
Galeri Bosfor, güncel üretimlerle galeri koleksiyonundan parçaları bir araya getirdiği “Gün Işığının Doğası” başlıklı karma sergiyi 27 Ağustos’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Galeri Bosfor’un üçüncü sergisi “Gün Işığının Doğası” yerleştirmedeki esnekliğin kuracağı bilinçli ve tesadüfi ilişkilere dikkat çekiyor. Sergide galerinin temsil ettiği sanatçılar Burcu Erden, Mithat Şen, Erman Özbaşaran, Olgu Ülkenciler, Ahmet Çerkez, Yasha Butler’ın yanı sıra Işıl Kapu, Gülnihal Yıldız, Nisan Yıldırım, Uğur Daştan ve Ilgın Seymen’in eserleri yer alıyor. Bir salon sergisi gibi yoğun bir yerleştirmeyle sunulan sergi galeri koleksiyonundan Orhan Peker, Cihat Burak, Avni Arbaş, Adnan Çoker ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun baskı eserleri de bu kalabalık yerleştirmeye arasına ekleniyor. Yoğunluk ve boşluk arasında dinamik bir paslaşma kuran bu yerleştirme ile izleyici eserler arasındaki ilişkileri, etkileri keşfetmesi ve kendi yaşam alanları için yerleştirme biçimlerinden ilham alma fırsatı buluyor.
“Gün Işığının Doğası” başlıklı sergiyi 27 Ağustos tarihine kadar Galeri Bosfor’da ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Mumhane Cd. No:50 Kat:3 34425 Beyoğlu / İstanbul
Kuzey Kutbu halkları konusunda uzman bir antropolog olan Nastassja Martin’in kendi başından geçen bir "karşılaşma"ya dayanan ve hayvanda ötekilik gören natüralizmden son derece uzak, farklı bir yüzleşme deneyimi sunduğu kitabı Vahşi Hayvanlara İnanmak, Gülce Bacalan’ın çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Antropolojik bir araştırma için ormanın derinliklerinde, doğayla mümkün olduğunca iç içe yaşayan Martin, 25 Ağustos 2015'te, Rusya'nın Kamçatka bölgesinde bir ayıyla karşı karşıya gelir ve iki dünya arasındaki sınırlar çöker. Bu karşılaşma ondan yüzünün yarısını almakla kalmaz, efsane gerçekle, geçmiş şimdiki zamanla buluşur. Bölge halkı için o artık bir "miedka", yani iki dünya arasında yaşayan yarı insan yarı ayıdır. Nastassja Martin, yüzünü paramparça eden ayının saldırısından kurtulduktan sonra geçirdiği dönüşümü anlatıyor bu kitapta.
"Martin rasyonel düşünceyle tanımlanmaya çalışılan, insan ile insandışının diyalog kurduğu belirsiz alanları soruşturuyor."-Le Monde
Turan Haste’in ikinci kısa filmi Rutubet, dünya prömiyerini 31 Ağustos - 10 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek 79. Venedik Film Festivali’nde yapacak.
2016’da yönettiği Hasat Zamanı ile birçok ödül alan Turan Haste’in yönettiği Rutubet isimli kısa film Venedik Film Festivali’ne seçildi. M. Furkan Daşbilek’in senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını da üstlendiği film, festivalin Orizzonti (Ufuklar) bölümünün kısa film yarışmasında gösterilecek. Tayfun Pirselimoğlu’un Dayım (1999) filminden 23 yıl sonra festivale Türkiye’den seçilen ilk kısa film olan Rutubet, 8 Eylül’de Palazzo Del Cinema’da ilk kez izleyici karşısına çıkacak.
Kötülüğün üstüne bir sis gibi çöktüğü bir köyde geçen film, Anadolu’da zorunlu görevini yapan öğretmen İshak’a odaklanıyor. Kayıp bir kız öğrencinin peşinde suçluluk ve masumiyet kavramlarını ele alan film, insanın kötülükle mücadelesinin şekillerini ve sonuçlarını sorguluyor. İshak rolüne, Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldığı Bozkır (2019) ve İki Şafak Arasında (2021) filmleriyle tanınan Mücahit Koçak’ın hayat verdiği filmde ona Okan Selvi, Muhammed Mayda, Elif Eylül Yeşilyurt, Baran Salman, Türkyılmaz Sarıkaya eşlik ediyor.
Cinemans, RemoFilms ve Creative Prodüksiyon yapımı olan Rutubet, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün destekleriyle ve TRT 12 Punto’nun ortak yapımında gerçekleşti. Engin Cebiroğlu ve Ramazan Kılıç’ın ortak yapımcısı olduğu filmin görüntü yönetmenliğini Mustafa Yeşilova üstlendi. Kurgusunu Taylan Tuncer ve Turan Haste, ses tasarımını Meriç Erseçgen, sanat yönetmenliğini Zafer Malkoç ve müziklerini Mehmet Ağbaba’nın yaptığı filmin posteri Gökhan Yeter imzası taşıyor.
İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Yunanistan ve Türkiye’den sanatçıların eserlerinden oluşan “Aynı Göğün Altında, Aynı Denizin Etrafında” başlıklı sergiye 21 Ağustos’a kadar ev sahipliği yapıyor.
22 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, Selanik ve Kuzey Yunanistan’da yaşayan sanatçılardan oluşan FireArt Sanat Kolektifi ile Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin iş birliği ile gerçekleşiyor. Sergi iki halkın sanat aracılığı ile dayanışmasını anlatıyor. Sergiye katılan sanatçılar ortak bir eylem ve duygu ile mevcut sömürü düzenine karşı mücadele etmek, barış içinde yaşanacak bir geleceği inşa etmek üzere bir araya gelerek eserlerini bu amaç doğrultusunda üretiyorlar. İlk ayağı İstanbul’da gerçekleştirilen sergi, Selanik ve Münih’te devam edecek.
“Aynı Göğün Altında, Aynı Denizin Etrafında” başlıklı karma sergiyi 21 Ağustos’a kadar İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Ali Suavi Sokak No:7 Bahariye - İstanbul
Arter Yayınları, kurumsal eleştiri geleneğinin öncüleri arasında yer alan Hans Haacke’nin kendi sanat pratiğini aktarmak ve belgelemek üzere kaleme aldığı yazılarını bir araya getiren ve ilk kez Türkçede yayımlanan Çalışma Koşulları: Hans Haacke’nin Yazıları başlıklı e-kitabı erişime açtı.
Alexander Alberro’nun hazırladığı ve Zeynep Baransel’in Türkçeye çevirdiği Çalışma Koşulları: Hans Haacke’nin Yazıları başlıklı yayın, döneminin güncelliği içerisinde bazı can alıcı tartışmalara yol açan Hans Haacke’nin kendi pratiğini aktarmak ve belgelemek üzere kaleme aldığı yazılarını bir araya getiriyor. Bazıları ilk kez bu yayın aracılığıyla gün yüzüne çıkan metinler, sanatçının yapıtları hakkında dolaysız bir dille yazdığı açıklamalardan sanat ve siyaset üzerine daha geniş erimli düşünce yazılarına uzanıyor.
The MIT Press tarafından 2016’da Writing Art başlıklı yayın dizisi kapsamında Working Conditions: The Writings of Hans Haacke ismiyle İngilizce olarak yayımlandıktan sonra Türkçede ilk kez okurlarla buluşan bu kapsamlı derleme, Haacke’nin MoMA ve Guggenheim ile yazışmalarını ve 1969 São Paolo Bienali’nde Amerika Birleşik Devletleri’ni temsil etmeyi reddettiği mektubunu; kurumsallığın sanat dünyasındaki yansımalarını ele aldığı, kitaba da adını veren “Çalışma Koşulları” başlıklı yazısını; “gerçek zamanlı toplumsal sistemler” üzerine düşüncelerini ve sanatçının yapıtları bağlamında birçok müze yayınında yer verilmiş metinleri içeriyor.
Türkçe edisyonu Didem Uraler Çelik tarafından tasarlanan ve Arter Yayınları’nın ikinci e-kitabı olarak yayımlanan Çalışma Koşulları: Hans Haacke’nin Yazıları’na arter.org.tr/yayinlar adresi üzerinden erişebilirsiniz.
Görsel künyesi: "Hans Haacke, News, 1969-2008. Installation view at Paula Cooper Gallery, New York, 2008. RSS newsfeed, paper, and printer. Dimensions and choice of news sources variable. © Hans Haacke / Artists Rights Society (ARS), New York. Photography by Ellen Wilson. Courtesy the artist and Paula Cooper Gallery, New York."
Kezban Arca Batıbeki’nin “Yolda 2” başlıklı kişisel sergisi 29 Temmuz - 23 Eylül tarihleri arasında Club Marvy’nin multidisipliner sanat galerisi Atelier Marvy’de sanatseverlerle buluşacak.
Sanat yönetmenliğini Döne Otyam’ın üstlendiği Atelier Marvy; Elvan Alpay, Mithat Şen ve Ardan Özmenoğlu sergilerinin ardından sezonun dördüncü sergisinde Kezban Arca Batıbeki’yi konuk ediyor. Kezban Arca Batıbeki, son dönemde dünyada yaşanan pandemi sürecinde ele aldığı ve kişisel hafıza arkeolojisi içinde ortaya çıkardığı fotoğraflarında, deneyimin kendisini bir görme/bakma biçimine çeviriyor. Sanatçı yıllar içinde çıktığı yolculuklarda biriktirdiği anları kendine özgü yöntemiyle manipüle ederek dijital-kolaj sinematografik fotoğraflar olarak izleyiciye sunuyor. Bu sahnelerde ve kompozisyonlarda izlenen her bir imge, seçilen öğelerin gelişigüzel yeniden düzenlenmesi değil, sanatçıya özgü bir iç görüş niteliği taşıyor.
Sanatçı yolculuklarında çektiği fotoğrafların her birini birer hafıza andacı olarak işliyor. Çünkü “Yol”, dünyayı anlamlandırmanın bir şekliyse, Batıbeki’nin yolları ne ezoterik bir aydınlanmanın metaforu ne de duygusal ya da simgesel katılımı zorunlu kılan bahşedilmiş birer şifre. Ama bir tür “merakı” talep ediyor ve bu merak “yol” ve “hafıza” ilişkisinde yalın bir keşif coşkusu taşıyor. Çünkü, kişinin hatırlama/anımsama mekanizması bir şeyi nasıl yaşadığıyla ilgili olmaktan ziyade onu nasıl kaydettiği ve o kaydedileni nasıl yorumlayarak “güncelleme” yaptığıyla ilişkili görülüyor. Hafıza için mekân, hatırlama için zaman ne ise Kezban Arca Batıbeki için de onun fotoğraflarının amacı, mekân ve zamanı doğrudan deneyimleyebilmemizin yolunu açmak. Batıbeki’nin fotoğraflarında zamanın ve mekânın sabitlendiği o hareketsiz dünya kendini izleyiciden bağımsız bir biçimde sunuyor.
Kezban Arca Batıbeki’nin “Yolda 2” başlıklı kişisel sergisini 29 Temmuz - 23 Eylül tarihleri arasında Atelier Marvy’de ziyaret edebilirsiniz.
Yürütücülüğünü Akın Düzakın ve Merve Erbilgiç’in üstlendiği, resimli kitaplarla çalışmak isteyen ve kendini görsel dil ile ifade etmeyi seven herkes için özel olarak hazırlanan çizim atölyesi “Ultramarin Resimli Kitap Atölyesi”ne başvurular başladı.
Yetişkinlere yönelik olan atölyede katılımcılar, bir resimli kitabın oluşum sürecini fikir aşamasından, matbaaya gidişine kadar izleyecek. Bu atölyede resimli kitapların nitelikleri, kurgusu ve olanakları incelenecek. Söz ve imgenin birlikte hikâye anlattığı resimli kitaplarda, bu iş birliğinin yapısını ve görsel hikaye anlatımının temel unsurları ele alınacak.
Atölye, 26 – 30 Eylül tarihleri arasında Caddebostan’da yer alan Irmak Köşkü’nde gerçekleşecek. Programa dair ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Program Detayları:
-Bu atölye yetişkinler içindir (18 yaş ve üzeri).
-Resimli kitaplara ve kendisini çizerek ifade etmeye ilgi duyan herkes katılabilir.
-Atölye süresi: 25 saat
-Program: 5 çalışma günü, günde 5 saat
-Eğitimler hafta içi her gün 10.00-12.00 ve 13.00-16.00 saatleri arasında gerçekleşecektir.
-Atölye çalışmasının dili Türkçedir.
-Kapasite: 18 kişi
-Ücret: 1.750TL
-Irmaklılar Derneği üyeleri için %15 indirim uygulanacaktır (İndirim kuponu için lütfen bizimle iletişime geçin).
-Atölye katılımcılarına eğitim sonunda eğitmenler tarafından imzalı sertifika verilecektir.
MUBI, ağustos ayında sinemaseverleri merakla beklenen filmler ile buluşturmaya devam ediyor. Taylandlı usta Apichatpong Weerasethakul’un Cannes’da Jüri Ödülü kazanan ve Tilda Swinton’ın kariyerinde apayrı bir yere sahip filmi Memoria, Stephen Karam’ın Pulitzer adayı tiyatro oyunundan uyarladığı A24 yapımı İnsanlar ve Juho Kuosmanen’in Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan zarif tren öyküsü 6 Numaralı Kompartıman gibi filmler ağustos ayında gösterime girecek.
MUBI kataloğuna eklenen filmler arasında; Jonas Carpignano’nun bir mafya ailesinin etrafında İtalya’nın mikrokozmosunu çıkardığı sarsıcı büyüme öyküsü Chiara, Jessica Beshir’in baştan sonra bir rüyayı andıran belgeseli Zordur Gitmek, belgeselleriyle tanınan Tatiana Huezo’nun ilk kurmaca filmi Yangın Gecesi, Xavier Dolan filmlerinden tanıdığımız Monia Chokri’nin Sundance’te ilgi gören komedisi Babysitter, beyaz gelinliğiyle tüm dünyaya umut vermek için çıktığı yolculuğu Türkiye’de trajik şekilde sonlanan Pippa Bacca’yı anlatan belgesel Barış Gelini: Pippa Bacca, Andrew Dominik imzalı Nick Cave belgeseli One More Time With Feeling, lirik imgeler ve renklerle hayal gücünü tetikleyen büyük usta Sergey Parajanov’un başyapıtı Narın Rengi, György Kovásznai’nin farklı canlandırma tekniklerini bir araya getirdiği Köpük Banyosu, Aslı Özge’ye İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran filmi Hayatboyu, Ege sahillerindeki yazlıkta bir babaanne ile torunu arasındaki ilişkiden, genç bir kadının kendi bedenini keşfettiği dingin bir öykü çıkaran kısa film Mamaville, Ankara’nın kayıp derelerinin izini süren belgesel Asfaltın Altında Dereler Var! yer alıyor.
Sinemamızda özel bir yeri olan auteur yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun kısa filmi Dayım (1999), Zuhal Olcay’ın başrolde olduğu Hiçbiryerde (2002), “Vicdan ve Ölüm” üçlemesini oluşturan, her biri şehrin çeperlerinde yaşamla bağları kırılganlaşmış karakterlere odaklanan Rıza (2007), Pus (2009) ve Saç (2010) filmleri MUBI’de gösterime girecek.
Çağımızın en büyük ikonlarından biri olan Tilda Swinton 12 filmlik bir seçki ile MUBI’de izleyiciyle buluşacak. Luca Guadagnino imzalı Sen Benimsin, Cynthia Beatt’ın belgeseli Görünmez Çerçeve, ona En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı kazandıran Avukat ağustos ayında gösterime girecek. Ağustostan ekime kadar sürecek Tilda Swinton seçkisi, Derek Jarman, Jóhann Jóhannsson ve Joanna Hogg gibi pek çok ustanın filmleri ile devam edecek.
MUBI Ağustos Programı:
1 Ağustos - Trances (1981)
2 Ağustos - Avukat (Michael Clayton, 2007)
3 Ağustos - Asfaltın Altında Dereler Var! (2019)
4 Ağustos - Bir Liderin Çocukluğu (The Childhood of a Leader, 2015)
5 Ağustos - Memoria (2021)
6 Ağustos - One More Time With Feeling (2016)
7 Ağustos - Hayatboyu (2013)
8 Ağustos - Meşe (Balanţa, 1992)
9 Ağustos - Dayım (1999)
10 Ağustos - Zordur Gitmek (Faya Dayi, 2021)
11 Ağustos - A Ciambra (2017)
12 Ağustos - İnsanlar (The Humans, 2021)
13 Ağustos - 6 Numaralı Kompartıman (Hytti Nro 6, 2021)
14 Ağustos - Sen Benimsin (A Bigger Splash, 2015)
15 Ağustos - Oh, Güneş (Soleil O, 1967)
16 Ağustos - Mamaville (2020)
17 Ağustos - Hiçbiryerde (2002)
18 Ağustos - Oğul Odası (La Stanza del Figlio, 2001)
19 Ağustos - Babysitter (2022)
20 Ağustos - Barış Gelini: Pippa Bacca (Sono Innamorato di Pippa Bacca, 2019)
21 Ağustos - Güzel Oğlum (Beautiful Boy, 2018)
22 Ağustos - Görünmez Çerçeve (The Invisible Frame, 2009)
23 Ağustos - Silahlara Veda (A Farewell to Arms, 1932)
24 Ağustos - Rıza (2007)
25 Ağustos - Köpük Banyosu (Habfürdő, 1979)
26 Ağustos - Chiara (A Chiara, 2021)
27 Ağustos - Yangın Gecesi (Noche de Fuego, 2021)
28 Ağustos - Kutsal Geyiğin Ölümü (The Killing of a Sacred Deer, 2017)
29 Ağustos - Narın Rengi (Sayat Nova, 1969)
30 Ağustos - Öğrenci ((М)ученик, 2016)
31 Ağustos - Pus (2009)
Mehmet Turgut’un 43 parçadan oluşan “Rorschach, Art is Insane” NFT koleksiyonunun ilk kez sergileneceği SEED.Photo lansmanı 29 Temmuz’da Maslak 42 Goodspaces’da gerçekleşecek.
SEED.Photo, sadece fotoğraf sanatına özel NFT konsepti ile sanatçılara eserlerini Web3 ortamında sergileme fırsatı sunan platformunun tanıtımı için İstanbul, Londra ve Melbourne’da lansman partileri düzenliyor. Platformun 29 Temmuz tarihinde İstanbul’da Maslak 42 Goodspaces’da gerçekleşecek dünya prömiyerinde Mehmet Turgut’un 43 parçadan oluşan “Rorschach, Art is Insane” (Rorschach, Sanat Deliliktir) koleksiyonu ilk kez izleyiciyle buluşacak.
Kullanıcılara eser başına 1GB’a kadar yükleme alanı sunan SEED.Photo, Binance Smart Chain üzerinden NFT basma imkânı ile hem performans hem de kullanım olarak en üst seviye deneyimini sağlamayı amaçlıyor. Yaptığı foto manipülasyonlarıyla insanları şaşırtmayı hedefleyen Mehmet Turgut, psikiyatrist Hermann Rorschach’ın günümüzde kişilik testi olarak kullanılan Rorschach Kartları’nı ağır çekim fotoğraf tekniği ile birleştirerek, 43 parçadan oluşan yeni bir NFT koleksiyonu oluşturdu. Projeyi oluştururken psikolojik testin görsel biçiminden ilham alan sanatçı, koleksiyona “Rorschach, Art is Insane” (Rorschach, Sanat Deliliktir) ismini verdi. Rorschach, psikolojik testlerin belki de en ilgi çekeni olduğundan filmlere, kitaplara ve birçok çizgi romana konu oldu. Fakat daha önce hiç kimse bu alanda ciddi bir sanat projesi gerçekleştirmemişti.
SEED.Photo platformu, İstanbul’da 29 Temmuz’da Maslak 42 Goodspaces’da gerçekleşecek dünya prömiyerinin ardından 30 Temmuz’da Londra, London Art Foundation ve 31 Temmuz’da Melbourne, The Dax Center’da lansman partileri ile devam edecek.
SEED.Photo Platformu’nda Mehmet Turgut, Oliviero Toscani, Settimio Benedusi, Alexey Kazantsev, Stansizlav Ivanitskiy, Anton Plotnikov, M Naghashzadeh, E Chireh, Elina Gamanova, Arvin Sheikh, Saleh S., Daniel Hager, Alexander Vinogradov, Stanislav Ivanitskıy, Alexey Kazantsev, Aleksandr Kurennoi, Shahriyar Diyanati ve Parsa H gibi fotoğraf sanatçılarının eserleri görülebilecek.
Gazeteci ve yazar Yiğit Karaahmet’in geçtiğimiz yaz yayımlanan kuir romanı Deniz Ne Kadar Güzel’in film hakları Witchcraft Films tarafından alındı.
Yapım şirketi Witchcraft Films aynı zamanda bu senenin sevilen kuir filmlerinden Çilingir Sofrası’nın da yapımcısı.
6.45 Yayınları’ndan yayımlanan, Karaahmet’in ilk romanı olma özelliğini taşıyan polisiye-suç türündeki Deniz Ne Kadar Güzel, 70’li yaşlarını ve mutlu birlikteliklerini Büyükada’da sürdüren Fehmi ve Şener’i odağına alıyor. Eşcinsel bir çiftin ilişkilerinin kırkıncı yılında, hayatlarına genç bir erkeğin girmesiyle birlikte yaşlılık, sadakat, ihtiras, aşk, yalnızlık korkusu, aile kavramı gibi konularla yüzleşmelerini anlatıyor.