
Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’te gerçekleştirdiği 35 günlük yurt gezisinde yaptığı konuşmalarından oluşan Devrim Devam Ediyor, Can Yayınları’nın Atatürk Kitapları Dizisi’nde yayımlandı.
Devrim Devam Ediyor, Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmit’te önce basının ileri gelenleriyle, ardından halktan kişilerle yaptığı iki toplantıdaki konuşmalarından oluşuyor ve Atatürk’ün bir asker olarak ülkeyi işgalden kurtardıktan sonra neden kenara çekilmediğini, gücünü ve meşruiyetini toplumun her alandaki yapılanmasını şekillendirmek ve yönetmek için kullanacağını gösteren bir belge niteliği taşıyor. Bu kitap, vatanın bağımsızlığı kazanan bir liderin toplumu baştan sona dönüştürme kararlılığını ortaya koyuyor.
“Efendiler! Biz gerçek bir devrim yaptık ve bu devrim halen devam ediyor. Bildiğiniz gibi, ülkenin birçok bölgesi bilerek ya da bilmeyerek isyan etti; bu asileri bastırmak zorunda kaldık. Şimdiye kadar yaptıklarımız, ancak bu adımların ardından gerçekleşebilmiştir… Üç yılda esaslı bir devrimin tamamlanacağını düşünmek hata olur. Belki zaman zaman, çeşitli aksilikler olacaktır. Ancak kanaatimiz ve sabit başarı umudunu hâkim kılmak sayesinde zafer bizimdir… Bugünkü sefalet ve rezalet içinde kimseyi memnun etmenin imkânı yoktur. Memleket kalkındığında, millet zengin olduğunda herkes memnun ve mutlu olur, efendiler.”
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali, 21 Mayıs-9 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında dünya sahnesinde yer alan yabancı konuk sanatçı ve toplulukların sahneleyeceği eserlerin de içinde olduğu 13 eser, 22 temsil ile izleyicilerin beğenisine sunulacak. 21 Mayıs’ta AKM Türk Telekom Opera Sahnesi’nde festivalin açılış eseri Lucia Di Lammermoor operası İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. İtalyan romantik operasının başyapıtlarından Lucia di Lammermoor operası ile açılacak festivalde İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, orkestrası, korosu ve bale topluluğu bu prömiyerin ardından 23 ve 30 Mayıs Cumartesi günleri de seyirci ile buluşacak. Eser, festivalin konuklarından dünyaca ünlü rejisör Jean-Louis Grinda tarafından sahneye konuluyor. Librettosu Sir Walter Scott’un Lammermoor Gelini adlı romanından hareketle Salvadore Cammarano’ya ait eser; orkestra şefleri Antonio Pirolli ve Zdravko Lazarov yönetimindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ile koro şefi Paolo Villa yönetimindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu eşliğinde sahnede olacak. Eser, İskoçya’nın sisli ve kasvetli atmosferinde geçen ve düşman aileler arasında sıkışmış genç bir kadın olan Lucia’nın trajik aşk hikâyesini konu alıyor.
22 ve 24 Mayıs’ta, Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde Pinokyo.exe: Çarpık Zamanlar için Bir Kukla adlı modern dans eseri festivalin çarpıcı eserlerinden biri olarak sahnede olacak. 7. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nın final gecesinde ödül töreni ve gala gecesi, festival kapsamında izlenebilecek. Bu yıl 28 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek yarışmanın final gecesinde tüm madalya kazanan dansçıların ve konuk yıldız sanatçıların performansları izleyicilerle buluşacak. 1 Haziran’da “Altın Çağın Kadınları” adlı barok konser, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde sahnelenecek.
2 Haziran’da, AKM Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek “Opera Studio Sezon Finali” konseri, yıl boyu aldıkları eğitim ve sahne deneyimlerinin bir derlemesini paylaşmaya hazırlanan genç yetenekleri festival seyircileri ile buluşturacak. 3 ve 10 Haziran’da, AKM Türk Telekom Opera Sahnesi’nde sahnelenecek Kuğu Gölü balesi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından ünlü koreograf Ricardo Amarante’nin prodüksiyonu ile sahnelenecek. 3 Haziran’da, Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde Goethe’nin Doğu-Batı Divanı’nda ölümsüzleştirdiği Suleika'nın zarif karakteri, Romantik dönemin en güzel liedlerinin seslendirileceği “Suleika Lied Akşamı” konseri ile hayat bulacak.
4 Haziran’da, AKM Tiyatro Salonu’nda, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans İstanbul Topluluğu (MDTİst) tarafından sahnelenecek Kız Doğdu / III ile ilk kez festival kapsamında izlenebilecek Hiç Kuş Yok ile festival devam ediyor. 5 ve 6 Haziran’da, AKM Türk Telekom Opera Sahnesi’nde İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile festivalin konukları Azerbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu Sanatçıları muhteşem bir başyapıt olan La Traviata operasını sahneleyecek. 6 ve 10 Haziran’da, Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde, Küçük Prens çocuk oyunu İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından ilk kez festivalin minik seyircilerine özel sahnelenecek. İki gün, dört temsil ile çocuklara hayal kurmanın yanı sıra sorumluluğu, dostluğu, sadakati ve sevmenin anlamını da anlatacak Küçük Prens eseri, orkestra şefi Ahmet Sait Karabulut yönetiminde, Şahan Gürkan rejisiyle sahnelenecek.
8 Haziran’da AKM Türk Telekom Opera Sahnesi'nde Devlet Çok Sesli Korosu ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi ortak konseri “Aurora” konseri seslendirilecek. 8 ve 9 Haziran’da, Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından Wolfgang Amadeus Mozart'ın ünlü operası Saraydan Kız Kaçırma sahnelenerek kapanış eseri olarak sanatseverlerle buluşturulacak.
17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan, biletlerine ise Biletinial üzerinden ulaşabilirsiniz.
The Metropolitan Museum of Art (The Met)’ın 12 Haziran 2026 – 28 Şubat 2027 arasında gerçekleşecek, Oryantalizm’i odağına alan kapsamlı sergisi “Orientalism: Between Fact and Fantasy”de Osman Hamdi Bey’in eserleri de yer alacak.
“Orientalism: Between Fact and Fantasy” sergisi, 19. yüzyılda “Doğu” imgesinin sanat, kültürel karşılaşmalar, kolonyalizm, emperyalizm ve modernleşme ekseninde nasıl şekillendiğine odaklanıyor. The Met’in Avrupa Resimleri ve İslam Sanatı bölümlerinin iş birliğiyle hazırlanan sergi, kurumun Oryantalizm’i merkeze alan ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık 180 eseri bir araya getiren seçki; resim, desen, fotoğraf, kitap, mimari, silah-zırh, tekstil, giysi, cam, seramik ve metal işlerinden oluşuyor. Sergi, Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgalinden başlayarak, Osmanlı ressamı Osman Hamdi Bey’in yapıtlarına uzanan bir anlatı kuruyor.
The Met’in duyurusunda 19. yüzyılın en ilgi çekici ve karmaşık figürlerinden biri olarak tanımladığı Osman Hamdi Bey’in nadir görülen önemli bir grup resmi, Jean-Léon Gérôme ve dönemin diğer ressamlarının yapıtlarıyla birlikte sergilenecek. The Met, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki modern ve kozmopolit yaşamı içeriden bir bakışla temsil eden en önemli sanatçılardan biri olarak tanımladığı Osman Hamdi Bey’in resimlerini, Batılı Oryantalist ressamların egzotikleştiren ve kalıplaşmış “Doğu” tasvirlerine karşı güçlü bir yanıt olarak değerlendiriyor.
Sanatçının eserlerinden bir seçki Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde de izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda yer alan eserler, müzenin “Osman Hamdi Bey” başlıklı koleksiyon sergisinde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
“Orientalism: Between Fact and Fantasy” sergisine dair ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.
Çağdaş Latin Amerika edebiyatı yazarlarından Rodrigo Blanco Calderón’un çivisi çıkmış bir ülkede yaşamın izini sahipsiz köpeklerin üzerinden sürdüğü bir romanı Simpatía, Yasemin Çongar’ın çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.
Uluslararası Booker Ödülü adayları arasında yer alan Simpatía, kendi çocuklarına kıyan zalim bir düzenin resmini çiziyor ve ahir zamanların karanlık rejimlerinde köpeklerle insanların kesişen yazgılarını gözler önüne seriyor.
Simpatía, Venezuela’da geçiyor. Romanın ana kahramanı Ulises Kan hem Karakas’ı hem de kendisini terk eden karısının babasından tuhaf bir teklif alır. Kayınpeder General Martín Ayala, Ulises’e bir vasiyet bırakmıştır: Simpatía Köpek Vakfı’nı, büyük aile evi Argonotlar’da barınak olarak faaliyete geçirmek ve ülkeyi terk etmek zorunda kalan insanların arkada bıraktıkları, sayısı giderek artan köpekleri sahiplenmek. Ancak bu göründüğü kadar kolay olmayacaktır. Dinmek bilmeyen kriz ortamında bir grup insan zulmünün nesnesi hâline gelmiş köpekleri kurtarmaya çalışacak ve ülkenin politik atmosferinden ayrı düşünülemeyecek kirli oyunlarla mücadele edecektir.
Kaş Caz Festivali, 8. yılında MarineERA katkılarıyla 28-30 Ağustos tarihleri arasında Setur Marina’da müzikseverlerle buluşacak.
Üç günlük festival; söyleşiler, atölyeler, DJ performansları ve yerli-yabancı konserlerle dopdolu bir program sunuyor. Bu yıl “kökler ve göçler” mottosuyla yola çıkan festival, müziğin ötesine geçerek doğayla kurulan bağı odağına alıyor. Gün doğumunda gerçekleşecek nefes ve farkındalık seansları ve gün batımında başlayan DJ setleri katılımcılara farklı deneyimler sunacak.
Festivalin açıklanan ilk programı ise üç güne yayılan güçlü bir seçki sunuyor. Türkiye caz sahnesinin üretken isimlerinden Anıl Şallıel’in çok katmanlı projesi 166 Days, modern cazın zarif ve derinlikli sesi Julia Biel, ülkemizin güçlü caz vokallerinden Şenay Lambaoğlu, afro-funk ve soul etkilerini yüksek tempolu performanslarıyla bir araya getiren Jembaa Groove ve Feride Hakim Quintet festivalin ilk açıklanan isimleri arasında yer alıyor.
Disiplinlerarası yaklaşımıyla öne çıkan Michel Godard Trio ise bu yılın dikkat çekici performanslarından biri olmaya hazırlanıyor. Michel Godard (serpent/bas), Ihab Radwan (ud/vokal) ve Derya Türkan’dan oluşan trio, farklı coğrafyaların müzikal mirasını özgün bir dille buluşturacak. Çağdaş cazın yerel sahnedeki güçlü temsilcilerinden Homeland ise Tuluğ Tırpan, Serkan Çağrı, Mehmet Akatay ve Mehmet Özen’den oluşuyor. Ekip, doğu ve batı arasında kurduğu müzikal köprüyle festivalin öne çıkan performanslarından biri olacak.
Kaş Caz Festivali’nin biletleri yakında satışa çıkacak.
Akbank Sanat, Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Elgiz Müzesi iş birliğiyle gerçekleştirilen “Akbank 44. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi”, 31 Temmuz’a kadar Elgiz Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
“Akbank 44. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi”, bu yıl “EŞİK: Sanatsal Üretimde Anlamın Yeniden Kurulması” temasıyla çağdaş sanatın güncel tartışma alanlarına odaklanıyor. Her yıl genç sanatçıların üretimlerine alan açan sergi, çağdaş sanatın güncel yönelimlerini görünür kılıyor. Bu yıl Zeynep Burçoğlu ve Koray Tokdemir küratörlüğünde hayata geçirilen sergi, jüri değerlendirmesi sonucunda seçilen 23 genç sanatçının eserlerini bir araya getiriyor.
Sergi bu yıl “EŞİK: Sanatsal Üretimde Anlamın Yeniden Kurulması” temasıyla düzenleniyor. Büyük dil modellerinin, yapay zekânın ve kolektif bilgi ağlarının gündelik düşünme biçimlerimizi dönüştürdüğü bir dönemde, bilinç, yaratıcılık, hafıza ve insan deneyimi gibi kavramlar yeniden tanımlanıyor. Bilginin üretildiği, paylaşıldığı ve yorumlandığı zemin hızla değişirken, sanat da bu dönüşümün yalnızca tanığı değil, anlamın yeniden kurulduğu güçlü bir düşünme alanı olarak öne çıkıyor. EŞİK, tam da bu geçiş hâline bakıyor: Kesinleşmemiş, oluşumunu sürdüren, yeni sorulara açık bir çağın içinde sanatçıların nasıl düşündüğünü, nasıl ürettiğini ve anlamı hangi formlar aracılığıyla yeniden dolaşıma soktuğunu araştırıyor. Sergi, genç sanatçıları kendi üretim pratikleri üzerinden bu yeni bağlamları değerlendirmeye ve çağdaş sanatın bugünkü ifade imkanlarını birlikte tartışmaya davet ediyor.
Serginin küratörlüğünü üstlenen Zeynep Burçoğlu ve Koray Tokdemir, Akbank Sanat ve Açık Diyalog İstanbul iş birliğiyle gerçekleştirilen “Çağdaş Sanat ve Küratörlük Seminer Programı” mezunları arasında yer alıyor. Genç sanatçı ve küratörleri ortak bir üretim alanında buluşturan sergi, aynı zamanda güncel sanatın farklı ifade biçimlerine ve yeni kuşak bakış açılarına da alan açıyor.
Bu yıl yarışmaya Türkiye’den 72, yurt dışından ise 20’ye yakın farklı üniversiteden toplam 1728 sanatçı başvuru yaptı. “Akbank 44. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi”nde; Şahsenem Altıparmak, Mekin Avras, Funda Ay, Emre Celali, Mavi Melike Çatkın, Ekin Çekiç, Hamide Çelik, Ozan Dursun, Sude Erkoyuncu, Davut Işık, Betül Kamış, Mustafa Karaca, Melisa King, Aslan Nayeb, Muaz Özden, Metin Özgör, Ferit Cihat Sertkaya, Umut Sönmez, Hüsna Yağmur Şimşek, Berşan Sena Tan, Emir Yasin Yağmurca, Cemil Toprak ve Elif Zaim olmak üzere 23 genç sanatçı yer alıyor.
Dilbilimci, eleştirmen ve çevirmen Güzin Dino’nun (1910-2013) kendi ağzından hayatını, o dönemin kültür-sanat ve edebiyat dünyasını aktaran Böyle Bir Hayat: Güzin Dino kitabının yeni baskısı vesilesiyle 20 Mayıs Çarşamba günü Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da bir söyleşi gerçekleşecek.
“Bir Ömrün Emeği ve Bir Dönemin Hikâyesi: Güzin Dino” başlıklı söyleşi Meral Tabakoğlu’nun moderatörlüğünde kitabın yazarı Bahriye Çeri, sanat galericisi Haldun Dostoğlu ve sanat yazarı Necmi Sönmez’in katılımı ile gerçekleşecek. Söyleşide Çeri, Dostoğlu ve etkinliğe çevrimiçi katılacak olan Sönmez, Güzin Dino’yu anlatırken kendinden sonra gelen kuşağı etkilemiş olan bir dönemin iklimini, tavrını ve anlayışlarını bugünün penceresinden bakarak ele alacaklar. Etkinlik sırasında Güzin Dino’ya ait bazı fotoğraflar, gazete kupürleri, kendisi ve Abidin Dino’yla ilgili bazı kitaplardan örnekler sergilenecek.
İlk olarak Yapı Kredi Yayınları’ndan 2022 yılında yayımlanan, bu yıl yenilenen baskısıyla okura sunulan Böyle Bir Hayat: Güzin Dino, Bahriye Çeri’nin Güzin Dino’yu 2003-2011 yılları arasında evinde ziyaret ederek konuşmalarını kaydetmesiyle ortaya çıkan bir hayat hikâyesi. Güzin Dino’nun çocukluğu, eğitim hayatı, dostlukları ve Abidin Dino ile yarım asırlık beraberliği Bahriye Çeri’nin soruları ve yönlendirmeleriyle canlanıyor, renklenip genişliyor. Nâzım Hikmet’ten Yaşar Kemal’e, Orhan Pamuk’tan Picasso’ya pek çok yazar ve sanatçı geçit yapıyor. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Türkiye’de, 1954 sonrasında ise Paris’te kültür, sanat ve siyaset alanındaki gelişmeler Güzin Dino’nun yaşayıp gördüğü yanlarıyla aktarılıyor.
Söyleşi, 20 Mayıs Çarşamba günü, saat 18.30’da Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da gerçekleşecek. Etkinlik herkese açık ve ücretsiz olacak. Kapılar etkinlikten yarım saat önce açılacak.
Türk rock müziğinin öncü gruplarından Duman, Bubilet’in katkılarıyla hayata geçirdiği yeni projesi “Pür Cunda Live Sessions” ile müzikseverlerle buluşuyor. Projenin ilk şarkısı “Ah Bir Ataş Ver” yayımlandı.
Kaan Tangöze, Batuhan Mutlugil, Ari Barokas ve Doğaz Titiz’den oluşan kadrosu ile büyük bir dinleyici kitlesine sahip grup, canlı performans ruhunu kayıt kalitesiyle buluşturan bu özel seri kapsamında, toplam yedi şarkılık yeni bir seçkiyi dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanıyor. Projede altı şarkı, canlı stüdyo performans videolarıyla birlikte yayımlanacak. Her hafta yayımlanacak sürpriz bir şarkıyla ilerleyecek “Pür Cunda Live Sessions”, bu cuma yayımlanan ilk parça “Ah Bir Ataş Ver” ile başladı. Duman’ın uzun yıllardır konserlerinde canlı olarak seslendirdiği ancak bugüne kadar hiç stüdyo kaydını yayımlamadığı “Ah Bir Ataş Ver”, grubun dinleyicileri tarafından yıllardır beklenen şarkılar arasında yer alıyordu. Şarkı, ilk kez resmi kaydıyla müzik platformlarında yerini alırken; performans videosu da eş zamanlı olarak YouTube’da yayımlandı.
Serinin kayıtları, Ayvalık Cunda Adası’nda yeni açılan Pür Stüdyo’da gerçekleştirildi. Doğal atmosferi, canlı performans hissini öne çıkaran kayıt yaklaşımı ve analog sıcaklığıyla dikkat çeken proje, grubun müzikal enerjisini en saf hâliyle yansıtıyor. Şarkı seçkisinin ağırlığını, Duman’ın son dönem üretimlerinden oluşan Kufi albümündeki parçalar oluşturuyor. Seride ayrıca grubun eski dönemlerinden bir şarkı ve özel bir cover yorumu da yer alıyor.
Duman’ın “Pür Cunda Live Sessions” projesinin ilk şarkısı “Ah Bir Ataş Ver”i buradan dinleyebilirsiniz.
Güney Afrikalı sanatçı Johan Thom’un “Su Günlükleri: Kıbrıs, Venedik ve Meksika” başlıklı kişisel sergisi 6 Haziran’a kadar ARUCAD Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Başak Şenova’nın küratörlüğünü üstlendiği sergide, Johan Thom’un Meksika Günlükleri (2024), Venedik Günlükleri (2025) ve Kıbrıs Günlükleri (2026) başlıklı üç ayrı serisini bir araya getiriyor. “Su Günlükleri: Kıbrıs, Venedik ve Meksika” sergisi, Johan Thom’un farklı coğrafyalardan yola çıkarak suyla kurduğu yakın, gündelik ve katmanlı ilişkiyi konu ediyor. Sanatçının son dönem üretimlerinden oluşan eserler, suyla karşılaşmanın kimi zaman kişisel, kimi zaman politik ve hatta tekinsiz boyutlarını izlenir kılıyor. Bu karşılaşmalar aracılığıyla su, yaşamın sürekliliğindeki temel rolü ve dönüştürücü etkisiyle yeniden ele alınıyor.
Son 25 yıldır sanatsal pratiğinin önemli bir parçası olarak soyut çizimler üreten Thom, bu çizimleri “günlükler” olarak tanımlıyor. Eskizlerin, nesnelerin ve fotoğrafların yer aldığı günlük tutma geleneğini bir adım ileri taşıyan sanatçı, tamamlanmış eserlerden oluşan bütünlüklü üretimlerini kişisel günlükler olarak kurguluyor. Çizimlerini ağırlıklı olarak kâğıt üzerine uygulanan yoğun karatahta boyası katmanlarıyla üreten sanatçı, yüzeyleri katlayıp birbirine bastırarak izleyiciye Rorschach benzeri izler sunuyor. Ardından beyaz tebeşir müdahaleleri, renk lekeleri, metin parçaları ve bulunan nesnelere yeniden işlenen yüzeyler; beden, duyular ve yazılı dil arasındaki ilişkiye işaret eden çok katmanlı bir görsel alan yaratıyor.
Álvaro Enrigue’nin dünya tarihini değiştiren sayılı günlerden birini yeniden kurguladığı romanı İmparatorluklar Düşledin Sen, İrem Genç’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
İmparatorluklar Düşledin Sen, gizem, şiddet, iktidar hırsı ve imparatorluklara dönüşen düşlerle dolu bir edebi intikam. İspanyol keşif ekibinin başkomutanı Hernán Cortés, 1519 yılında bir sabah Aztek İmparatorluğu’nun görkemli şehri Tenochtitlan’a adım atar. Seferinin gidişatından memnundur. Prenses Atotoxtli’yle belediye başkanlarını birbirine düşürmeyi başarmış, geriye İmparator Moctezuma ile görüşmek kalmıştır.
Siyasi ve ruhsal bir çöküntünün ortasındaki imparator teselliyi sihirli mantar ve kaktüste bulur. Ne konseyinin bitmeyen talepleri ne de sarayının labirentimsi koridorlarında gezinen yabancılar ilgisini çeker. Ta ki İspanyolların beraberinde getirdikleri geyiğe benzer hayvanlardan haberdar oluncaya kadar. O gün Fatih Cortés ile İmparator Moctezuma ilk kez karşı karşıya gelecek ve iki imparatorluğun tarihini baştan yazacak fitil ateşlenecektir. Ancak sonuç ne tarih kitaplarındaki ne de Cortés’in hayallerindeki gibi olacaktır.