
İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA), kent, sanat ve mekân ilişkisi odağında başlattığı İPA Sergi programının ilk seçkisi “Suyun Sesi, Kentin Alfabesi” 18 Nisan’a kadar İPA Kampüs’te izleyiciyle buluşuyor.
Küratörlüğünü Aybüke Fayetörbay’ın üstlendiği “Suyun Sesi Kentin Alfabesi” sergisinde Balkan Karışman, Burcu Perçin, Ferhat Özgür, Hakan Keleş, Rafi Baysal ve Yusuf Ölmez’in çalışmaları yer alıyor. Sergi, kentsel mücadeleyi odağına alarak kentin özgürce deneyimlenmesinin engellenmesini, ütopya vaadiyle heterotopyaların yıkılmasını, dönüşüm ya da restorasyon diyerek sıkıştırılan yaşam alanlarını, İstanbul’un silueti ve doğaya yapılan ağır tahribatları ve eko-kırımın acı bir örneği olan Kanal İstanbul Projesi’ne eleştirel bir açıdan bakıyor.
İPA Genel Sekreteri Oktay Kargül sergi hakkında şunları söyledi: “İstanbul için ortak üretim mekânına dönüştürdüğümüz İPA Kampüs’te başladığımız bu yeni program, kent konusuna farklı açılardan bakmak isteyen sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiriyor. İPA Sergi kapsamında hazırlanacak seçkilerle İstanbul üzerine sanat perspektifinden de sorular sorulacak ve yeni araştırma alanları açılmış olacak. Tüm sanatçıları ve İstanbulluları bu vesileyle İPA Kampüs’e davet ediyoruz.”
“Suyun Sesi, Kentin Alfabesi” sergisini 18 Nisan’a kadar pazar günleri hariç her gün 9.00 - 17.00 saatleri arasında İPA Kampüs’te ziyaret edebilirsiniz.
Adres: İPA Kampüs - Basınköy Mahallesi Valilik Yolu Caddesi No:2 Bakırköy İstanbul (Marmaray Florya Durağı Karşısı)
Gökhan Duman’ın “gurbet” ve “başarı” arasında sıkışıp kalan göç hikâyelerini Kreuzberg’den ilhamla kaleme aldığı on beş farklı hikâyeyle hep böyle olmadığını okura anlattığı kitabı Ötekilerin Başkenti, Everest Yayınları’ndan çıktı.
Ötekilerin Başkenti kâh göçmenlerin Berlin Duvarı’ndaki izlerini takip ediyor, kâh Berlin’in iki meleği Damiel ve Kasiel’le birlikte şehrin üzerinde dolaşıyor. David Bowie’yle aynı şarkıyı mırıldanıp Berlin Ulusal Müzesi’nden Almanya’nın en ünlü tablosunu çalan Ulay’ın arkasından koşturuyor. Almanya’nın ilk göçmen kadın futbol takımı için tribünlerde tezahürat yaparken soluğu Tahran’da alıyor. Bazen de Kreuzberg’in göçmen sokaklarına, cadde, dükkân ve evlerine konuk olurken, günün sonunda sokaktaki çocuklarla neşeli bir oyuna dalıyor.
Bu sene 11 - 15 Ekim tarihleri arasında 10. kez gerçekleştirilecek olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) için başvurular başladı.
Yönetmenliğini Petra Holzer’in, koordinatörlüğünü Ethem Özgüven’in üstlendiği BIFED’e başvurmak isteyenlerin filmlerini 1 Mayıs tarihine kadar göndermesi gerekiyor. Festivale dünyanın dört bir yanında süren adalet arayışlarından, iklim mücadelelerine, halkların direniş öykülerinden, yüzlerce bölgede kapana kısılmış mültecilere kadar geniş temalardaki belgeseller ile başvuru yapılabiliyor.
Bu sene 10’unsu gerçekleştirilecek olan festivalde bugüne kadar 500’ü aşkın belgesel izleyici ile buluşurken, yüzlerce yönetmen yapılan etkinliklerde izleyicilerin sorularına yanıt verdi. Koronavirüs salgını sebebiyle 2020 ve 2021 yıllarında çevrim içi düzenlenen festival diğer yıllarda Salhane ile Bozcaada Halk Eğitim Merkezi’nde gösterimlerini gerçekleştirdi. Birçok atölye, etkinlik ve söyleşi de yine festival kapsamında düzenlendi. BIFED, 10. senesinde de dünyanın birçok farklı kültürlerinden, uzak coğrafyalarından barışı ve umudu tazeleyen belgesellere kapısını açmayı hedefliyor.
Festival ekibi şunları söyledi: “Dünyanın farklı köşelerinde gelişip güçlenen tek şey savaş. Daha yaşanabilir bir dünya için yapılan tüm planlar ve dayanışma idealleri ya ertelendi ya unutuldu. Tohum çeşitliliği, iklim adaleti, barış bir başka bahara kalmış görünüyor. İnsana ve mavi güzel gezegene dair belgeselleriniz şimdi daha acil. Gezegenin kaynakları ve paranın dağılımındaki adaletsizliği, eko kırımı, güvensiz çalışma koşullarını görünür kılan çalışmalarınız koyu karanlığı aydınlatacak. Dokuz yıldır festivalimizin ana öğesi sizlerin üretimleriyle ortaya çıktı. Bu sene de eserlerinizi bekliyoruz.”
BIFED 2023 hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Ebru Döşekçi’nin geometrik oyunlarla kendine ve çevresine daha yakından baktığı son dönem çalışmalarından oluşan “Kimse Bilmez” başlıklı kişisel sergisi 20 Nisan’a kadar Alexandre Vallaury binasında sanatseverlerle buluşuyor.
Ebru Döşekçi’nin ağırlıklı olarak eril bir dille özdeşleştirilen, 1950-60’ların minimalist heykelleriyle yakınlık kuran işleri, bu akımın nesnel, göndermeden uzak tavrının aksine izleyiciyi davetkâr bir yaklaşımla aralarında bir gezintiye davet ediyor. Geometrik yapıları hislerin birer ifadesi, soyut dışavurumları şeklinde kullanan sanatçı; I am here (2023), benden içeri (2023) ve Herkes - Hiç kimse (2023) serisinde yapıcı bir görünürlüğü tercih ediyor. Döşekçi, işlerindeki görünen ve gizli öğelerle bir yüzleşme alanı açıyor.
Döşekçi, yüzleşmenin yapıcılığına inancı sonucunda işlerinde karamsar bir renge yer vermiyor. Sergide umut sanatçının incelikle kullandığı canlı renk paleti ile öne çıkıyor. Sanatçı, izleyiciyi, âdeta dünyadaki tüm canlılara kökleriyle bağlı olan böyle bir ağacın vereceği güvene davet ederken, Ursula K. Le Guin’in Hep Yuvaya Dönmek kitabında olduğu gibi eşitlikçi, etiketsiz, barışçıl ve doğa ile uyumlu bir dünya özlemini de paylaşıyor.
Döşekçi’nin dünyaya ve kişilere olan merakı, ilk kez bu sergi için üretmeye başladığı Simit (2023), Güvercin (2023), Çocuk (2023), Dualite (2023), ‘Hakkı, Ayşe - Cemile - Ben’ (2023), işlerinden oluşan Sophie serisiyle pekişiyor. Bu seriyi oluşturabilmek için bakışlarını gerçek anlamda iç dünyasından ve stüdyosundan dışarı çıkarıp, sınırlarını zorlayan sanatçı, gizemi takip ederken kişi/lere atfettiği hikâyeleri yalın ve simgesel portreler olarak üç boyuta taşıyor.
“Kimse Bilmez” sergisi Ceren Erdem küratöryel danışmanlığında, Esra A. Aysun’un proje yönetimi ile Ebru Döşekçi tarafından bağımsız olarak düzenleniyor. Sanatçı bu sergi ile izleyiciyi kendisinin ve başkalarının yaşanmışlıklarının hayat verdiği işleriyle bir araya getirerek hikâyesine dahil ediyor. Sergi kapsamında Esra A. Aysun moderatörlüğünde Ebru Döşekçi ve Ceren Erdem’in yanı sıra sergi kataloğu için Türkiye’de kadın olarak heykel üretmek üzerine bir yazı hazırlayan Elif Dastarlı’nın katılımı ile 8 Nisan Cumartesi günü saat 16.00’da sergi mekânında Kimse Bilmez sergisi üzerine bir konuşma gerçekleştirilecek.
Künye:
1-2. Ebru Döşekçi, "Kimse Bilmez" sergisinden görüntü, 2023, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
3. Ebru Döşekçi, Herkes-Hiç kimse 4, 2023, polyester üzeri oto boya, 42x15x20, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
4. Ebru Döşekçi, Güvercin, 2023, polyester üzeri oto boya ve pleksi, 63x37x10, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
5. Ebru Döşekçi, Çocuk, 2023, polyester üzeri oto boya ve pleksi, 90x40x10, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
İçimizdeki Balık kitabının yazarı Neil Shubin’in yaşamın muazzam çeşitliliğinin ardındaki sırları anlamak için okuru yüzyıllara yayılan bir keşif yolculuğuna çıkardığı kitabı Canlılığın Tarihi - Fosillerden DNA'ya Dört Milyar Yıllık Karnaval, Zeynep Arık Tozar’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Shubin; dünyanın en önde gelen paleontologlarından, karasal omurgalıların ortak atalarının tanınması yolunda önemli bir adım atarak Tiktaalik hayvanını keşfetmiş, araştırmalarıyla Roy Chapman Andrews Seçkin Kâşifler Ödülü’ne layık görülmüş ve sonrasında kaleme aldığı İçimizdeki Balık kitabıyla ülkemizde hem büyük ilgi görmüş hem de önemli bir satış başarısı yakalamış bir bilim insanı.
“Tüylerin hayvanlara uçmada, akciğerler ve bacakların da karada yaşamalarında yardımcı olmak için ortaya çıktığını düşünüyorsanız yalnız değilsiniz, ama tümüyle yanılıyorsunuz.
Milyarlarca yıllık süreçte tarihöncesi balıklar karada yürümek üzere evrimleşirken, sürüngenler uçan kuşlara, primatlar iki ayak üzerinde yürüyen, konuşan, kitap yazan canlılara dönüştüler. Ama hiçbir şey, başladığını zannettiğimiz zamanda başlamadı. Yenilikler zamanın derinliklerine uzanan öncüllere sahiptir. Paleontologlar büyük değişimlerin tam olarak nasıl gerçekleştiğini gösterecek fosillerin peşinde bir yüzyıldan uzun süredir gezegeni dolaşıp duruyorlar.
Ve bugün, inanılmaz bir noktadayız: Tarihöncesi fosillerin yeni DNA teknolojileriyle bir araya gelmesi; dolambaçlı yollar, deneme yanılmalar, tesadüfler ve icatlarla dolu milyarlarca yıllık evrimsel tarihi kavrayışımızda büyük sıçrama yarattı.”
İlhan Erşahin’in 2005’te İstanbul’da kurduğu İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions grubu, 31 Mart Cuma ve 1 Nisan Cumartesi gecesi Blind’da müzikseverlerle buluşacak.
İlhan Erşahin’in; Wax Poetic, Love Trio, Nublu Orchestra, Praia Futuro, Silver gibi projelerinden farklı olarak, birlikte çalabileceği bir “session grubu” olarak kurduğu İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions, iki gece üst üste Blind’da sahneye çıkacak. İlhan Erşahin’in free-from caz rif’lerini, Alp Ersönmez’in groovy basları, Turgut Alp Bekoğlu’nun güçlü davulları ve İzzet Kızıl’ın kıvrak perküsyonları tamamlıyor. Ekip, İstanbul’un eklektik enerjisini özgün bir şekilde tercüme ederken caz, rock ve dans müziğinin öğelerini bir araya getiriyor.
İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions grubunun 31 Mart Cuma konseri biletlerine buradan, 1 Nisan Cumartesi konseri biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
Kazım Karakaya’nın “Töz” başlıklı kişisel sergisi 6 Mayıs tarihine kadar Bozlu Art Project’te sanatseverlerle buluşuyor.
Kazım Karakaya, “Töz” sergisinde kadim uygarlıkların izini sürerek, Çin’den, İran’a ve Anadolu’ya kadar farklı coğrafyalarda dolaşırken, zanaatla sanat arasındaki ince çizgiye vurgu yapıyor ve kolektif belleğimizdeki imgelerden ilham alarak, heykelde malzemenin olasılıklarını sorguluyor. Sanatçı geleneğin izinden giderken hayvanların, insanların ve bitkilerin hiçbir ayrım gözetmeksizin alışveriş içinde olduğu bir dünya kurguluyor.
Sanatçının kökleri İç Asya ve Uzakdoğu’ya uzanan, İsfahan ve Tebriz üzerinden İstanbul’a kadar süren Saz Üslubu’yla başlayan yolculuğu, kimi zaman Babil’in ünlü İştar Kapısı’ndaki aslan kabartmalarına çıkıyor kimi zaman Selçuklu sanatındaki aslan başlı çörtenlere, kimi zaman da ejder, kilin, anka ve sfenks gibi efsanevi hayvanlara uzanıyor. Karakaya, taştan çiniye, tezhipten minyatüre, kitap süslemeciliğinden kalem işine, halı ve kilim dokumacılığına uzanan Saz Üslubu’nun izini sürerken saz yoluyla kat’ı sanatını, çağdaşlığın güncelliğinde buluşturarak kâğıt yerine metal kullanmayı deniyor. Birkaç yıl önce kâğıt kesme sanatını üçüncü boyuta taşıyarak demir malzemeyle kurguladığı hayvan heykellerini galeri zemininden alarak duvar rölyeflerine dönüştüren sanatçı, yeni sergisinde alüminyum, demir ve taş malzemenin olasılıklarını sorguluyor. Geleneksel sanatlarda hayvanların kanat, bacak ve bedenlerinin stilize edilmiş şekillerinden oluşan ve daha sonra bitkisel bir motife dönüşen rumi formu, Karakaya’nın heykellerinde bir hayvanın kuyruğu olarak izleyici karşısına çıkıyor.
Kazım Karakaya’nın “Töz” başlıklı sergisini 6 Mayıs’a kadar Bozlu Art Project Mongeri Binası’nda görebilirsiniz.
Esra Mungan’ın psikolojinin bugüne dek geliştirdiği belki de en ilginç ancak en az anlaşılmış kuram olan Geştalt kuramına dair çalışması Geştalt Kuramı - İnsana Dair Başka Bir Bilim Mümkün mü?, Metis Yayınları’ndan çıktı.
“Bu kitap, psikolojinin bugüne dek geliştirdiği belki de en ilginç ancak en az anlaşılmış kuram olan Geştalt kuramına dair, psikoloji tarihi içinde küçük bir “bellek tazeleme” çalışması sayılabilir. Amacımız, orijinal hali hakkında çok az şey bilinen, bilinenlerin ise –kimi zaman tercüme eksiği veya hatalarından, kimi zaman da orijinal eserlerin okunmamasından– ya çok eksik ya da düpedüz yanlış olduğu, dünyaya bambaşka gözlüklerle bakan bu çarpıcı kurama biraz olsun “hakkını” iade etmek. Kuramın özellikle iki yönü oldukça heyecan verici. Bunlardan biri, kuramın algı dışında psikolojinin tüm diğer alanlarına dair de önermelerinin bulunması ve hatta psikolojinin ötesine de uzanabilecek kapsamda bir genel kavrayışın üzerine kurulu olması. Bir diğeri ise, psikoloji tarihi içinde –hele ki Anglo-Amerikan psikoloji ekolünün adeta “dayatmasıyla”– her şeyin iki zıt kamp üzerinden tanımlanmasını tümüyle reddetmesi.
Geştalt kuramını “tarihin tozlu sayfalarındaki bir kuram” olarak görmek hayli yanlış olur. Özellikle anaakım psikolojide “tarihe gömüldüğü” söylenen bu kuram ilginç bir şekilde aslında hiçbir zaman tam olarak gömülemedi. Hele ki sofistikasyonu giderek artan matematiksel modellerin gelişi, nörobilim ve bilgisayar bilimlerindeki çarpıcı gelişmeler bir anda Geştalt kuramını yeniden çalışmaların odağına yerleştirmiş gibi görünüyor. Kuramın parmak bastığı çok can alıcı meseleler var ve yirmi birinci yüzyılda, olayları daha karmaşık dinamik sistemler üzerinden inceleyebilen bir bakışa ihtiyaç duyulacağa benziyor.” – Esra Mungan
Türkiye’nin ilk içerik şirketi Orchestra Content tarafından, Şebnem Sönmez süpervizörlüğünde hayata geçirilen Orchestra Theatre’ın ikinci oyunu Bir Terennüm, 30 Mart’ta Oyun Atölyesi’nde, 26 Nisan’da ise ENKA Oditoryumu’nda sahnelenecek.
Firuze Engin’in kaleme aldığı, Gülhan Kadim’in yönetmenliğini üstlendiği Bir Terennüm oyununda İpek Türktan ve Tolga İskit rol alıyor. 8 Mart’ta Alan Kadıköy’de prömiyer yapan Bir Terennüm’ün 30 Mart Perşembe saat 20.30’da Oyun Atölyesi’nde gerçekleşecek gösterimin biletlerine buradan, 26 Nisan Çarşamba saat 20.30’da ENKA Oditoryumu’ndaki gösteriminin biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
“1935’ten günümüze bir ailenin içinde dolaşıp duran bir şarkı, geçmişten ziyarete gelen konuklar, elden ele dolaşan bir avuç fındık, içinde ruhların, kalplerin durmadan yer değiştirdiği Çamlıca’da bir ev. Ailenin komik, içli, tuhaf, sır dolu insanları; İstanbul’un farklı zamanlardaki sokağa çıkma yasağı günlerinde birbirleriyle buluşur, hafıza zamanı parçalar, her bir parçayı tekrar, tekrar çağırır ve bir terennüm bu buluşmalara eşlik eder.”
Künye:
Yazan: Firuze Engin
Yöneten: Gülhan Kadim
Oynayanlar: İpek Türktan, Tolga İskit
Sahne ve Kostüm Tasarımı: İlayda Saran
Işık Tasarımı: İsmail Sağır
Özgün müzik: Burçak Çöllü
Yönetmen Yardımcısı: İbrahim Arıcı
Reji Asistanları: Selin Erdoğan, M. Burak Dikilitaş
Koordinatör: Büke Akşehirli
Süpervizör: Şebnem Sönmez
Yapımcı: Mine Şengöz
Yapım: Orchestra Theatre
Galeri Siyah Beyaz, Alev Ermiş Mavitan’ın “Sal Bizi” başlıklı kişisel sergisine 29 Nisan’a kadar ev sahipliği yapıyor.
Alev Ermiş Mavitan, insanları sindiren, dinamiklerini bozan, onları edilgen hâle getiren dayatmalara odaklandığı “Sal Bizi” sergisinde, hareketli figürler kullanıyor. Figürlerin zor ve dinamik hareketlerini, gündelik yaşamda sıklıkla karşılaşılan olumsuz durum ya da olaylara bir karşı duruş olarak yorumlayan sanatçının bu karşı duruşu tüm süreci tersten işleyen bir teknik olan cam altı ile uygulamaya koyuyor.
Geleneksel bir medyum olan cam altı, malzemesi ve süreci ile birlikte bir adım geriye gitmeyi neredeyse imkânsız kılıyor. Bu bağlamda, sergiyi oluşturan düşünce ile sanatçının kullandığı teknik arasında doğrudan bir bağlantı kuruluyor. Sanatçı, gündelik yaşamda, insanların kendilerine yakıştırılan tanımlamalardan isabet almamak ve toplumsal yükleri üzerlerinden atmak için gösterilen çabayı cam altı aracılığıyla yorumladığı figürlerle bir temsile dönüştürüyor.
Alev Ermiş Mavitan’ın “Sal Bizi” başlıklı sergisini 29 Nisan’a kadar pazar hariç her gün 11.00 - 19.00 saatleri arasında Ankara’da yer alan Galeri Siyah Beyaz’da ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Kavaklıdere sokak 3/1-2 Şili Meydanı Ankara
Künye: Alev Ermiş Mavitan, camaltı, 2022