
DasDas’ın yeni oyunu Dünya Yerinden Oynar, 9 Eylül akşamı ilk kez izleyiciyle buluşacak.
Rejisi Mert Fırat’a ait olan, Şebnem İşigüzel’in kaleme aldığı müzikli oyun Dünya Yerinden Oynar’ın kadrosunda Alara Canay, Emine Doruk / Gökşen Ateş, Melisa Akman, Özge Borak, Özge Fışkın, Rana Büyükyılmaz ve Su Sonia yer alıyor. Oyun, yedi kadının özgürlükleri için yan yana durduğunu ve hayatları pahasına mücadele edişlerini İstanbul semalarında dolaşan tanıdık ezgilerle izleyiciye aktarıyor.
Dünya Yerinden Oynar, 9 Eylül akşamı 20.30’da gerçekleşecek prömiyerinin ardından 10 Eylül akşamı 20.30’da, 11 Eylül günü 17.00’de ve 20 Eylül akşamı 20.30’da DasDas Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak. DasDas’ta gerçekleşecek etkinliklerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Dirimart, Jorinde Voigt’un “Infinite Rhythm” başlıklı kişisel sergisini 25 Eylül tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sanatçının galerideki ikinci kişisel sergisi olan “Infinite Rhythm” sergisinde Rhythm (2022) başlıklı en yeni serisinin yanı sıra The Sum of All Best Practices (2021/22), Fugue (2021), Immersion (2020), Infinite (2020) ve Double Infinite (2019) başlıklı serilerinden işleri yer alıyor. Felsefeyle iç içe olan sanat pratiğinde hep algı, hisler ve mevcudiyete yönelik sorularla haşır neşir olan, bu arayışında kişinin iç dünyasıyla-kişisel tecrübeleri, duyguları, hafızasıyla-dışardaki koşulların kesişimlerini betimleyen grafik sistemler yaratmaya çalışan Voigt’un sezgisel ve dışavurumsal işleri, etrafındaki dünyanın karmaşıklığını, hızını yakalamaya yönelik dikkatli meditatif süreçlerden ve gözlemlerden ortaya çıkıyor. Sanatçının mevcut doğal formlar üzerine The Sum of All Best Practices (2021/22) serisindeki işleri olsun, en yeni serisi Rhythm’de yöneldiği soyut kurulumlar olsun yaratım süreçleri bu şekilde işliyor.
Serginin merkezini oluşturan Rhythm işlerinde Voigt, çizgilerini üç boyutta inşa ediyor. Bu süreç renkli kâğıt ve üzerlerine çizilmiş çizgileri dilimlemek, kesmek, yeniden konumlandırmak ve katmanlar oluşturmak yoluyla yeni kurulumlar yapmak şeklinde özetlenebilir. Bazıları dokulu ve grafik bir görünüme sahipken bazıları belli belirsiz manzaraları, açan çiçekleri, kılı kırk yararcasına çizilmiş kurdeleleri anıştıran narin şekillere bürünüyor. Sanatçı Rhythm serisini, bütün ve onu oluşturan parçalar arasındaki bir tür çekim-itim olarak tanımlıyor. Aynı anda var olan birçok ritim bir araya gelip bu yıkım ve yeniden inşa sürecinden geçerek organik bir birim oluşturuyor.
Sum of All Best Practices ve Fugue serileri, Voigt’un son dönem çalıştığı üç boyutta resim yapma ediminin uzam yaratma niteliklerine yönelik incelemelerine güzel örnekler teşkil ediyor. Sergide yer alan bir diğer seri olan Immersion’ın hareket noktasını algı süreci oluşturuyor. Bu seride sanatçı tam olarak neyi algıladığımızdan ziyade nasıl algıladığımız meselesine odaklanıyor.
Jorinde Voigt’un “Infinite Rhythm” başlıklı kişisel sergisini 6 - 25 Eylül tarihleri arasında Dirimart’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Jorinde Voigt Double Rhythm Infinite 03
2. Jorinde Voigt, Rhythm (4), 2022, oil crayon, graphite on paper on wood, framed, 67 x 67 x 22.5 cm
3. Jorinde Voigt, Rhythm (9), 2022, oil crayon, graphite, ink on paper on wood, framed, 79.5 x 79.5 x 15.6 cm
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden yola çıkarak hazırlanan Birileri projesi, ilk oyunu Öykü, Onur, Ferda (Özgürlük Üçlemesi) ile ekim ayından itibaren izleyicilerle buluşacak.
İlyas Özçakır’ın proje tasarım ve yönetmenliğini yaptığı projede bilindiği hâlde tam olarak anlaşılamayan, yazılı ve basılı olarak “bir yerlerde duran” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni tiyatronun hikâyeleştirme gücünden faydalanarak yeniden canlandırmayı ve insan haklarının içselleştirilmesi amaçlanıyor. Friedrich Naumann Foundation (FNF) ana desteğiyle hazırlanan ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin her bir maddesi için 30 farklı yazar tarafından yazılacak 30 kurmaca hikâyenin 30 farklı oyuncu ile üçlemeler hâlinde sergileneceği uzun soluklu proje Birileri, Özgürlük Üçlemesi ile ekim ayında başlayacak.
Öykü, Onur, Ferda (Özgürlük Üçlemesi) adlı oyunun içeriği şu şekilde olacak: Çağdaş Ekin Şişman’ın bildirgenin 12. maddesinden yola çıkarak yazdığı, İrem Kalaycıoğlu’nun can vereceği “Öykü” adlı kısa oyun özel yaşamın korunması hakkı üzerine olacak. H. Can Utku’nun yazdığı “Onur”u Özgür Yetkinoğlu canlandıracak ve bildirgenin 16. maddesinden esinlenerek evlenme ve aile kurma haklarını işleyecek. Alis Çalışkan’ın yazdığı ve Gül Doğa Selvi’nin “Ferda” olarak rol alacağı oyun ise bildirgenin kanaat ve ifade özgürlüğü ile ilgili 19. maddesinden yola çıkacak.
Birileri projesini internet sitesinden ve Instagram hesabından takip edebilirsiniz.
İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı katkılarıyla barış ve İstanbul’u merkezine alan teması ile 6 - 23 Eylül tarihleri arasında Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda gerçekleşecek.
İstanbullu müzikseverler için müziğe dair yeni bir pencere açmak amacıyla kurulan ve viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil’in sanat yönetmenliğini üstlendiği festivalin programında atölyeler, söyleşiler, gençlik konserleri ve çocuk etkinlikler yer alıyor. Festival ikinci yılında Tedi Papavrami, François-Frédéric Guy, Miguel da Silva, Frans Helmerson, Jacques Ammon ve Jerusalem Quartet gibi isimleri ve önemli oda müziği gruplarını konuk edecek. Festival ikinci yılında orkestra şefi Zubin Mehta’nın “Müzik barışın mesajıdır ve müzik sadece barış getirir.” sözünden ilham alarak barış ve İstanbul temasına odaklanıyor. Festival açılışını keman virtüözü Tedi Papavrami, Alman romantiklerinin usta yorumcusu François-Frédéric Guy ve Türk çellist Nil Kocamangil ile 6 Eylül Salı akşamı CRR’de yapacak.
İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, müziğin değiştirici ve dönüştürücü gücüne olan inancıyla festival boyunca; kendini dinlemek, birbirini dinlemek ve şehri dinlemek konularına odaklanıyor. Türkiye’nin uluslararası müzisyenler ve solistler yetiştirmesine katkıda bulunmak amacıyla tüm yıl çeşitli projeler gerçekleştiren Kültür Dairesi Başkanlığı, İstanbul Oda Müziği Festivali içinde gerçekleştirilen ustalık sınıflarına da önem veriyor.
II. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.
Bill Fontana’nın ilk gösterimini 7 Haziran’da Centre Pompidou’da yapan Sessiz Yankılar: Notre-Dame başlıklı 10 kanallı ses yerleştirmesi 13 Eylül - 4 Aralık tarihleri arasında Arter’de sanatseverlerle buluşacak.
Tarihi 12. yüzyıla dayanan ve Paris’in ünlü simgesel yapılarından biri olan Notre-Dame Katedrali, 2019’da bir yangın sonucu ağır hasar görmüştü. Hâlihazırda restorasyonu devam eden katedralin 2024’te yeniden açılması planlanıyor. Yangından kurtarılabilenler arasında katedralin on çanı da bulunuyor. Bill Fontana, Fransız yetkililerin verdiği özel izinle on çanın her birine ivmeölçerler yerleştirdi ve çanların Paris’in ortam seslerine karşılık veren titreşimlerini kaydederek kendine özgü tarzıyla bu sesleri insan kulağının işitebileceği hâle getirdi. Sanatçı 8 Haziran - 2 Temmuz tarihleri arasında Paris’in mimari ikonlarından biri olan Centre Pompidou’da, yapının doğrudan Notre-Dame Katedrali’ne bakan terasına kurulan gelişmiş bir hoparlör sistemi aracılığıyla, bu çanların titreşimlerini canlı olarak yayımladı.
Arter, Sessiz Yankılar: Notre-Dame projesini İstanbul’a aktarmak üzere ortak kurum olarak seçildi. Büyük “Emmanuel”in ve diğer dokuz çanın titreşimlerinin deneyimleneceği Sessiz Yankılar: Notre-Dame, Bill Fontana’nın Arter tarafından sipariş edilen ve kurumda sergilenmeye devam eden İo’nun Yeni Sesi başlıklı yapıtıyla eşzamanlı olarak 4 Aralık’a kadar sanatseverlerle buluşacak. İki yapıtın birleşimi izleyiciye sanatçının bir başka “ses heykeli” aracılığıyla eşi benzeri olmayan bir deneyim sunuyor. Ayrıca Bill Fontana’nın Sessiz Yankılar: Notre-Dame başlıklı ses heykeline dayanan deneysel videosu 13 Eylül - 4 Aralık tarihleri arasında Sevgi Gönül Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşacak.
Bill Fontana The Art Newspaper ile yaptığı bir röportajda şunları söyledi: “Bu çanların aslında her zaman titreştiği somut bir olgu; sanki Notre-Dame’ın içinde bir ruh yaşıyor. Titreşimler, çana sesini, ruhunu, nefesini veriyor.”
Bill Fontana’nın Sessiz Yankılar: Notre-Dame başlıklı 10 kanallı ses yerleştirmesini 13 Eylül - 4 Aralık tarihleri arasında Arter’de görebilirsiniz.
Künye:
1-2. Bill Fontana Sessiz Yankılar (Akustik Görüntüler), 2022 Video karesi Sanatçının izniyle
3. Notre-Dame Katedrali Kuzey Çanı, Paris Bill Fontana’nın izniyle
2012 yılından bu yana video ve fotoğraf üzerine çalışan, son iki senedir üretim pratiğine performans sanatını da ekleyen Ateş Alpar, yeni performansı “Taşın Evrensel Tarihi”ni 9 Eylül Cuma günü 00:00-23:59 saatleri arasında İstanbul sokaklarında gerçekleştirecek.
Alpar’ın “Taşın Evrensel Tarihi” performansı Türkiye’de kamusal alanda gerçekleşen en uzun süreli performanslardan biri olacak ve 24 saat aralıksız sürecek. “Taşın Evrensel Tarihi”, taşın insanlığa taşıdığı kudretleri ve zaafları, çağlar boyunca kitle hareketlerinde oynadığı rolü ve ardında bıraktığı çatışkılı belleği odağına alacak. Alpar, bu performansında toplumsal belleğin izinde bir sorunun cevabını arıyor: “Bir taşla neler yapılabilir?” Taşın harekete geçtiği ve ulaştığı taraf, bir yapıyı inşa etmesi ve yıkması, benzersizliği ve sıradanlığı Alpar’ın performansında bir dilemmanın uçlarını oluşturuyor.
Performans Künye
Ateş Alpar
“Taşın Evrensel Tarihi”
Performans
24 saat
9 Eylül 2022 | 00:00 - 23:59
İstanbul Sokakları
(Fotoğraf: Ateş Alpar, Taş, 2022)
Ateş Alpar’ın Instagram hesabına buradan, YouTube kanalına buradan ulaşabilirsiniz.
Taşın Evrensel Tarihi
“Hepimiz yıldız tozuyuz.” - Carl Sagan
“Evren ve doğa, bir akımlar ve birikimler havzasıdır. Bir ölçekte akışkan olan şeyler, başka bir ölçekte katılaşır. İnfilak eden bir yıldızdan serbest kalan hidrojen gazı, bir başka yıldızın kalbinde yeni bir ışık ve ısı ocağının yakıtı olarak birikir. Yıldızdan serbest kalan yüksek enerjili fotonlar, bir gezegenin yüzeyinde onları yakalayabilen bitkilerin dokusunda enerjiyi saklayan karbonhidratlara dönüşür. Yıldız tozu ise öncelikle taş olarak birikir. Doğa, her şeyden önce, bu akma-birikme döngülerinin ebedi dansı ve belleğidir.
Bir gezegen, çoğu zaman devasa bir taştır ve bu yüzden bir yıldız belleğidir. Aynı şekilde, yeryüzündeki taşlar da birer kozmik, jeolojik ve coğrafi bellektir. Taşın belleği, kendi fizyokimyasal yapısında farklı kudretleri sarmalar. Bir taşla neler yapılabilir? Bir ev inşa edilebilir. O zaman evimize kozmik-jeolojik bir belleği dahil etmiş oluruz. Granit veya mermer, sakladığı kudretleri harekete geçiren sanatçının ellerinde bir heykelin ışıltısıyla yıldız tozunu yeniden parlatır.
Avuca sığan, yeterince sert bir taş, bir kitle hareketinin failliğinin parçası hâline gelebilir. Orada bedenlerle, duygularla, mücadelenin ve geri çekilmenin, özgürlüğün ve zorbalığın kuvvetleriyle ittifak yapar. Taşı tutan ve fırlatan el, eli yönlendiren bedenlerin kitlesel arzularıyla kozmik kuvvetlerin kesişim noktasıdır. Bu noktada taşı tutmanın sorumluluğu devreye girer: Taşın sarmaladığı kozmik kuvvetler hangi arzuyla, hangi amaçlarla müttefik olacak? Taşı tutan el, elinde tuttuğu kudretin ve belleğin ne kadar farkında? Toplumsal olana açılan bu kozmik hafıza, hangi ve nasıl bir toplumsal belleğin oluşumuna katılacak? Evimizi ve geleceğimizi bu taşlarla nasıl inşa edeceğiz? Taşın kendisini tutan ele soruları bunlarla başlar. Taş, belki de öncelikle bir sorudur: Benimle ne yapacaksın?”
*Ateş Alpar
Mabel Matiz, yeni şarkısı “Fan” için çektiği klipte izleyicileri “İklim Acil Durumu İlan Edilsin” kampanyasına yönlendiriyor.
Yönetmenliğini ve tasarımını Anıl Can’ın üstlendiği klibin içerisinde yer alan www.mabelknowsthetruth.com adresi gençleri “İklim Acil Durumu İlan Edilsin” kampanyasına yönlendiriyor. Kampanyanın hedefi 35.000 kişi. Bu imzaya ulaşıldığında, bu kampanya change.org’da en fazla imzalanan kampanyalardan biri olacak.
Sözü ve müziği Mabel Matiz’e ait olan “Fan”ın prodüktörlüğünü Adi Rotem ve Sabi Saltiel üstleniyor. “Fan” şarkısı dinleyiciye pozitif enerji dolu “retro-pop” sound’u sunuyor.
Mabel Matiz’in yakında çıkacak olan beşinci albümünden yeni teklisi “Fan”ı buradan dinleyebilir, klibini ise buradan izleyebilirsiniz. “İklim Acil Durumu İlan Edilsin” kampanyasına ise buradan ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=TKmh5VhMpp8
İMALAT-HANE, Guido Casaretto’nun “Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak / Looking for the graviton in uneven plates” sergisi ile Can Küçük ve Cem Örgen’in “Girilmez / No Entry” başlıklı sergisini 10 Eylül - 10 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Guido Casaretto’nun “Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak” başlıklı sergisinde yer alan çalışmalarının çoğu Türkiye’de ilk defa sergilenecek. Çalışmalarında sıklıkla tekrarlama ve kopyalama yapan sanatçının yeni sergisi, yıldızları üreten astronomik dinamikleri, yeryüzü şekillerini doğuran jeodinamik süreçleri, zanaatkârın atölyesi ve sanatçının işliğiyle bir arada düşünmeyi mümkün kılıyor. Coğrafi, kültürel ögelerin nasıl transfer edilebileceği konusunda sistemler üzerine kafa yoran ve çok kültürlü yaşamının izlerine üretimlerinde yer veren sanatçının eserlerinde beton, deri, toprak ve epoksi gibi birçok malzeme araç olarak yer alıyor.
Can Küçük ve Cem Örgen’in yeni üretimlerinin yer aldığı “Girilmez” sergisi, İMALAT-HANE’nin konumu itibariyle tanıklık ettiği üretim ağında bir eşik oluşturuyor. Sanatçılar sergide “Girilmez” uyarısının dikkati keskinleştiren, herkesçe okunaklı, kişiler ve mekânlar arası ayrım belirten değerinin mekanik, biyolojik, sosyal ve gündelik karşılıklarını ele alıyor. Küçük ve Örgen, bu uyarının arkasına geçildiğinde görülmesinin uygun olmadığı, iş güvenliği sınırlarının dışında kalan, kritik bilgilerin açığa çıktığı alanların fiziksel, duygusal ve ahlaki katmanlarına odaklanıyor.
Guido Casaretto’nun “Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak” sergisi ile Can Küçük ve Cem Örgen’in “Girilmez” başlıklı sergisini 10 Eylül - 10 Aralık tarihleri arasında Bursa’da yer alan İMALAT-HANE’de ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Işıktepe BOSB Mah. Kırmızı Cd. No: 1/3C 16140, Nilüfer/Bursa
Newbery Onur Ödüllü yazar Lauren Wolk’un Büyük Buhran’ın alt üst ettiği bir ailenin üç kuşağı arasındaki mücadele, sevgi ve dostluk hikâyesini anlattığı romanı Yankı Dağı, Esma Fethiye Güçlü’nün çevirisiyle Genç Timaş’tan çıktı.
Wolk, Yankı Dağı’nda bir ailenin üç kuşağı arasında, hepsinin evi olarak adlandırdıkları dağın engebeli ve düzensiz güzelliğine karşı çarpıcı bir dayanıklılık, mücadele ve dostluk hikayesi örüyor.
Büyük Buhran, sahip oldukları neredeyse her şeyi alınca, Ellie ve ailesi kasabadaki evlerini terk etmek ve yakınlardaki Yankı Dağı'nın balta girmemiş ormanlarında yeni bir hayat inşa etmek zorunda kalır. Elle, dağdaki yeni yaşamında doğada olmanın kendisine kattığı hoş bir özgürlük hissiyle dolar. Ancak çok geçmeden bu his babasının talihsiz bir kaza sonucu komaya girmesiyle gölgede kalır, Ellie’nin sorumlu tutulduğu bir kaza. Babasına yardım etmeye kararlı olan Ellie, sadece "otacı" olduğu bilinen bir kadının iyileştirici sırlarını aramak için dağın zirvesine çıkmaya karar verir. Ancak otacı ve dağın hala ortaya çıkmamış pek çok hikayesi ve bu hikayelerin derinlerinde saklı olan yeniden mutlu olabilme ihtimalleri bulunmaktadır.
Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Alexandra Savior, Garanti BBVA Güz Konserleri kapsamında 17 Eylül’de Zorlu PSM’de konser verecek.
True Detective ve Truth Be Told’da çalınan şarkıylarıyla adından söz ettiren Alexandra Savior, iki albüm, üç tekli yayımladı ve Arctic Monkeys’in vokalisti Alex Turner ile yaptığı iş birliğiyle dinleyicilerin dikkatini çekti. 2012 yılında Angus Stone’un Big Jet Plane şarkısına yaptığı cover’la 2013’te de Columbia Records bünyesine dahil olan Savior’ın müziği Arctic Monkeys’in vokalisti Alex Turner’ın dokunuşlarıyla müzikal anlamda gelişti. Savior, 2017’de Belladonna of Sadness albümünden sonra 2019’da The Archer’ı yayımladı. Şarkıcı ardından 2020 yılında “But You” ve “We’re Just Making It Worse” teklilerini çıkardı.
Alexandra Savior, 17 Eylül akşamı Garanti BBVA sponsorluğunda Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.