ün “Astronomik Hareketler” başlıklı sergisi 30 Temmuz’a kadar Bilsart’ta ziyaret edilebilir.
Künye: Sena Başöz, Astronomik Hareketler, Video, 2019, 26'
Aksu Bora’nın kadınların temsili meselesinden, Türkiye’de kadın hareketinin ve feministlerin ‘80’li yıllardan bugüne uzanan mücadelelerine, dünyanın çeşitli yerlerinden kadınların deneyimlerine uzanan geniş bir alanda kaleme aldığı yazılarından oluşan Feminizm Kendi Arasında, İletişim Yayınları tarafından yeniden okurla buluşturuldu.
Feminizm ve toplumsal cinsiyet üzerine yaptığı çalışmalarla alana büyük katkılar sunan Bora’nın bu kitabı okurunu feminizmin tartışma gündeminde yolculuğa davet ediyor.
Yolculuğu ise geze geze, baka baka yapıyor. Türkiye’de kadın hareketinin ve feministlerin 1980’lere uzanan deneyimini hatırlıyor. Kadınların temsili meselesinde “bütün kızlar toplandık” havasının dışına çıkarak kadın “tiplemelerini,” kadın “karakterleri” ve kadınlarla ilgili bütün “tasnifleri” kurcalayıp, neyi anlattıklarına veya neyi anlatamadıklarına bakıyor. Dünyanın dört bir yanından bambaşka kadınların deneyimlerine neşeli bir merakla açılıyor.
Küçük Amal adındaki, 9 yaşında Suriyeli bir mülteci kız çocuğunu simgeleyen 3,5 metre boyundaki bir kuklanın yolculuğunu anlatan The Walk - Yürüyüş projesi 27 Temmuz’da başlıyor.
Küçük Amal’ın Türkiye - Suriye sınırından Birleşik Krallık’a uzanan ve 4 ay sürecek yolculuğunu ele alan The Walk – Yürüyüş projesi, 27 Temmuz’da Gaziantep’te başlayacak. Küçük Amal, annesini bulmak adına 27 Temmuz - 3 Kasım tarihleri arasında 8 ülke sınırını geçerek 8.000 km yolculuk yapacak. Amal’in Türkiye’de başlayacak yolculuğu sırasıyla Yunanistan, İtalya, Fransa, İsviçre, Almanya, Belçika’nın ardından Birleşik Krallık’ta sona erecek.
Bugüne kadar gerçekleştirilmiş en iddialı kamusal sanat etkinliklerinden biri olacak olan The Walk – Yürüyüş projesi için gerçekleştirilen basın toplantısına The Walk Sanat Direktörü Amir Nizar Zuabi, projenin Türkiye yapımcıları İstanbul Kültür Sanat Vakfı adına İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak ve kültür yöneticisi Recep Tuna, projenin Türkiye’deki ortaklarından Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak ile projenin Türkiye elçileri Bergüzar Korel ve Halit Ergenç katıldı. Basın toplantısında, Küçük Amal’ın 27 Temmuz - 8 Ağustos tarihleri arasında Türkiye’de katılacağı etkinlik programı ve proje ortakları açıklandı. Küçük Amal’in 2 haftalık Türkiye yolculuğu Gaziantep’te başlayıp, Adana, Tarsus, Mersin, Bozkır (Konya), Antalya, Pamukkale, Denizli, Selçuk, Urla ve İzmir’den sonra Çeşme’de sona erecek. Yol boyunca pek çok proje ortağı kurum, sanatçı ve sivil toplum kuruluşları tarafından farklı kültür ve sanat etkinlikleri de gerçekleştirilecek.
Stephen Daldry, David Lan, Tracey Seaward ve Naomi Webb’in yapımcılığını üstlendiği The Walk-Yürüyüş, Birleşik Krallık merkezli tiyatro topluluğu Good Chance Tiyatrosu ile ünlü kukla topluluklarından, War Horse-Savaş Atı’nın yaratıcıları Handspring Kukla Kumpanyası iş birliğinde hayata geçiriliyor. The Walk – Yürüyüş’ün sanat direktörlüğünü Amir Nizar Zuabi yapıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve kültür yöneticisi Recep Tuna projenin Türkiye yapımcılığını üstleniyor.
Ailelerinden ayrılarak yerinden edilmiş milyonlarca mülteci çocuğun bir simgesi olan Küçük Amal, Adrian Kohler ve Basil Jones tarafından 1981’de Cape Town, Güney Afrika’da kurulan Handspring Kukla Kumpanyası tarafından tasarlandı. Ayaklık üzerinde yürüyen ve aynı zamanda kuklanın yüzüne hayat veren bir kukla sanatçısı ile her bir kolda birer kukla sanatçısı olmak üzere üç kukla sanatçısı Küçük Amal’a hayat verecek. 4 aylık yolculuğu boyunca 10 kişilik bir kukla ekibi Amal’e eşlik edecek.
The Walk – Yürüyüş projesi hakkında ayrıntılı bilgiye ve proje kapsamında gerçekleştirilecek etkinlik programına buradan ulaşabilirsiniz.