
Heavy metal müziğin yaşayan efsanesi Pentagram 4 Şubat’ta, Adamlar ve Palmiyeler 11 Şubat’ta ve alternatif müzik sahnesinin önde gelen gruplarından Büyük Ev Ablukada ise 12 Şubat’ta KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.
Türkiye’nin en köklü gruplarından Pentagram, URU organizasyonuyla, kış döneminde kapalı mekân konseptine geçen KüçükÇiftlik Park’ta 4 Şubat Cuma akşamı sahneye çıkacak. Pentagram yılın ilk konserinde son dönemde çıkardığı “Sur” ve “Bu Düzen Yıkılsın” gibi teklilerin yanı sıra albümlerindeki sevilen şarkılarını da seslendirecek. Yurt dışında kullandığı Mezarkabul adıyla uluslararası alanda da büyük başarılara ve konserlere imza atan Pentagram, konserde sahneye Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Hakan Utangaç, Metin Türkcan, Murat İlkan, Ogün Sanlısoy ve Tarkan Gözübüyük ile çıkacak. Konserin açılışını melodik ve sert müziğini kemanla harmanlayan özgün tarzıyla Türk senfonik metal grubu Knight Errant yapacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Adamlar ve Palmiyeler 11 Şubat Cuma akşamı URU organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park kış sahnesinde dinleyicilerle buluşacak. Alternatif sahnenin önde gelen gruplarından Adamlar, geçtiğimiz aylarda dört şarkıdan oluşan Harekete Kimse Mâni Olamaz. Part1 adlı bir EP yayımladı. 2013 yılında kurulan grup, vokalde Tolga Akdoğan, elektronik gitarda Gürhan Öğütücü, bas gitarda Berat İşçioğlu, altyapı ve elektroniklerde Berkant Kılıçkap ve davulda Berkan Tilavel’den oluşuyor. Indie rock grubu Palmiyeler, grupla aynı ismi taşıyan ilk EP’lerini 2015 yılında yayımladı. 2013 yılında kurulan grup, Mertcan Mertbilek, Rana Uludağ, Tarık Töre ve Barış Konyalı'dan oluşuyor. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
%100 Akustik serisi kapsamında alternatif müzik sahnesinin önde gelen gruplarından Büyük Ev Ablukada’nın 12 Şubat Cumartesi akşamı KüçükÇiftlik Park’ın kış sahnesinde müzikseverlerle buluşacak. İsmini Turgut Uyar’ın bir şiiri olan Büyük Ev Ablukada’dan alan ve 2008 yılında Cem Yılmazer ve Bartu Küçükçağlayan tarafından kurulan grup, konsere Galvaniz Gelbiraz (Gülin Kılıçay), Canavar Banavar (Bartu Küçükçağlayan) ve Afordisman Salihins (Cem Yılmazer) üçlüsüyle çıkacak. URU ve Art-İst Organizasyon tarafından düzenlenen konseri biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
KüçükÇiftlik Park’ın kış sahnesinde, URU ve Art-İst Organizasyon tarafından düzenlenen %100 Akustik konserleri serisi, 4 Mart’ta Feridun Düzağaç ve Hüsnü Arkan, 18 Mart’ta Fatih Erkoç-Kerem Görsev Trio, 9 Nisan’da ise Levent Yüksel ile devam edecek. Konserlerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Dirimart, Anselm Reyle’nin “Heavy” başlıklı kişisel sergisini 28 Ocak - 20 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Heavy” çalışmalarını Berlin’de sürdüren Anselm Reyle’nin işlerini, kelimenin doğrudan anlamıyla en iyi şekilde betimliyor. Sergide yer alan eserler, büyük seramik nesneler, tuvale gerili çuval üzerine soyut resimler, folyo resimler ve kıvrılmış metal parçaların öbek oluşturduğu, renkli neon ışıklarla parlak bir gösteri sunan Scrap Metal serisinden (2019) İsimsiz resimlerden oluşuyor. Yıllardır hurda ve görkem, referans ve cümle, kitsch ve yüksek sanat ikilikleri üzerine odaklanan sanatçı bu gibi üslup kesişimlerini bilinçli olarak kullanıyor.
Son dönem işlerinde sezgisel ve duyusal olana daha çok yönelen Reyle, kendine özgü form dağarcığını geliştirmiş ve buluntu nesnelere ağırlık veriyor. Sanatçının Cryptal Darkness (2020) ve Atop an Underworld (2017) başlıklı heykelleri, çarpıcı renkleri ve kabuksu yüzeyleriyle 1970’lerde çıkan ve kısa sürede kitsch’e dönüşerek bitpazarı tezgâhlarını süslemeye başlayan gösterişli Fat Lava vazolarından ilham alıyor. Reyle sürece spontane şekilde müdahale edip bazı kusurların olmasına izin veriyor, hatta kusurların oluşması için gerekli koşulları oluşturuyor. Sanatçı bu amaç doğrultusunda fırınlamadan önce malzemeyi bir jest olarak hırpalayarak üzerinde kazıma izleri, kırıklar oluşturur ve böyle yaparak kapalı bir form olan vazoyu tam anlamıyla kırıp açıyor.
Reyle, İsimsiz (2022) materyal resimlerinde form dağarcığını alabildiğince minimalist bir şekilde bir araya getiriyor. Çuval zemin, tek bir jestle buruşturulmuş alüminyum folyo, kentsel buluntu nesneler, müze sergilemelerine atıfta bulunan pleksiglas kutuların içine yerleştirilen neonlar: göze münferiden çarpan bu unsurlar bir bütün oluşturacak şekilde birleşiyor. Sanatçı seramik işlerindekine benzer bir tavırla, bu yeni resimlerinde de resmetme sürecini açmaya çalışıyor. Çoğu çuval üzerine yapılmış bu yeni seriden resimlerde maddesellik ve serbest form bir kez daha güçlü bir rol oynuyor.
Sanatçının eserler bütününde geliştirdiği dağarcığın bütün unsurları -imza jestleri- işlerinde yer alırken, bir yandan da yeni bir yoğunluk ve görsel etkinlik yaratmaya yönelik yepyeni bir karışıklık yaratıyor.
Anselm Reyle’nin “Heavy” başlıklı kişisel sergisini 28 Ocak - 20 Şubat tarihleri arasında Dirimart’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Untitled, 2021, mixed media, neon, cable, acrylic glass, 179 x 152 x 25 cm,
2. Untitled, 2021, mixed media on canvas, 170 x 145 x 8 cm
3. Untitled, 2019, mixed media, neon, cable, acrylic glass, 170 x 145 x 20 cm
4. Space Unity, 2020, ceramics, bright platinum silver, H 132 cm, Ø 60 cm
MUBI, şubat ayı programı kapsamında 74. Cannes Film Festivali’nin öne çıkan filmlerini sinemaseverlerle buluşturuyor. En İyi Film dalında Altın Palmiye adayı olan, Paul Verhoeven’in filmi Benedetta; İngiliz yönetmen Andrea Arnold’un Golden Eye kategorisinde yarışan İnek ve İzlandalı yönetmen Valdimar Jóhannsson’un festivalde Belirli Bir Bakış bölümünde “Özgünlük” ödülünü kazanan korku filmi Kuzu, şubat ayında MUBI’de gösterime girecek.
Şubat ayında MUBI’de gösterime girecek filmler arasında Paul Verhoeven’ın 17. yüzyılda geçen bu cüretkâr öyküsü Benedetta, mandırada beslenen Luma isimli bir süt ineğinin yaşamını takip eden Andrea Arnold’ın belgeseli İnek, Valdimar Jóhannsson’un kızlarını kaybeden bir ailenin, çiftliklerinde yeni doğan, insan ve hayvan melezi bir yavruyla kurduğu tekinsiz bağı anlatan filmi Kuzu filminin yanı sıra Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’yle sinema dünyasını sarsan Céline Sciamma’nın son filmi Küçük Anne, Çağıl Bocut’un İstanbul Film Festivali’nde En İyi İlk Film dahil üç ödül kazanan filmi Sardunya, Belçikalı yönetmen Joachim Lafosse’un 2021’de Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmi Huzursuz, Chloé Mazlo’nun kendi aile öyküsünden esinlendiği melankolik çıkış filmi Lübnan Semaları, Vietnamlı genç yönetmen Bao Le’nin kendine ait bir zaman mekân yaratan filmi Tat, büyük usta Federico Fellini’nin 1958’de En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazanan filmi Cabiria’nın Geceleri, Sadri Alışık’ın tiratlarıyla hafızalara kazınan Atıf Yılmaz klasiği Ahh Güzel İstanbul, François Ozon’un ölüm üzerine çektiği şiirsel üçlemesinin ilk filmi Kumun Altında, Mete Gümürhan’ın Amasya’daki Güreş Eğitim Merkezi'ne gelen genç pehlivan adaylarının dünyasını anlatan belgeseli Genç Pehlivanlar ve Burcu Aykar’ın 80’lerin ruhunu aktaran kısa filmi Ablam da yer alıyor.
60’lı yıllardan üç Jean-Luc Godard filmi şubat ayında MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak. Jean-Luc Godard’ın 60’larda imza attığı üç filmi, bu isyankâr dönemin arayışçı ruhunun yansımalarını taşıyor. Kadın erkek ilişkileri üzerinden klasik müzikal komedileri tersyüz eden Anna Karina ve Jean-Paul Belmondo’lu Kadın Kadındır filmi, hayali bir ülkede savaşa katılan askerleri anlatarak Fransız devletini alaya alan film Jandarmalar, Godard’ın çok daha az bilinen filmlerinden biri Küçük Asker MUBI’de gösterime girecek.
Avusturyalı usta Michael Haneke’nin kapsamlı retrospektifi, şubat ayında iki başyapıtla devam ediyor. Isabelle Huppert’in mazoşist bir öğretmen rolünde kariyerinin en etkileyici rollerinden birini sergilediği Piyanist ve Avrupa’nın geçmişindeki suçlarla yüzleşmekten nasıl kaçındığını usta işi bir politik metinle anlatan Saklı şubat ayında MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak.
MUBI Şubat Programı:
1 Şubat - Kadın Kadındır (Une femme est une femme, 1961)
2 Şubat - Güneşe Yolculuk (1999)
3 Şubat - Beyaz Şeyh (1952)
4 Şubat - Benedetta (2021)
5 Şubat - Piyanist (La pianiste, 2001)
6 Şubat - Küçük Asker (Le petit soldat, 1963)
7 Şubat - Teddy (2020)
8 Şubat - Kumun Altında (Sous le sable, 2000)
9 Şubat - Bulutları Beklerken (2003)
10 Şubat - Ablam (2019)
11 Şubat - İnek (Cow, 2021)
12 Şubat - Sardunya (2021)
13 Şubat - Lübnan Semaları (Sous le ciel d'Alice, 2020)
14 Şubat - Ahh Güzel İstanbul (1966)
15 Şubat - Jandarmalar (Les carabiniers, 1963)
16 Şubat - Tat (Taste, 2021)
17 Şubat - Sırtlarındaki Hayat (2004)
18 Şubat - Küçük Anne (Petite Maman, 2021)
19 Şubat - Pamuk Prenses (Blancanieves, 2012)
20 Şubat - Huzursuz (Les intranquilles, 2021)
21 Şubat - Saklı (Caché, 2005)
22 Şubat - Elveda Oğlum (Di jiu tianchang, 2019)
23 Şubat - Pandora’nın Kutusu (2008)
24 Şubat - Dünya Bizim Değil (Alam laysa lana, 2012)
25 Şubat - Kuzu (Lamb, 2021)
26 Şubat - Genç Pehlivanlar (2016)
27 Şubat - Havuz (Swimming Pool, 2003)
28 Şubat - Cabiria’nın Geceleri (Le notti di Cabiria, 1957)
Kalyon Kültür, dijital sanatın en önemli temalarından biri olan doğa ve sanat ilişkisine odaklanan, küratörlüğünü Ceren ve Irmak Arkman’ın üstlendiği “Flora” başlıklı karma sergiyi 16 Nisan tarihine kadar Nişantaşı Taş Konak’ta sanatseverlerle buluşturuyor.
Sanatın farklı disiplinlerine alan açan “Flora” sergisinde, dijital sanat alanından önemli isimler Anna Ridler, Clement Valla, François Quévillon, Mat Collishaw, Mustafa Hulusi, Pascual Sisto, Quayola, Ryoichi Kurokawa ve Sabrina Ratté’nin işleri yer alıyor. İnsanların sanat çerçevesinde doğayı nasıl yorumladığına odaklanan sergi, bitki tasvirleri özelinde dijital sanatçıların doğaya getirdiği yenilikçi ve değişik yorumlara eğiliyor. Nişantaşı Taş Konak’ın her iki katına yayılan “Flora” sergisi dijital sanatın çok yakın durduğu doğa temasına odaklanan sergi serisinin ilk ayağını oluşturuyor. Serinin bir sonraki etkinliği 17. İstanbul Bienali’ne paralel olarak Eylül ayında gerçekleşecek, iklim krizine dikkat çeken ve insanların doğa üzerindeki etkilerine odaklanan “İnsan Eli Değmiş (Touched by Mankind)” başlıklı sergi olacak.
Sergide bilgi sistemleri ve veri kümeleri ile çalışan İngiliz sanatçı Anna Ridler, Mozaik Virüsü 2018 - 2019 (Mosaic Virus 2018 - 2019) adlı, 3 ekranlı GAN video enstalasyonunda tarihin farklı noktalarından kapitalizm, değer ve çöküş üzerine fikirleri bir araya getiren bir seri yer alıyor. Amerikalı sanatçı Clement Valla, Kalyon Kültür’de sergilediği Nokta Bulutu Bahçesi adlı eserinde izleyicilere sanal ortamda yarattığı sonsuz bir bahçede gezme imkânı sağlıyor. Kanadalı sanatçı François Quévillon “Flora” sergisinde teknolojinin insan bilişini, kültürü, çevreyi, uzayla, zamanla ve birbirimizle olan ilişkilerimizi nasıl değiştirdiğini araştırıyor. İngiliz sanatçı Mat Collishaw, Albrecht Dürer’in 1503 yılına ait başyapıtı Great Piece of Turf’tan ilham alan Whispering Weeds isimli eserinde Dürer’in bu ünlü suluboya çalışmasını yeniden ele alıyor.
Resim, fotoğraf, video ve yerleştirme gibi farklı medyalarda çalışan Londra merkezli, Kıbrıs-Türk kökenli kavramsal sanatçı Mustafa Hulisi, sergide melez kimlikleri araştırıyor ve yerinden edilmiş kendi kültürel geçmişini araştırıyor. İspanyol sanatçı Pascual Sisto, sergide yer alan En Plein Air isimli eserinde, yaygın olarak benekli defne veya altın tozu bitkisi (Aucuba Japonica ‘Variegata’) olarak bilinen özel bir ev bitkisine özgü organik olarak oluşan işaretleri örnekliyor. İngiliz sanatçı Quoyola, Doğa 1-2-3 (Natures 1-2-3) başlıklı serisinde siyah bir fonun önünde dramatik bir şekilde aydınlatılmış ve filme alınmış bitkilerin yakın çekim görüntülerini, dijital alemdeki gerçekçiliğin muğlaklığını irdeleyen bilgisayarda üretilmiş materyallerle bir araya getiriyor.
Japon sanatçı Ryoichi Kurokawa Ittrans isimli sessiz, iki kanallı video yerleştirmesinde, hareket ve durağanlık arasındaki zıtlık ve yakınlığa odaklanıyor. Kanadalı sanatçı Sabrina Ratté; Donna J. Haraway, Ursula K. Le Guin ve Greg Egan’ın yazılarından ilham alan Floralia isimli eserinde, izleyiciye soyu tükenmiş bitki türlerinin örneklerinin korunduğu ve sanal bir arşiv odasında sergilendiği kurgusal bir geleceği sunuyor.
Uluslararası dokuz sanatçının eserlerini bir araya getiren “Flora” sergisini 16 Nisan tarihine kadar Kalyon Kültür’ün Nişantaşı Taşkonak binasının her iki katında ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Sabrina Ratté, Floralia, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
2. Anna Ridler, Mozaik Virüs Mosaic Virus, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
3. Clement Valla, Nokta Bulutu Bahçesi Point Cloud Garden, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
4. Pascual Sisto, En Plein Air, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
5. Quayola, Doğa 1-2-3 Natures 1-2-3, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
6. Mat Collishaw, Fısıldayan Otlar Whispering Weeds, detay, Kalyon Kültür, Flora, Fotoğraf Orhan Cem Çetin, 2022
Emmanouil Kalkanis’in hem Erwin Panofsky'nin hayatını, çevresini ve çalışmalarını hem de yayımlandığında büyük yankılar uyandıran eseri Görsel Sanatlarda Anlam’ı mercek altına aldığı çalışması Erwin Panofsky'nin Görsel Sanatlarda Anlam'ı – Bir Tahlil, Ketebe Yayınları’nın “Keşif” serisinde yayımlandı.
Erwin Panofsky, kuşağının en etkili sanat tarihçilerinden biri oldu. Ortaçağ ve Rönesans araştırmalarından film ve müziğe kadar düzinelerce metin yazdı. Sanat tarihinin doğasında bulunan temalar, semboller ve fikirler aracılığıyla eserleri yorumlayan yazar, disiplin sınırlarını aşan ilk bilim insanlarından. “Panofsky’nin Görsel Sanatlarda Anlam” adlı eseri yayımlandığı dönemde büyük ses getirdi. Devrinin yerleşik sanat tarihçiliği ve eleştirisi teamüllerini sorgulayan Panofsky, geliştirdiği kendine has “ikonoloji teorisi”yle “Bir sanat eserine nasıl yaklaşılır?”, “Sanat eserinde anlam nasıl oluşur?”, “Vücuda getirildikten asırlar sonra, bir sanat eserini doğru yorumlamak nasıl mümkün olabilir?” gibi sorulara cevap verdi.
Emmanouil Kalkanis’in akıcı ve anlaşılır tahlili Panofsky’nin hayatına, çalışmalarına, içinde bulunduğu çevreye, eserlerinin uyandırdığı yankılara ve aldığı tepkilere dair de pek çok önemli bilgi sunuyor. Kalkanis bu eserin önemini ise şu şekilde anlatıyor: “Görsel Sanatlarda Anlam, iki temel nedenden dolayı önemlidir. Birincisi, farklı disiplinlerin önemli ölçüde kesişmesiyle görsel sanatlar için bir yol oluşturdu. Kitabın yayımlanmasından önce, Avrupalı akademisyenler, önceki sanat tarihi yazılarından miras kalan kavramları kullanarak, Nazilerden etkilenen bir sosyokültürel ortamda tökezliyorlardı. Panofsky, sanat tarihi düşüncesine ve bir sanat eserinin yorumlanma usullerine yeni bir hayat veren, tamamen yeni bir kelime dağarcığı geliştirdi. İkincisi, kitap Almanca bilmeyen akademisyenlerin ve öğrencilerin Panofsky’nin önceki çalışmalarını incelemelerini kolaylaştırdı, bunlardan bazıları onun temel fikirlerinin gelişimini daha iyi anlamanın anahtarı oldu.”
Simone de Beauvoir’ın 1944’te ve 1947’de yayımlanan felsefi denemelerinin bir araya getirilmesiyle hazırlanan Müphemlik Ahlakı Üzerine ile Pirus ve Sineas, Gülçin Kara- Rocheman’ın çevirisiyle Everest Yayınları’ndan çıktı.
20. yüzyılın en etkili yazar ve düşünürlerinden Simone de Beauvoir’ın “Müphemlik Ahlakı Üzerine” başlıklı denemesi varoluşçuluğun temelindeki özgürlük ve bu bağlamda varoluşçu bir ahlak için ihtimallere dair bir sorgulamayı içeriyor. Felsefi birikime, Sartre, Montaigne, Kant, Hegel, Kierkegaard gibi düşünürlere dayanarak insanlık durumunun müphemliğinin kabulü ve bu kabule dayalı bir ahlak üzerine düşünüyor.
Beauvoir’ın ilk felsefi denemesi olan “Pirus ve Sineas Plutarkhos”un bir metninde geçen, Kral Pirus ile Sineas arasındaki bir konuşmadan yola çıkarak sonsuzluk, insanlık, ötekiler, eylem gibi sorularla özgürlüğün başat olduğu bir varoluşu tartışıyor. Her iki metin de varlığını hep koruyan özgürlük ve özgürlüğün etiği sorusuna rehberlik ediyor.
Indie pop sanatçısı Tom Odell, Avrupa turnesi kapsamında Epifoni organizasyonu ile 1 Temmuz Cuma akşamı KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.
BRIT Awards sahibi İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Tom Odell’in müziğini Billboard dergisi “duygusal, işlenmemiş ve Jeff Buckley ile karşılaştırılabilecek kadar dingin” olarak tanımlıyor. Elton John, Leonard Cohen ve Bob Dylan şarkılarını dinleyerek büyüdüğünü söyleyen Odell, duygusal ve insanı ruhundan yakalayan melodileriyle hayat bulan albümü Long Way Down’ı, 2013 yılında yayımladı. Sanatçı geçtiğimiz yıl son albümü Monsters’ı çıkardı.
1 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek Tom Odell konserinin biletlerine satışa çıktığında buradan ulaşabilirsiniz.
Dünyanın her yerinden LGBTİ+ yapımlara ulaşıp, programına eklediği filmleri bu sene de Türkiye ve birçok ülkeye taşımayı hedefleyen Pembe Hayat KuirFest başvuruları başladı. Festivale FilmFreeway üzerinden 15 Haziran’a kadar başvuru yapılabilecek.
On yıl boyunca birçok ülke ve şehirde izleyiciyle buluşan Pembe Hayat KuirFest, bu yıl yine eylül-ekim aylarında Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirilecek. Festival programında geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da çok özel seçkiler yer alacak. Dünyadan festivallerin seçkilerini Türkiye’ye taşıyan festival, bu yıl da sürpriz konukları katılımcılarla buluşturacak.
11. Pembe Hayat KuirFest’e 15 Haziran tarihine kadar buradan başvuru yapabilirsiniz.
Pembe Hayat KuirFest Başvuru Koşulları:
1. LGBTI+ temalı filmler ve/veya kuir yapımlar festivale başvurabilir.
2. İlk gösterimini Ocak 2020’den önce yapmış filmler kabul edilmeyecektir.
3. Festival’in seçeceği filmlerin yüksek çözünürlüklü indirilebilir gösterim kopyalarına sahip olmaları gerekmektedir.
4. Orijinal dili İngilizce olmayan filmlerin kopyaları İngilizce altyazılı olmalıdır. Orijinal dili İngilizce olan filmlerin diyalog listesi göndermesi gerekmektedir.
5. Seçilen filmlerin tüm tanıtım materyalleri seçildiğine dair bildirimin ardından iki hafta içinde kuirfest@pembehayat.org adresine gönderilmelidir. Sağlanan materyallerdeki eksik ya da hatalı bilgilerin sorumluluğu festivale ait değildir.
6. Katalogda yayımlanacak yazılar festivalin inisiyatifindedir.
7. Festival programına kabul edilen filmlerden en fazla 3 dakikalık görüntü, hem filmin hem festivalin tanıtımı için ulusal ya da uluslararası medyada gösterilmek üzere kullanılabilir.
8. Festival, hem seçilen filmin hem de bütün programın tanıtımını yapmak üzere kendi web sitesinde ve sosyal medya kanallarında görselleri kullanma hakkına sahiptir.
9. Festival yönetimi seçilen filmlerin gösterim programına karar veren tek yetkilidir.
10. Filmin festivalden geri çekilebilmesi için son tarih 01 Temmuz 2021’dir.
11. Festivalin tarihleri COVID-19 pandemisi veya benzer sosyal hayatı engelleyen durumlarda değişkenlik gösterebilir. Festival böyle bir durumda, filmleri çevrimiçi, kapalı bir platformda gösterim yapabilir.
Tam Finans’ın genç sanatçıları desteklemek, yeni oluşumları yakalamak ve gelişmekte olan yaklaşımları takip etmek amacıyla hayata geçirdiği Tam Finans | Sanat, Raşit Altun’un, Sertaç Çıralı’nın şiirlerinden ilhamla resmettiği eserlerinden oluşan “Akaşa” başlıklı sergisini 20 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Farklı disiplinlerin ortak üretimini odağına alan “Akaşa” sergisi şiir ve resmi aynı düzlemde bir araya getiriyor. Sanatçının resimlerinden oluşan sergi, ismini ve temasını Sertaç Çıralı’nın İşaret Kuşağı’ndan çıkan üçüncü şiir kitabından alıyor. Şiirin, resme ilham verdiği seçki, Çıralı ve Altun’un diyalogları sonucu şiirlere desen ve resim çizme fikrinden çıkıyor.
Üretim pratiğinde doğaçlama yapan Altun, şiirlerin onda bıraktığı izlerden yola çıkarak bambaşka bir üretim sürecini deneyimliyor. Ortalama bir senede şekillenen sergide her şiir bambaşka bir hikâye ortaya çıkarıyor, kelimeler canlanarak çizgi ve renklere dönüşüyor.
Raşit Altun’un “Akaşa” başlıklı sergisini 20 Mart’a kadar hafta içi her gün 10:00 - 16:00 saatleri arasında Tam Finans | Sanat’ta ziyaret edebilirsiniz.
Gaia Vince’in modern insanın genler, çevre ve kültürün birlikte geçirdiği incelikli bir evrimin ürünü olduğunu öne sürdüğü kitabı Transandans - Ateş, Dil, Güzellik ve Zaman Üstünden İnsanın Evrimi, Şiirsel Taş’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Geçtiğimiz yıl yayımlandığında büyük ses getiren ve Kraliyet Akademisi Bilim Kitapları Ödülü finalisti olan kitapta yazar, popülasyon genetiği, arkeoloji, paleontoloji ve nörobilimdeki öncü gelişmelerden yola çıkarak evrimimizin dört lokomotifi olan Ateş, Dil, Güzellik ve Zaman’ın, türümüzü Homo omnis adını verdiği aşkın bir süperorganizmaya nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.
Basit taş aletlerden akıllı telefonlara nasıl geldik? Avcı-toplayıcı gruplar nasıl oldu da çokuluslu imparatorluklara evrildi? Sapiens okurları bilişsel bir devrimin –beynimizde meydana gelen çarpıcı evrimsel değişim sayesinde ilkel insanların modern bireylere dönüşmesinin– kültürel bir patlama yarattığını söyleyer. Gaia Vince ise Transandans’ta modern insanın genler, çevre ve kültürün birlikte geçirdiği incelikli bir evrimin ürünü olduğunu öne sürüyor. Ona göre insanı benzersiz kılan şey bireysel zekâmızdan çok, kolektif kültürümüz.
Transandans bizleri kimliğimiz üstüne yeniden düşünmeye çağıran ve aldığımız bu uzun yolun sonunda bugün çok daha büyük ama daha yıkıcı olabilecek bir şeyin eşiğinde durduğumuzu gösteren etkileyici ve kışkırtıcı bir kitap.