
Menekşe Toprak’ın Berlin sokaklarında Suat Derviş’in yüz yıl önceki izini sürdüğü ve yazarı günümüz kadınlarıyla buluşturduğu romanı Dejavu, Doğan Kitap’tan çıktı.
İşsiz bırakılmış bir kadın akademisyen Berlin sokaklarında Suat Derviş’in yüz yıl önceki izini sürüyor. Yabancı bir ülkede kalemiyle geçinmeye, ayakta durmaya çalışan bir yazar. O da yitirmiş midir umudunu? Yoksa, erkeklerin sen yapamazsın bakışlarına; Batı’nın, bize o büyülü Şark’ı anlat dayatmalarına aldırmadan yürüyüp gitmiş midir özgürce? Âşıkken, yoksulken, yazarken, gülerken, ağlarken yüreğine oturan, İstanbul’u ve Berlin’i, geceleri ve gündüzleri birbirinin aynısı kılan o dejavu duygusunu yaşamış mıdır?
“Öyle ya, harem kültüründen, kapalı odalardan çıkıp sokaklarda tek başına yürümeyi öğrendik biz kadınlar, diye düşündü. Üstelik de bir paşa torunu, konak kızı olarak nereden nereye... Ülkenin insanını, kenar mahalleleri, işçi sınıfını, yoksulluğu, çamuru, açlıktan ölünebileceğini, açlık yüzünden etini satan kadınları tanıdığını biliyordu artık. En az bir yıl mahkeme muhabiri olarak çalışmış, katili, hırsızı, fuhuş yapan, yapmak zorunda olan kadınları dinlemişti. Ne büyük dramlar. Çoğu sanki bir dalgınlık anına gelmiş insanlık trajedileri.”
Institut français Türkiye, “Alexandre Vallaury’nin İstanbul Mirası” başlıklı fotoğraf sergisini 23 Ekim tarihine kadar Institut français İstanbul’da sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergide izleyiciler fotoğrafçı Bilal İmren’in objektifinden Levanten mimar Alexandre Vallaury’nin (1850-1921) İstanbul’a bıraktığı mirası keşfetme fırsatı buluyor. Bir Fransız ve Avrupa kültür geleneği hâline gelen, 39. Avrupa Miras Günleri nedeniyle düzenlenen sergi, izleyiciyi şehirde sanatsal bir yolculuğa davet ediyor.
Paris Güzel Sanatlar Ulusal Yüksek Okulunda öğrenim görmüş mimar Alexandre Vallaury, Boğaz kıyısında 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında inşa edilen binaları tanımlayan neo-Osmanlı stilinin yaratıcılarından ve ileri taşıyanlarından biri oldu. Vallaury’nin yaratıcısı olduğu binalar arasında, neo-rönesans stilinde Osmanlı Bankası binası (1892) ya da neo klasik stildeki Müze-i Hümayun (1907) ya da şatafatlı, gösterişli ve lüks tarzları harmanlayarak içinde bulunduran meşhur Pera Oteli (1894) yer alıyor.
Bilal İmren, profesyonel belgesel fotoğrafçısı olarak, her stilize köşe ve kıvrımın, detay ve perspektif çizgisinin, gölgenin ya da yönlendirilmiş ışık izinin arkasında mimarı ortaya çıkartmayı amaçlıyor. Fotoğraflarının akademik boyutu bu masif ve hacimli taşınmaz özneleri en iyi şekilde ortaya koyan genç sanatçı, saf ve öz kareler ve güzel bakışını ortaya koyarken, geçtiğimiz yüzyılların önünde saygıyla eğiliyor.
“Alexandre Vallaury’nin İstanbul Mirası” başlıklı fotoğraf sergisini 23 Ekim tarihine kadar pazartesinden cumartesi gününe 10:00-18:00 saatleri arası Institut français İstanbul sergi salonunda görebilirsiniz.
Ara Güler Müzesi’nin Ankara’daki ilk sergisi “Aphrodisias-Ara Güler”, 30 Eylül 2022 - 28 Şubat 2023 tarihleri arasında Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi ev sahipliğinde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Volkswagen ana sponsorluğunda gerçekleştirilen “Aphrodisias-Ara Güler” sergisi; Ara Güler’in 1958 yılında Geyre Köyü’ne tesadüf eseri gitmesinin ardından, 90’lı yılların başına kadar her fırsatta ziyaret ettiği, bugün Aphrodisias Arkeolojik Alanı olarak tescilli ve UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş olan Geyre Köyü ve civarında farklı zamanlarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşuyor.
Sergide ayrıca Ara Güler’in Aphrodisias ile ilgili orijinal karanlık oda baskıları, fotoğraflarla ilgili uluslararası süreli yayınlar ve ajanslarla yazışmaları, bu yayınların baskılarıyla birlikte Ara Güler’in Aphrodisias Çığlığı adlı kitabının hazırlık sürecindeki çalışmalarına dair ipuçları, notlar ve kitap maketi de izleyiciye sunuluyor.
“Aphrodisias-Ara Güler” sergisi, 30 Eylül 2022 - 28 Şubat 2023 tarihleri arasında pazartesi hariç her gün 10:00 - 18:00 saatlerinde Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Giorgio van Straten’in yazar, şair ve düşünürlerin yarım kalan ya da tamamlanmış olsa da ardında iz bırakmadan kaybolan kitaplarının peşine düştüğü, tarihin farklı dönemlerinden sekiz vaka sunduğu kitabı Kayıp Kitapların İzinde, Merve Yalçın Pelit’in çevirisiyle Everest Yayınları’ndan çıktı.
Kayıp kitaplar, yazarının tamamlayamamış da olsa yazdığı; birilerinin gördüğü hatta okuduğu fakat sonradan yok edilen veya ardında neredeyse hiç iz bırakmadan yok olan kitaplardır. Giorgio van Straten, onları okumamış olanlara onları hayal etme, haklarında hikâyeler anlatma ve yeniden yazma imkânı sunuyor. Bu kitap; aralarında Lord Byron, Ernest Hemingway, Bruno Schulz, Nikolay Gogol, Walter Benjamin ve Sylvia Plath gibi yazar, şair ve düşünürlerin olduğu sekiz ismin kayıp eserlerine odaklanıyor.
“Bu kayıpların sadece ve sadece birer kayıp olduklarından emin miyiz?”
Türkiye’den ve dünyadan tiyatro, dans ve performans disiplinlerinde üretilen alternatif işlere yer veren Istanbul Fringe Festival 2022, 20 farklı mekânda, toplam 80 sanatçının farklı disiplinlerdeki işlerini, yaklaşık 4 bin izleyiciyle buluşturdu.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür AŞ’nin şehir sponsorluğunda ve Paribu’nun resmi sponsorluğunda gerçekleşen festival kapsamında atölyeler, konuşmalar ve partiler geçekleştirildi. CarrefourSA ve BMI’ın destekleriyle, Aposto ve Sanatokur’un medya partnerliğinde gerçekleşen festival, Türkiye’nin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Brezilya, Fransa, Hollanda, İsrail, İtalya, Kıbrıs, Rusya, Singapur, Slovakya ve Yunanistan’dan ekipleri ağırladı.
Uluslararası Fringe Topluluğu’nun bir parçası olan festivalin bu yılki mekân sponsorları ise Akbank Sanat, BeReZe Gösteri Evi, DasDas, ENKA Sanat, Fişekhane, Fugamundi, Hann Sahne, Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy, Kadıköy Emek Tiyatrosu, Müze Gazhane, Nor.Kadıköy, Salt Beyoğlu, Sakıp Sabancı Müzesi, Tuhafier ve Yerebatan Sarnıcı oldu.
Kültür ve sanat platformu HuginveMunin’de, Mehmet Arif Ölmez’in resimlerinden oluşan “Kaotik Karalamalar ile Caz” sergisi 12 Ekim tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Mehmet Arif Ölmez’in “Kaotik Karalamalar” resimlerinin “Caz Serisi”, ilk kez HuginveMunin’de farklı disiplinleri bir araya getiren KÜÇÜKODA “MIX” kapsamında izleyiciye sunuluyor. Serginin merkezinde caz sanatçılarının yaşamı ve bunların kendi eserlerine yansıması yer alıyor. Sergide sanatçının caz müzisyenlerinin hayat hikâyelerinden yola çıkarak yaptığı tasvirler bulunuyor.
Mehmet Arif Ölmez şunları söylüyor: “Her sanat dalında sanatçının yaşamı, duygu yoğunluğu olarak eserlerine yansımıştır. Cazda bu durumu fazlasıyla görmekteyiz. Hele ki doğaçlamanın yer aldığı parçalarda duygu aktarımı zirveye çıkar. Sanatseverleri, caz tarihine ve ilerleme serüvenine değinen metaforları keşfetmeye davet ediyorum.”
Sergi kapsamında gerçekleştirilecek etkinlikler hakkında ayrıntılı bilgi için info@huginvemunin.com adresine e-mail gönderebilirsiniz.
Mehmet Arif Ölmez’in “Kaotik Karalamalar ile Caz” sergisini 12 Ekim’e kadar Kuzguncuk’ta yer alan Hugin & Munin Sanat Galerisi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Can Yayınları'nın kurucusu Erdal Öz'ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi Mehmet Eroğlu oldu.
Başkanlığını Cemil Kavukçu'nun üstlendiği, Ömer Türkeş, Metin Celal, Nilüfer Kuyaş, Murat Yalçın, Jale Özata ve Faruk Duman'dan oluşan Seçici Kurul, Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün on beşincisinin Mehmet Eroğlu'na verilmesini kararlaştırdı. Ödülün gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: “Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu, 25 Eylül 2022'de yaptığı toplantıyla, bu yılın ödülünü, uzun yıllara yayılan romancılık kariyeriyle Mehmet Eroğlu'na vermeye karar verdi. Mehmet Eroğlu, kişisel ya da toplumsal yıkımlara, acılara karşı duyarlılığı ve sorumlu bir aydın yazar tavrıyla, gerçek hayatın gerçek insanlarını, yakın tarihin karanlık dönemlerini ele alan romanlarıyla ve girdiği yeni arayışlarla ödüle layık görüldü.”
Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yıldır jüride bulunan ve 2021 komitesinin başkanlığını yürüten Cemil Kavukçu'yu uğurlayacak. Gelecek sene jüriye katılacak olan yeni isim Behçet Çelik olacak. 2008 yılından bugüne kadar verilen ödül, Handan Börüteçene'nin tasarladığı bir ödül heykeli ve 15.000 TL'den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü bugüne dek, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak, Cevat Çapan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Jale Parla ve Selim İleri'ye verildi.
Gedik Sanat, 2022-2023 sanat sezonunda, Gedik Filarmoni Orkestrası Konserleri, II. İstanbul Gedik Üniversitesi Piyano Festivali, İstanbul Gedik Üniversitesi bünyesinde Müzik Atölyeleri, Sinepsikoloji Atölyeleri, Dijital Projeler ve Söyleşi - İmza Günleri ile müzikseverlerle buluşacak.
12 Ekim’de Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde gerçekleşecek açılış konserinde, 2018 Hamamatsu Uluslararası Piyano Yarışması ve 2017 İskoçya Uluslararası Piyano Yarışması birincisi Can Çakmur, Mozart’ın 271 numaralı konçertosunu Cem Mansur yönetiminde yorumlayacak. Mesruh Savaş’ın Nocturne ve Toccata adlı eserinin dünya prömiyeri yapacağı açılış̧ akşamında A. Schnittke’nin Moz- Art a la Haydn adlı eseri ve Haydn 85. Senfonisi (Reine) programda yer alacak.
Yeni sezonda gençlerle birleşen projelere büyük oranda yer veren Gedik Sanat, farklı disiplinlerin bir arada uyum içinde sergilenmesine imkân tanıyor. Gedik Filarmoni Orkestrası yeni Müzik Direktörü Cem Mansur öncülüğünde “Kültürü Yasatmak, Kültürü Yaratmak” başlıklı bir program hazırladı.
Cem Mansur yeni sezon için şunları söyledi: “Gedik Filarmoni Orkestrası ilk konserinden başlayarak Türkiye’nin müzik yaşamına yeni bir soluk getirdi. Konser salonlarının, geçmişin şaheserlerini her defasında yeniden yasatan mekânların ötesinde birer müze değil, değişenin ve değişmeyenin bir araya geldiği yerler olduğunu yıllardır düşünüyorum. Kısa geçmişinde bu kadar büyük bir fark yaratmış̧ olan bu topluluğun müzik direktörü olarak yöneteceğim ilk konserler bu sıra dışı yaklaşımın ışığında tasarlandı. Altı konserde altı eserin ilk seslendirilişi programları birbirlerine bağlayan ana unsur. Üç konserde yer verdiğimiz 20. yüzyıl klasikleri, ‘Caz Cağı’ diye anılan 1920’lerde popüler akımların çağdaş̧ müziğe nasıl ilham verdiğini gösteriyor. Orkestralar artık geçmişte olduğu gibi her dönemin müziğini aynı yaklaşım ve alışkanlıklarla çalmıyor. Klasik senfonilerde, yazıldıkları dönemin ruhuna uygun, ‘tozu alınmış̧’ bir yaklaşımla da sahnede olacağız. Haydn ile başlayarak, Mozart’ın 1788 yazında birkaç̧ hafta içinde yaratığı son üç senfonisine yoğunlaşarak bir stil bütünlüğü arayışında olacağız. Genç kuşağın en heyecan verici solistlerine ek olarak, orkestranın üyelerini de solist olarak dinleyebileceğiniz programlar her konserin bir ‘hikâyesi’ olabileceğini, salonların aynı havayı soluduğumuz, aynı titreşimleri paylaştığımız mekânlar olabileceğini hepimize hatırlatacak.”
Yeni sezonda pandemi şartlarında dijital olarak gerçekleştirilen ilk festivalin arşiv niteliğinde örnek performanslarına yenileri eklenecek ve canlı performanslar gerçekleştirilecek. Ekim 2022 - Mayıs 2023 içerisinde İlter Vurucu, Buğra Yüksel, Lal Karaalioğlu, Doğaç Bezdüz, Emre Yavuz, Kandemir Basmacıoğlu, Barış Büyükyıldırım ve Hande Dalkılıç’ın performansı her ay müzikseverlerle buluşacak. İstanbul Gedik Üniversitesi Kartal Yerleşkesi Performans Alanı’nda gerçekleşecek konserler aynı zamanda Gedik Sanat YouTube kanalında seyirciyle buluşacak.
İstanbul Gedik Üniversitesi’nde eğitim gören gençlerle kulüpler ve öğrenci inisiyatifleri noktasında iletişimde olan Gedik Sanat, sahada aldığı istemleri sezon programlarına yansıtmaya devam ediyor. Bu bağlamda Gedik Filarmoni Orkestrası üyeleri ile Müzik Atölyeleri, Psikoloji Kulübü ile Sinepsikoloji Atölyeleri, Edebiyat Kulübü ile Söyleşi - İmza Günleri ve Tiyatro Kulübü ile Dijital Projeler hazırlayarak gençlerle birlikte sanatın farklı disiplinlerle etkileşimleri deneyimlenebiliyor.
Gedik Sanat’ın yeni sezon programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Galeri Bosfor, sanat hayatının 40. yılını kutlayan Mithat Şen’in “Nefes” başlıklı kişisel sergisini 28 Ekim tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
40 yıl önce ilk kişisel sergisini gerçekleştiren Mithat Şen’in, “Nefes” sergisinde nefes ve ritim üzerine odaklanan tek bir iş yer alıyor. Sanatçının mekân içinde mekân kuran “Nefes” isimli eseri, formu ve malzemesi bağlamında sanatçının sistematiğini açık biçimde ortaya koyuyor. 2 metre yüksekliğinde ve 20 metre uzunluğunda kesintisiz biçimde yerleştirilmiş eser, ahşap şasilere gerilmiş natürel parşömen malzemeden oluşuyor. 33x33 cm ölçeğindeki karelerin birbirine eklenerek ve dört yönde ilişkilenmeyi sürdürerek çoğalmasıyla bir araya gelen çok katmanlı rölyef, sanatçının beden şemasının parçalı bir sistemle çeşitlenmesi ve tekrarı üzerine inşa ediliyor.
“Nefes” ile sanatçı alfabesinin parçaları, beden şemasını kimi zaman bütün kimi zaman kesintilerle oluşturuyor; kare formlar içinde doluluk ve boşluklar ritim yaratarak kesintisiz biçimde ilerliyor. Sanatçının kurduğu sistemin sınırsız olanağı içinde bir araya gelen, tekrar ve çeşitleme ile bir senfoni kuran 360 karenin her birinde ve toplamında bazen eksilerek bazen katman katman yükselerek devam eden istif, hem beden şemasını bir bütün olarak gösteriyor hem de eksiltme ve kaydırmalarla gösterme biçimini çeşitlendiriyor. Şen’in form ve malzeme dönüştürme yönteminin bütünlüklü bir derlemesi sayılabilecek “Nefes”, “Beden” serisinin “Âlem” ve “İstif” serileriyle kavuştuğu bir durak niteliğini taşıyor.
Mithat Şen’in “Nefes” başlıklı kişisel sergisini 28 Ekim’e kadar pazar ve pazartesi hariç her gün 10.00 - 19.00 saatleri arasında Galeri Bosfor’da ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Mumhane Caddesi No:50 Kat:3 34425 Beyoğlu / İstanbul
Antropolog, biyolog ve yazar Alice Roberts’ın insanın ve onun tarafından evcilleştirilen dokuz türün; köpek, buğday, sığır, mısır, patates, tavuk, pirinç, at ve elmanın insanlık tarihini nasıl dönüştürdüğünü anlattığı Evcilleştirme: Dünyamızı Değiştiren On Tür, Aykut Cumbul’un çevirisiyle Epsilon’dan çıktı.
Roberts, bu kitabında insan eylemlerinin baskısı altında çatırdayan bir dünyada, doğal dünyayla olan ilişkimize ve onun üzerindeki büyük etkimize yeniden bakmayı sağlıyor. Arkeolojiyle genetikteki son teknolojiyi birleştiren Evcilleştirme, insanlık tarihindeki en büyük devrimin hikâyesini anlatıyor; evcilleştirilmiş on önemli türün büyüleyici kökenlerini ve sırasıyla bizi de nasıl dönüştürdüklerini ortaya koyuyor.
Köpek, yoldaşımız oldu. Buğday, artan nüfusu besledi. Sığır, bize et ve süt verdi. Mısır, imparatorlukların büyümesini hızlandırdı. Patates, bize ziyafeti ve kıtlığı getirdi. Tavuk, yarınımızı merak etmemize yol açtı. Pirinç, bize altın bir gelecek vaat etti. At, bize güç ve hız kazandırdı. Elma, bizimle dünyayı dolaştı. İnsan, hepsini evcilleştirdi.