
British Council’ın, Türkiye ve Birleşik Krallık’taki kültür sanat kuruluşlarının yaratıcı iş birlikleri geliştirmelerine destek olmak ve üretimleri teşvik etmek amacıyla hayata geçirdiği hibe programının ikincisine başvurular 17 Temmuz’a kadar devam ediyor.
British Council, Birleşik Krallık’taki yaratıcı oluşumlar ile Türkiye’deki kültür ve sanat kuruluşları arasında yaratıcı iş birliği projelerini geliştirmek üzere hayata geçirdiği “Yaratıcı İş Birlikler İçin Hibe Çağrısı”nın ikincisine Türkiye’den tüm kültür sanat kurumlarının başvuru yapılabilecek. En fazla yedi kurumun seçileceği program kapsamında, kurum başına 350.000 TL’ye kadar hibe desteği sağlanacak.
Hibe çağrısında, yeni biçimler ve içerikler sergileyen, yeni ortaklarla çalışan ve izleyicilere geniş kapsamda ulaşan yenilikçi kültür ve sanat projeleri aranıyor. British Council’ın, Türkiye’de daha önce çalışmadığı kuruluşlardan ve özellikle İstanbul dışından ve deprem bölgelerinden başvurular veya bu bölgeyle iş birliği yapılan proje başvurularına öncelik tanınacak. “Yaratıcı İş Birlikler İçin Hibe Çağrısı” kapsamında, iklim değişikliğinden küresel sorunlara kadar çağdaş temaları ele alan özgün ve yaratıcı proje iş birlikleri desteklenecek. Film, yaratıcı teknolojiler, edebiyat, sanat, görsel sanatlar, tiyatro ve dans, müzik, mimarlık, tasarım ve moda alanlarındaki yenilikçi başvuruların dikkate alınacağı programda, Türkiye’deki sanatçı ve sanat kuruluşlarının Birleşik Krallık’taki sanatçı ve kurumlarla iş birliği içinde yaratıcı projeler geliştirmeleri amaçlanıyor. Çevrim içi veya yüz yüze sergilenecek çeşitli, kapsayıcı ve yenilikçi programlarla, Birleşik Krallık ve Türkiye’deki kültür ve sanat anlayışını paylaşmayı ve yaygınlaştırmayı hedefleyen hibe programı, seçilen her projeye 350.000 TL’ye kadar destek sunacak. Aynı zamanda projelerde belli bir tema şartı istenmemekle birlikte, özellikle cinsiyet, ırk, etnik köken, engellilik, kapsayıcılık, yaş ve diğer çeşitlilik alanlarına odaklanan iş birlikleri teşvik ediliyor. Programa başvuruda bulunan projelerin, 31 Mart 2024 tarihine kadar hayata geçmesi gerekiyor. Hibe programı kapsamında seçilen projeler, 31 Temmuz tarihinde British Council internet sitesinde açıklanacak.
Hibe programı hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Edebiyatımızın usta yazarı Gülten Dayıoğlu, 21 Haziran akşamı Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık’ın bir klasiği hâline gelen serisi “Yazar Konuşmaları”nın konuğu olacak.
Yaratıcı Drama Eğitmeni Çiğdem Odabaşı ile canlı yayında bir araya gelecek olan yazar Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Yüzler ve Sözler’i, yaşadıklarını ve düşlediklerini “Yazar Konuşmaları”nda paylaşacak.
Üç kuşak boyunca çocukların okuyup sevdiği Gülten Dayıoğlu, bu kez eski bir telefon defterinin kılavuzluğunda “büyükler” için yazıyor. Tanıştığı, yollarının kesiştiği kişilerin portreleri, tanık olduğu, kimi zaman beslendiği olaylara ilişkin izlenimleri ve anıları yazarın iç dünyasına da benzersiz bir kapı aralıyor.
“Yazmaya başladığım bu yaşam maratonu paylaşımları, bilindik nitelikte bir anı kitabı olmayacak. Anlatıların baş kahramanları, yaşam maratonunda karşılaştığım, cumhurbaşkanından, hapisanedeki tutukluya, en varlıklıdan, pek yoksula, aydından, kara cahile, en ünlüden, en sıradana, canını sevdiğim insanlar olacak… Bu paylaşımlarda tanıdıklarınıza, hatta kendinize bile rastlayabilirsiniz. Açıkçası, epey kalabalık olacağız. Kahramanlarımız, en belirgin özellikleriyle, olabildiğince kısa kısa, bu paylaşımlarda yer alacak.”
Gülten Dayıoğlu’nun konuk olacağı “Yazar Konuşmaları” 21 Haziran Çarşamba günü saat 19:00’da Yapı Kredi Yayınları’nın Instagram sayfasında yayımlanacak. Canlı olarak düzenlenecek sohbete buradaki linke tıklayarak katılabilirsiniz.
Fotoğraf: ©Nazlı Erdemirel
Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, yeni binasını tasarlayan mimar Renzo Piano’yu konuk etti. İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, dünyanın önde gelen kültür sanat kurumları ve müzelerinin tasarımında imzası bulunan Renzo Piano ile birlikte bugün (20 Haziran) basın toplantısı düzenledi.
Müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding’in ortak katkısıyla inşa edilen İstanbul Modern’in yeni binası Renzo Piano Building Workshop’un (RPBW) Türkiye’deki ilk projesi olma niteliği taşıyor. Oya Eczacıbaşı toplantıda İstanbul’a nitelikli bir mekân kazandırmak amacıyla yeniden tasarlanan müze binasının ziyaretçi odaklı bir anlayışla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere planlandığını vurguladı.
Oya Eczacıbaşı toplantıda şunları söyledi: “Renzo Piano, müze mimarisinin günümüzdeki en önemli isimlerinden biri olarak İstanbul’a uluslararası sanat çevrelerinin dikkatini çekecek ve bu eşsiz kentin değerini yansıtacak bir müze binası kurma hayallerimize ortak oldu. Kendisiyle ilk kez Eylül 2014’te, Cenova’daki ofisinde bir araya geldik. İstanbul Modern’in geleceğine dair hayallerimizi anlattığımızda onun da en az bizim kadar heyecanlandığını görmek, umut ve mutluluk vericiydi. Yeni müze binamızdaki yolculuğumuza başlarken hem sanat dünyasına hem de ziyaretçilerimize yönelik sorumluluğumuz daha da artıyor. Gelecek dönemdeki önceliklerimizi, ‘kadın sanatçıların üretim ve görünürlüklerini artırmak, çocuk ve gençlere yönelik sanat eğitimlerini içerik ve mekânsal olarak çoğaltmak ve yeni binamızla birlikte tüm dünyadan ziyaretçilere Türkiye sanatını tanıtmak’ olarak sıralayabilirim.”
Ünlü mimar Renzo Piano ise yeni müze binası hakkında şunları söyledi: “Bu bina Boğaz’ın sularından henüz su üstüne sıçramış bir deniz canlısı gibi. Yerçekimine meydan okuyarak yerden yükselen, böylece bir tarafındaki deniz manzarası ile diğer tarafındaki park ve tarihi Orta Çağ’a dayanan Galata bölgesi arasında şeffaflığıyla ilişki kuran bir bina yapmak istedik. Bakışı engelleyen hiçbir şeyin olmadığı, adeta havada asılı duran bir mekân tasarlayarak çoklu düzlemler oluşturduk. Projeye böylece güçlü bir nitelik daha kazandırmayı önemsedik. Zemin katta, bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi derinlik hissi veren kolonlar bulunuyor. Yukarıya doğru birinci, ikinci katlara ve son olarak terasa çıkıyoruz, burada güneye bakınca Boğaziçi’nin sularıyla bütünleşen su havuzuna ve ışığın tanımladığı sonsuzluğa ulaşıyoruz. Kuzeyde ise park ve kent var. Burada kentin tüm bileşenleri bir araya geliyor. Kent de tam olarak budur: Birbiri ardına sıralanan binalar, sokaklar ve birbirine bağlanan mekânların oluşturduğu bütünlük, çoklu düzlemler yaratan bir panorama.”
İstanbul Modern’in 4 Mayıs’ta beş yeni sergi ile birlikte açılan yeni binası hakkında detaylı habere buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Renzo Piano, İstanbul Modern, Fotoğraf Enrico Cano
2. Renzo Piano ve Oya Eczacıbaşı, Fotoğraf Mühenna Kahveci
3-4. Istanbul Modern Seyir Terası, Fotoğraf Cemal Emden
5. Istanbul Modern, Fotoğraf Cemal Emden
Tuba Kocakaya’nın küratörlüğünü üstlendiği “Sen Başka Bir Bensin / You are Another Me” başlıklı karma sergi, 16 Temmuz’a kadar KOLİ’nin Noks Art Space ile dayanışma için ortaklaşa kullandığı yeni mekânında sanatseverlerle buluşacak.
Sergi; Akış Ka, Cansu Yıldıran, İlkin Zeybek, Leman Sevda Darıcıoğlu, Meltem Sarıkaya, Mert Yemenicioğlu ve Yaz Taşçı gibi cinsellik ve bedeni merkeze alan işler üreten sanatçıların işlerini bir arada izleyiciye sunuyor. Daha adil, eşitlikçi ve kapsayıcı bir dünya için ilham verici bir deneyim sunmayı vaat eden sergi, marjinalleştirme yerine marjinali benimseyen ve bu şekilde normal/marjinal ikiliğini kırmayı niyet eden işleri bir araya getiriyor.
“Cis-heteropatriyarka ve ikili cinsiyet düzeni, bedenleri ve cinsiyetleri iki kutupsal karşıtlığa yerleştirir ve bedenlerin yaşayabileceği sonsuz olasılıkları sınırlar. Bu durumda, her bedenin bu iki cinsiyete dayalı şekillendirilmiş ve atanmış formu, kalıbı veya normu uygulama zorunluluğuyla karşı karşıya kalır ve bu zorunluluğa uymadığında şiddet ve marjinalleştirmeyle karşılaşır. Cinsiyetin ideolojik bir kurgu olduğunu kabul ederek, açılan sonsuz olasılıklar ufku, farklılıkların ve çeşitliliğin bin bir şekline ev sahipliği yapar.”
“Sen Başka Bir Bensin” sergisini 16 Temmuz’a kadar cuma, cumartesi ve pazar günleri 13.00 – 18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
KOLİ / NOKS Art Space Adres: Rasimpaşa Mah. Talimhane Sk. No:19B, 34716 Kadıköy/İstanbul
Künye:
1. Leman Sevda Darıcıoğlu
2. Akış Ka
3. İlkin Zeybek
Mihrap Aydın’ın ilk kitabı Az Daha Güzeldik ile açtığı yolu derinleştirip şiirini bilinçle bilinçdışı arasında karara bağladığı ikinci kitabı Vur Onu Sen Türk Filmisin, Tabiat Kitap’tan çıktı.
Vur Onu Sen Türk Filmisin denemekten bıkmamanın, diriliğin, serinliğin, cömertliğin ve cesaretin şiirlerinden oluşuyor. Kameranın kendine has özelliğinden de faydalanmayı ihmal etmeyen Aydın sekans ve şiiri harmanlayarak türler arası tekniklerden yararlanıyor. İçinde bulunduğumuz boğucu atmosferin içinde bir lütuf olacak bu güzel kitaptan şairin bir kıtası ile baş başa kalalım:
“seyit onbaşı patates çuvalının peşinde,
bütün ademler bu karanlık bahçede
en alttakini çekip çıkarmak, en alttakiyle savaşmak
sıra sıra dizilmiş uzun sebzelerin düzenini bozmak için
bu pazar yerinde, tarım toplumunda
hiç durmadan savaşır.”
Piyanist Cem Babacan, 21 Haziran’da Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı’nda (ASKEV) keman virtüözü Cihat Aşkın ile; 29 Haziran’da 9. AIMA Müzik Festivali’nde viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil ile birlikte sahneye çıkacak.
Moskova Tchaikovsky konservatuvarını kırmızı diploma ile bitiren Cem Babacan; İsviçre basınında İngiliz şef Howard Griffiths tarafından “Genç yaşına karşın, enstrümanında ustalık düzeyine erişmiş ve şaşırtıcı yorum gücüne sahip bir müzisyen” olarak tanımlandı.
2007 yılında birincilik ödülü aldığı Yves Nat Uluslarası Piyano Yarışması (Fransa) sonrası Uluslarası Serignan Piyano Festivali’nde Avrupa’daki ilk resitalini veren Cem Babacan, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bünyesindeki eğitimini bölüm ve fakülte birinciliği ile tamamladıktan sonra kabul edildiği Moskova Çaykovski Konservatuvarı’ndaki piyano eğitimini Alexander Mndoyants ve asistanı Ekaterina Mechetina ile sürdürdü. Cem Babacan’ın 2012 baharında İsviçre’nin Zürih kentinde yer alan, Avrupa’nın en önemli salonlarından biri olan Tonhalle’de verdiği “çıkış” resitali yankı uyandırdı. Bu resitalden sonra Almanya’nın Berlin şehrindeki Brandenburgisches Staatsorchester orkestrasına solist olarak davet edildi ve konserler verdi. Aynı yılın haziran ayında Moskova Çaykovski Konservatuvarı’ndan en yüksek derece olan “kırmızı diploma” ile mezun oldu. Şu an İstanbul Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’nın eğitim kadrosunda ve Londra’da bulunan “Keyboard Charitable Trust” vakfının üyesi olan Babacan, yurt içi ve yurt dışındaki konserlerine, projelerine devam ediyor.
Türkiye, Hollanda ve ötesinden queer sanatçı, aktivist, düşünür ve gece çalışanlarını dijitalde buluşturan; dayanışma ve iş birliği olanaklarını geliştiren Through The Window (TTW) projesinin çevrim içi sergisi 21 Haziran Çarşamba günü projenin Instagram hesabı üzerinden sanatseverlerle buluşacak.
Öfke ve adalet temasıyla hayat geçirilen dijital sergi kapsamında Türkiye’den on bir, Hollanda’dan dokuz ve ötesinden on olmak üzere toplam otuz sanatçının yirmi dokuz işi izleyici karşısına çıkacak. Sergide Antre Sezgin, babykilla, biricikseksüel, Bruno Najiel, Daphnis Monastirioti, DORMANTYOUTH, Ekin Keser, ewa nïara, Genilson Nery, Hêja Akan, Inderjeet Sandhu, Işıksu Eliuz, Jilet Sebahat, Juan Rodrigues, Lena Sans, Menko Dijksterhuis, Mina Lal Kocasoy, Nark Luenzi, Neo Mahlasela, Nîno, NIÑO DIVINO, Okyanus Çağrı Çamcı, Orlando Sosa Lozada, Pamina Sebastião, Pamirhan Yıldıran, Rik Dijkhuizen, Sarjon Azouz, Storm Vogel, Sunni Lamin Barrow, Tusidi’nin işleri yer alıyor.
Sergi ile aynı gün, moderasyonunu Simon(e) van Saarloos’un yapacağı ve sergide işleri yer alan sanatçıların konuşmacı olarak katılacağı “Artist Are Talking” başlıklı bir söyleşi düzenlenecek. Söyleşinin hemen ardından Hollandalı ve Türkiyeli DJ’lerle devam edecek olan kapanış partisi, medya GaGa’nın Zoom hesabı üzerinden gerçekleşecek. Dijital kabinde Y33T (NL), Üzüm Derin Solak (TR), Moustapha S. (TR)’in yer alacağı parti ve söyleşinin Zoom linkine, etkinlik gününde Through The Window ve medya GaGa’nın Instagram hesapları üzerinden erişebilirsiniz.
Ödüllü yazar ve çizer Marta Altés’in baba çocuk ilişkisi ve çocukların zamanı nasıl algıladığı üzerine kaleme aldığı Beş Dakika Daha adlı muzip kitabı, Emre Ülgen Dal’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Kitapları pek çok dile çevrilen yazar ve çizer Altés, CILIP Kate Greenaway Madalyası ve Waterstones Ödülü’ne aday gösterildi; Nottingham Çocuk Kitapları ve Read It Again Ödüllerine layık görüldü.
Beş Dakika Daha, 6 ay ve 5 yaş aralığındaki çocuklara zaman gibi anlamaları güç olabilecek bir kavramı, aile yaşamından gündelik hâller üstünden anlatıyor.
“Tuhaf şey şu zaman. Sürekli babamın dilinde. Ama ben babamdan daha iyi anlıyorum zamanı.”
Ulysses Çevirmek filmi yönetmenler Aylin Kuryel ve Fırat Yücel’in katılımıyla 21 Haziran Çarşamba günü saat 18.00’de Sinematek/Sinema Evi’nde sinemaseverlerle buluşacak.
Aylin Kuryel ile Fırat Yücel’in birlikte yönettikleri Ulysses Çevirmek, çevirmen Kawa Nemir’in Joyce’un başyapıtı olan Ulysses’i ana dili Kürtçeye çevirme yolculuğunu anlatıyor. 10 - 15 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen Documentarist 16. İstanbul Belgesel Günleri’nde prömiyerini yapan Ulysses Çevirmek, yönetmenler Aylin Kuryel ve Fırat Yücel’in katılımıyla Sinematek/Sinema Evi’nde gösterilecek. Belgeselin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
“Kawa Nemir ayaklı bir Kürtçe sözlük gibidir. Yeni bir kelime veya deyim duyar duymaz kaydını düşer ve katiyen unutmaz. Bu kolektif hafızayı yıllardır kâğıda döken ve dünya edebiyatından pek çok klasiği Kürtçeye kazandıran Kawa’nın önünde yeni bir eşik vardır: Okuması en zor romanlardan biri kabul edilen James Joyce’un Ulysses'ini Kürtçeye çevirmek. Yıllarca bu romanın şifreleri üzerine kafa yoran Kawa, Türkiye’deki siyasi koşullar yüzünden Amsterdam'a taşınır ve bir edebiyat bursu ile Anne Frank’ın günlüğünü yazmaya başladığı eve yerleşir. Tıpkı sürgündeki Joyce gibi Kawa da anadilinin konuşulduğu topraklara uzaklardan bakmaktadır artık. Peki Kürtçe Ulysses ne zaman yayımlanacaktır?”
Ulysses Çevirmek
Hollanda, Türkiye / 2023 / 70 dk. / Renkli / Kürtçe, Türkçe, Felemenkçe, İngilizce / Türkçe ve İngilizce Altyazılı
Yönetmenler: Aylin Kuryel, Fırat Yücel
Katılımcılar: Kawa Nemir, Armağan Ekici, Şener Özmen, James Joyce Topluluğu, Cemil Yıldız, Ceren Kuşdemir Özbilek, Theater RAST, Şanoya Bajer a Amade, Celil Toksöz, Dodan Özer, Margreet Dorleijn, Sadık Daşdöğen, Çetin Daşdöğen
Büyükada’nın sembol mekânlarından biri olan, eski ilkokul binası Taş Mektep, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekipleri tarafından yapılan restorasyon çalışmasının ardından açıldı.
19. yüzyılda Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Taş Mektep, 1922 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı, 1978-1979 yıllarına kadar ilkokul ve ortaokul olarak hizmet verdi, 1987 yılında Belediye Konuk evi olarak kullanılmaya başlandı ancak 2000’li yılların başından itibaren de çürümeye terk edildi. Yapılan restorasyonla yeniden canlandırılan Taş Mektep’in açılışı için düzenlenen törene İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eşi Dr. Dilek İmamoğlu ile birlikte katıldı. İmamoğlu’na Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, CHP Milletvekili Suat Özçağdaş, CHP PM üyesi Sevgi Kılıç ve İYİ Parti İBB Meclis Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ile İBB bürokratları eşlik etti.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu açılış töreninde şunları söyledi: “Adalar, başından beri bizim için unutulmaz bir hazine. Ve bu hazinenin hak ettiği değere kavuşması için, yapacağımız oldukça fazla şey var. Çünkü Adalar, sadece bir yaşam alanı değil, bir kültür hazinesi, bir tarih hazinesi. Muhteşem bir miras ve tek şartı var. Mirası, mirasyedilere değil de mirası koruyan ve geliştirenlere teslim edildiğinde, bize çok özel fırsatlar yaratan bir bölge” dedi. Adalar’ın temsil ettiği değerleri korumanın sorumlulukları olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “İstanbul'un tarihini çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek nesillere aktarmak da bizim sorumluluk alanlarımızın belki de ilk sıralarında bulunuyor. Bu bilinçle, Ada’nın unutulmuş, biraz da kenara itilmiş bir yapısını hak ettiği değere kavuşturmak heyecan verici. Yani Taş Mektep’i, Adalar’ın yeni kültür merkezi, bir yaşam alanı, bir buluşma yeri, güzel anıların biriktirildiği, dünyanın çok güzel sanatçılarının belki bir kısım söyleşilerinin, buluşmalarının, sergilerin olduğu bir yere dönüşmesi gerçekten heyecan verici.
Uzun yıllar çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Taş Mektep, metruk bir hâle dönüşmüş. Ki o hâlini gelip gördüğümde, gerçekten çok üzüntü duydum. Bu yadigarı, bu güzel eseri gelecek nesillere aktarmak için, İstanbul Büyükşehir Belediyemizin çok özel markası hâline gelen İBB Miras’taki ekip arkadaşlarımla birlikte, yoğun bir çaba sarf ettiğimizi söylemek isterim. Taş Mektep’i aslına sadık kalarak daha güzel, daha dayanıklı hâle getirmek için çalışmalarını yaptılar. Ahşabından demir elemanlarına, yapısal çatlaklarından peyzajına, inanın her bir köşesine, her bir kirişine, ağacına özen gösterdiklerini gördüm. Hatta biraz önce erik ağacına bakınca, normalde bu hâle gelmiş erik ağacı pek peyzajda tutulmaz. Ama ona bile özen göstermişler. ‘Belki de buradan mezun olanların erik yemişliği var’ diyeceğim ama o kadar eski gözükmüyor. Bu kadar özenli davrandılar doğaya. Taş Mektep, bugünden itibaren; içinde sergi salonu, sanat alanları, kütüphanesi, kafesi, İstanbul Kitapçısı ve açık hava amfisiyle yeni nesil bir kültür merkezi hâline dönüşecek. Burada bulunan kütüphanemiz, yüzlerce kitabı vatandaşlarımızla buluşturacak. Kütüphane kataloğuna çok yakında, özellikle Ada mirasını anlatan ve Ada’yla ilgili bilgi almak isteyenler için de güzel bir koleksiyon eklenecek. Alanda oluşturduğumuz Beltur Kafe, Taş Mektep ziyaretçilerine çok özenli lezzetler sunacak. Sergi salonumuz, buraya kültür faaliyetleri adına çok özel buluşmaları sağlayacak.”