
ENKA Sanat, Dünya Dans Günü’nü, Tuğçe Ulugün Tuna’nın küratörlüğünü üstlendiği “Ayağa Kalk! Dans Et!” çağdaş dans gösterisi ile 2 Mayıs Salı akşamı ENKA Oditoryumu’nda kutlayacak.
Türkiye’de çağdaş dans alanında çalışan, üreten, emekçi akademisyen ve koreografların eserlerinden oluşan “Ayağa Kalk! Dans Et!” gösterisinin programında Pınar Akyüz, Umut Özdaloğlu, Hilal Sibel Pekel, Canan Yücel Pekiçten’in koreografileri ve Tuğçe Ulugün Tuna’nın performansı yer alıyor.
2 Mayıs Salı saat 20.30’da ENKA Oditoryumu’nda sahnelenecek “Ayağa Kalk! Dans Et!” gösterisinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Cem Sonel’in “Binary” başlıklı kişisel sergisi 1 Temmuz’a kadar Anna Laudel Düsseldorf’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Dijital tabanlı seri işleri dahil olmak üzere farklı teknik ve materyalleri bir araya getirerek varlık ve yokluk çatışmasına bireysel bir yorum getiren Cem Sonel’in 2022’de Anna Laudel İstanbul’da izleyiciyle buluşan “Bir ve Sıfır İki Eder” sergisinin devamı niteliğindeki “Binary” sergisi ismini aldığı ikili kodlama sistemi gibi, ifade gücünü basitliğinden alan, birbirlerini var eden ve besleyen kavramlar üzerine yoğunlaşıyor. Eserlerinde ileri dönüşüm tekniğine yer veren sanatçı, atık olarak değerlendirilen veya işlevini yitirmiş dijital ekran, MDF, LED panel ve pleksi levha gibi materyalleri sanatının bir parçası hâline getiriyor.
Gerilla sokak sanatı akımını kendine özgü yorumuyla sürdüren Sonel, sokakta yaptığı mural çalışmalarında malzeme olarak bilgisayar kodu ve LED paneller kullanarak yeni medya ve sokak arasında yeni üretim teknikleri ve alanları araştırıyor. Önceden programladığı bilgisayar kodlarını harici disk ile sokaktaki LED tabelalara gerilla olarak bırakan sanatçı, bir grafiti sanatçısının sprey boya ile bir duvara imzasını bırakması gibi, sokak ruhunu sanatı ile zenginleştiriyor. Sergide varlık ve yokluk kavramlarını birbirine dönüşebilen tezler ve antitezler olarak ele alan Sonel, matematik ve algoritmalardan ilham alarak sıfır ve birin benzersiz kombinasyonları ile anlamlı bütünler oluşturan dijital iletişim dilinin, aynı zamanda sanatsal bir ifade biçimine dönüşebileceğini kanıtlayan etkileyici bir örnek oluşturuyor. Eserleriyle hiçlik, varlık ve yokluk arasındaki benzerliği analitik bir şekilde sorgulatmayı hedefleyen sanatçı, teknoloji, varoluş ve anlam arasında modern bir bağ kuruyor.
Cem Sonel’in “Binary” başlıklı kişisel sergisini 1 Temmuz’a kadar Anna Laudel Düsseldorf’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye: Cem Sonel, "Binary", Fotoğraf: Katja Illner, 2023, Anna Laudel Düsseldorf
Merve Yakut’un Godard Makinesi adlı ilk romanının ardından okurla öyküleriyle buluştuğu kitabı Caravaggio Kırmızısı, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Yakut, geniş anlatı yelpazesinde Osmanlıcaya meraklı bir kedinin, yeryüzündeki son sinemanın yer göstericisinin, Fransa’ya göç etmiş bir “oda kadını”nın, ambulansla hastaneye giden eski bir meşhurun birkaç dakikasına ortak ediyor. Caravaggio Kırmızısı, bir şeye tutkuyla bağlanmışları ve toplumla ters düşmek pahasına arzusunun peşinden gidenleri anlatıyor.
“Adını merak ettiğim, sağ yanımdaki adam aramızdaki kolçağa kolunu uzatıyor. Varlığından yalnızca dakikalar önce haberdar olmama karşın yüzyılları dolduran yakınlaşma isteğimle ben de yanaştırıyorum kolumu kolunun yanına. Yarı yarıya paylaştığımız bu kolçak ona mı aittir, benim mi sayılır? Adabımuaşeret kitaplarında yazılmayan kaidelerden biri.
Aramızdaki kolçak aslında kimin?”
Bu yıl 18.’si gerçekleştirilecek olan Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 2 Mayıs günü yapılacak açılış etkinliği ile sinemaseverlerle buluşacak.
7 Mayıs’a kadar devam edecek Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nde emek temalı filmlerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği, kent/çevre, göç/mültecilik, insan hakları, sağlık konularını işleyen filmler de yer alıyor. Festivalin açılışını 2 Mayıs’ta Cem Kaya’nın yönettiği Aşk, Mark ve Ölüm filmi yapacak. Film, Almanya’daki Türkiyeli göçmen işçilerin, onların çocukları ve torunlarının yaşadığı bağımsız müzik kültürünün hikâyesini, arşiv görüntülerini kullanarak anlatıyor. Festivalin açılış gecesi Şişli Belediyesi’ne ait Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Sunuculuğunu oyuncu Bülent Emrah Parlak’ın yapacağı gecede ayrıca müzik grubu Seyyah sahne alacak.
Festivalde emek temalı filmlerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği, kent/çevre, göç/mültecilik, insan hakları, sağlık konularını işleyen 58’i yerli, 25’i yabancı, toplam 83 film gösterilecek. Festivalin bu yılki seçkisinde Türkiye dahil 19 ülkeden, 21 uzun metrajlı, 62 kısa ve orta metrajlı kurmaca, belgesel ve animasyon film yer alıyor. “Bir Kar Tanesinin Ömrü”, “Lacivert Gece”, “Yaban”, “Aga”, “Zero Fucks Given” gibi uzun metraj kurmaca filmlerinin yanı sıra “Yaramaz Çocuklar”, “Aşk Mark ve Ölüm”, “Her Şey Dahil”, “Fatma’dan 40 yıl Sonra”, “İşçilerin Haziranı”, “The Other Half” gibi uzun metrajlı belgeseller de festival kapsamında gösterilecek.
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye ve festival programına buradan ulaşabilirsiniz.
Maçka Sanat Galerisi’nin “Neredeyiz?” başlıklı sergisi, 29 Nisan - 3 Eylül tarihleri arasında Ankara’da yer alan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde sanatseverle buluşacak.
Maçka Sanat Galerisi ve Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi iş birliğiyle hayata geçirilen “Neredeyiz?”, insan ve kendi yarattığı nesneler dünyası olan kente dair bağları, İstanbul’dan sonra Ankara’da yeniden tartışmaya açarken, son 70 yılı kapsayacak şekilde kent olgusuna odaklanıyor.
Sergide; Akın Güreş, Ayşen Urfalıoğlu, Esra Carus, Fatih Kızılcan, Fırat Engin, Füreya Koral, Gönül Nuhoğlu, Güneş Çınar, Hakan Gündüz, Halit Demirel, İrfan Önürmen, Murat Germen, Mustafa Duymaz, Nevzat Sayın, Oğuz Kaleli, Ömür Tokgöz, Rabia Seyhan, Rüçhan Şahinoğlu, Serhat Kiraz, Setenay Alpsoy, Seyhun Topuz, Sidar Baki, Yunus Çermik ve Yusuf Murat Şen’in eserleri yer alıyor.
“Neredeyiz?” sergisini 29 Nisan - 3 Eylül tarihleri arasında pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatlerinde Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Kale Mah. Gözcü Sok. No:10 Altındağ/ Ankara
Paola Peretti’nin tüm dünyada yankı uyandıran romanı Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe’nin devam romanı Filippo, Ben ve Kiraz Ağacı, Esma Fethiye Güçlü’nün çevirisiyle Genç Timaş’tan çıktı.
Romanın kahramanı Mafalda, okurun karşısına daha cesur ve daha kararlı bir genç kız olarak çıkıyor. On yaşından beri görme yetisini günden güne kaybeden Mafalda, şimdi on üç yaşında ve artık tamamen karanlıkta. Mafalda’nın karanlıkla mücadelesinde ona eşlik eden çok özel iki isim var: Kural tanımaz ama bir o kadar eğlenceli Filippo ile asla yanından ayrılmayan sadık kedisi Ottimo Turcaret. Filippo ve Ottimo Turcaret, her macerasında Mafalda’nın yanındalar.
Mafalda, Filippo ve Ottimo Turcaret ile çok iyi zaman geçirse de bir süredir işsiz olan ve depresyonla boğuşan babası ile Filippo’yla arkadaşlıklarını sınayan Debbie yüzünden kendini hiç beklemediği durumlarda buluyor. Tüm olumsuzluklara rağmen Mafalda, hayatın tadını çıkarmayı ve yeni insanlar tanıyıp yeni maceralara atılmayı ihmal etmiyor. Evsiz hippi Elsa ile üst komşusu Nino dede, Mafalda’nın hayatına yeni renkler katıyorlar. Mafalda, bu dostluklar sayesinde yeni dünyaların kapısını aralıyor ve daha önce sormaya korktuğu soruları sorup keşfetmediği duygularıyla yüzleşiyor.
“Görme yetimi kaybedince karanlıkta canavarların olmadığını, sadece gölgelerin olduğunu öğrendim. Karanlıkta annemle babamın, en iyi Arkadaşım Filippo’nun ve Ottimo Turcaret’in gölgelerini görüyorum. Bu gölgelerden biri hiç ses çıkarmadan kaybolacak olursa asıl bu korkutucu olur işte.”
Salon İKSV’nin alternatif ve güncel müziğin dikkat çeken isimlerini doğanın içinde dinleyicilerle bir araya getiren etkinliği +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali, 29 - 30 Temmuz’da Parkorman’da gerçekleşecek.
Bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek olan +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali’nin ilk gününde; ilhamını kültürel çeşitlilikten alan Satori, soul-funk’ın ünlü ismi L’Impératrice, 80’lerin karanlık disko müziğini anımsatan “You’re High”, “Prettiest Virgin”, “I’m That Guy” gibi hitlere imza atan Agar Agar, hem deneysel hem de pop üsluplarına keskin kulağıyla tanınan Sylvie Kreusch ve küresel müzik sahnesinin genç ismi Emir Taha sahne alacak. Festivalin ikinci gününde ise The New Yorker’a göre “kendi neslinin en çok alkışlanan elektronik müzisyeni” olan Jon Hopkins, 2008’de kurulduğu günden bu yana büyük bir hayran kitlesi edinen Büyük Ev Ablukada, modern dönem Nick Cave ve PJ Harvey’i olarak anılan Warhaus, Londra’da bir tren istasyonunda tanışan Tessa Murray ve Greg Hughes’un kurduğu dream pop grubu Still Corners ve Belçikalı DIY prodüktörü Justine Bourgeus’un R&B projesi Tsar B müzikseverlerle buluşacak.
1. avantajlı dönem biletleri tükenen festivalin 2. avantajlı dönem biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
+1 Sunar: Gezgin Salon Festivali Programı:
29 Temmuz Cumartesi
Satori
L’Imperatrice
Agar Agar
Sylvie Kreusch
Emir Taha
30 Temmuz Pazar
Jon Hopkins
Büyük Ev Ablukada
Warhaus
Still Corners
Tsar B
Didier van Cauwelaert’in tabiatı, dünyayı ve insanları bir ağacın bir perspektiften ele alan, doğaya yeni bir gözle bakmayı öğreten kitabı Bir Ağacın Günlüğü, Gürkan Çimen’in çevirisiyle Kafka Yayınevi’nden çıktı.
Bir armut ağacı olan üç yüz yaşındaki Tristan, insanlarla iç içe geçirdiği uzun yıllar süresince onların tüm duygularını deneyimlemiştir. Sert bir fırtınanın ardından devrildiğinde bilinci, onu toprakla buluşturan köklerinden kurtulup küçük bir kızın kendi kütüğüne oyduğu heykele geçer. Bu süreçte Tristan, geçmişinin gölgeleriyle yüzleşmeye başlar; kurumuş dallarıyla yakılan bir cadı, yanı başında intihar eden genç bir şair ve küçük bir çocuğun ölümüne sebep olan kurşun... Ölümünün ardından, var oluşunun en yakın şahidi iki âşığın beraberliklerine eşlik ederken zihninin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkar ve o kaçınılmaz sorunun yanıtını arar: “Neden hâlâ hayattayım?”
“Tristan koymuşlar adımı. Tam üç yüz yaşındayım.
İnsan duygularının her çeşidini tanıdım ve bir şafak vakti yere yığıldım. Köklerimin arasına süzülen ışığın ve toprağa değen dallarımın haberini postacıdan aldım.
Onun gözlerinden, kendimi yolun karşısında, yere yıkılmış bir hâlde gördüm. Doktor Lannes’in iki armut ağacından biriydim. Ben onun en değerli varlığı, bir hatıranın canlı anıtıydım. Aramızdaki bu bağ ve dostluk yeniden var olabilir mi, bilmiyorum. Ölümden sonraki yaşamda ağaçlar ve insanlar da birbirine kavuşur mu?”
Beyza Boynudelik, Eymen Aktel, Haydar Akdağ ve Renknar Burcu Günay’nın eserlerinden oluşan “Edisyon No: ll” başlıklı baskı sergisi 10 Haziran’a kadar Gallery 11.17’de sanatseverlerle buluşuyor.
“Edisyon No: ll” sergisinde yer alan sanatçılar, yöntemler olarak Gravür ve Linol’e, çağdaş baskı tekniği olarak FineArt’a başvurarak, çağdaş sanat alanında antropoloji ve ikonografi belleğini tekstil yüzeyinde baskı çözümlemeleriyle izleyici karşısına çıkıyor. Sergide; sanatçılar baskı eserleri ve enstalasyonları aracılığıyla izleyiciye farklı bir atmosfer sunuyor. Eserlerdeki soyut ve figüratif yorumlamalar insanlık tarihi mitlerinden ödünç alınan izleri taşıyor. Geleneksel yöntemler ve malzemelerle sanatçıların eserlerinde günümüz dilinde yeni yerini alıyor.
Sergi; “Yüzey nedir? Malzeme nedir? Yüzey, sanatçının düşünce dünyasına aracı olmaktan daha fazlasına sahip midir? Tekstil zanaat olarak dokuma, keçe ve diğer yöntemleriyle bugün farkındalığımızın dikkatimizin neresindedir? Malzemenin belleği ve çağrışımı var mıdır? Antropoloji, ikonografi ve mitolojinin sahip olduğu hafıza, çağdaş sanat güncesine taşınması ya da işlenmesi nasıl mümkün olur? Sanatçı eliyle günlük hayatta tekstil malzemesini yeri ve işlev bağlamından alınarak sanat alanına dahil edebilir mi?” sorularına cevap arıyor.
Yakın moda tarihini irdelediği Giysiler Ne Anlatır? kitabı ile dikkat çeken gazeteci, yazar Seda Yılmaz’ın bedenlerimizi kalıplara sokmaya çalışan herkese ve her şeye karşı mücadeleye davet ettiği yeni kitabı İşte Bu Benim Bedenim, DEX’ten çıktı.
İllüstrasyonları Rüya İğit’e ait olan İşte Bu Benim Bedenim, her yaştan okura bedenlerimizi her hâliyle sevmemiz, yer kaplamaktan çekinmememiz gerektiğini anlatıyor.
“Bedenimizle, sesimizle, varlığımızla yer kaplamaktan çekinmiyoruz.
Dış görünüşe önem veren şekilcilikten kaçınıyoruz.
Bedenimizden utanmıyoruz.
Kendimizi ve başkalarını fiziksel özelliklere göre değerlendirmiyoruz ve yargılamıyoruz.
Bedenimizi her haliyle, olduğu gibi seviyoruz.
Bedeni alay konusu yapmıyoruz.
Bunu yapanları uyarıyoruz.
Bedenlerimizin farklı ölçüleri ve şekilleri olduğunu kabul ediyoruz.
Kusurlara inanmıyoruz çünkü her bedenin kendine has özellikleri olduğunu biliyoruz.
Arkadaşlarımızla kol kola giriyor, bedenimizi kalıplara sokmaya çalışan herkese ve her şeye karşı mücadele ediyoruz.”