GÜNDEM
  • 17-01-2023

    Hüseyin Rüstemoğlu’nun “Kendi Ormanında” başlıklı kişisel sergisi 28 Ocak’a kadar Artgalerim Karaköy’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Hüseyin Rüstemoğlu, “Kendi Ormanında” başlıklı sergi projesi kapsamında üretimde bulunduğu çalışmalarının çıkış noktasını ormanlarda geçen çocukluk üzerine kurguluyor. Doğanın rehber olduğu bir keşif yolculuğuna odaklanan sanatçı, makineleşen insanoğlu dünyasından ve zorunlu koparıldığımız doğadan “insanoğlu ve doğa” birlikteliğini resimlerine yansıtıyor.

    Rüstemoğlu çalışmalarının ve doğaya yaptığı keşiflerin sonucunda böyle bir projeye hayat veriyor. Sanatçı, ilhamını çocukluğunda iç içe büyüdüğü aile evlerinde yetiştirilen bitkilerden, özellikle devetabanı ve Bursa ormanlarından alıyor. “Kendi Ormanında” projesiyle insan bedeni ve çıplaklığını doğayla buluşturan sanatçı hem doğayı hem de insanoğlunun doğa üzerindeki yerini/rolünü sorguluyor. Sanatçı, bedenlerin özünde doğayı da yeniden keşfe çıkıyor.

    Doğal hâliyle ele alınan insan bedenleriyle yalnızlığı ve sosyal aidiyetsizliği anlatan Rüstemoğlu, deseni ve fotoğrafı temel alarak inşa ettiği çalışmalarında, kâğıt, boya ve dijital baskı gibi malzemelerden yararlanıyor. Çok disiplinli yaklaşımıyla desenin ve fotoğrafın köklerine derinden bağlı yeni bir estetik meydana getiriyor. Sanatçı, sosyal değişimlerin hızla yaşandığı günümüzde, ötekileştirilen hayatlara tanıklık etmeye ve bunları ifşa etmeye odaklanıyor. Kompozisyonlarındaki figürler, etraflarındaki dünyaya ne herhangi bir güç uygulayabiliyor ne de ondan kaçabiliyorlar. Biçimsel anlamda, mesafeli görünseler de seçilen figürlerdeki özne ve nesneler, psikolojik bir yoğunluk taşıyor. Sanatçı, figürleri saran alanlarla da izleyiciyi umudu sorgulamaya çağırıyor.

    0
    0
    1541
  • 17-01-2023

    Kaira Rouda’nın yakınlarımızı ne kadar tanıdığımızı sorgulatan, bir hayatı mahvedecek kadar karanlık bir ihanet hikâyesi anlattığı romanı En Güzel Gün, Elif Şiir Şentekin’in çevirisiyle Çınar Yayınları’ndan çıktı.

    ​“Hiçbir ilişki dışarıdan göründüğü kadar mükemmel değildir. Paul Strom’un mükemmel bir hayatı var: Parlak bir kariyer, güzel bir eş, iki sağlıklı erkek çocuk, zengin bir banliyöde büyük bir ev. Üstelik o mükemmel bir koca… Paul, karısı Mia’yla birlikte göl evlerinde romantik bir hafta sonu planlamıştır. Ve o gün, gelmiş geçmiş “en güzel gün” olacaktır. Ancak Paul ve Mia şehirden çıkıp göl evine doğru ilerlerken, aralarında bir gerilim başlar. Birbirlerine ne kadar güveniyorlar? Evlilikleri dışarıdan göründüğü kadar mükemmel mi?”

    0
    0
    1696
  • 16-01-2023

    Beykoz Kundura’nın bu yıl ilki gerçekleştireceği Kundura DocLab isimli belgesel alanında sinema ve tiyatro yönetmenlerine yönelik hazırlanan proje ve kapasite geliştirme programına başvurular başladı. Film ve tiyatro alanından toplam 10 projenin seçileceği Kundura DocLab’e 13 Şubat’a kadar başvuru yapılabilecek.

    8 - 14 Mayıs tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşecek Kundura DocLab, sinema ve tiyatro pratiğini buluşturarak, katılımcılara bir hafta boyunca çağdaş ve disiplinlerarası bir yaklaşımla ortak araştırmalar yapma şansı sunacak. Beykoz Kundura’nın farklı disiplinlerin izinde tartışma ve üretim olanakları yaratmak amacıyla 2021 yılında kurduğu laboratuvar programı KunduraLab’in çatısı altında hayata geçirilen Kundura DocLab, Türkiye ve komşu ülkelerden belgesel yönetmenlerini, yeni projeleriyle İstanbul’da bir araya getirecek. Kurmaca dışı hikâye anlatımında uluslararası sanatsal iş birlikleri ve ilham verici metodolojiler geliştirmeyi hedefleyen Kundura DocLab, Türkiye’nin yanı sıra Ortadoğu, Balkanlar ve Güney Kafkasya bölge ülkelerinden film ve oyun yönetmenlerini bir araya getirerek kültürlerarası iş birliği alanları yaratmayı amaçlıyor. Kundura DocLab’ın programı dramaturg Aljoscha Begrich ve yaratıcı sinema yapımcısı Bruni Burres’in danışmanlığında hazırlanacak. Seçilen yönetmenlere özel proje ve kapasite geliştirme atölyelerinin yapılacağı programda ayrıca, Kundura Sinema ve Kundura Sahne’de seyirciye açık gösterimler ve sanatçı konuşmaları da olacak.

    ​Başvurular sonucunda yapımcı Dilek Aydın, araştırmacı, akademisyen ve küratör Gurur Ertem, yönetmen ve küratör S. Buse Yıldırım ve mimar, sanatçı ve araştırmacı Yelta Köm’den oluşan jürinin seçeceği on proje, 6 Mart’ta duyurulacak. Kundura DocLab’e 13 Şubat Pazartesi günü Türkiye saatiyle saat 18:00’e kadar buradan başvuru yapılabilecek.

    0
    0
    1237
  • 16-01-2023

    İstanbul Modern’in mimar Renzo Piano imzalı Karaköy’deki yeni müze binası daha açılmadan The New York Times tarafından “2023’te görülmesi gereken 52 yer” listesine dâhil edildi.

    The New York Times gazetesinin internet sitesindeki “2023’te görülmesi gereken 52 yer” listesinde İstanbul da yer alıyor. The New York Times editörlerinin hazırladığı listede İstanbul Modern’in yeni müze binasının yanı sıra Feshane, Yedikule Gazhanesi ve Haliç Tersanesi gibi İstanbul’un son dönemde yenilenen tarihi yapıları da bulunuyor.

    ​Haberde, Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern’in Karaköy’deki Renzo Piano imzalı yeni binasının yanında müze koleksiyonundan Fahrelnissa Zeid ve Erol Akyavaş gibi sanatçılar ön plana çıkarılıyor. Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    2997
  • 16-01-2023

    Rıza Kocaoğlu’nun performansıyla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan, Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun kaleme aldığı ve Kayhan Berkin’in yönettiği Kibritin Ucunda oyununun prömiyeri 25 Ocak’ta Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde gerçekleşecek.

    Kibritin Ucunda; Zorlu PSM’nin 10. sezonunun PSM Prodüksiyonu’ndaki ilk oyunu olacak. Rıza Kocaoğlu, otuzlarının başında başarı hırsının, çocukluğunun ve küçük bir felaket sonrası ziyarete gelen geçmişinin gölgesinde, kendiyle derin bir hesaplaşmaya giren ve her şeyini kaybettiğini düşünen bir plaza çalışanını canlandıracak. Başarı hırsının, çocukluğunun ve gençliğinin gölgesinde, kendiyle uzun ve derin bir hesaplaşmaya giren bir adamın hikâyesini anlatacak.

    Kibritin Ucunda, sezon boyunca Zorlu PSM %100 Studio’da sahnelenecek. Oyunun sınırlı sayıdaki 25 ve 26 Ocak temsillerine buradan bilet alabilirsiniz.

    0
    0
    2184
  • 16-01-2023

    Ferda Art Platform, Buğra Erol’un “12345678” başlıklı kişisel sergisine 4 Şubat tarihine kadar ev sahipliği yapıyor.

    Begüm Güney’in küratörlüğünü üstlendiği “12345678” sergisi, Buğra Erol’un farklı disiplinlerde ürettiği işlerinden bir seçkiyi izleyiciye sunuyor. Sınırlandırılmış bir temanın etrafında şekillenmek yerine sanatçının farklı tür ve materyallerden ürettiği işleri bir araya getiren sergi Erol’un üretime ve üslubuna ayna tutuyor.

    Sevgili Buğra (ki aslında ben sana sadece B derim),

    Ardı ardına sıralanmış bu sayıları, ‘yeni sergimin başlığı bu!’ dediğin öğleden sonra, Taksim’de birlikte çorba içtiğimiz yerde birbirlerinden çok farklı-çok benzer olan şeyleri konuştuk. Sen ve ben gibi yeni ürettiğin çizimlerini bir kısmı tuvallere dönüşen, heykelleri, ışıklı kutularını ve hazır nesneleri de dahil ederek aslında ne ‘söylememeye’ çalıştığını konuştuk. Açık bir kitap gibi.

    Yakın arkadaşım Eylül’ü hatırlarsın ‘Iskarta’ için bizden bir yazı istediğinde aklıma bir sanatçı ve küratör olarak değil, iki çocukluk arkadaşı olarak mektuplaşmayı önermek gelmişti. O gün ne tesadüftür ki -tesadüf diye bir şey var mı?- sergi için benden bir mektup yazmamı istemen beni şaşırttı ve özgürleştirdi. Mektuplaşmanın genel doğasına aykırı bir şekilde yanıtını alamayacak ve yakınlığının paylaşılamayacak olması hitabımı biraz zorlaştıracak olsa da bu tek taraflı mektuplaşmayı hemen kabul ettim. Sonra da acaba bu durum herkesi dahil ettiğin başka bir samimiyet mi kuruyor acaba diye düşündüm.”

    Begüm Güney’in yazdığı sergi metninden.

    ​Ayrıca Ferda Art Platform Proje Alanı’nda Ecemnaz Dalmaz’ın “Orda Olmak İsterim ama Olamam” başlıklı ikinci kişisel sergisi 4 Şubat’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.

    0
    0
    2184
  • 16-01-2023

    1950 kuşağının en önemli kalemlerinden Adnan Özyalçıner’in yeni öykülerinden oluşan Yağmurda ve yaşama, yaşananlara, düşlere, düşünüşlere dair yazılarını bir araya getiren Yüzleşmeler adlı kitapları Everest Yayınları’ndan çıktı.

    1960 yılında yayımladığı Panayır ile edebiyat yolculuğunda yarım yüzyılı geride bırakan Özyalçıner, yeni öykülerinin yer aldığı Yağmurda ile insanın serüvenine buruk ama umutlu bir çentik daha atıyor. Yalnız bir çocuğun penceresinden kanatlanan düşüncelerle “karanlığı elemekten” yorulanların dünyasına bakan Özyalçıner, telaşlı sokaklardan ıssız kumsallara, kalabalık üstgeçitlerden bir başına kuruyup kalan köylere, kentlerden kırlara, günden geceye uzanıyor.


    Yüzleşmeler, Özyalçıner’in, günlük yaşamın açmazlarından sanatın anlamına, emek dünyasının evriminden  politik-ekolojik sıkıntılara, aşktan yalnızlığa ve dayanışmaya, güncelin aynasından yansıyanlarla kendine özgü hasbihâlini sunuyor okura. Gerçeğin yüzüne dürüstçe bakarken umudun ipini bırakmayan parça tesirli düşünceler, yepyeni “öykü uçları” bırakıyor.

    0
    0
    1286
  • 15-01-2023

    72. Berlinale Film Festivali’nde izleyici ödülü kazanan Cem Kaya imzalı Aşk, Mark ve Ölüm, 25 Şubat’tan itibaren MUBI’de izlenebilecek.

    Türkiye’den Almanya’ya giden göçmenlerin, çocuklarının ve torunlarının yaşattığı bağımsız müzik kültürünü, daha önce görülmemiş zengin arşiv kayıtlarıyla bir araya getiren Aşk, Mark ve Ölüm, Almanya’da filizlenip büyüyen göçmen müzik kültürünün tüm renklerini izleyiciye sunuyor. Arabeks ve Motör: Kopya Kültürü & Popüler Türk Sineması filmleriyle tanınan yönetmen Cem Kaya’nın son filmi Aşk, Mark ve Ölüm; arşiv tarama, lisanslama ve çekimi de kapsayan uzun bir hazırlık ve yapım sürecinin sonucunda son hâlini aldı. Aidiyet ve kimlik konularını sorgularken izleyicilere dönem hakkında farklı bakış açıları sunan film, 1960’lar Almanyası’nın eğlence kültürünü ve sosyo-ekonomik iklimini Türkiye’den gelen sanatçılar aracılığıyla anlatıyor. 

    Aşk, Mark ve Ölüm; Köln Bülbülü Yüksel Özkasap, Derdiyoklar, Cavidan Ünal, Muhabbet, Killa Hakan, Kabus Kerim, Erci E., Hatay Engin, Cem Karaca, Aşık Metin Türköz ve bağlama virtüözü İsmet Topçu gibi ünlü isimlerle müziğin kaset ve plaklarla şekillenen altın çağına doğru bir yolculuğa çıkartıyor. “Aşk”, “Mark” ve “Ölüm” olmak üzere 3 farklı başlığa ayrılan filmin “Aşk” bölümünde büyük bir umutla Almanya’ya göç eden işçilerin heyecanını ve memleket hasretini anlatıyor. “Mark” bölümü artık tedavülden kalkan bu para biriminin sembolik anlamına ve gurbetçilerin Almanya’daki lüks yaşam biçimlerine yer verirken, “Ölüm” bölümüyse Almanya-Türkiye arasındaki entegrasyonda gelinen son noktayı ve yaşanan trajik anları arşiv kayıtlarından ve ruhun derinlerine işleyen anlatım gücüyle müzikten yararlanarak aktarıyor.

    0
    0
    2730
  • 15-01-2023

    Fran Aniorte’nin İstanbul’daki ilk sergisi “Ritüel”, 12 Şubat tarihine kadar Polat Piyalepaşa’da yer alan MERKUR’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Karaca sponsorluğunda hayata geçirilen sergide Fran Aniorte, antik Akdeniz törenlerinden ilham aldığı eski bir ritüeli günümüze taşıyarak yeniden yorumluyor.

    Bir sofra etrafındaki yemek ritüelleri hem geçmişimizin hem de bugünümüzün bir parçasını oluşturuyor. Türkiye’de meze ve İspanya’da tapas, sofra buluşmalarının ve yemek paylaşımlarının kültürel önemini temsil ediyor. Aniorte’in sergisinde yer alan enstalasyonlar, seramik, ahşap ve camlar çağdaş törensel objeleri temsil ediyor.

    Sergide organik şekilli ve elle boyanmış detaylarıyla hareket ve akışkanlık hissi yaratan büyük bir heykelsi masa yer alıyor. Masanın üzerinde yer alan nesneler ve heykeller ise bir bütünselliği anlatıyor. Metamorfoz ve enerji kavramını araştıran bir dizi büyük seramik panel ve yuvarlak seramik duvar parçaları ile Aniorte’nin desenleri ve çizimlerinin çoğu, her şeyin kaynağı olduğuna inandığı kozmik enerjiyi temsil ediyor.

    ​Adres: Polat Piyalepaşa İstiklal Mah. Piyalepaşa Blv. 32/D Beyoğlu

    0
    0
    1664
  • 15-01-2023

    Aksu Bora ve Emel Uzun Avci’nin, içinde büyüdüğümüz hikâyelere yakından bakılan, hafif kahramanlara kulak verilen yazılardan derledikleri çalışmaları Hafif Kahramanlar, İletişim Yayınları’ndan çıktı.

    Kitapta Bora ve Avci’nin yazıları dışında Mustafa Arslantunalı, Neslihan Cangöz, Ayşe Çavdar, Behçet Çelik, Işıl Kurnaz ve Sezen Ünlüönen’in yazıları yer alıyor.

    “Popüler edebiyatın kapıcı kadınlarla dikişçi kızlara has bir merak olmadığını epeydir biliyoruz. Bu hafif romanların yazarlarının ve okurlarının kadınlardan ibaret olmadığını da. Elinizdeki kitap, feminist eleştirinin hafif romanlara doğru genişletildiğinde, hafif kahramanlara böyle kulak verildiğinde neler dinleyebileceğimizi yoklayan yazılardan oluşuyor.

    Hafif Kahramanlar, kadınlık ve erkeklik, aşk ve arzu hakkındaki ortak fantezilerimizin cisimleşmiş halleridirler. Ama bu kadarla kalmazlar, şu dünyada neye hakkımız olduğuna, neye katiyen el uzatamayacağımıza dair bilgi de verirler. Aynı zamanda, bu “bilgi”nin nasıl değiştiğini de onlara bakarak izleyebiliriz.

    ​Gelin içinde büyüdüğümüz hikâyelere biraz yakından bakalım, bu bizim kendi hikâyemizdir de.”

    0
    0
    1539
DAHA FAZLA
Geldanlage