
Şarkıcı, şarkı yazarı ve gitarist Nilüfer Yanya, alternatif rock sanatçısı PJ Harvey’nin “Rid of Me” şarkısının cover’ını ATO Records üzerinden, Türkiye’de GRGDN iş birliğiyle yayımladı.
“Rid of Me”, Nilüfer Yanya’nın 2022 yılının başında çıkardığı ikinci albümü Painless’tan beri ilk çalışması olma niteliği taşıyor. Painless, Pitchfork’un En İyi Yeni Müzik listesinde yer aldı, albümdeki “anotherlife”, “stabilise” ve Yanya’nın The Tonight Show Starring Jimmy Fallon’da çaldığı “midnight sun” şarkıları büyük ilgi gördü.
Yanya için duygusal kırılganlığın derinliklerine indiği bir çalışma olan Painless, şarkıcının romantik gerginliklerinin yanı sıra uçağa binme korkusu, hatta güzellik sektörüyle ilgili hoşnutsuzlukları gibi daha niş konuları da ele alan ilk albümü Miss Universe ve 2021 tarihli EP’si “Feeling Lucky?”nin devamı niteliğinde. Painless, Londra’nın Stoke Newington semtindeki bir bodrum stüdyosunda ve daha kırsal Penzance bölgesinde Riverfish Music’de kaydedilip, sabit prodüktörlerinden Wilma Archer’ın, DEEK Recordings kurucusu Bullion’ın, Big Thief’le bilinen prodüktör Andrew Sarlo’nun ve Yanya’nın başlıca sahne müzisyeni Jazzi Bobbi’nin katkılarıyla hazırlandı. Nilüfer Yanya, “Rid of Me” şarkısında olduğu gibi, Painless’da da merkezinde doksanlar olan çeşitli alternatif ve indie rock akımlarından ilham alıyor.
Yanya cover’la ilgili şunları söylüyor: “‘Rid of Me’yi ilk duyduğumdan beri zihnime musallat oldu ama iyi anlamda. Sanki hep yanımdaymış gibi hissettim. Asi, acayip ve çarpık bir edası olmasına rağmen mükemmel bir beste olduğunu düşünüyorum. Hatta sözlerin agresifliğine rağmen romantik bir yönü bile var bence.”
Nilüfer Yanya’nın yeni şarkısı “Rid of Me”yi buradan dinleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=LB1GP5XuK5s
Depo, Nira Pereg’in “Gene aynı senaryo” sergisini 28 Ekim’e kadar, Tanja Ostojić’in “Mis(s)placed Women?” sergisini ise 30 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
2019 yılında Depo’da izleyiciyle buluşan “Paylaşılan Kutsal Mekânlar” sergisinde de yer almış olan Nira Pereg, çalışmalarında belgesel pratiğinden hareketle, baskın, ancak çoğu zaman örtülü ideolojilerin hükmüne meydan okumak için geleneksel mekân ve zaman algılarını bozmaya çalışıyor. Pandemi sebebiyle birkaç kez ertelenen Pereg’in Depo’daki kişisel sergisi “Gene aynı senaryo”, sanatçının bölgesel kısıtlama mekanizmaları üzerine araştırmasının bir ürünü olarak ortaya çıktı. Sergi, Depo’nun zemin kat galerisinin tam ölçülerine göre uyarlanmış bir algoritma etrafında dönüyor. Sanatçının araştırması, basit polis barikatlarının şehirlerimizin yeni süsleri olduğunu öne sürüyor. İster siyasi gösterilerde, maratonlarda ya da geçit törenlerinde katılımcıları toparlamak üzere kullanılsın, isterse sosyal mesafeyi zorunlu kılmak için yapılandırılmış olsun, barikatlar fiziksel bir dil, toplumun hareketi için bir sözdizimi, daha doğrusu hareketinin kısıtlanmasının aracı hâline geliyor.
Depo, Tanja Ostojić’in 2009’dan bu yana devam ettiği “Mis(s)placed Women?” isimli katılımcı sanat projesini izleyiciyle buluşturuyor. Performanslar, atölyeler ve çevrim içi bir platformdan oluşan “Mis(s)placed Women?”, altı farklı kıtadan, farklı kökenlere sahip ve büyük çoğunluğu kadın olan 170’ten fazla kişinin katkıları ile gerçekleşiyor. Projenin katılımcıları, yerinden edilmeyle ilişkili gündelik yaşam faaliyetlerini somutlaştırıp canlandırırken, göç, toplumsal cinsiyet demokrasisi, iklim değişikliği, feminizm, mutenalaştırma, kapsayıcılık, güç ilişkileri ve kırılganlık gibi Ostojić’in sanatsal pratiğinin son otuz senesinde öne çıkan meseleleri, özellikle kadın ve trans kişilerin bedensel deneyimleri bağlamında ele alıyor. Arzu Yayıntaş ve Tanja Ostojić’in küratörlüğünü üstlendiği “Mis(s)placed Women?” sergisinde, Ostojić’in Eylül 2021’de Performistanbul ve Tarabya Kültür Akademisi iş birliğinde İstanbul’da gerçekleştirdiği atölyeye dair malzeme ve yorumlar da sanatseverlere sunuluyor.
“Mis(s)placed Women?” sergisi katılımcıları: Teresa Albor, Lidija Antonović, Marta Nitecka Barche, Gaby Bila-Günther aka LADY GABY, Dagmara Bilon, Ines Borovac, Mia Bradić, Amy Bryzgel, David Caines, Nati Canto, Hiuwai Chan, Anaïs Clercx, Azad Colemêrg, Camilla Conocchi, Luciana Damiani, Nazlı Durak, Kathryn Fischer aka Mad Kate, Li Fu, Mahlet Ogbe Habte, Hieu Hanh Hoang Tran, Selma Hekim, Monika Janulevičiūtė, Karen Kipphoff, Ashley McNaughton, Valentina Medda, Susan Merrick, Branko Milisković, Persefoni Myrtsou, Roberta Weissman Nagy, Tanja Ostojić, Sigrid Pawelke, Vanessa Ponte, Darija S. Radaković, Rhea Ramjohn, Bahar Seki, Sabbi Senior, Alejandra Robles Sosa, Evdoxia Stafylaraki, Tan Tan, Mare Tralla, Tanya Ury, Katja Vaghi, Bojana Videkanić, Anastasio William, Hyla Willis, Jiachen Xu, Arzu Yayıntaş, Gülhatun Yıldırım, Gizem Yılmaz aka Epifani, ve Suzy van Zehlendorf, ve diğerleri.
Künye:
1. "Mis(s)placed Women?" atölyesi / workshop, İstanbul, çaycıda kolektif performans, Mis Sokak / a collective performance in a tea house, Mis Street (2021), katılımcılar / with the participation of: Arzu Yayıntaş, Bahar Seki, Gülhatun Yıldırım, Gizem Yılmaz, Nazlı Durak, Persefoni Myrtsou, Vanessa Ponte, Sabbi Senior, Selma Hekim ve Tanja Ostojić. Fotoğraf / Photo: K. Kaygusuz. Telif hakkı / Copyright: Tanja Ostojić.
2. Nira Pereg, "Gene aynı senaryo" sanal gerçeklik işinden bir görüntü / Still from the VR work "The script remains the same", 2022
Nirvana’nın bateristi, Foo Fighters’ın vokalisti Dave Grohl’un sıradan anlardan oluşan sıra dışı hayat hikâyesini anlattığı kitabı Hikâyeci, Cenk Pamay’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi tarafından yayımlandı.
Hikâyeci; Grohl'un Little Richard, Iggy Pop, AC/DC gibi kahramanlarıyla tanışmasından kızlarını büyütürken yaşadığı büyüleyici anlara ve bir aile babası olarak dünya turnelerine çıkmak gibi şöhretin farklı yüzlerine dair düşüncelerine uzanıyor.
“Mucize eseri hafızam nispeten sağlam kaldı. Çocukluğumdan beri, yaşamın kaydını aylar ve yıllardan çok müziklerle tuttum. Zihnim belirli bir zamanı ve yeri hatırlamak için şarkılara, albümlere ve müzik gruplarına bel bağlar. 70’lerin AM radyosundan önünde dikildiğim her mikrofona kadar, hoparlörden ruhuma ve ruhumdan sizin hoparlörlerinize sızan her şarkının ilk birkaç notasından kişileri, olayları, mekânları ve zamanları hatırlayabilirim. Kimi insanın anıları tatla, kimininki görmeyle veya kokuyla tetiklenir. Benimkiyse sesle tetikleniyor ve hiç bitmeyen bir karışık kaset gibi sürekli kayıt yapmaya devam ediyor.
Ben asla eşya biriktiren biri olmadım ama anıları biriktiririm. Gözlerim ve kulaklarım her gün bana hayatımdan anlık kareler yansıtıyorlar. Bu kitapta işte o anları elimden geldiğince kâğıda dökmeye çalıştım. Hayatımın her döneminden gelen bu anılar elbette müzik dolu ve kimi zaman yüksek sesli. Sesi aç ve benle beraber dinle.”
MERKUR, Beral Madra’nın sergi metnini yazdığı, Mustafa Horasan’ın “Ne Gam Bâki, Ne Dem Bâki” başlıklı kişisel sergisine 15 Ekim’e kadar ev sahipliği yapıyor.
“Horasan’ın resimlerinde 2010’dan günümüze almaşık bedenler alacakaranlığın ürkütücü ortamından uzaklaşır, boşluğa yerleşir, bağımsızlaşır, özgürleşir, sadeleşir. Sürrealist anlatı doğrudan bedenlerin doğayla bütünleşen imgelerine odaklanır; izleyici Horasan’ın sunduğu hakikati bu almaşık bedenlerin taşıdığı göstergeler üstünden yorum yapmaya çağrılır.
MERKUR’de izlenen resim dizisinde de Horasan 2018’de Ankara Siyah Beyaz Galeri’deki Serseri Örümcek başlıklı sergideki resimlerinde izlenen insan ve hayvanı bütünleştiren figürlerini bu kez iki yıldır yaşanan küresel virüs felaketini yaşayan dünyaya yerleştiriyor. Horasan bu dizide üretimindeki yeni bir değişimi sunuyor.
Hiciv özellikleri taşıyan, ama yine de acımasız almaşıklıktan vazgeçmeyen resimler, toplumun rahatsız edici güncel olaylarına ayna tutuyor ve tartışmayı kışkırtmak için gerçeküstücülük kullanıyor. Zamanın tedirgin edici iklimi, benzeri görülmemiş felaketler, ayrımcılık etkilerinin hiciv, karikatür, grotesk, mizah imgeleri izleyiciyi iyice baştan çıkarmayı hedefliyor. Bu bir baştan çıkarma yöntemi; bilinçli bir saçmalığı, alışılmış bir fanteziyi ve atılgan bir tekinsizliği kucaklayan bir dili öneriyor ve izleyicinin yaşamsal konularla ister istemez ilgilenmesini istiyor. Resimlerde güncel yaşamda yaygın sözcüklerin kullanılması, karmaşık gövdeli insanın mizahlaştırılması, yaygın illüstratif imgeler Horasan’ın bu resimlerle izleyicinin zorlanmadan zamanın gerçeğine ulaşmasını istediğini gösteriyor.”
Almaşık Bedenler, Tekinsiz Yüzler, Tepkili Sözler
Sergi metninden alıntı, Beral Madra 2022
Mustafa Horasan’ın “Ne Gam Bâki, Ne Dem Bâki” başlıklı kişisel sergisini 15 Ekim’e kadar MERKUR’de ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Polat Piyalepaşa. İstiklal Mah. Piyalepasa Bulvarı 32/D Beyoğlu
Damon Galgut'un bağlılığa ve sadakate atfen verilen bir sözün yerine getirilmesinin otuz yılı bulan hikâyesini anlattığı 2021 Booker Ödülü'nü alan romanı Vaat, Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Delidolu Yayınları tarafından yayımlandı.
Vaat, insanların ikiyüzlülüğünü ve iç hesaplaşmalarını dingin bir coşkunlukla dışa vuran kuvvetli bir anlatı. Galgut, yarattığı karakterlerin içine derinlemesine girilmesine olanak sağladığı bu romanıyla okuru, kendi aile tarihini, inançlarını ve seçimlerini sorgulamaya itiyor.
Roman, Güney Afrikalı bir ailenin dağılışını ve yıllarca onlara hizmet etmiş siyahi emekçisine verdikleri ancak tutamadıkları sözü konu ediniyor. Bir yanda Güney Afrikalı beyaz ve varsıl bir aile olan Swartlar, diğer yanda senelerdir kendileriyle birlikte yaşayan ve evin bütün işlerini yapan siyahi emektarları Salome. Ve yıllardır ''tutulamayan'' bir söz. Dört ayrı cenaze töreni etrafında şekillenen eser, bir ailenin utanç ve suçluluk duygusuyla yoğrulan dokunaklı hikâyesinin kıyısında, toplumsal ayrışmanın hem sınıf hem de renk üzerinden belirgin olduğu Güney Afrika tarihinin otuz yılına ayna tutuyor.
Booker Ödülü jürisinin kitap hakkındaki açıklaması şu şekilde olmuştu: “Vaat, anlatı perspektifinin sürekli değiştiği biçimsel olarak yenilikçi bir roman. Galgut'un alışılmadık anlatı stili, roman türünün 21. yüzyılda geldiği noktanın bir kanıtı. Uzun yıllar okurlarda yankı uyandıracağına inanıyoruz.”
Alternatif rock grubu Dolu Kadehi Ters Tut, “Sana Bu Kadar Uzakken” isimli yeni şarkısını müzikseverlerle buluşturdu.
Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava’dan oluşan Dolu Kadehi Ters Tut, bu yıl “Hiç İyi Değilim”, “#27” ve “Bir Bildiğin Vardır” şarkılarını yayımladı. Yeni albüm hazırlığında olan grubun yeni şarkısı “Sana Bu Kadar Uzakken”in söz ve müziği grubun kendisine ait.
Mix’i Mürsel Oğulcan Ava, mastering’i ise Adham Farid tarafından yapılan şarkının vokalleri Uğurhan Özay’a, prodüksiyonu ve gitarları Mürsel Oğulcan Ava’ya, davulları Berke Köymen’e, trompetleri Dilan Balkay’a, geri vokalleri ise Billur Battal’a ait. Kapak görseli ise Yusuf Murat imzası taşıyor.
Dolu Kadehi Ters Tut’un yeni şarkısı “Sana Bu Kadar Uzakken”i buradan dinleyebilirsiniz.
Akbank ana partnerliğinde gerçekleşen 17. Contemporary İstanbul, Tersane İstanbul’da 48.700 ziyaretçiyi ağırladı.
Bu yıl 22 ülkeden 65 çağdaş sanat galerisi ile sanat inisiyatifinin katılımıyla düzenlenen fuar, katılımcı galerilerin dikkat çeken seçkileri koleksiyonerlerle bir araya getirdi. Contemporary İstanbul ve Tersane İstanbul ortak çalışmasıyla 17 - 22 Eylül tarihlerinde günün çeşitli saatlerinde hareket eden deniz yolu ulaşımı gerçekleştirildi. Contemporary İstanbul’un 17. edisyonunda koleksiyoner ve müze gruplarının ziyaretleri gerçekleştirildi. İsviçre, Brezilya, Kanada, ABD, Fransa, Almanya, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen koleksiyonerler fuara katıldı. Bir hafta boyunca müze ve bienal gruplarından İstanbul’a ziyarete gelmiş koleksiyonerlerle tanışma fırsatı bulan galerilerde eser el değiştirmeleri gerçekleşti.
Dirimart’ın ilk defa İstanbul’da sergilediği Tomokazu Matsuyama katılımcılardan çok ilgi gördü. Galerinin temsiliyetinde olan Fahrelnissa Zeid, Sarkis, Franz Ackermann’ın eserleri koleksiyonerlerle buluşurken, Zilberman Galeri’nin; Azade Köker, Carlos Aires, Sandra del Pilar ve Başak Bugay'ın eserleri yeni koleksiyonlara dahil oldu. Fuarın ilk saatlerinde Dirimart’ın temsil ettiği sanatçılardan Sarkis, Günyol Özlem, İnci Eviner, Summer Wheat, Peter Zimmerman’ın eserleri el değiştirdi. Leila Heller Galeri; sanatçısı Melis Buyruk ve Naeemeh Kazemi'nin el değiştirdiğini bildirdi. İlk kez fuara Belgrad’dan katılan Hestia galerisi ise; sanatçısı Milak Radenko’yu önemli bir koleksiyona dahil ettiğini açıkladı. Pi Artworks’den sanatçı Kemal Seyhan, Osman Dinç ve Sarah Dwyer’ın çalışmaları katılımcılardan ilgi gördü. Pilot Galeri’nin sanatçıları İrem Tok, Emir Erkaya ve Ece Ağırtmış’ın eserleri uluslararası koleksiyoncuların koleksiyonlarına dahil edildi. Öktem Aykut Galeri temsiliyetindeki sanatçılarından Renee Levi, Aret Gicir ve Murat Yıldız ve Ambidexter galerinin sanatçısı Gaspar Martinez yeni koleksiyonlara dahil edildi. Art On galerinin bu sene ilk kez sergilediği Yunanlı sanatçılardan Evgenia Vereli ve Malvina Panagiotidi de dahil olmak üzere sanatçılarının eserleri farklı koleksiyonlara girdi.
Fuarda bu sene Contemporary İstanbul ortağı BMW, Jeff Koons tarafından yaratılan BMW 8 Serisi Gran Coupe’nin özel bir projesi yer aldı. Bu iş birliği kapsamında Jeff Koons ile Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli arasında bir sanatçı söyleşisi gerçekleşti. 16 ülke başkonsolosu ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu “The Art of Diplomacy” buluşmasında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ile bir araya geldi. 81 yaşında olan sanatçı Komet’in 1995 yılında Esma Sultan Yalısı’nın restorasyonu öncesinde sergilenen 4.50 x 3.30 m ölçülerindeki Türk halısına yaptığı eseri Contemporary İstanbul’da sergilendi. Martin Creed'in Contemporary Istanbul’da suda yüzen enstalasyonu 3667/WATER bir hafta boyunca sanatseverler tarafından ilgi gördü. Dünyadaki su sorununa dikkat çeken eser Haliç’te Tersane İstanbul kenarında hareket etti.
Contemporary İstanbul’un ikonik bölümü “The Yard” sergisi, Tersane’nin dış avlusunda izleyiciyle buluştu. Anke Eilergerhard, Ardan Özmenoğlu, Ayla Turan, Bedri Baykam, Bilal Hakan Karakaya, Can Yıldırım, Canan Tolon, Erdil Yaşaroğlu, Ergin Çavuşoğlu, Günnur Özsoy, Güvenç Özel, Halil Altındere, Isaac Chong Wai, Ingravi Desa, Irfan Önürmen, Itamar Gov, Kemal Tufan, Luis Cera, Martin Creed, Martian Tabakov, Mehmet Ali Uysal, :mentalklinik, Osman Dinç, Renée Levi, Sergen Şehitoğlu, Stefano Bombardieri, Uğur Cinel ve Vuslat gibi sanatçıların mekâna özel farklı enstalasyon ve heykelleri sergilendi.
17. Contemporary İstanbul hakkında ayırtılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Uğur Tanyeli’nin iki yüzyıldır kılıktan kılığa girerek metropoliten mekânı tanımlamayı hâlâ sürdüren bir psikososyal ortamda nasıl bir “korkular imparatorluğu” inşa edildiğini tartıştığı kitabı Korku Metropolü İstanbul - 18. Yüzyıldan Bugüne, Metis Yayınları’ndan çıktı.
“İstanbullular en azından 18. yüzyıldan başlayarak korkmak için hiçbir fırsatı kaçırmamış gibidirler. Kadın toplumsal kimliğindeki değişimlerden, otoritelerin protesto edilmesinden, kadın erkek mesire yerlerinde özgürce dolaşmaktan, kentteki yer ve sokak adlarından, kentsel ortamın çirkinleşmesinden, kente yeni göçmenlerin gelişinden, ötekileştirilen eski yeni her güç odağından, örneğin Bizans’tan, Batı’dan, hatta doğadan ve tarih yazmaktan korkulur. Hepsinin ardında da toplumsal “porozite korkusu” yatar. Kişilerin kentsel konum ve statülerini değiştirmelerinden, insanların ait oldukları yer ve toplumsallıklara sabitlenmeyip özgürleşmelerinden, öznelerin daha önce deneyimlemedikleri sulara, enginlere açılmasından endişe edilir.
Mekânlar sadece taşla, betonla, demirle var edilmez. Korkular başta olmak üzere psikososyal hâller de mekân kurucudur. Genelde metropoller, özelde İstanbul korku ortamlarıdır ve bu anlamda korku kişisel değil toplumsal bir kaygıdır. Öyleyse mekânın toplumsallığından ve zorunlu olarak da siyasallığından konuşmak gerekir. Mekânda korkulur, mekândan korkulur. Mekânda sıkılınır, mekândan sıkılınır. Bu haller de mekânda dışavurulur. Mekânı korkutmayacak hale getirmek için düşsel ve gerçek otoriteler tesis edilir. Dolayısıyla aşınmayacak kadar sıkı bir güvenlik düzeni arzulanır, bir disiplin rejimi inşa etmek için uğraşılır.”
Kaan Müjdeci’nin ikinci uzun metraj filmi Iguana Tokyo, 1 - 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında dünya prömiyerini yapacak.
Almanya-Türkiye-Japonya ortak yapımı olan Iguana Tokyo, Japonya’nın başkenti Tokyo’da yaşayan anne, baba ve kızdan oluşan küçük bir ailenin, bir sanal gerçeklik oyunu olan M²’ye bağlanmalarıyla bilinçaltının dehlizlerine uzanan hikâyesini anlatıyor. İlk filmi Sivas ile birçok ulusal ve uluslararası ödül kazanan Kaan Müjdeci’nin yazıp yönettiği Iguana Tokyo’nun başrollerinde Saadet Işıl Aksoy, Ertan Saban ve Deniz Ülkü yer alıyor. İzleyiciye bilinçaltının gerçek açlığı doyurup doyuramayacağını ya da kişinin, bilinçaltının doyurduğu gerçeklikle başa çıkıp çıkamayacağını sorgulatan film, aynı zamanda izleyiciyi “Bilinçaltınızla yüzleştiğinizde, yaşadıklarınızı taşıyabilir misiniz?” sorusuyla baş başa bırakıyor.
Iguana Tokyo’nun kurgusunu Sarayın Gözdesi ile En İyi Film Kurgusu dalında Oscar’a aday gösterilen Yorgos Mavropsaridis, görüntü yönetmenliğini ise Altın Ayı ödüllü Beden ve Ruh filminin görüntü yönetmeni Máté Herbai yaptı. Sanat yönetmenliğini Meral Efe Yurtseven ve Emre Yurtseven, dijital sanat yönetmenliğini ise Ali Demirel üstlendiği filmin müzikleri Kazuya Nagaya ve Soundwalk imzası taşıyor. Kaan Müjdeci ve Ryohei Tsutsui’nin yapımcı, Kanat Doğramacı’nın ortak yapımcı, Müge Büyüktalaş’ın yürütücü yapımcı olduğu filmin yardımcı yapımcıları arasında ise Tatiana Detlofson, Madlen Kamhi, Tanay Abbasoğlu ve Ali Emir Tapan bulunuyor. Çekimleri Tokyo ve İstanbul’da gerçekleştirilen filmin dili ise Japonca ve Türkçe.
Salt’ın San Francisco’daki Asian Art Museum iş birliğiyle hazırladığı “İyi Ki Zamanında Yetiştik” başlıklı gösterim programı 24 - 25 Eylül’de Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek.
Kıyamet sonrası bir dünyanın mitolojik sembollerinden ince jestlere ve absürt olay örgülerine kadar mizahın alabileceği farklı biçimleri araştıran “İyi Ki Zamanında Yetiştik”, Filistin’den Hong Kong’a, Endonezya’dan Irak ve Hindistan’a uzanan seçkisiyle, bir tür hayatta kalma yöntemi olarak mizah kavramına odaklanıyor. Programda, Basel Abbas ve Ruanne Abou-Rahme, Zeynep Kayan ve Özgür Atlagan, Tiffany Chung, Angela Su, Arahmaiani, Alison Nguyen, Connie Zheng, Phan Anh, Choi Sai-Ho, Walid Siti, Chitra Ganesh, Zeina Barakeh’in video çalışmaları yer alıyor.
“İyi Ki Zamanında Yetiştik” seçkisinde yer alan videolar, farklı kültürleri ve politik olarak savunmasız bireyleri bir araya getiren alternatif bir anlatı oluşturma yöntemi olarak mizah ve umut arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Program adını, sanatçı Phan Anh’ın günümüz toplumlarındaki sürekli bir geç kalmışlık hissinin ezici gücüne dikkat çeken Glad I made it on time [İyi Ki Zamanında Yetiştim] başlıklı işinden alıyor.
Naz Cuguoğlu ve Vicky Do tarafından hazırlanan “İyi Ki Zamanında Yetiştik”, Asian Art Museum tarafından düzenlenen ve küratörlüğünü Abby Chen ile Padma Maitland’ın yaptığı “After Hope: Videos of Resistance” [Umuttan Sonra: Direniş Videoları] projesine, dünyanın dört bir yanından sanatçılar, küratörler ve kuruluşların önerileriyle seçilen video işleriyle yanıt veriyor.
“İyi Ki Zamanında Yetiştik” başlıklı gösterim programı dâhilinde, 24 Eylül Cumartesi günü saat 17.00’de Salt Beyoğlu’nda ortak bir okuma grubu gerçekleştirilecek. Kolektif Çukurcuma ve m-est.org tarafından, Naz Cuguoğlu, Lara Ögel ve Merve Ünsal'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek bu etkinlik, SAHA’nın eş kurucusu olduğu ve desteklediği World Weather Network kapsamında düzenleniyor. Okuma grubuna collectivecukurcuma@gmail.com adresine e-posta göndererek kayıt olabilirsiniz.
Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek “İyi Ki Zamanında Yetiştik” programı hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye: Zeina Barakeh’in Scenarios of Breaking Down a Wall [Bir Duvarı Yıkma Senaryoları] (2014) videosundan bir kare