
Galeri Nev, 13-16 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek Paris Photo 2025 kapsamında Yıldız Moran’ın eserlerini ilk defa Paris’te, Grand Palais’de sergiliyor.
“İki Gece Arasında” başlıklı sergi, fuarda yer alan 179 dünya galerisi arasından küratör Devrim Bayar tarafından seçilerek öne çıkarılan kadın fotoğrafçıların seçkisi Elles x Paris Photo içinde de yer alıyor.
Yirmili yaşlarının başında fotoğraf eğitimi almak üzere Londra’ya giden Yıldız Moran, Türkiye’nin akademik eğitim almış ilk kadın fotoğrafçısı olarak tanınıyor. Ealing Technical College ve Bloomsbury Technical College’da edindiği teknik bilgiyi, John Vickers’la yaptığı stüdyo çalışmalarıyla derinleştiriyor. 1950’lerin başında Türkiye’ye dönerek kendi stüdyosunu açıyor. Fotoğraf makinesinin arkasında geçirdiği zaman on yıldan fazla olmasa da Moran kendine özgü bir üslup geliştirerek geride yaklaşık 10.000 negatiflik geniş bir arşiv bırakıyor.
“İki Gece Arasında”, bu kapsamlı arşivden seçilmiş otuz iki eseri bir araya getiriyor. Sergi, Moran’ın 1954-1958 yılları arasında İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleriyle Batı Anadolu’da gerçekleştirdiği keşif gezilerinde çektiği fotoğraflara odaklanıyor. Moran bu gezilere, üniversitenin sanat tarihi bölümünün saygın başkanı Mazhar Şevket İpşiroğlu’nun yeğeni olarak davet ediliyor ve tüm katılımcılar arasındaki az sayıda kadından biri oluyor. Söz konusu seferler, Anadolu’nun İslamiyet öncesi uygarlıklarının izlerini araştırmayı ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasını tarihsel bir çerçeve içinde değerlendirmeyi amaçlıyor.
Serginin başlığı “İki Gece Arasında”, Moran’ın siyah-beyaz fotoğrafçılığa ve karşıtlıklara duyduğu tutkuyu yansıtıyor. Bir röportajında ressam olma hayalinden söz eden ancak bu arzusu gerçekleştiremeyen Moran’ın kompozisyon, ışık ve biçime gösterdiği özende yine de bir ressamın bakışı hissediliyor. Hiçbir zaman bir belgesel fotoğrafçısı gibi çalışmıyor; Rolleiflex makinesini yüreğine yakın tutarak harabeleri, arkeolojik objeleri, sonsuz manzaraları ve mahrem iç mekânları müthiş bir duyarlılıkla kayda geçiriyor. Doğa ve yüzey desenlerine, bir teni incelercesine dikkatle yaklaşıyor; gri tonlarının inceliklerindeki dokunsallığı, müzikaliteyi, hatta erotizmi öne çıkarıyor. Kadın olması dolayısıyla, erkek meslektaşlarına kapalı anlara ve alanlara erişebiliyor, Anadolu’daki gündelik yaşamı — özellikle kadınların ve çocukların hayatlarını — eşsiz bir samimiyetle gözlemliyor.
Paris Photo seçkisi Moran’ın büyük boy baskıları ile kartpostal ölçüsündeki küçük edisyonlarını yan yana getiriyor; seçki aynı zamanda sanatçının son derece nadir erken dönem karanlık oda baskılarına da yer veriyor. Böylece uluslararası ziyaretçileri, Moran’ın yapıtlarının çeşitliliği, ritmi ve şiirselliği ile buluşturuyor. Nitekim eserleri, birçokları tarafından “edebiyatı sarsacak kadar güçlü bir sanat” olarak nitelendiriliyor. Galeri Nev sergiyi, gözden kaçmış bir geçmiş ile Yıldız Moran’ın fotoğraflarının derinliği ile sık sık karşılaşacağımız bir sonsuz gelecek arasındaki özel bir an olarak kurguluyor. 1997 yılından bu yana düzenli olarak açılan ve fotoğraf sanatına odaklanan dünyadaki en büyük fuar olarak bilinen Paris Photo’da bir araya gelecek galeriler, yayıncılar, koleksiyonerler ve sanatçıları Yıldız Moran’ın “İki Gece Arasında”ki görkemli aydınlığı ile karşılaştırmayı amaçlıyor.
Künye:
1. Yıldız Moran İsimsiz | Untitled 1957, Bilecik, Türkiye Arşivsel pigment baskı | Archival pigment print 41*41 cm 3 ed. + (1 ae)
2. Yıldız Moran İsimsiz | Untitled 1957, Van, Türkiye Arşivsel pigment baskı | Archival pigment print 14*14 cm 3 ed. + (1 ae)
3. Yıldız Moran İsimsiz | Untitled 1957, Nevşehir, Türkiye Arşivsel pigment baskı | Archival pigment print 80*80 cm 5 ed. + (2 ae)
4. Yıldız Moran İsimsiz | Untitled 1959, Nevşehir, Ortahisar, Türkiye Arşivsel pigment baskı | Archival pigment print 80*80 cm 5 ed. + (2 ae)
5. Yıldız Moran İsimsiz | Untitled 1956, Kayseri, Türkiye Arşivsel pigment baskı | Archival pigment print 80*80 cm 5 ed. + (2 ae)
6. Yıldız Moran
Sanne Rooseboom’un şehrin yaşaması zor semtlerinde büyümek, kendin olmak ve paslanmış şeylerle ilgili bir macera anlattığı, Sophie Pluim’un resimlediği romanı Mot ve Metal Balıkçıları, Hasan Türksel’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
Çözüm Bakanlığı’yla ülkemizde çok sevilen, ödüllü yazar Rooseboom’un bu hikâyesi 11 yaş ve üzeri okurlara yönelik.
Mot’un gerçek adı Vlinder, yani Kelebek’tir; tabii ona yalnızca annesi bu adla seslenir. Annesi, kızının elbise giyen, cıvıl cıvıl, kaygısız bir çocuk olmasını tercih eder ama Mot öyle biri değildir işte... Siyah kıyafetlerini ve büyüdüğü eski, bakımsız şehri sever. Bir isyan anında Mot, eski kanalda balık tutmak için kendi harçlığıyla bir mıknatıs satın alır ve küçük, paslı bir denizaltı bulur. Mot’un denizaltı bulduğu hafta gayet sıradan, hatta biraz da sıkıcı başlar ama Mot, büyük keşfini yapmadan önce daha çok şey yaşanacaktır. Mot’un asi akrobatlarla tanıştığı, güçlü bir milyarderle kapıştığı ve annesini daha yakından tanıma şansı bulduğu büyük macera işte böyle başlar.
“Mot pazar meydanında yarım saat daha kaldı ve oradaki tüm broşürleri aldıktan sonra eve doğru yola koyulmak istedi. Evini düşündükçe midesinde bir düğüm hissetti. Annesi sormadan nerede olduğunu ona söyleyecek miydi?”
27 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında izleyiciyle buluşmaya hazırlanan 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Altın Terazi yarışma filmleri ve jürileri, yedi farklı bölümde gösterilecek filmleri belli oldu.
Başkanlığını Prof. Dr. Adem Sözüer, direktörlüğünü Prof. Dr. Bengi Semerci’nin üstlendiği festival bir kez daha “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle dünyanın dört bir yanından toplam 40 filmi izleyiciyle buluşturacak. Program direktörlüğünü Alin Taşçıyan’ın, kısa metraj film koordinatörlüğünü Nil Kural’ın yaptığı festivalde bu yıl da film gösterimlerine VisionIST kapsamında düzenlenecek ufuk açıcı paneller ve “Yaşam Hakkı” temasıyla Türkiye’den ve dünyadan hukukçuları bir araya getirecek Akademik Program eşlik edecek.
Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, bu yıl da adalet, vicdan ve insan hakları kavramlarını merkezine alan zengin bir program sunuyor. Adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, sinemanın kalbinde de arandığını bir kez daha hatırlatıyor; her bölüm, sinemanın toplumsal tanıklık gücünü farklı yönlerden ortaya koyuyor. Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması, kişisel hikâyeler aracılığıyla küresel adaletsizlikleri, savaşın ve sömürünün kalıcı etkilerini, kadın dayanışmasını ve insani direnci ele alıyor. Farklı coğrafyalardan gelen filmler, bireysel vicdan muhasebesiyle toplumsal sorumluluk arasındaki dengeyi sorgularken, insanın en kırılgan hâllerine ışık tutuyor. Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması ise savaş, bellek ve özgürlük mücadelesi temaları etrafında şekilleniyor. Yarışmadaki yönetmenler hikâyeleri, susturulan sesleri, bastırılan geçmişleri ve kişisel direniş biçimlerini görünür kılarak sinemanın etik ve politik gücünü yeniden hatırlatıyor. Adalet Terazisi bölümünde adalet arayışı; suçluluk, vicdan, yalnızlık ve toplumsal eşitsizlik ekseninde inceleniyor. Filmler, bir mahkeme salonunun ya da bir vicdanın sınırlarını aşarak, insanın kendi iç adaletini bulma çabasını odağına alıyor. Zamanın İzleri bölümü günümüz dünyasında savaş, kadın özgürlüğü, çevre felaketleri, eğitim hakkı ve ifade özgürlüğü gibi temel meselelerin izini süren yapımlarla, bireysel tanıklıkları evrensel bir çağrıya dönüştürüyor. Bu filmler, geçmişle bugün arasında köprü kurarak adalet kavramının tarih boyunca değişen anlamlarını sorguluyor. Bu yıl festivalin en güçlü tematik bölümlerinden biri olan Filistin ile Dayanışma, Rashid Masharawi’nin inisiyatifiyle çekilen Sıfır Noktasından +: Gazze’nin Bitmemiş Öyküleri seçkisine ev sahipliği yapıyor. Gazzeli sinemacıların ürettiği yedi kısa ve bir uzun metraj film, savaşın ortasında bile direnen, üreten ve umut eden bir halkın sesini dünyaya taşıyor. Yeryüzü Hepimizin adlı özel gösterimde ise çevre felaketlerinin eşiğinde duran bir dünyada insanın doğayla ilişkisini yeniden düşünmeye davet eden etkileyici belgesel yer alıyor.
Festivalde uzun metrajlı film gösterimleri İBB Beyoğlu Sineması ve CKM - Caddebostan Kültür Merkezi Sineması’nda gerçekleşecek. Kısa film programı Taksim Fransız Kültür Merkezi ve CKM - Caddebostan Kültür Merkezi Sineması’nda gösterilecek, VisionIst etkinlikleri İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda yapılacak.
15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin detaylı programına buradan ulaşabilirsiniz.
21. Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, 11’i yerli, 10’u yabancı, toplam 21 ekip; Karagöz, kukla ve gölge oyunlarından oluşan programıyla 14-23 Kasım tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak.
Bursa Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından, UNIMA (Uluslararası Kukla Sanatçıları Birliği) iş birliğiyle gerçekleştirilen 21. Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, Bursa’nın sokaklarında, salonlarında, müzelerinde düzenlenecek.
Karagöz’ün memleketi Bursa; festival boyunca Türkiye’den Karagöz ve kukla sanatçılarına; ayrıca Fransa, Yunanistan, Guatemala, Meksika, Bosna-Hersek, Endonezya, İran ve Arjantin’den sanatçı ekiplerin gösterilerine ev sahipliği yapacak. Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi başta olmak üzere Tayyare Kültür Merkezi, Podyum Sanat Mahal ve Karagöz Müzesi’nde gerçekleşecek festivalde; izleyicileri geleneksel Karagöz gösterileri, hokkabazlık, akrobasi, gölge oyunları, el kuklaları, fiziksel tiyatro, sokak sanatı gösterilerini içeren rengârenk etkinlikler bekliyor. Festivalin açılış etkinliği, 14 Kasım Cuma akşamı saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi Osmangazi Salonu’nda gerçekleştirilecek. Açılışta Kocaeli Şehir Tiyatrosu tarafından sahnelenecek Şebo Müzikali, enerji dolu kurgusuyla izleyicilere eğlenceli bir başlangıç sunacak.
Festivalde bu yıl 10’u yabancı, 11’i yerli olmak üzere 21 ekip sahne alacak. Yaklaşık 100 sanatçı, eğitmen ve kukla ustası 38 gösteri ile Bursa’da bir araya gelecek. Festival sahne gösterileriyle sınırlı kalmayacak. Festival kapsamında beş atölye, bir söyleşi, bir yuvarlak masa toplantısı ve bir de çalıştay düzenlenecek.
Her yaş grubuna hitap edecek etkinliklerde katılımcılar, kukla ve gölge oyunları sanatının tarihsel kökenlerinden çağdaş yorumlarına, kültürel etkileşim potansiyeline kadar birçok başlıkta sanatın farklı yönlerinde deneyim kazanma fırsatı bulacak. Festival kapsamında; UNESCO’nun “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” listesinde yer alan Karagöz sanatı geleneğinin yaşayan en önemli temsilcilerinden R. Şinasi Çelikkol, “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanıyla sürdürdüğü sanat yolculuğunu izleyicilerle paylaşacak. 22 Kasım Cumartesi günü, saat 17.00’de Merinos AKM Muradiye Salonu’nda gerçekleşecek söyleşide Karagöz sanatının incelikleri, usta-çırak ilişkisi, Bursa’daki tarihsel mirası ve bir ömrün perde ardındaki hikâyesi anlatılacak. Ardından, Çifte Cadılar (Cazular) adlı Karagöz oyunu gösterimiyle, kadim perdenin ışığı tekrar yanacak.
21. Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali programına buradan ulaşabilirsiniz.
Raymond Tallis’in insan elini yalnızca biyolojik bir yapı olarak değil, insan bilincinin, kültürünün ve benliğinin oluşmasında merkezi bir rol oynayan felsefi bir varlık olarak merkeze aldığı çalışması El – İnsanla İlgili Felsefi Bir İnceleme, Ebru Kılıç’ın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Bu kitapta elin anatomisini, işlevlerini ve simgesel anlamlarını inceleyen Tallis; tutma, işaret etme, jest yapma ve araç kullanma gibi eylemlerin, yalnızca fiziksel hareketler değil, anlam üretiminin ve özne olmanın temel bileşenleri olduğunu gösteriyor. Sinirbilim, felsefe, antropoloji ve sanatı harmanlayan El, insan elini, insan olmanın ne anlama geldiğini kavramak için güçlü bir mercek hâline getiriyor. Mizahı ve entelektüel derinliği ustalıkla buluşturan Tallis, okuru düşüncenin ve bedenin kesişim noktasında, alışılmadık bir felsefi keşfe davet ediyor.
“Elin insan oluşumuzu şekillendirmekteki merkezi rolünü gündeme getiren ilk filozof ben değilim elbette. Okuyacağınız metinde ellerimiz olduğu için eşsiz derecede düşünceli varlıklar olduğumuzu ileri süren Anaksagoras’dan, eli “aletlerin aleti” diye tanımlayan Aristoteles’ten ve eli “zihnimize açılan pencere” olarak gören Kant’tan bahsediyorum. Anatomist F. Wood Jones’un “el insanın doğadaki yerini büyük ölçüde belirlemiştir” sözü, El’in tezini haber veriyordu. Bunu söyledikten sonra, nasıl bu kadar farklı olduğumuza dair anlattığım hikâyeyi bazılarının tümüyle ikna edici bulmayabileceğini ekleyeyim. Bu gibi durumlarda bile El’in, yine de onu okuyanları memnun edeceğini umuyorum. Bunun en önemli nedeni de el için bu metni yazmamın bana insan oluşumuzun zengin gizemini aydınlatma ve bundan sevinç duyma fırsatı vermiş olması; seküler bir hümaniste yaraşır bir işti doğrusu.” (Raymond Tallis’in Türkçe baskı için kaleme aldığı önsözden)
Hakan Tamar ve Tayfun Polat tarafından kurulan Radyo Modart’ın konser serisi kasım ayında da devam ediyor. 14 Kasım Cuma gecesi Roxy’de gerçekleşecek konserde Özge Fışkın, Nilipek. ve Güneş Özgeç müzikseverlerle buluşacak.
Modern, alternatif, yerli müziğe yer veren Modart, yeraltında veya popüler müzik alanında üretilen, müziğin yaratıcılığıyla ve hâkim piyasa anlayışına getirdiği alternatiflerle ilgileniyor. Radyo Modart’ın konser serisi kapsamında Özge Fışkın, Nilipek. ve Güneş Özgeç dinleyicilerle bir araya gelecek. Konserler öncesi, arası ve sonrasında Selcen Kadakal DJ kabininde olacak.
Kariyerine Ankara’da başlayan ve İstanbul’da devam eden Özge Fışkın, yayımladığı albüm ve teklilere paralel olarak uzun zamana yayılan sahne tecrübesiyle kuşkusuz ülkenin değerli kadın şarkı ve şarkı yazarları arasında müstesna bir yere sahip. Fışkın, kendine has sahne performansları ile her dönem adından söz ettiriyor.
Nilipek., ilk stüdyo albümü Sabah’ı 2015’te yayımladı. Sabah’ı 2017’de Döngü, 2020’de mektuplar izledi. Arka arkaya gelen albüm ve teklilerinde yeni ve daha cesur denemelere yelken açan Nilipek., 2023 yılında dördüncü albümünün hazırlıklarına başladı. Mayıs 2024’te yayımlanan dördüncü stüdyo albümü Uydurduğumuz Oyunlarla’da 11 şarkıyla dinleyici karşısına çıkan Nilipek., gündelik hayatın tanıdık duygularını yeni kelime ve seslerle betimlemeye devam ediyor.
İstanbullu şarkıcı, şarkı yazarı, müzisyen, aranjör ve prodüktör Güneş Özgeç, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda klasik müzik eğitimi gördü ve uzunca bir süre çeşitli klasik müzik orkestralarında keman ve viyola çaldı. Bestecilik ve prodüktörlüğe animasyon, dizi ve film müzikleri yaparak başladı. Kendi şarkılarını ilk olarak akustik biçimde yayımlayan Güneş, müziğine elektronik ögeleri de katarak kendi tarzını oluşturdu ve başka şarkıcı / şarkı yazarları için de prodüksiyon yapmaya başladı. “Ayda Bir Güneş” isimli sohbetli konser serisini, seslendirme, prodüksiyon çalışmalarını ve solo konserlerini sürdüren Güneş Özgeç, 15 Mart 2024’de ilk albümü Kertenkele Kraliçe’nin Zamansız Masalları’nı yayımladı.
Radyo Modart hakkında detaylı bilgiye buradan, konserin biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
Sevil Dolmacı Gallery, Elvan Alpay’ın son beş yılda ürettiği yeni işlerinden oluşan “Pánta Rheî / İşler – Works 2021-2025” başlıklı kişisel sergisini 2 Aralık 2025-3 Ocak 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Başlığını Herakleitos’un “her şey akar” ifadesiyle özetlenen felsefi fragmanından alan sergi, akışı yalnızca bir metafor olarak değil, maddenin doğasına içkin bir davranış biçimi olarak ele alıyor. Elvan Alpay, sergide mevcut kurumsal belleği “hareket hâlindeki madde” fikriyle güncelliyor; resmi bitmiş bir görüntü olmaktan çıkarıp kırılma, buharlaşma, sızma, katılaşma gibi süreçlerin görsel kaydına dönüştürüyor.
Alpay’ın yapıtları bugün Fondation Cartier (Paris), Mitsubishi Foundation (Tokyo), OMM Odunpazarı Modern Müze (Eskişehir) gibi kurumların yanı sıra Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Akbank, Alarko, QNB Finansbank, Yıldız Holding, Arçelik, Boyner, ENKA, TurkishBank gibi önemli koleksiyonlarda yer alıyor.
2006 Pekin Bienali Büyük Ödülü’nün sahibi olan Alpay, Paris’ten Tokyo’ya, Londra’dan New York’a uzanan çok katmanlı bir sergi geçmişine sahip. Ancak “Pánta Rheî”, sanatçının 2021 sonrasında ürettiği yapıtların ilk kez bir arada görülebileceği bütüncül bir seçki sunuyor; yusufçukların hız fiziği, mantarların yeraltı zekâsı, yaprak damarlarının haritaları, akrilikte hapsolmuş ışık huzmeleri bu serginin dünyasını oluşturuyor. Alpay’ın pratiği, “doğa temsili”ni reddederek doğanın kendisini resmin içine davet ediyor. Sanatçının ifadesiyle: “Ben motif seçmem. Onlar davranır; ben kaydederim.”
“Pánta Rheî / İşler – Works 2021–2025”, bir konu sergisi değil; bir deney alanı. İzleyici, sabit bir imgeye değil, sürekli bir oluşa tanıklık ediyor. Bu sergi, resme bakmayı değil, resmin cereyanına kapılmayı öneriyor.
Pera Müzesi, “Ortak Duygular” sergisi kapsamında İngiliz yazar ve akademisyen Annebella Pollen ile 13 Kasım Perşembe akşamı “Annebella Pollen ile British Council Koleksiyonu Üzerine” başlıklı bir söyleşide bir araya gelecek.
Pollen, bu söyleşide Sınırları Olmayan Sanat: British Council ve Görsel Sanatlar Tarihi adlı kitabından yola çıkarak British Council Koleksiyonu’nun tarihsel gelişimini, uluslararası kültürel ilişkilerdeki rolünü ve serginin kavramsal çerçevesiyle kurduğu bağları ele alacak. Pollen, konuşmasında 1930’lardan günümüze uzanan sergileme pratikleri üzerinden modern ve güncel sanatın uluslararası diyaloğu güçlendirme biçimlerini tartışacak; sanatın sınırları aşan etkisini tarihsel belgeler, geçmiş sergilerden örnekler ve British Council’ın vizyonu üzerinden ele alacak.
Kuruluşunun 20. yılını kutlayan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, British Council Koleksiyonu’ndan yapıtları “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” sergisinde bir araya getirdi. Ulya Soley küratörlüğündeki sergi, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının eserleri aracılığıyla, bir sanat koleksiyonunun yalnızca geçmişi belgeleyen değil, aynı zamanda bugünün toplumsal ve politik dinamikleriyle etkileşim kuran canlı bir yapı olabileceğini vurguluyor.
13 Kasım Perşembe akşamı, saat 18.30’da gerçekleşecek “Annebella Pollen ile British Council Koleksiyonu Üzerine” başlıklı söyleşi Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlik ücretsiz ve dili İngilizce olacak. Rezervasyon alınmayacak.
Netflix, Stranger Things’in beşinci ve final sezonu öncesinde, 15 ve 16 Kasım tarihlerinde Volkswagen Arena’da dizinin hayranlarını özel bir etkinlik düzenleyecek.
Stranger Things’in küresel kampanyası kapsamında, İstanbul’un da aralarında bulunduğu birçok şehirde izleyiciler, Stranger Things evreninde bir araya gelecek. Etkinlikte, hayranlar dizinin unutulmaz anlarını ve detaylarını fiziksel olarak keşfetme fırsatı bulacaklar. İki gün sürecek etkinlikte ziyaretçiler, Hawkins’in sokaklarından Upside Down’a uzanan benzersiz bir deneyimin parçası olacak. Dizi setini andıran özel tasarımlı alanlar ve diziden ilham alan aktivitelerle hayranlar, Stranger Things dünyasında yolculuğa çıkarak dizinin final sezonu öncesinde kendilerini unutulmaz bir atmosferin içinde bulacaklar.
Stranger Things deneyim alanı, 15 Kasım Cumartesi günü 14.00-22.00 saatleri arasında ve 16 Kasım Pazar günü 10.00-22.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Her iki gün de kapı girişleri saat 20.00’de sonlanacaktır.
Stranger Things’in final sezonu ise, 27 Kasım’da yayımlanacak ilk kısmı, 26 Aralık’ta yayımlanacak ikinci kısmı ve 1 Ocak’ta yayımlanacak final bölümüyle izleyicilerle buluşacak.
Zeren Göktan’ın “Seninle Benim Aramda / Between You and Me” başlıklı kişisel sergisi 6 Aralık’a kadar Pilot Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.
“Seninle Benim Aramda / Between You and Me” sergisinde, Zeren Göktan’ın son dönemde ürettiği “Kırık Beyaz” fotoğraf serisinden işler ve “Nasıl Var Olursun? Kendi Süpürgeni Nasıl Yaparsın? Nasıl Yok Olursun?” başlıklı enstalasyon çalışması yer alıyor. Sergide ilk defa gösterilecek siyah beyaz fotoğraflardaki kadınlara biberonlar, çalı süpürgeleri, ağaçlar, şimşekler, kuru dikenler ve yabani otlar eşlik ediyor. Göktan, yabani otların ve dikenlerin arasında var olan ve yok olan kadınları bir dizi fotoğrafla betimlerken, kadının kendisiyle ve toplumla arasındaki ilişkisine; kuşaklar, mesafeler ve dönüşümler üzerinden odaklanıyor. Sanatçının fotoğraflarında kullandığı diken tomarları hem içgüdüsel bir koruma objesi olarak bir kalkan gibi beliriyor hem de karşısındakiyle kurulan ilişkinin çelişkileri ve karmaşıklığını temsil ediyor. Göktan, bu yinelenen imgeler aracılığıyla varlık ile yokluk, beden ile toprak, benlik ile toplum arasındaki kırılgan eşiklere işaret ediyor.
Zeren Göktan’ın mahrem olanla kolektif olanın arasında konumlanan ve bir bölümünü triptik olarak tasarladığı fotoğraflardan oluşan seri, şimşekten korunan bir kadın, ilk hayal kırıklığını yaşayan kız çocuğu ve bir anneyle kuşaklar arası bir yolculuğa dönüşüyor. Bu fotoğraflar, birbirine karışmış dikenlerin içinde beliren ve yok olan kadınları da içine alıp, ışık saçan yıldızlara dönüşerek seyirciyi ağırlıyor.
Künye:
1. ‘’Seninle Benim Aramda I ” / Kırık Beyaz, 2025 Fineart baskı 90x90 cm
2. “Ormanın Kraliçesi” / Kırık Beyaz, 2024 Fineart baskı 130x97.5 cm