
Devlet Çoksesli Korosu, Norveçli koro şefi Ragnar Rasmussen yönetiminde 19 Nisan’da CSO Ada Ankara’da konser verecek.
Ragnar Rasmussen, Anadolu, Norveç ve dünya müziklerinin sunulacağı “Köprüler” başlıklı konserde, piyano klavyesinin yeni bir versiyonu olan “seaboard”la da konsere farklı bir boyut katacak. “Tuşların dalgası” olarak nitelendirilen enstrümanın kullanıldığı konserde, elektronik müzik ve koro müziği arasında ahenkli bir köprü kurulacak. Konserde Erdem Şimşek, Süleyman Yardım ve Buğra Kutbay’ın bağlama, mey ve kaval icrasıyla türkülere eşlik edecek. Norveçli soprano Margiritte Narvesen de konserde sahne alacak. Konser dinleyicileri, Anadolu müziğinden dünya müziklerine bir yolculuğa çıkaracak.
Ragnar Rasmussen, Ankara’daki konserden sonra, 25 Nisan’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul 2023 Dünya Koro Müziği Sempozyumu’nun festival açılış konserinde, Devlet Çoksesli Korosu ve Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu yönetecek. Ayrıca festival kapsamında bir de şeflik ustalık sınıfı çalışması yapacak.
Anadolu, Norveç ve dünya müziklerinden oluşan bir kompozisyonla sunulacak olan “Köprüler” konserinde, Devlet Çoksesli Korosu için bestelenmiş olan “This River” (beste: Henning Sommerro) ve “Winding Words of Wisdom” (beste: Giovanni Bonato) adlı iki eser de programda yer alıyor.
19 Nisan’da CSO Ada Ankara’da gerçekleşecek “Köprüler” başlıklı konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Black Mirror ile Doktor Who’nun senaristlerinden Jason Arnopp’un mizah ve korkuyu ustaca bir araya getirdiği ilk romanı Jack Sparks'ın Son Günleri, Aslı Dağlı’nın çevirisiyle Bilgi Yayınevi’nden çıktı.
Watchmen’in ve V for Vendetta’nın yaratıcısı Alan Moore bu kitabı “Dahice ve komik... muhteşem. (...) Çılgın ve bencil modern dünyayı özgüvenle ele alıyor… Muhteşem bir y kuşağı kâbusu.” olarak tanımlıyor.
“Jack Sparks bu kitabı yazarken öldü.
Gazeteci Jack Sparks’ın, yeni kitabı için doğaüstü güçleri ve uygulamaları araştırdığı bir sır değildi. Her türlü münakaşanın gediklisi olduğundan tanıklık ettiği bir şeytan çıkarma ayiniyle dalga geçerek şiddetli bir Twitter kasırgasının fitilini çoktan ateşlemişti.
Yapım sürecinde parmağı olmadığına yeminler ettiği fakat yine de onun YouTube hesabından paylaşılan, insanın kanını donduran, kırk saniyelik bir kayıtın peşinden koşarken Jack’in Zippo’suyla aydınlatmaya çalıştığı bu sır kocaman bir yangına dönüştü.
Sonraki günlerde Jack’in başına ne geldiğini kimse bilmiyordu…
ŞİMDİYE KADAR.”
KüçükÇiftlik Park; Altın Gün, BaBa ZuLa ve Kozmonotosman’ın konser vereceği “Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar” festivaliyle 13 Mayıs Cumartesi günü baharın gelişini kutlayacak.
“Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar” festivalinin açılışını 70ʼlerde Türkiyeʼde üretilmiş Anadolu-pop ve funk eserlerini elektronik müzikle modernize eden Kozmonotosman yapacak. Festivalde ayrıca; 70’lerin Anadolu rock şarkılarına ve türkülere getirdikleri yorumlarla dünya çapında başarı kazanan Amsterdam çıkışlı Anadolu rock ve psikedelik folk grubu Altın Gün ve kostümlü, dansözlü eşsiz sahne performansları ve oryantal enstrümanları elektronik/modern seslerle harmanladıkları müzikleriyle tanınan BaBa ZuLa sahne alacak.
URU organizasyonuyla 13 Mayıs Cumartesi günü gerçekleşecek “Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar” festivalinin biletlerini Biletix üzerinden satın alabilirsiniz.
Wendy M. K. Shaw’ın Osmanlı Resmi: Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne Batı Sanatının Yansımaları adlı kitabı, Ömer Faruk Şerifoğlu’nun editörlüğünde, Zeynep Şen çevirisiyle Bozlu Sanat Yayınları’ndan çıktı.
2011’de Londra’da yayımlanan Ottoman Painting: Reflections of Western Art from the Ottoman Empire to the Turkish Republic adlı kitabının gözden geçirilmiş baskısı olan kitaptaki görsellerin tamamı ilgili koleksiyonlardan izin alınarak renkli olarak basıldı. Wendy M. K. Shaw, kitapta Osmanlı’dan erken Cumhuriyet yıllarına kadar, Batılı anlamda Türk resim sanatının oluşum ve gelişiminin izlerini sürüyor. Kitapta; Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Halife Abdülmecid Efendi, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza, Ömer Adil, Avni Lifij, Mehmet Ruhi, Nazmi Ziya, Mihri Hanım, Müfide Kadri ve Hale Asaf gibi Türk resim sanatının önde gelen isimlerinin sanat serüvenleri ve eserlerine dair özgün yorum ve değerlendirmelerde bulunan Shaw, Osmanlı döneminde Batı modelinde başlayan Türk resim sanatının kendi dilini bulmasını temel mesele olarak ele alıyor.
Wendy M. K. Shaw süreç hakkında şunları söylüyor: “Osmanlı İmparatorluğu’nda sanat pratiği modernliğin bir yansımasını Batının geliştirdiği orijinal bir form olarak değil de verilen evrensel bir söz olarak yansıtıyordu. Osmanlı sanatçıları sanatsal açıdan avangart değildiler ama kelimenin Türk ideolojisine Saint Simon aracılığıyla değil de positivizm teorilerini Saint Simon’un erken dönem yazılarının etki alanında geliştiren Auguste Comte aracılığıyla giren özgün politik söylem ve ideoloji, Türk modernizminde reformu etkileyen ilham kaynağı oldu. Bu yüzden Osmanlı sanatçılarının emelinin, sanat tartışmasını inovasyonla değil de toplumun tartışmalarını sanatsal stilleri kullanarak değiştirmek olması şaşırtıcı değildi.”
Liah Greenfeld’in milliyetçilik üçlemesinin doruk noktası olan, insan toplum ve büyük dönüşümler arasındaki bağlantıyı yeni tartışmalara açan kitabı Zihin, Modernite, Delilik – Kültürün İnsan Deneyimi Üzerindeki Etkileri, Abdullah Yılmaz’ın çevirisiyle Alfa Yayınları’ndan çıktı.
Greenfeld, bu kitapta modern insanın zihinsel hastalıkları ve modern yaşam arasındaki çift yönlü ilişkiyi çok disiplinli bir katmanda inceliyor.
"Greenfeld, delilik, zihin ile toplum arasındaki ilişkiye dair kapsamlı, sosyolojik temelli bir teori sunuyor... Bu, akıl hastalığı ve zihin, benlik ve toplum arasındaki daha genel etkileşimi anlamaya önemli bir katkı sağlıyor." – S.C. Ward, Choise
Sinematek/Sinema Evi, İtalyan yönetmen Luchino Visconti’nin 13 uzun metraj filminden oluşan “Luchino Visconti Retrospektifi”ni 2 Mayıs-25 Haziran arasında Onat Kutlar Sinema Salonu’nda sinemaseverlerle buluşacak.
Sinema sanatının en “estetik” yönetmenlerinden biri olarak görülen Luchino Visconti, müzik, opera, resim, tarih ve edebiyattan besleniyordu. Doğuştan aristokrat, İtalyan Komünist Partisi üyesi bir Marksist; yalnızca kendi yaşamına değil yaşadığı çağa ve insanlık tarihine dair temel siyasi, ahlaki, felsefi çatışmalara kafa yormuş iyi bir entelektüeldi. İtalyan Yeni Gerçekçiliği içinde yetişse de kısa sürede kendi üslubunu geliştiren Visconti hayatı boyunca kendi estetik eğilimlerinin ve takıntılarının peşinden gitti.
Görkemli bir çöküş estetiğinin, mahvedici tutkuların, yozlaşmanın ve sapkınlığın, güzellik ve ölüm çağrısının destansı şairi Luchino Visconti İstanbul İtalyan Kültür Merkezi iş birliğiyle bir kez daha beyazperdede sinemaseverlerle buluşacak. Retrospektif kapsamında yönetmenin, Vaghe stelle dell’Orsa (1965) dışında tüm uzun metraj filmleri mayıs ve haziran ayları boyunca Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda seyirciyle buluşacak.
“Luchino Visconti Retrospektifi” programı 2 Nisan’da yönetmenin 1942 yapımı ilk filmi Tutku (Ossessione) ile başlayacak. Ayrıntılı programa buradan ulaşabilirsiniz.
Andréas Lang’ın “Kırık Hatıralar” başlıklı kişisel sergisi 18 Nisan - 24 Haziran tarihleri arasında Depo’da sanatseverlerle buluşacak.
Tarabya Kültür Akademisi’nin misafir sanatçı programı kapsamında aldığı burstan bu yana Türkiye’de hafıza ve tarih üzerine çalışan Andréas Lang, “Kırık Hatıralar” sergisinde imgeleri aracılığıyla Türkiye manzaralarındaki yok oluş, süreksizlik ve farklı tarihsel katmanlar üzerine düşünerek, görünmez kılınan bir kolektif hafızaya dair görünür ipuçları bırakıyor.
Andréas Lang, görsel arkeoloji olarak adlandırdığı çalışma yönteminde tarihin, mitolojinin ve şimdiki zamanın farklı katmanlarını ortaya çıkarmayı hedefliyor. Fotoğrafları geçmiş, bugün ve gelecek arasında bir arafta askıda kalmışçasına, bir sahne ya da film seti gibi görünüyor. Bu sayede imgelemi ve onun izdüşümünü barındıran; konuya içkin sosyal, politik ve ekolojik gerçeklerle karışan ya da çatışan bir alana dönüşüyor. Üretimlerini yoğun bir araştırma sürecinin ardından konu edinilen bölgelere gidip fotoğraflar çekerek gerçekleştiren sanatçı, görsel yöntemini sergide Türkiye’nin geçmişine ve belleğine, tarihin yazılmasına ve üstünün kapatılmasına bakarak uyguluyor. Özellikle geç Osmanlı İmparatorluğu, Ermeni mirası, 1915 olayları ve Cumhuriyet döneminin başlangıcı ile bağlantılı mekânlara bakarak, nelerin hatırlandığı ve nelerin unutulmaya yüz tuttuğu üzerine odaklanıyor.
Geniş Açı Proje Ofisi’nden [GAPO] Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler’in küratörlüğünü üstlendiği sergi kapsamında mayıs ayında Kerber Verlag, Berlin’den bir kitap yayımlanacak.
“Kırık Hatıralar” sergisine katkı sağlayanlar arasında; Alumni-Fonds of the Tarabya Cultural Academy, ifa – Institut für Auslandsbeziehungen, Calouste Gulbenkian Foundation, Berlin Senate Department for Culture and Europe, Initial I Sonderstipendium der Akademie der Künste ve Neustart Kultur der Stiftung Kunstfonds yer alıyor.
Künye: Andréas Lang, "Eski Van", 2018
Kij Johnson’ın kendi kaderine yön verememiş yaşlı bir kadın olan Prenses Harueme’nin kaleme aldığı kurmaca karakteri Kagaya-hime’nin hikâyesini konu alan katmanlı romanı Fudoki, Özde Duygu Gürkan’ın çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
“Ben Prenses Harueme, Fujivara no Enyu ile şimdi Go-Sanjo dediğimiz imparatorun kızıyım. Daha önemlisi, yaşlıyım ve ölüyorum.”
Böyle başlıyor anlatmaya, hayatının büyük kısmını imparatorluk sarayında, kapalı kapılar ve paravanlar ardındaki küçücük bir dünyada geçirmiş olan Prenses Harueme. Kendi kaderine yön verememiş olan bu yaşlı kadın, kurmaca bile olsa başka birinin kaderini özgürce yönlendirmenin özlemiyle bir hikâye yazmaya koyuluyor.
“O halde neden anlatıyorum Kagaya-hime’nin hikâyesini? Dahası, neden kendi hayatımı anlamlandırmaya çalışıyorum, hangi olayların tam olarak yazdığım gibi olduğunu, hangilerininse dilekler ya da pişmanlıklarca değiştirildiğini bile bilmezken? Çünkü elimizdeki tek şey hikâyeler ve hatıralar. Eskiden sahip olduğum şeyler, geçmişte sevdiğim insanlar – bunlar zihnimin sandıklarda sakladığı ve sıkıldıkça ya da yalnızlık çektikçe çıkardığı defterlerdeki mürekkep izlerinden ibaret. Bir şeyleri gerçek kılan, onları kaydetmek – başka hiçbir yere olmasa bile hafızamıza. Benim fudoki’m, hayatımla bire bir aynı uzunlukta. Fudoki’m olmadan ben bir hiçim, çünkü o ve ben aynı şeyiz.”
Barry Hazard’ın avuç içine sığan küçük ölçeklerdeki tablolarında manzaralar, minik çerçevelerine sığmıyor. Ahşap panel üzerine kalın akrilik boya ile heykelsi manzaralar oluşturan Hazard, yaban çiçekleri, kumlu plajlar ve karla kaplı zirveleri detaylandırıyor. En küçüğü 3-4, en büyüğü 15 cm arasında değişen diorama benzeri Minis adlı eserleri, çerçevelerinden taşıyor.
Hazard, 2020 yılında pandemi nedeniyle fiziksel sergileri ziyaret etmeyi imkânsız kılan karantina sürecinde faaliyet gösteren ve sergilerini çevrim içi gerçekleştiren Shelter in Place Gallery’de yer alması için davet edildiğinde küçük ölçekte eserler üretmeye başladı. Küçük bir yüzey alanında ortaya çıkan anlık his nedeniyle Minis’leri yapmaktan keyif alan sanatçı şöyle söylüyor: “Tek bir fırça darbesiyle tüm gökyüzünü yakalayabilir ve bir fikir ya da dürtü günler değil, dakikalar ya da saatler içinde tamamlanabilir.”
Bir oyuncak bebek evi tedarikçisinden aldığı çerçeveyle başlayan sanatçı, akrilik alçı ve modelleme hamuru kullanarak yüzeyi oluşturuyor ve ardından canlı renkler ekliyor. Eserlerdeki küçük bir alana yayılan sahneler, büyük bir manzarayı görmek için geri çekilmek yerine yaklaşarak düşünmeyi ve dikkat etmeyi gerektiriyor. “Ölçek, büyük veya anıtsal bir şeyin antitezidir” diyen sanatçı izleyiciyi “büyük bir resimden daha az tedbirle ve belki daha fazla samimiyet ve oyunculuk duygusuyla” yaklaşmaya davet ediyor.
Hazard, benzer teknikleri daha büyük resimlerde de uyguluyor. Sanatçının eserleri nisan ayında Şikago’daki Barely Fair’de Good Naked Gallery tarafından sergilenirken, mayıs ayında da New York’taki Future Fair’de yer alacak.
Barry Hazard’ın çalışmalarını Instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Kaynak: Colossal
Künye:
1. Barry Hazard, "Winter Cabin” (2021), acrylic and wood on panel with frame, 3 x 3.5 x 1 inches
2. Barry Hazard, “Lovers Quarrel” (2020), acrylic on wood with frame, 2.5 x 2.5 x 1 inches
3. Barry Hazard, “Cove” (2021), acrylic on wood with frame, 2 x 2.5 inches
4. Barry Hazard, “Twilight Car” (2023), acrylic on wood with frame, 2.5 x 3 x 1 inches
5. Barry Hazard, “Spring Cabin at Winter” (2022), acrylic on wood with frame, 3 x 3 x 1 inches
6. Barry Hazard, “Beach Daze” (2021), acrylic and wood on panel, 4 x 4 x 7 inches
Evrim Altuğ’un, Milliyet Sanat’ın 50. yılı için 10’ar yıllık periyodik derlemeler hâlinde kaleme aldığı, derginin Türkiye ve dünyayla birlikte geçirdiği biçimsel, içeriksel ve editoryal dönüşümünü özetlediği Türkiye’nin Sanat Hafızası adlı kitap okurla buluşuyor.
Aynı zamanda Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak sunulan Türkiye’nin Sanat Hafızası, Abdi İpekçi’nin öncülüğünde başlayan ve birbirinden değerli isimlerin katkılarıyla zenginleşen, ilk sayısını Eylül 1972’de çıkaran Milliyet Sanat’ın 50 yıllık kesintisiz yolculuğunu okura sunuyor.
Türkiye’nin Sanat Hafızası, Akal Atilla, Zeynep Oral, Ülkü Tamer, Tuğrul Eryılmaz ve Filiz Aygündüz’ün yazı işleri ve yayın yönetmenliği dönemlerinde deneyimledikleri değişken kültür, düşünce, politika ve eleştiri akımlarıyla bıraktığı etkileri geleceğe dönük bir hafıza yoklaması olarak Milliyet Sanat dergisinin arşivlerinden geleceğe yöneltiyor. 10’ar yıllık periyodik derlemeler hâlinde, Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak sunulan kitap, “sanat gazeteciliği” ekolü olarak Milliyet Sanat’ın edebiyat, sahne sanatları, sinema, görsel sanatlar, arkeoloji, tasarım ve müzikle yeni binyılın farklı yaratıcılık alanlarının bütün emekçileri için ne tür bir ifade, öğrenim, eleştiri ve arşiv kaynağı olduğunu gözler önüne sermeyi deniyor.