
Hikmet Hükümenoğlu’nun, Harika’nın hikâyesini yakın tarihimizdeki dönüm noktalarıyla anlattığı yeni romanı Harika Bir Hayat, Can Yayınları’ndan çıktı.
“Harika! İşlenmemiş bir elmas. Patlamaya hazır bir bomba. Ölüme uçan eşsiz bir kelebek.
1919'da başlayan, ne zaman bittiğini -henüz- bilemediğimiz bir hayat. Dokunduğu her şeyi güzelleştiren, dokunmadıklarında bile izini bırakan inanılmaz bir kadının, Harika'nın hayatı. Bazılarımız Harika, bazılarımız H. Kara, bazılarımız H. Ak olarak tanıyor onu - ki bunlar sadece bilinen kimlikleri. Yakın tarihimizin zor yıllarında, tanıdığımız simaların arasında dolaşan, dışarıdan normal görünse de ne zaman ne olağanüstülük göstereceği asla kestirilemeyen bir kadın.
Harika bir oyuncu, Harika bir şair, Harika bir istihbaratçı, Harika bir… Harika!
Her an yeni bir Harika'yla karşılaşabilirsiniz.”
“Harika, hislerini tarif ederken, "Sanki ben geriye çekildim ve başka bir kadın ışığa adım attı," cümlesini kuracaktı aylar sonra. Bu diğer kadın, kararlı, kendine güvenen ve başkalarının ne düşündüğüne aldırmayan biriydi. Sürekli kafasının içinde ona yeteri kadar iyi olmadığını söyleyip duran ses yok olmuş ve sırtındaki yük kalkar kalkmaz ruhu hafiflemişti.”
Salon İKSV, 13. sezonunun açılışını 27 Ocak Cuma günü Nekropsi konseriyle yapacak.
Bu yıl 13. yaşını kutlayan Salon, yeni sezonda da alternatif müziğin hem yeni hem de başarılı isimlerine ev sahipliği yapacak. Sezonun ilk açıklanan isimleri arasında Nekropsi, Derya Yıldırım & Grup Şimşek, Sezer Koç, Bade, Lebanon Hanover & Selofan, Bon Entendeur ve Boy Harsher yer alıyor.
Progresif ve deneysel müziğin ülkemizdeki önde gelen temsilcilerinden Nekropsi, 27 Ocak Cuma ve 28 Ocak Cumartesi iki gün üst üste konser verecek. 3 Şubat Cuma akşamı ise Derya Yıldırım & Grup Şimşek dinleyicilere saykedelik bir gece yaşatacak. Bağlamacı ve multi-enstrümantalist Derya Yıldırım ve dünyanın dört bir yanından müzisyenlerin katıldığı saykedelik müzik kolektifi Grup Şimşek, 1960’lar ve 70’lerin Anadolu etkilerini çağdaş bir beste ve ritim yaklaşımıyla yorumluyor. İlk solo albümü Sadece Bi Rüya’yı geçtiğimiz yıl yayımlayan, The Away Days üyelerinden söz yazarı, vokal ve gitarist Sezer Koç, 9 Şubat Perşembe akşamı Salon’da dinleyicilerle buluşacak. Besteciliği ve şarkıcılığının yanı sıra prodüktörlüğüyle de bilinen yeni kuşak müzisyenlerden Bade, 10 Şubat Cuma akşamı Salon’a konuk olacak. 17 Şubat Perşembe akşamı Yunan plak şirketi Fabrika Records’ın gözdeleri Lebanon Hanover ve Selofan, 1’in katkılarıyla Salon’da müzikseverlerle buluşacak. Lebanon Hanover, art nouveau estetiğinin güzelliğinden etkilenen ve Berlin’in kent kültüründen ilham alan, modern çağın gerçek romantikleri olarak karşımıza çıkarken, Selofan ise synth’le beslenen “coldwave” müzikleriyle 80’lerin goth sahnesinin siren çağrısını takip ediyor.
Saklı kalmış disko klasiklerini bulup çıkarma ve yeniden yorumlamaya hevesli iki arkadaş ve müzikseverin oluşturduğu Fransız müzik kolektifi Bon Entendeur, 19 Mart Pazar akşamı sahnede olacak. 27 Nisan Perşembe ve 28 Nisan Cuma akşamları ise +1’in katkılarıyla üst üste şuh vokallerin eşlik ettiği cesur ve karanlık dans ritimleri üreten elektronik ikili Boy Harsher Salon’da müzikseverlerle buluşacak. Konserlerin biletlerine Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.
Salon Konser Programı:
27 Ocak 2023 Cuma / Nekropsi
28 Ocak 2023 Cumartesi / Nekropsi
3 Şubat 2023 Cuma / Derya Yıldırım & Grup Şimşek
9 Şubat 2023 Perşembe / Sezer Koç
10 Şubat 2023 Cuma / Bade
17 Şubat 2023 Cuma / +1 Sunar: Lebanon Hanover & Selofan
19 Mart 2023 Pazar / +1 Sunar: Bon Entendeur
27 Nisan 2023 Perşembe / +1 Sunar: Boy Harsher
28 Nisan 2023 Cuma / +1 Sunar: Boy Harsher
dijitalLABperformans’ın ikinci araştırma projesi “Posthuman Bir Çağda Performans ve Ucubeler Sirki” kapsamında sekiz ayrı seminer ile bir dramaturji laboratuvarı gerçekleştirilecek, ardından çıktılarını içeren iki açık prova sunumu yapılacak.
British Council Yaratıcı İş Birlikleri Hibe Programı tarafından desteklenen “Posthuman Bir Çağda Performans ve Ucubeler Sirki” projesi, dijitalLABperformans - Şule Ateş ve Londra Üniversitesi, Birkbeck Centre for Contemporary Theatre - Seda İlter ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Programın fiziksel etkinlikleri Salt'ın Açık Prova programı kapsamında Salt Galata’da düzenlenecek.
Edebiyat, felsefe ve medya başta olmak üzere, teknoloji ve çevre bilimi alanlarında da yoğun ilgi gören eleştirel bir kuram olan posthümanizmin popülerliği son otuz yılda arttı. İnsanı Avrupalı/eğitimli/zengin/beyaz/erkek şeklinde tanımlayan Batı hümanizmini reddederek, insanın dünyadaki yerini ve doğayla olan ilişkisini sorgulayan teori; insan, hayvan, madde ve teknoloji arasındaki geleneksel sınırları sarsarak, hiyerarşik olmayan, çevreci ve barışçıl bir bakış açısı geliştirdi. “Posthuman Bir Çağda Performans”, posthuman bilginin gösteri sanatları ile ilişkilenmesi için uluslararası sanatsal bir zemin yaratarak, bu yeni değerler sistemine dair farkındalığı arttırmayı amaçlıyor.
“Ucubeler Sirki Dramaturji Laboratuvarı” ise ekofeminist düşünür Donna Haraway’in siborg, ucube, canavar imgelerinden ilhamla, posthuman edebiyatın ikonlaşmış gotik karakterlerine, Shakespeare’in doğaüstü kahramanlarına ve Anadolu coğrafyasının “canavarlarına” odaklanıyor. LAB kapsamında Şahmeran, Medusa, Tepegöz, Alkarısı, Beyaz Kadınlar, Dybbuk gibi mitolojik figürler üzerine ekoeleştiri ve ekofeminizm bağlamında yapılan okumalar, oyuncularla birlikte yorumlanıyor. Şule Ateş yönetimindeki dramaturji laboratuvarı, dramaturglar Eylem Ejder ve Miran Bulut ile birlikte yürütülüyor.
İletişim ve tasarım çalışmalarını Yaşam Özlem Gülseven’in yaptığı projede, toplam 10 kadın yer alıyor. Projenin görselleri Midjourney programında, yapay zekâ ile birlikte tasarlandı. Proje hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Küratörler: Şule Ateş, Seda İlter
Yönetmen: Şule Ateş
Tasarımcı: Hatice Gökçe
Dramaturglar: Eylem Ejder, Miran Bulut
İletişim ve Afiş Tasarımı: Yaşam Gülseven
22 Ocak Pazar 15.00 - 17.00 / Zoom
(Etkinlik dili İngilizcedir, simultane çeviri yapılacaktır)
Dr. Louise LePage - Posthuman Tiyatro
Dr. Seda İlter - Ekodramaturji: Tiyatro ve İklim Değişikliği
29 Ocak Pazar 15.00 - 17.00 / Zoom
(Etkinlik dili İngilizcedir, simultane çeviri yapılacaktır)
Dr. Caroline Edwards - Posthuman Erotizm: Wangechi Mutu'nun Karşı-Poetikasının Temelleri
Beatriz Cabur - Dijital Tiyatronun Farklı Biçimleri
4 Şubat Cumartesi 15.00 - 19.00 / Salt Galata
15.00 - Deniz Başar - Bedenin İhlali ve Bedenin Savunması
Bilimkurgu Tiyatrosu Örneklerinde Beden Modifikasyonlarının Yol Açtığı Ahlaki Tartışmalar
16.00 - Miran Bulut - Posthuman Bağlamında Sahne Sanatlarında Bedensel ve Teknolojik Kesişmeler
17.00 - Eylem Ejder – “do,laş,mak” / Sunum Performans
5 Şubat Pazar 15.00 - 18.00 / Salt Galata
15.00 - Ezgi Hamzaçebi - Ucube Anlatılar: Posthümanizm ve Hikâye Anlatıcılığı
16.30 - Açık Prova Sunumu - Ucubeler Sirki
25 Şubat Cumartesi 16.00 - 18.00 / Salt Galata
16.00 - Açık Prova Sunumu - Ucubeler Sirki
Lâle Müldür’ün evini, semtini, arkadaş ortamlarını, toplumu, ülkeyi, felsefeyi, dini ve siyasi gelişmeleri kendi kurmacası içinde anlattığı Nova Roma’da Gece Güneşi, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Müldür, Balat sokaklarında başlayan anlatısını Cihangir evreninde sürdürüyor. İlhan Berk, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Ömer Uluç, Komet, Orhan Duru, Ahmet Güntan, Gülseli İnal, Mazhar Candan, Hür Yumer, Fatih Özgüven, Hümeyra gibi pek çok sanat ve kültür insanı anlatının kurmaca yapısı içinde şiirsel kimlikler kazanıyor.
“Nova Roma’da Gece Güneşi zaman, yer ve dil bakımından “Bizansiyya”nın yörüngesinde bir anlatı. Bir başka deyişle, günlük havasındaki “defterlerin anarşik güzelliği”nden kurtulup gelen, poetik ve çılgın bir özkurmaca.”
“Eğer bir gün İlhan Berk
Elinde çantası başında kepiyle
Ama uzaktan yaklaşırsa size
Durun deyin! Durdurun onu!
Daha fazla konuşmasın size!
Belki de bambaşka şeyler söyleyebilir çünkü!”
DasDas, İO Uluslararası Tiyatro Festivali ile uluslararası birçok tiyatro oyununu izleyiciyle buluşturacak. Festival kapsamında ilk olarak çağdaş tiyatro sahnesinin önemli yönetmenlerinden Milo Rau’nun La Reprise. Histoiré Du Théâtre (I) oyunu 18 ve 19 Şubat DasDas’ta sahnelenecek.
Günlük yaşamın içinden seçtiği trajik öyküleri profesyonel ve amatör oyuncularla bir araya getirerek, sahneye taşıyan Milo Rau’nun ödüllü oyunu La Reprise. Histoiré Du Théâtre (I), 2012 yılında Liege’de bir grup gencin yaşadığı trajik bir hikâyeyi anlatıyor. 2018 yılında ilk kez sahnelenen oyun, New York Times tarafından “Yılın En İyi Yapımı” olarak nitelendirildi. Tom Adjibi, Suzy Cocco, Sara De Bosschere, Sébastien Foucault, Fabian Leenders, Johan Leysen’in rol aldığı oyun, aynı yıl Avrupa’nın en önemli tiyatro festivallerinden Avignon Festivali’nde de büyük bir ilgiyle karşılandı. 18 ve 19 Şubat DasDas’ta sahnelenecek oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
DasDas, İO Uluslararası Tiyatro Festivali ile tiyatroyu daha geniş kitlelere ulaştırıp Türkiye’deki tiyatro üretimine katkı sağlamayı, yıl içerisinde prömiyerini gerçekleştirecek yerli yapımları ve birçok başarılı uluslararası oyunu Türkiye’de izleyicilerle buluşturmayı amaçlıyor. İO Uluslararası Tiyatro Festivali’nin tüm programını ilerleyen günlerde açıklanacak.
Simbart Projects, “Dönüşümün Bilinci” başlıklı karma sergiyi 25 Şubat tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Dönüşümün Bilinci” sergisinde Ferhat Tunç, Kıvılcım Harika Seydim ve Ahmet Hamdi Soydemir’in eserleri yer alıyor. Yaşanılan ve zaman içerisinde dönüşen çevreye odaklanan eserler, insan bilinci üzerinden doğa ve mekânların kimi zaman kurgusal kimi zaman somutlaşan unsurlarını gözler önüne seriyor.
Ferhat Tunç, yaşadığı çevrede yapmış olduğu gözlemlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan üretim sürecinin çıktılarını felsefi ve sosyolojik bir yaklaşım içerisinde ele alıyor. Sanatçının Geleceğini Düşleyen Yok-Yerler: Yüzeyi Aşındırmak adlı coğrafi çevre ve mimari yapıları odağına alan yeni çalışması, yaşamını sürdürdüğü İstanbul’da kentsel dönüşüm adı altında farklılığını yitirmiş mekânlara odaklanıyor. Sanatçı, inşaatlarda beton alanını oluşturabilmek için kullanılan plywood adlı yüzeyi pürüzsüz bir malzemeyi üzerinde kazıma yaparak oluşturulan izlerle şekillendiriyor.
Kıvılcım Harika Seydim’in son dönemde ürettiği kâğıt üzerine karakalem çalışmaları görünenin ötesindeki ütopik bir mekân ve zamanı bilinçdışı ve gerçek üstü pratiklerden faydalanarak yorumluyor. Sanatçı sergide yer alan Her Yerden Uzakta isimli yeni serisinde, çektiği doğa video ve fotoğraflarını kendi düşsel kurgusuyla yeniden şekillendiriyor. İnsanla doğa arasında giderek açılan mesafeyi, doğanın başka bir evrenden manzaralara dönüşmesi şeklinde yorumluyor.
Ahmet Hamdi Soydemir çalışmalarında yaşadığı çevrenin görsel ve dokunsal duyumlarına, bunu oluşturan süreçlere ve kültürel tutumlara odaklanarak renk satıhları içeren pentürel bir dil sunuyor. Sanatçı, doğrusal olmayan, beklenmedik yön değişikliklerine ve anlam kaymalarına açık bir yöntemle ürettiği yağlı boya eserlerinde zihinsel ve fiziki mekân kavramlarına odaklanarak tanımsız bir dizi mekân imgesi oluşturmanın yollarını arıyor. Sanatçı tarafından üretilen kurmaca gerçeklik içerisinde yer alan bu mekân kesitleri, iç mekân ve dış mekân arasındaki sınırların kalktığı dönüşümleri gözler önüne seriyor.
Nilüfer Belediyesi’nin Türk şiirine katkıda bulunmak amacıyla bu yıl 7. kez düzenlediği Mehmet H. Doğan Ödülü için başvurular başladı.
Çağdaş Türk şiirinin önemli eleştirmenlerinden Mehmet H. Doğan’ın anısını yaşatmak ve Türkçede yayımlanmış şiir eleştirilerinin önemini gündeme taşımak amacıyla düzenlenen ödüle başvurular için son teslim tarihi 4 Mart olarak açıklandı. Ödülün Seçici Kurul’unda Asuman Susam, Gültekin Emre, Haydar Ergülen, Metin Celal, Nilay Özer, Orhan Alkaya ve Orhan Tekelioğlu yer aldı.
Ödül, Türkçe şiir eleştirisi, inceleme ve araştırma kitapları ve aday olan Türkçe makaleler arasından Seçici Kurul’un seçeceği bir kitaba ve bir makaleye verilecek. Seçici Kurul’un değerlendirmesi sonucunda, Mehmet H. Doğan Ödülü için 9 bin TL’lik ödül, Mehmet H. Doğan Makale Ödülü için de 3 bin 500 TL’lik ödül verilecek.
7. Mehmet H. Doğan Ödülü ile ilgili şartnamesine buradan ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.
CSO Ada Ankara, “Oda Müziği ve Resitaller” serisi ile solo kariyerlerinin yanı sıra oda müziği alanında da dünyaca ünlü isimlerle konserler veren sanatçıları müzikseverlerle buluşturmaya devam ediyor.
Trio Stradivarius, “Sadece Tchaikovsky” temasıyla Tchaikovsky’nin oda müziğine kazandırdığı en seçkin eserlerden oluşan bir programla 24 Ocak’ta CSO Ada Ankara’da olacak. Üçlü konserde, çok nadir seslendirilen Tchaikovsky’nin başyapıtı Piyano Üçlüsü Op.50 ile dinleyicilere farklı bir müzik deneyimi yaşatacak.
Ludovico Einaudi ekolünün en önemli temsilcilerinden biri olan Roberto Cacciapaglia 5 Mart’ta CSO Ada Ankara’da müzikseverler ile buluşacak. Klasik müzik ve elektronik müziği eşsiz bir uyumla birleştiren beste ve yorumlarıyla bilinen, uzun yıllardır mistik müzik ve dans üzerine araştırmalar da yapan piyanist; müziğinde sufizmden de besleniyor.
Verbier Festival, BBC Proms ve Elbphilharmonie Festivali açılış konserlerinde on gün arayla üst üste sahneye çıkan Anna Fedorova, 15 Mart’ta CSO Ada Ankara’da sahne alacak. YouTube’da 35 milyon izlenme ile rekor kıran, dünyanın en iyi on kadın piyanistinden biri kabul edilen Ukraynalı piyanist; dinleyicileri klasik müziğin fantezi ve gizem dolu dünyasında müzikal bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor.
Wigmore Hall’un yöneticisi John Gilhooly tarafından kurulan Wigmore Solistleri, farklı bir programla 12 Mart’ta CSO Ada Ankara’da sıra dışı bir konser verecek. Konserde Mozart’ın ve oda müziğinin baş eserlerinden, büyüleyici Klarnet ve Yaylılar için Beşlisi ile Schubert’in sınırsız güzelliklerle dolu klarnet, fagot, korno, keman, viyola, çello ve kontrbas için yazdığı sekizlisi dinleyicilerle buluşacak.
Berlin Filarmoni’nin yıldızlarından dünyaca ünlü klarinet virtüözü Andreas Ottensamer, 26 Mart’ta CSO Ada Ankara’da dinleyicilerle buluşacak. Viyana Filarmoni, Londra Filarmoni, Berlin Filarmoni, Mahler Oda Orkestrası gibi dünyanın önde gelen orkestralarında solist olarak sahne alan, Andreas Ottensamer, bu konserde Mendelssohn, Brahms, Horowitz, Chopin ve Rachmaninoff’un çok sevilen eserlerini piyanist Julien Quentin ile seslendirecek.
CSO Ada Ankara’nın programına buradan ulaşabilirsiniz.
Salt’ın bilgi üretimi ve paylaşımını desteklemek üzere 2013’ten beri düzenlediği Salt Araştırma Fonları’nın 2023 başvuruları başladı.
Bugüne kadar toplam 68 projeye destek veren Salt Araştırma Fonları, onuncu yılında da birlikte öğrenme ve tartışmaya yönelik özgün araştırmalara alan açmaya devam ediyor. Türkiye’nin iki yüzyıllık kent, toplum ve ekonomi tarihi ile 1950 sonrası sanat, mimarlık ve tasarım alanları odaklı araştırma projelerini teşvik eden fonlar ile kurumun arşiv koleksiyonları ve araştırma projelerinin de yorumlanması amaçlanıyor.
İki aşamalı başvuru süreci sonunda seçilen araştırma projelerinin her birine 20.000 TL fon desteği verilecek. 20 Şubat Pazartesi günü saat 18.00’e kadar süren ön başvurular ile konu, dönem ve araştırma alanı bakımından içeriğin uygunluğu değerlendirilecek. Bu aşamayı geçen aday projeler için 20 Mart Pazartesi gününe kadar devam edecek ikinci aşamanın ardından sonuçlar, 18 Nisan Salı günü duyurulacak. Desteklenen projelerin çıktıları aralık ayında düzenlenecek bir sunum programıyla açıklanacak. Bu yıl değerlendirme süreci Prof. Dr. Gülhan Balsoy (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Doç. Dr. Ayşe Erek (Kadir Has Üniversitesi), Dr. Bilge İmamoğlu (TED Üniversitesi), Sezin Romi (Salt) ve Lorans Tanatar Baruh’un (Salt) yer aldığı Seçici Kurul tarafından yürütülecek. Ayrıntılı bilgiye Salt’ın internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Brüksel Fuarı Türk Pavyonu, Brüksel, 1958, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy, İlhan Türegün (Salt Araştırma, Utarit İzgi Arşivi)
2. Karşıyaka Atatürk Kadın Hakları Anıtı, İzmir, 1972, Erkal Güngören, Tamer Başoğlu (Salt Araştırma, Erkal Güngören Arşivi)
3. Gülsün Karamustafa, İsimsiz, 13. Antalya Uluslararası Film ve Sanat Festivali, Resim ve Heykel Sempozyumu, 1976 (Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi)
4. Görsel Sanatçılar Derneği (GSD) tarafından düzenlenen yaz kursları (Salt Araştırma, Duvar Resminden Korkuyorlar Arşivi)
Jessica Scott Kerrin'in çocukların dünyasını sarsabilecek kayıp ve yas gibi hassas konulara eğildiği, takıntı hâline gelen mükemmellik algısını eleştirdiği romanı Bu Defteri Kimse Okumasın, Mert Doğruer’in çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Bu Defteri Kimse Okumasın, ''Ateş ve Buz Ülkesi'' olarak anılan İzlanda'nın vahşi ama bir o kadar da büyüleyici atmosferinde geçen derinlikli bir kendini arayış romanı. Usta bir şairin dizelerinden ve yaşamından esinle dokunaklı bir dede-torun hikâyesi anlatıyor yazar.
Ebeveynleri tarafından başarıya ve devamlı övülmeye alışan çocukların yüzleşmek zorunda kalabilecekleri olası hayal kırıklıklarını duyarlılıkla yansıtıyor. Roman, genç okurları kitabın başkahramanı Owen'ın izinden götürerek şiire, fotoğrafçılığa ya da arşivciliğe merak sarmaları için heveslendiriyor.
“Bu kitabın sayfalarının arasında; bir çatı dolusu yarasa, patlayan volkanlar, açık hava kaplıcaları, bitimsiz kırlarda gezinen koyunlar, bir bavul dolusu çorap, dumanı üstünde tüten güveçler, şaşaalı bir madalya ve ataları Vikinglere dayanan bir dolu iyi insan var. Ama belki de en önemlisi, geçmiş güzel anılarını hiç unut(a)mayan bir dede ile torunu var...
Owen, ailesinin deyimiyle ''mükemmel'' bir çocuk. Derslerinde çok başarılı, harika fotoğraflar çekiyor ve hatta şiir bile yazıyor! Derken bir gün, hırsına yenilerek kendisinden hiç beklenmeyecek bir hata yapıyor. Başlangıçta kimselerin fark etmediği bu hata, son günlerde unutkanlığı artan büyükbabasının düştüğü bir yanılgıyla büyüyor, büyüyor ve genç adamın omuzlarına yük oluyor. Bir yanda pişmanlık, diğer yanda işlerin kontrolden çıkması derken Owen çözümü İzlanda'ya gitmekte buluyor. Lakin planları hiç de umduğu gibi ilerlemiyor. Büyükbabası Neville'ın daha uçağa binmeden sergilediği tuhaf davranışlar, seyahatlerinin seyrini bambaşka bir istikamete çeviriyor ve macera başlıyor!”