
Melike Koçak’ın her kelimenin yerini bulduğu, kaygıyı, öfkeyi ve hazzı etraflarını saran onca gürültüden ve karmaşadan uzaklaştırıp merceğinin altına koyduğu öykülerinden oluşan ilk öykü kitabı Hiçkuşu, Can Yayınları’ndan çıktı.
Hiçkuşu'nda, coğrafyaya, tene, bedene, sokağa, ev içlerine yerleşmiş sızılar, kanlı yaralar ritmi ve hızı hiç durmadan değişen, kesilen, delinen, şiirle komşu bir dille tek tek açılıyor.
Koçak tüm öykülerinde insan özneyi en gerilere çekip güvercinlerin, sardunyaların, köpeklerin, kırkayakların, serçelerin sesini duymaya, onların dilini sökmeye çalışıyor. Kolektif felaketlere, kıyımlara bireysel yerinden, ev içinden, birbirine karışan kahve, tarçın, kan ve yanık kokuları arasından bakarken gündeliğin, iş görüşmelerinin, çağrı merkezlerinin, doktor muayenelerinin yarattığı türlü türlü halin sıkıntısına kafa tutuyor.
"Kar üzerinde kan lekeleri, tek gözlü ceviz ağaçları, kuş doğuran karıncalar, kilise çanları, dile gelen kesikbaşlar, sokak ortasında inciri ikiye bölüp yiyen kadınlar, sıkı sıkıya kapalı naylon perdelerle nakşedilen kara masallar…”
Yönetmen ve yapımcı Ramazan Kılıç’ın son filmi Tarihte Yaşanmamış Olaylar, prömiyerini 27 Ocak - 4 Şubat 2023 tarihlerinde 45’incisi gerçekleştirilecek Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali’nde yapacak.
Fransa’nın Clermont-Ferrand şehrinde düzenlenen 45. Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali’nin uluslararası yarışmasında gösterilecek olan Tarihte Yaşanmamış Olaylar, 78 filmin kabul edildiği uluslararası yarışmada Türkiye’den seçilen tek film oldu. 2020 yılında Servis filmiyle de Clermont-Ferrand’de yarışan Ramazan Kılıç böylece, festivalin yarışmasına Türkiye’den ikinci kez davet edilen ilk yönetmen oldu.
Ramazan Kılıç’ın yazıp yönettiği ve Ekin Koç ile birlikte yapımcılığını üstlendiği film; annesi ve dilsiz babaannesi ile Doğu’da bir köyde yaşayan 10 yaşındaki Şêvin’e odaklanıyor. Baskılayan ve yasaklayan yetişkin dünyada neşesini ve yaratıcılığını yitirmeyen çocukların umut dolu hikâyesini anlatan filmin oyuncu kadrosunda Elanur Kılıç, Reyhan Kılıç, Şükran Aktı ve Muhammed Ali Kılıç yer alıyor.
Görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber‘in, kurgusunu ise Abdullah Enes’in yaptığı filmin uluslararası haklarını da Béla Tarr, Lucrecia Martel, Karim Aïnouz, Paz Encina gibi birçok yaratıcı sinemacıyı destekleyen Fransız menşeli MPM Premium yürütecek. Henüz proje hâlindeyken, Clermont-Ferrand’a yarışmış olan yönetmenlere açık olan Kickstarter X Clermont adlı programa seçilen film, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı tarafından desteklendi ve kitlesel fonlamalarla tamamlandı.
KUN Art Space, illüstratörlerin eserlerinden oluşan “Lustrum” başlıklı karma sergiyi 24 Aralık’tan itibaren sanatseverlerle buluşturuyor.
Shahnaz Aghayeva, H.A.M Hūrkan Alcan, Yiğit Can Alper, Bora Aşık, Atılay Aşkaroğlu, Kaan Bağcı, Eren Bous, Ekinakis, Alptekin Canatar, Vardal Caniş, Başak Cansu Güvenkaya, Ece Haskan, Hikmeti Tabiyeci, Sercan Tunalı, Deniz Varlı, Gizem Winter, Yiğit Yerlikaya, Baysan Yüksel, Pınar Yün ve Aslı Alpar’ın çalışmalarının yer aldığı sergi adını illüstrasyonun kökeni anlamına gelen “Lustrum”dan alıyor. İllüstratörlerin çok disiplinli pratikleri ile oluşturulan “Lustrum” sergisinde toplumsal düzendeki yıkım, inşa, insan olmanın güçlüğü, duyguların karmaşıklığı gibi güncel ve sosyal meseleleri ele alan çalışmalar bulunuyor. Sergi, illüstrasyonun köklerine eğilmeyi, günümüzde çağdaş illüstrasyonun güncel durumunu araştırmaya, disiplinler arası pratiklerdeki üretimlerine ve günümüzdeki yerine odaklanıyor. Popüler kültür, sanat, sosyo-politik anlatılar ve toplumsal konulara dair hicivli ve çarpıcı yaklaşımların olduğu eserler çizim, yağlı boya, video, giff, heykel, dijital ve serigrafik baskı gibi disiplinlerin izlendiği, güncel dünyaya dair ironi dolu gerçeklikleri izleyici ile buluşturuyor.
“Lustrum” başlıklı sergiyi 24 Aralık 2022 - 21 Ocak 2023 tarihleri arasında Adana’da yer alan KUN Art Space’te ziyaret edebilirsiniz.
Sibel Oral’ın çağdaş edebiyatımızın 17 yazarının bir otobüsün penceresinden dünyaya baktığı 17 öyküsünden derlediği Otobüsün Penceresinden adlı kitabı Doğan Kitap’tan çıktı.
17 yazar, şehirden şehre, geceden gündüze, geçmişten geleceğe ve sonrasında şimdiye varan 17 öyküde bir araya geliyor. Bu öykülerin yazarları ise Ahmet Ümit, Aslı Perker, Ayşe Sarısayın, Başar Başarır, Bedia Ceylan Güzelce, Defne Suman, Doğu Yücel, Haydar Ergülen, İsmail Güzelsoy, Mahir Ünsal Eriş, Mario Levi, Murat Yalçın, Pelin Buzluk, Sibel Oral, Şebnem İşigüzel, Şermin Yaşar, Yekta Kopan.
“Teklifimiz şu: Yola çıkmak ya da yoldan çıkmak için herkese bir pencere…
Hikâye de böyle başlar zaten.
Peki ama, bir hikâye nerede biter?
Elbette bir “otobüsün penceresinde.” Sonra?
Sonra yol biter, hikâye devam eder ve herkes varmak için kendine döner.
Az gider, uz gider, dere tepe düz gider.”
İş Sanat’ın YouTube kanalına özel hazırladığı Provadan İzle serisi, Midas’ın Kulakları oyunuyla devam ediyor.
Oyun yazarı ve dramaturg Güngör Dilmen’in 1959 yılında Tiyatro Dergisi’nin düzenlediği yarışma için kaleme alarak birincilik ödülünü kazandığı Midas’ın Kulakları oyunu, 22 Aralık Perşembe saat 20.30’dan itibaren İş Sanat’ın YouTube kanalında izlenebilecek.
Yiğit Sertdemir’in yönetmenliğini üstlendiği Midas’ın Kulakları’nda Kumbaracı50 oyuncularından Gizem Akdoğan, Ceyda Akel, İbrahim Arıcı, Volkan Çıkıntıoğlu, Gülhan Kadim, Şirin Keskin İndere, Sinem Öcalır, Meriç Rakalar, İsmail Sağır, Eraslan Sağlam, Yeşim Sarı, Yiğit Sertdemir, Ayşegül Uraz ve Emrahcan Yaylı rol alıyor.
Oyunda Yunan tanrısı Apollon, Midas’ı eşek kulaklarıyla cezalandırıyor ancak Midas bir süre sonra kulaklarını ayrıcalık olarak görerek Apollon’u yeneceğini düşünüyor. 2012 yılında hayatını kaybeden Güngör Dilmen, oyunda mitolojik bir anlatıyı mizahi ve eleştirel bir dille seyirciye aktarıyor.
Carlos Aires’in “I will die… As will you (Ben öleceğim… Sen de)” başlıklı kişisel sergisi 11 Şubat tarihine kadar Zilberman’ın Mısır Apartmanı’ndaki ana galeri mekânında sanatseverlerle buluşuyor.
“I will die… As will you” sergisinde mekâna özgü çoklu bir heykel yerleştirmesi, fotoğraf baskılardan oluşan kolajlar, banknotlardan yapılmış tipografik bir çalışma olmak üzere Carlos Aires’in yeni çalışmaları izleyiciye sunuluyor. Aires, küresel çapta meydana gelen güncel felaketleri, anonim veya popüler tarihi şahsiyetler üzerinden ön plana çıkararak; toplumsal meseleleri çağdaş anlatısıyla ele alıyor. Kişisel belleğe, müziğe, sinemaya, maddi kültüre, tüketim alışkanlıklarına, korku ve aşka dair farklı anlayışların “kültürel” kodlarını araştırıyor. Çağdaş dünyanın en acil toplumsal sorunlarını analiz ederek, günümüzün önde gelen hâkim güçleri, temel kurum ve şahsiyetlerini sorguluyor. Sanatçının yapıtları, kötücül ama tutkulu, karmaşık fakat eğlenceli bir evrenin ikiliğini içeriyor.
Carlos Aires, “I will die... As will you” sergisi ile insanın kendi ölümünü düşünmeden etrafındaki her şeyi yok etmesine işaret ediyor. Sanatçı insanlığın bugün içinden geçmekte olduğu hassas anlara odaklanıyor. Tüm bu apokaliptik imalar manzarasında insanın ölümünü inkâr etmedeki ısrarı dikkat çekici hâle geliyor. “Carpe diem” (anı yakala) fikrini güncel bir yorumla ortaya koyan sanatçı, yaşamı tüm olumsuzluklarıyla kabul ederek kutlamaya davet ediyor. Sanatçı, sergide üretilen temsiller ve bunların birbirleriyle çelişen yönlerine işaret ettiği insanlık tarihine dair bir dizi vizyonu paylaşıyor. Anlatısını kültür, duygu ve estetik üzerinden kurgulayan çalışmalarıyla, kimi zaman bir müzik parçasıyla, kimi zaman tarihe damga vuran bir siyasi olayla, bazen de tanınmış bir sanat yapıtı yoluyla aktarmanın biçimlerini arıyor. Son dönemde dünyanın deneyimlediği bir dizi savaş, salgın, ekoloji ve enerji krizi gibi güncel ve politik meseleleri ironik diliyle aktarırken insanın ölümle olan ilişkisini haz, eğlence ve mizahla bütünleştiriyor.
Ursula K. Le Guin’in “Fantastik kelimesini baştan tanımlatacak bir kitap.” olarak tanımladığı John Crowley’nin DEVE Cüce adlı romanı Begüm Gür Erdost’un çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Smoky Barnable çok da dikkat çekmeyen genç bir adamdır. Nesillerdir Sınırorman’da yaşayan Drinkwater ailesinin kızı Daily Alice Drinkwater’la evlenmek için hiçbir haritada bulunmayan Sınırorman’a gelen Smoky, kendisini giderek garipleşen, anlamsızlaşan ve aklın sınırlarını zorlayan bir hikâyenin içinde bulur.
“Birçok evden oluşur Sınırorman; hepsi birbirinin içinde, hepsi birbirine kenetli. Gizemi ve büyüsü eksik olmaz bu evin, attığınız her adımla beraber büyür, siz evin derinliklerine girdikçe daha da acayipleşir.”
Elektronik müziğin önemli gruplarından Moderat, #PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında 24 Haziran 2023’te Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
Berlin çıkışlı elektronik müzik grubu Moderat, “Bad Kingdom”, “A New Error”, “The Fool”, “Eating Hooks” gibi milyonlarca dinlenmeye ulaşan parçalara imza attı. Apparat projesiyle tanınan Sascha Ring ve Modeselektor üyeleri Gernot Bronsert ve Sebastian Szary tarafından 2000’lerin başında Berlin’de kurulan Moderat; elektronik, minimal techno, ambient ve glitch türlerini bir araya getirerek elektronik müzik dünyasında kendilerine özel müzikal bir dil oluşturdu. Müzik platformu Resident Advisor tarafından “Kaçırılmaması Gereken Canlı Performans Grubu” seçilen Moderat; Primavera Sound, Glastonbury, Sónar, Electric Zoo, Lowlands Fesival gibi festivallerde pek çok kez ana isimlerinden biri olarak sahne aldı.
PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında 24 Haziran 2023’te Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Moderat konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Salt’ın sanatçı, yazar ve eğitimci Özer Kabaş (1934-1998) üzerine yürüttüğü araştırmanın ilk kısmı olan ve Kabaş’ın yazılarından oluşan “Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları” başlıklı e-yayını erişime açıldı.
Salt’ın 1950’lerden günümüze Türkiye’de sanat odaklı araştırmaları kapsamında hayata geçirdiği “Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları” başlıklı e-yayın, Özer Kabaş’ın mesleki yaşamı boyunca kaleme aldığı yazıları bir araya getiriyor. Yayında Kabaş ile yapılan söyleşi ve toplantı dökümlerine ek olarak Vasıf Kortun’un, Kabaş’ın yazılarına dair bir metni de yer alıyor. Salt’ın 2021 sonbaharında Özer Kabaş üzerine başlattığı arşiv ve araştırma sürecinin ilk ürünü olan “Sentez ve Montaj”, adını sanatçının 1969’da yazdığı Türk Resminde Montaj makalesinden alıyor.
“Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları”, Kabaş’ın 1966’dan 1997’ye sanat tarihi ve eğitimi üzerine yazdığı yazılar sanat, tasarım ve sinemadan insan, çevre ve siyaset ilişkilerine uzanan çok yönlü bir literatür sunuyor. Vasıf Kortun’un bu yayın için kaleme aldığı “Yale’den Gelen Adam: Özer Kabaş Yazıları”, Kabaş’ı daha az bilinen eğitimci ve sanat düşünürü yönleriyle ele alıyor. Kabaş ve Sezer Tansuğ, Ömer Uluç, Yılmaz Zenger’in katılımıyla gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısı, sinema ile resim ilişkisini irdeliyor. Sanatçının vefatından kısa bir süre sonra Zeynep Rona tarafından Ayşe ve Ercümend Kalmık Vakfı’nda düzenlenen “Özer Kabaş’ın Bıraktığı İzler” toplantısının dökümünde ise Kabaş, yakınları Oya Başak, Jale Erzen, Cevat Çapan, İclal Erentürk, Süleyman Saim Tekcan, Engin Cezzar, Mete Yalçın, Ali Teoman Germaner ve Gülriz Sururi’nin anıları üzerinden anlatılıyor.
Özer Kabaş’ın sanatın farklı disiplinlerine ilgisi, sanat eğitimine yaklaşımını ve katkılarını aktarmayı amaçlayan araştırma kapsamında saltonline.org’da PDF ve EPUB formatlarında sunulan “Sentez ve Montaj”, ayrıca 2023 yılı başında basılı kitap olarak da yayımlanacak.
Künyw:
1. Özer Kabaş, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki atölyesinde, tahminî 1970’ler Salt Araştırma, Özer Kabaş Arşivi
2. Özer Kabaş ve Mehmet Güleryüz, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, 1976 Salt Araştırma, Özer Kabaş Arşivi
Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis’in günümüz dünyasında hem daha sıradan hem de daha sinsi hâle gelen kötülüğe dair kaleme aldıkları Akışkan Kötülük, Akın Emre Pilgir’in çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
“Kötülüğe dair yeni bir şey yok, ezelden beri bizimle birlikte. Ancak günümüzde akışkan-modern dünyamızı karakterize eden türde yeni bir kötülük söz konusu. Daha önceki katı modernite biçimlerini karakterize eden kötülük, baskı araçları üzerinde tekel oluşturan ve zaman zaman korkunç derecede vahşi ve barbar amaçlarına ulaşmak için ellerindeki araçları kullanan devletlerin elinde yoğunlaşmıştı. Buna karşılık, çağdaş akışkan-modern toplumlarımızda, kötülük tamamen daha yaygın ve aynı zamanda daha görünmez hale geldi.
Akışkan kötülük, insan etkileşiminin ve ticaretin akışkan-modern biçimleri tarafından dokunan kumaşın dikişlerinde, insanların birlikte yaşama dokusunda ve rutin işleyiş süreçlerinde gizlenir. Şiddetli bireyselleşme, insanlar arası bağların gücünü aşındırırken, kötülük, acımasız rekabetin ve karşılıklı yabancılaşmanın işbirliği ve dayanışmanın yerini aldığı, tamamen kuralsızlaştırılmış ve özelleştirilmiş bir sosyal alanın kara deliklerinde gizlenir. Mevcut haliyle kötülüğü tespit etmek, ortaya çıkarmak ve direnmek zordur. Sıradanlığıyla bizi baştan çıkarır ve sonra aniden dışarı fırlar, görünüşte rastgele vurur. Sonuç, mayın tarlasına benzeyen sosyal bir dünyadır: Patlayıcılarla dolu olduğunu ve patlamaların er ya da geç olacağını biliyoruz ama ne zaman ve nerede patlayacakları hakkında hiçbir fikrimiz yok.”